VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Yer Misin Yemez Misin? Ya da Gıdamıza Ne Oldu?

0

Yazar: Çiğdem Çağlayan

gıdaGeçtiğimiz günlerde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) işlenmiş et ürünlerini kalın barsak kanserine yol açan kesin kanserojen (kanser yapıcı) listesine eklerken kırmızı etin bizatihi kendisi de olası kanserojen olarak sınıflandırıldı. Aslında işlenmiş et ürünleri gıdalar yoluyla aldığımız kanserojenler arasında ilk değil, örneğin azo boyaları gibi birçok gıda katkı maddesi (boyalar, tatlandırıcılar, koruyucular vs.) kesin ya da olası kanserojen grubunda çoktandır vardı, bazıları ise kanser yapmasa bile ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor… Daha sağlık etkileri henüz kesin olarak tanımlanamamış genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) var, ya da haydi et yemeyelim, sebze meyve tüketelim derseniz bu kez sizi bitki geliştirici maddeler yani bildiğimiz adıyla hormonlar, böcek öldürücü ilaçların kalıntıları ile dolu öğünler bekliyor. Peki tavuklar, danalar, sığırlar yani hayvanlar nasıl et, süt veya yumurtaya dönüşüyor ya da soruyu şöyle sormak lazım neye dönüşüyor? Çok mu soru sordum o zaman biraz da yanıtlara, rakamlara bakalım.

Önce gıda güvenliğini tanımlayalım. Güvenli gıda; amaçlandığı biçimde hazırlandığında, fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik özellikleri itibariyle tüketime uygun olan ve besin değerini kaybetmemiş gıda maddesi olarak tanımlanabilir. Gıdalarda güvenliği tehlikeye sokan biyolojik, kimyasal ve fiziksel etkenler bulunabilmektedir. Biyolojik tehlikeler; bakteriler, viruslar, parazitler, küf ve toksinlerdir. Kimyasal tehlikeler; böcek öldürücüler(pestisitler), veteriner ilaçları, gıda katkı maddeleri ve gıda işleme sırasında oluşan toksik maddelerdir. Fiziksel tehlikeler ise gıdalarda bulunan yabancı maddeler ile radyoaktivitedir.

Besinlerden kaynaklanan hastalıkların çoğu kapitalist tarımsal üretim süreçleri, kitlesel üretim ve uzak nakliye masraflarıyla ilişkilidir.

Üretimi artırmak ve hızlandırmak için kapitalist bitkisel tarımda yoğun olarak kimyasal kullanılmaktadır. Bu durum ise bitkilerde kimyasal kalıntıya yol açmakta ve gıda yoluyla da insan sağlığını etkilemektedir. Dünyada tarım ilacı üretimi 3 milyon ton, yıllık satış tutarı ise 25-30 milyar $ arasında değişmektedir. Türkiye’de pestisit kullanımı diğer ülkelere göre daha düşük düzeyde bulunmasına karşılık, gıda ürünlerinde pestisit kalıntısına daha fazla rastlanmaktadır.

Kapitalist hayvan tarımı uygulamaları sonucunda da hayvanlarda büyümeyi arttırıcı maddeler ile antibiyotik kullanımı artmış bu ise hem hayvan sağlığını hem de insan sağlığını tehdit etmiştir. Örneğin 1985 yılında ortaya çıkan Deli Dana Hastalığını meydana getiren etkenin, Scropie (koyun ve keçi sinir sistemi hastalığı) hastalığından ölen koyunların kadavra unlarının ucuz protein kaynağı olarak sığır besisinde kullanılan yemlere katılması sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir. Sığır besisinde kullanılan sentetik anabolizanlardan, stilbelinler grubunun insanlarda kansorejen ve gen yapısını bozan etkileri olduğu da bilinmektedir.
Yumurta tavuklarının beslenmesinde kümes hayvanlarının mezbaha kalıntılarının yeniden işlenip kullanılması sonucunda bu tavuklardan elde edilen yumurtalarda Salmonellaya rastlanılmıştır. Yine besin maddesi olarak etinden faydalandığımız hayvanların yem ve sularına, hastalık ve parazitlerden korunabilmeleri için, düzenli olarak antibiyotik katılmaktadır. Bu ise insanlarda antibiyotik direncine yol açmaktadır.

Son zamanlarda hayvan beslemede GDO’lu soya ve mısırdan yapılan yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen hayvansal ürünlerin insanlar tarafından tüketilmesinin insan sağlığına zararları olup olmadığı, uzun vadeli etkileri, çevreye ne derece zarar verebilecekleri konusunda tartışmalar hız kazanmıştır. Hayvan “fabrikaları” aynı zamanda gıdalardan bulaşan birtakım enfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkmasına ve yayılmasına da neden olmaktadır.

Gıda nedenli hastalıkların son yıllarda artış gösterdiği bildirilmektedir. DSÖ Avrupa Bölge Ofisinin verilerine göre gıdalardaki mikrobiyal bulaşın %52-70, kimyasal bulaşın %48,5-62,5 civarında olduğu belirtilmektedir.

Sıkıldınız mı? Oysa sırada daha fast-food gıdalar, atıştırmalıklar, ya da toplu gıda üretimi yapılan yerler var. Ya da çocuklarımızın bolca tükettiği şekerli ürünler, gazlı içecekler vs. say say bitmez gıda olmayan ama adına gıda denilen bol kalori veren maddeler var. Ama bir dakika neyse ki nasıl sağlıklı beslenmemiz gerektiğini söyleyen biliminsanlarımız, hatta koca bir bakanlık var. Öneriler şöyle;

Bol sebze meyve tüketelim. (pestisitler, hormonlar? buzdolabında kendi kendine büyüyen sebzeler?)
Her sabah yumurtamızı yiyelim, sütümüzü içelim. (tavuklar ve inekler hiç kıpırdamadan antibiyotikli, hormonlu ve hatta kendi türlerinin artıklarından yapılmış yemler yiyor ve fizyolojik gelişme süreleri hızlandırılıp bir et kitlesine dönüşüyor ne gam?)
Diyetteki tuzu azaltalım. (yemeği pişirirken ya da yerken tuzu azaltabilirsiniz, ama endüstriyel olarak üretilen gıdalardaki tuzu ne yapacağız?)
Şekerli besinleri az tüketelim. (Dünya Bankasının bir raporuna göre tüm gıda reklamlarının yarısından fazlasını şeker, şekerli kahvaltılıklar ve fast-food restoranlarının oluşturduğu saptanmış. Ha bir de mısır şurubu diye bilinen nişasta bazlı şekerin -ki fruktoz olur kendisi ve glukozdan daha tehlikelidir- şekerli yiyecek ve içeceklerde kullanım kotasını %15’e çıkardık, AB’de %2.)

Eğer bu ve benzeri önerilere uymuyorsanız ve sağlıklı beslenmiyorsanız da sorumlusu sizsiniz. Obezite ve kanser başta olmak üzere başınıza gelebilecek tüm hastalıklar, hep bu sağlıklı beslenme önerilerine uymadığınız içindir. Peki ya tarımsal üretimin nasıl gerçekleştiği, endüstriyel gıdaların üretim, satış reklam vs. gibi başlıklarda denetimi, kontrolü? Sağlıklı nesiller yetiştirmek mesela?

Gıda üretimi de, denetimi de kamusal bir sorumluluktur. Bir ülkenin beslenme politikalarının gıda üretimi ve arzını, gıdaların ulaşılabilir olmasını ve gıda güvenliğini sağlaması gereklidir. Mevcut durumumuz bu gerekliliğin uzağındadır. Neden böyle? Bu konuda yazmaya devam edeceğim…

Kaynaklar

Çağlayan Ç. Tarım politikalarındaki değişimin sağlık üzerine etkileri Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. 2010;38:7-17
DPT.Ulusal Gıda ve Beslenme Stratejisi Çalışma Grubu Raporu, 2001. http://ekutup.dpt.gov.tr/gida/strateji.pdf
Robertson A, Brunner E, Sheiham A. Gıda Politik Bir Mesledir. İçinde Eds, Marmot M., Wilkinson R. (Türkçe çeviri editörleri: Kayı İ, Yasin Y.) Sağlığın Sosyal Belirleyicileri. Sf: 200-225, İnsev Yayınları 2009.
Tiryaki O., Canhilal R, Horuz S. Tarım ilaçları kullanımı ve riskleri. Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi 26(2): 154-169 (2010)
Duru M. Şahin A. Türkiye’de Sağlıklı ve Güvenli Hayvansal Üretimin Gerekliliği. Hayvansal Üretim 45(1): 36-41 (2004)
Harrigon L. Lawrence R. Walker P. How sustainable agriculture can adress the environment and human health harms of industrial agriculture. Environmental Health Perspectives. May 2002, Vol.110, Issue 5, p.549-569
Robertson A. Tirado C. Lobstein T. Jermini M. Food and health in Europe:a new basis for action. WHO regional publications. European series ; No. 96, 2004.
Wilson C. Environmental and human costs of commercial agricultural production in South Asia. International Journal of Social Economics, Vol. 27 No. 7/8/9/10, 2000, pp.816-846

Kaynak: Halk Sağlığı

İlk yorumunuzu yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.