VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Yeni Sansür Türleri

Günümüzde karar verme mekanizmalarının demokratik olmadığını, yurttaş kanaatlerinin gerek yerel gerekse ulusal ve ulus üstü düzeyde yönlendirildiğini belirten John Keane (1999)’e göre yeni bir sansür dönemine girilmiş bulunuluyor. Eşitsiz ilişkiler temelinde oluşan liberal devletin, bu eşitsiz ilişkiler sürdükçe, özündeki despotik çekirdekten arınamayacağını vurgulayan Keane, sansür biçimlerindeki farklılaşmayı açıklarken, devlet yönetselliğinin parçalanışını ve sivil toplum baskıcılığını merkeze alan görüşün önemli temsicilerindendir. Bu görüşe göre, yeni devlet yapısının despotik çekirdeği, yeni sansür biçimleriyle ortaya çıkmaktadır. Demokratik görünümlü yeni devlet, baskıcılığından hiçbir şey kaybetmemiştir.
Üstelik, ideolojik kabuk, gazetecileri sarmalamakta ve sınırlamaktadır. “Gazeteciler genellikle, çalışmalarında cesaret erdemlilik ve atılganlık sergileyerek ileri derecede bir profesyonellik tuttururlar. Bunda hiçbir çelişki yoktur. Burada sorun yaratan şey, ifade edilen düşüncelerin dürüstlüğü ya da gerçekleri arayanların erdemliliği değil, daha çok, konuların seçimi ve sorunlara ışık tutulması, dile getirilmesine izin verilen düşünceler yelpazesi, haberciliğe ve yorumlara kılavuzluk eden tartışılmaz öncüller ile belirli bir dünya görüşünün sunulmasında zorunlu tutulan genel çerçevedir.” (Chomsky: 2002, 18-19).

Yeni koşullarda, klasik basın özgürlüğü savunusu yerine, daha kapsamlı bir özgürlük anlayışının ilerletilmesi gerekmektedir.
Keane, yeni sansür türlerini, 5’e ayırarak incelemektedir. Yeni sansür türlerini doğuran devlet yönetselliğindeki parçalanmayı anlatmadan önce, bu 5 türü kısaca açıklayalım:

1)Olağanüstü hal erkleri: Ülkenin normal dışı koşullarda yaşadığı gerekçesinin arkasına saklanarak, medya mensuplarının resmi ya da gayrı resmi yollarla “ulusal çıkarlar”a uygun hareket etmeye mecbur bırakılmasıdır. Özellikle bunalım dönemlerinde birleştirilen iki yolla işlemektedir:

-Ön engelleme: Yayının önceden devlet yetkililerince denetlenmesidir. Bu denetim kokteyller, telefon görüşmeleri ve yüzyüze görüşmeleri gibi, hükümet sözcülerinin medya mensuplarıyla kurdukları ‘dostça’ diyaloglar şeklinde işletilir.

-Yayın sonrası sansür: Devlet aleyhtarlığı, terörizmi teşvik gibi suçlamalara maruz bırakılarak yayınların parçalanması, yakılması, toplatılması vb.

2) Gizlilik: Modern devlet erki, gizlilik perdesine saklanan polis ve askere dayanarak hasımlarını gözetlemekte, muhaliflerinin peşine muhbirler sürmektedir. Bu türden gizli takip metodları, 20’nci Yüzyıldan önce de uygulanıyorduysa da esas olarak bu yüzyılda kalıcılaşmış ve kurumsallaşmıştır. Bunun altında, politik bilginin bu yüzyılda hızla teknik bilgiye dönüşmesi yatmaktadır. Telefon dinleme, kirli işlerin örtbas edilmesi, gizlilik andları vb. temelde kamuoyunun bilgiye kolaylıkla ulaşmasının önünde büyük bir engel olarak durmaktadır. Gizlilik, devlet erkinin keyfi uygulamalarının bir yansıması olarak en önemli yeni sansür türü olarak dikkat çekmektedir.

3) Yalan söylemek: Bu da son derece önemli bir yeni sansür türüdür. Yalan eskiden beri vardı ancak günümüzde daha farklı yöntemlerle işlemektedir. Bir yandan halkla ilişkiler yoluyla siyasal yalanlar söylenmekte, devlet yönetimi neredeyse uzmanların imaj çalışmalarına indirgenmekte, öte yandan teknokratların bilimsel dille yazdığı raporlarda, kamuyounun haberdar olması gereken pekçok gerçek hasır altı edilmektedir. Hatta, “en saygın bilimsel tıbbi yayınlar bile şüpheli olabilir.” (Radford: 2004, 53).

4) Devlet reklamcılığı: İlan bağımlı medya, devletin büyük paydan yararlandırmayacağı endişesiyle, hükümetin dili olmak durumunda kalmaktadır. Bu durum halkla ilişkiler amaçlı yalanları beslemekte, liderlerin kayırıldığı, hesap sorulmayan, bunun yerine yönetenin dilediğince biçimlendirdiği yayınları beraberinde getirmektedir. Devletin reklam vaadiyle kontrol altına aldığı gazeteciler politikacıların emrine girmektedirler.
5) Korporatizm: Yukarıda sıralanan dört sansür türünün bir bileşkesi olarak ortaya çıkmaktadır. Korporatizm, çıkar grupları ve örgütlerine pazarlıkla resmi statü veren bir devlet müdahalesi süreci olarak tanımlanmaktadır. Devlet, kendi işlevlerinin birçoğunu sivil toplumun devlet dışı örgütlerine aktardıkça, kamusal önem taşıyan pekçok konudaki kararlar da uzun pazarlıklar sonucunda ve uzlaşmaya varılarak alınabilmektedir. Korporatizm, devletle sivil toplumun içiçe geçmişliğini ve bunlar arasındaki kaypak uzlaşmaları tanımlamaktadır.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar