VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Yalnız İnsanın Yolculuğu…

Yazan: Ümit Solmaz
Yaradılış gözyaşı vermiş bize,acının çığlığını vermiş,
İnsan artık dayanamaz gibiyse,üstelik

Ezgiler,sözler bağışlamış bana,yaramı
Bütün derinliğiyle dile getireyim diye;
Ve acıdan dili tutulunca insanın,bir tanrı
Çektiğimi anlatayım diye bana dil vermiş.[1]
Geçmişten günümüze yararlı yenilikçi gelişmekte olan dünyamızda insan,bu akıp gidişlerin bilgeliğin içinde diriminne kadar farkında?

yalnız insanın yolculuğu
Kahvemi yudumlarken ırmağın yürüyüş yolunda geçen ‘buğday rengini’ çağrıştıran saçlarıyla,bir kadının uzaklara süzülüşü gözlerime ilişiyor.Kendini hapsetmiş görülmediği ve hiçbir zaman sevilemeyeceğini söylemek anlatmak ve görülmek düşünüşünün yansımasıyla.Oturduğum dört kişilik masada,bir ben,bir benden içeri,birde göz önünde birçok şey anlatırcasına su gibi akıp giden kadın…Bu savruluş kişiliklere bölünüşlük içinde hayatın bir yerinden kopup gelen geçen kadın gülümsemesiyle belleğime çizilmişti.Şu varoluş ve yokoluş içinde çok defalarca insan doğa ne çok savrulmalar yaşamadı(k)ki…
Günlerden bahar,ırmaklardan buğday,
Bahar coşkusu,sulardan bilge
Bahar ile birlikte duyarlılığın dirimi kavrardı bütünlüğü içinde;kavramlar içinden şöyle dile gelirdi;“İnsan insanın dünyasıdır,devlettir,toplumdur.Bu devlet,bu toplum, tersyüz edilmiş bir dünya olduklarından,tersyüz edilmiş bir dünya bilinci olan dini yaratırlar.Din,bu dünyanın genel bir kuramı,son derece kapsamlı bir özeti,halkın anlayacağı biçime sokulmuş mantığı,manevi yüceliği,coşkusu,ahlâkî bakımdan onaylanması,kutsal bütünleyicisi,avunmasının ve haklı gösterilmesinin evrensel temelidir.Din,insanın özünün,düşsel bir biçimde gerçekleşmesidir,çünkü insanın özünün katıksız bir gerçeklği yoktur…Dinsel acı,jem gerçek acının dile getirilmesi, hem de gerçek acıya karşı bir başkaldırmadır.Din,ezilen yaratığın inleyişidir;ruhsuz bir dünyanın ruhu,umutsuz bir insanlığın umududur.Din halkın afyonudur.”
[2]….Kuş,tranvay,çekiç-örs makine sesleri birbirine karışıyor yeni günün,yeni başlangıcında simit satıcısının tezgahındaki simitlerin kokusu etrafı sarıyordu. Denizin olmadığı,ırmağın kıyılarında soluk alıyordu kentli insanı.Kimi eşiyle-çocuğu ile,kimi sevgisiyle…Kent yaşamındaki insanın yaşamında ishakkuşu kimbilir nerelerdeydi.Doğanın içine hapsolmuş tarihi mekan(ları) gezmek için yola koyulmuştum.Tarihi kent’in içinde,tarihi yerleri gezmek için yola çıkmak .Soluk soluğa bir güne bilgiyi su gibi içmel bilince varmak,pekiştirmenin pür telaşı içinde.
Çarklar arasında yalnız yaşamların bir rüzgâr uğultularında kendini bulup çöküşten sıyrılabilme devinimini ,toplum vede parçası olan doğa…
gün yavaş yavaş
geceye süzülüyor
gazeteler gece baskılarına hazırlanırken
gölgeler geceye bürünüyor
yorgunluğu içinde insan
akşamında
kanepesinde haberleri dinliyor
koşuşturmalardan okumalara
farklı dünyaların seyahatine çıkıyor
Gece sonunda başlayan gündoğumunda treni kaçırmadansevgi,bilgi,çalışma ile ustalaşacakmı özgür dünya’ya doğru.
Kaynak:
[1] Goethe,’Tasso’ adlı şiiri
[2] Karl Marx,Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı.1844

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar