WALESA’DAN GORBAÇOV’A, ÇEVİK BİR’DEN ERDOĞAN’A

Yazar Hasan Demir – Yeniçağ Gazetesi

Biz AKP’nin icraatlarını eleştirdikçe bâzıları tarafından haksız yere “28 Şubat destekçisi” olarak suçlandık.

Kimilerinin o gün ve hâlâ görmediği şey, 3 Kasım 2002’de AKP’nin 363 milletvekili ile tek başına iktidar olduğunda Türkiye’de olanın, daha sonra meselâ Ukrayna’da hayata geçirilecek “Turuncu Devrim” den, yani ABD’nin düğmeye basmasıyla Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu ve Batı Asya’da başlatılan bir ehilleştirme bir dönüştürme, bir ’hedef alınan ülkenin bütün varlığına el koyma’operasyonundan başka bir şey olmadığıdır.

Türk milletinin başına geçirilen 28 Şubat çuvalıyla, 3 Kasım’da sandıktan çıkan aykırı renkte kadrolar arasındaki ayniliği görebilmek için Polonya’da gerçekleştirilen Lech Walesa ve SSCB’de Mihail Gorbaçov eliyle servise konulan değiştirme, dönüştürme ve el koyma operasyonlarına kadar uzanmak, hatta NATO’nun kuruluş ve sürdürülüş sebeplerini doğru okuma, yani resmin bütününü görebilmek gerekir. Lech Walesa da, Gorbaçov da iyi şeyler yaptıklarını zannediyorlar ve Batı tarafından övüle övüle yere göğe konulmuyorlardı. Başta ABD olmak üzere Batı’dan ekonomik yardımlar alıyor, hatta her ikisi de Nobel Barış ödülü ile taltif ediliyorlardı. Sonunda her ikisi de ABD’nin emperyalist imparatorluğuna hizmet ettiler, biri Polonya’yı NATO’nun kucağına itti, diğeri SSCB’nin dağılıp BDT’leşmesine sebep oldu.

Böylece emperyalist Amerikan İmparatorluğu Avrupa ve Asya’ya Kuzey’den elini kolunu sallaya sallaya girdi, askeri üslerini kurdu. Nüfuz alanlarına da Turuncu Devrimler ihraç etti. Türkiye’deki 28 Şubat, Erbakan’ın yüzünü ABD ve Haçlı Avrupa’dan İslâm ülkelerine dönmesinin intikamıydı. Millet, gayri milli bulduğu 28 Şubat’ın intikamını alsın diye o günlerde siyaseten elde olan milli unsurları, yani MHP ve DSP’yi yukarı doğru itti, onlarda da aradığını bulamayınca Erdoğan’a dört elle sarıldı, 3 Kasım’da âdeta, bu da benim 28 Şubat’ım diyerek onun partisi AKP’yi tek başına iktidar yaptı. Sıradan vatandaşa göre başkalarının derin milleti 28 Şubat’a karşı, 3 Kasım 2002, derin Türk milletinin 28 Şubatı idi.

Oysa 28 Şubat birilerinin, “Bizim çocuklar”ı eliyle Türkiye’nin genelde Batı, özelde Amerikan emperyalizmine kayıtsız şartsız teslim edilmesi operasyonu ise, 3 Kasım’da, siviller arasından “Bizim çocuklar” üretip ülkenin siyaseten aynı kulvara sokulması operasyonuydu. Lech Walesa’nın izlerini takip eden Boris Yeltsin 9 Eylül 1990’da Helsinki’de George Bush’dan ülkesi için ekonomik yardım istemişti, yardımı aldı, ülkesi dağıldı. Türkiye de 28 Şubat’la devrilen Erbakan hükümetinden sonra hızla AB(D) kuruluşlarının kucağına itildi, o gün bugündür gözü kara bir şekilde yardım alıyor ve AKP hükümeti ile bu maddi yardımın ötesinde mânevî yardıma da dönüşmüş bulunuyor.

Tuhaftır, milletin uyanmasına Roma’da Türk düşmanı Papaz heykelleri önünde imzalanan anlaşmalar yetmedi. Kıbrıs’ta oynanan oyunlar yetmedi. Askerinin başına çuval geçirilmesi, ve ABD’nin özür dilenemeyecek kadar büyük devlet ilan edilmiş olması yetmedi, misyonerlerin önünün açılması, camilerinde kimi âyetlerin okunmasının yasaklanması, Milli Eğitim ders kitaplarında Fatiha ve Bakara’nın kimi ayet meallerinin silinmesi yetmedi, yetmiyor..

Derin millet Çevik Bir’den çektiklerini bir türlü unutmuyor ve fakat aynı Çevik Bir’in Amerika’larda Recep Tayyip Erdoğan’ın rehberliğini yaptığını görmüyor, göremiyor, 28 Şubat’ın 2002 3 Kasımından beri sivil kadrolar tarafından fiilen hayata geçirildiğini, Gorbaçov SSCB’nin başına gelenlerin Erdoğan’lı Türkiye’yi de beklediğini fark edemiyor.