VENEZÜELLA’NIN ENERJİ VE PETROL BAKANI RAFAEL RAMİREZ İLE SÖYLEŞİ

Yazar Punto Final – sendika.org  

Şimdiye kadar Venezüella Başkanı Hugo Chavez’in sosyalist projesi yaygın halk desteğinden güç alıyordu. Fakat şimdi –önceden de bilindiği gibi- sayısız zorluklarla karşılaşmaktadır ve darbe plânları ve suikast girişimleri içermeyen bir muhalefetle karşı karşıyadır. Devrimci proje 23 Kasım’da yeni bir sınava girmek zorunda kalacak. Bu kez vali ve belediye başkanları seçimi şeklinde geliyor bu sınav…

16-17ramirez-cabieses1Punto Final Direktörü Manuel Cabieses Donoso ve Venezüella Petrol Bakanı Rafael Ramirez
Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV -Partido Socialista Unido de Venezuela) yeniden yapılanma konusunda ülkenin lider gücü olduğunu kanıtlamak zorunda kalacaktır. Gerçi güvenilir kamuoyu yoklama kaynakları Chavez’in kendisine %55’den fazla destek olduğunu söylemektedir ancak partisi için aynı şey söylenemez. PSUV içinde dalgalanmalar görülmektedir. 5.5 milyon üyesi bulunan bir partide bütün bunlardan başka bir de seçimde şef (caciques) seçilmek için iştahlar kabarmakta ve hırs gözlenmekte. Fakat asıl mesele henüz pek çok belirsizlik içerse de hazırlanmakta olan bir sosyalist proje etrafında ideolojik savaşın başlatılmak üzere olduğudur.

PSUV’nin başkan yardımcılarından biri olan Rafael Ramírez Carreño enerji ve petrol bakanı ve aynı zamanda Petróleros de Venezuela (PDVSA) başkanıdır. Venezüella’da devrimci solun iyi tanınan –ve saygı duyulan– bir militanı olan Rafael Ramírez, Manuel Cabieses Donoso’nun kendisi ile Punto Final için yaptığı röportajda sosyalizm hakkında konuşuyor. Bunu gerçekçi bir bakış açısı ile ve de Venezüella gibi bir ülkede bu tür bir projenin karşılaşacağı engellerin bilincinde olarak yapıyor. Aynı zamanda silahlı mücadele döneminde birçok devrimcinin hayatını verdiği sosyalist projeye sadık kalarak ve bugün hatta halkın en yoksul kesimleri de dahil milyonlarca Venezüellalının paylaştığı barışçıl bir yol ve anayasa ve kanunlara kesin saygı çerçevesinde yapıyor.
Ramírez, altmışlı yılların başlarında Komünist Parti ve MIR (Movimiento de la Izquierda Revolucionario; Devrimci Sol Hareket) tarafından başlatılan ve FALN (Fuerzas Armadas de Liberación Nacional – Ulusal Kurtuluş Ordusu) ile yürütülen silahlı mücadeleyi sürdürmüş olan Venezüella Devrimci Partisi’nden (Partido de la Revolución Venezolana; PRV) gelmektedir. PRV’nin yenilgi ve parçalanmasından sonra Ramírez ve diğer militanlar Diego Salazar’ın (şu anda hayatta değil) ilk liderliğini yaptığı ve yerine Rafael Ramírez’in geçtiği Vatansever Umut’u (Esperanza Patriótica) kurdular. Ramírez bu pozisyonunu, “bir hareketten daha öte, bir duygu, üyeleri arasındaki derin sevgiye dayalı bir insan ilişkisi ve devrimci hedefe yoğun bir sevgiyle bağlılık” olarak tarif edilen Esperanza Patriótica, Başkan Chavez’in çağrısı üzerine dağılıp PSUV’nin bir parçası haline gelinceye kadar sürdürdü.
Bu röportajın ilk bölümü petrol fiyatları ve dünya enerji krizi göz önüne alınarak Punto Final’in 30 Mayıs 2008 sayısında, petrol fiyatı 135 ABD Doları ile “tarihî rekor”unu kırdığı… ve şimdi varil başına 145 Dolar sınırını aştığı bir sırada yayımlandı.
Bizim burada yayımladığımız, Ramírez’in Venezüella için ne gibi bir sosyalist proje tasarlandığı yolundaki Punto Final sorularını yanıtlarken yansıttığı cevaplardan oluşturulan bir sentezdir.
***
Bizim ülkemizde sosyalizm konusu çok karmaşıktır. Geçmişte de tartışılmıştı ve tabii bugün de daha fazla tartışılıyor çünkü şimdi sosyalizm gerçek bir olasılıktır. Sosyalist projenin önümüze koyduğu çok sayıda teorik ve pratik problemleri çözebilen küçük el kitapçıklarının ve broşürlerin bulunmadığı konusunda daima açıktık. Aynı şekilde elimizde bir model de yok. Hiçbir devrim diğerine benzemez. Her bir devrim sosyalizmi kurmayı üstlenmiş halkın kendisine özel, orijinal bir süreçtir.
Daha da öte, büyük olasılıkla Venezüella’da durum daha da karmaşıktır, çünkü petrol işlemleri ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda muazzam bozulmalara neden olmuştur. Burada sorun, [halkın] emeği ile üretilen artık değere burjuvazinin nasıl el koyduğundan daha çok burjuvazi ve emperyalizmin petrol rantına nasıl el koyduğudur. Söz konusu olan petrol rantının devasa bir problem olmasıdır çünkü bu problem toplumsal sınıfların oluşumuna engel olmaktadır. Venezüella’da hiçbir şekilde ulusal burjuvazi yoktur. Para ve güç elde edip biriktirmek için petrol rantından çıkar sağlayan bir yan sektör vardır. Bu sektör mensupları bankacılık sektörü ve finansal spekülasyon yoluyla petrol rantını elde etmişlerdir fakat bir çivi bile üretmemektedirler. Böylece sonuçta devrimi yapacağını düşündüğümüz hegemonik sınıf olarak değerlendirebileceğimiz bir işçi sınıfına da sahip değiliz.
Muhafazakâr bir işçi sınıfı
Şimdi bizim kendi gerçekliğimize uygulamamız gereken fikirler, Che Guevara’nın diğer sınıfların proletarya ideolojisini nasıl kendine mal ettiği konusunda ileri sürdüğü fikirlerdir çünkü biz eleştirici bir işçi sınıfına güvenmiyoruz. Venezüella’daki işçi sınıfı, tam tersine, çoğu kez derin bir muhafazakârlıkla davranıyor çünkü bir dizi ayrıcalıktan yararlanıyor ve bu ayrıcalıkları elde tutmak için mücadele veriyor. Bu o derecede ki, hakim üretim biçimi olan petrolün ürettiği dev rant emeğin ve imalâtın ürünü değil, aynı zamanda küresel bir rant sağlayan doğal bir kaynak. Eğer petrolün fiyatı varil başına 130 ABD Dolarını aşarsa [şimdi 140 doların üzerinde] Venezüella’ya yaklaşık 11 milyar dolar gelecek.
Özetlersek: emekçiler yok, ulusal burjuvazi yok, hiçbir şey yok. Var olan şey bir grup insanın petrol rantıyla yaşamını sürdürmesidir. Bunun sonucu da milyonlarca erkek ve kadının yalnızca ekonomik aktiviteden değil kültürel alandan ve başka her şeyden de dışlanan sektörleri oluşturmasıdır. Bu ülkede ciddî bir dışlanma problemiyle karşı karşıyayız. Neden dışlanma? Tabii ki petrol rantından dışlanma. Bu yüzden sosyalizmden ciddî şekilde bahsetmek için ilk önce devletin güçlendirilmesi gerekiyor. Muazzam petrol rantının yararlı bir toplumsal kadere öncülük edecek şekilde kontrol edilmesini garanti edebilecek tek varlık devlettir.
Petrol rantı için bir diğer kader
Yakın geçmişte Venezüella devleti petrolden gelen rantı ulusal oligarşinin ve çokuluslu [şirketlerin] çıkarlarını palazlandırmak için kullanmaya odaklanmış kapitalist bir devletti. Bugün devrimci bir devletimiz var ve görevimiz bu petrol rantının ilk önce toplumsal alana akmasını sağlamaktır çünkü halkımıza muazzam borcumuz var. Fakat aynı zamanda devletimiz sosyalizmin inşası için sağlam bir altyapı oluşturacak ekonomik ve üretken bir yapı da yaratmak zorunda.
Bu yüzden önemli üretim alanlarının devletin kontrolüne almak yönünde hareket etmeye odaklandık. Halihazırda en önemlisi olan petrol üretiminin kontrolü elimizde. Aynı şekilde petrol rantını da kontrol ediyoruz: petrol gelirlerinin %96’sı ülkede kalıyor. Devasa toplumsal yatırımlar yaptık: halk okuma yazma bilmiyordu ve yoksulluktan ölüyordu. Toplumsal alanda hâlâ yapacak çok şeyimiz var ama sağlam bir şekilde ilerliyoruz.
Şimdi üretken kapasitemizi genişletmeye odaklanmaktayız: sosyalizmi inşa etmeye başlamada gerçek olasılığı yakalamak için temel endüstrilerin, endüstri komplekslerinin, petrokimya endüstrisinin, ekonomik faaliyet yaratma ve üretme olasılığı olan endüstriler gibi Venezüella’nın ekonomik gelişmesi için esas olan faaliyetlerin devletin elinde olması gerektiğine inanıyoruz. Şimdiye kadar elimizde bu olanak bile yoktu çünkü üretim araçları özel sektörün elindeydi. Fakat bu bizim tüm ekonomik zinciri kontrol etmek istediğimiz anlamına mı gelmektedir? Hayır! Bizim ilgilenmediğimiz yan faaliyet ve hizmetler vardır. Hedefimiz ekonomiyi plânlayabilmek amacıyla ülkenin büyük temel endüstrilerinde devletin varlığını egemen kılmaktır. Bu kontrolü elde ettikten sonra ürünlerin ve malların dağıtımının belirli amaca göre yapılmasına karar verebiliriz, yani halkımızın temel gereksinimlerinin karşılanmasını garanti edebiliriz.
‘İyi kalpli oligark yoktur’
Örneğin şu anda devlet ev yapmak istese çimento üretiminin kontrolünü elinde bulunduran çokuluslu [şirketlerle] uğraşmak zorundadır. Onların stratejileri bizim ulusal stratejimize ters düşer ve üretimden elde ettikleri tüm ürünleri ihraç ederler. Eğer biz sosyalizmi inşa etmek istiyorsak ve eğer bunun yolu da halkımıza ev yapmaktan geçiyorsa çimento fabrikalarının kontrolünü elimizde bulundurmalıyız. Bu yüzden onları devletleştirdik. Uluslararası şirketler ihraç ettiğinden dolayı çelik üretiminde önemli bir ülke olan Venezüella’da ev inşa etmede kullanılan çelik yoksa, su yolları yapmak için veya petrol endüstrisi için gerekli borular yoksa o zaman kontrolü elimize almak ve ülkemizde çelik gibi temel gereksinimlere ulaşılmasını garanti etmek zorundayız. Eğer halkımıza gıdaya ulaşma garantisi vermek istiyorsak, dağıtım zinciri Venezüella oligarşisinin ellerindeyken yapay gıda kıtlıklarına nasıl mâni olacağız? Bu şartlarda bunu yapmanın hiç yolu yok çünkü iyi kalpli hiçbir oligarşi yöneticisi yoktur. Kapitalist kapitalisttir. Eğer küresel gıda spekülasyonu olduğunu görürlerse bir Venezüellalı çocuğun sütünü elinden alıp spekülasyonda kullanma veya halkın elinden mısırını alıp biyoyakıt üretiminde kullanmak üzere satma kapasitesindedirler.
Venezüella, gıdasının %90’ını ithal ediyor
Bu durumda, küresel kapitalist mantıkla yönetilmeyecek veya bazı çıkarlara hizmet etmeyecek şekilde ekonomik gelişmemizi plânlamak ve gereksinimlerimizi karşılamak için üretimin en büyük ve en önemli kısımlarının kontrolü üzerinde etkili olmaya çalışıyoruz. Dediğim gibi ekonominin birçok bölümünde ulusal bir burjuvazi mevcut bile değil. Örneğin gıda maddelerimizin %90’ını ithal ediyoruz. Latifundio’lar topraklarımızın büyük bölümünü işgal etmiş durumda. Kısa süre önce, tarımsal sektördeki iş sahiplerine değil sosyalizmi, kapitalizmi bile orada kurmanın mümkün olmadığını çünkü feodal yapıların hâlâ mevcut olduğunu söyledik.
Kimse kırda çalışmak istemiyordu çünkü herkes geçimini petrolden sağlıyordu. Gıda ithal etmek için yeterli para olduktan sonra neden ‘latifundio’ya saldırıp toprağı işleyecektik ki! Petrol rantından geçinen latifundia’lılar tatil için, balık tutmak veya avcılık yapmakta kullandığı yüz binlerce hektar toprağa sahiptir. Rockefeller veya Bush’un babası nehirlerimizde balık avlamak veya ekonomisi derinden tahrif edilmiş ve gelişmesi geriye doğru giden bir ülkenin manzarasının tadını çıkarmak için buraya gelirdi.
Sosyalizm, bir egemenlik meselesi
Takdir edersiniz ki Venezüella’da sosyalizm davası ulusal bir meseleden, ülkenin bağımsızlığından geçer. Sosyalizmi inşa etmek üzere şartları yaratmamıza izin verecek bir temel plânımız olması gerekir. Petrol endüstrisini kontrol etmezsek, doğal kaynakları kontrol etmezsek veya üretilen rantı kontrol etmezsek, dünyadaki bütün iyi niyete sahip olalım, sosyalizmi kurmaya kalkışamayız bile. Fakat şimdi bütün bunlara sahibiz.
Toplumsal alanda, eğitim alanında, sağlık alanında yoksulluk çeken bir halkla sosyalizmi kurmayı düşünemeyiz bile. Bu, sosyalist özelliğe sahip bir üretim ve dağıtım sistemini ülkeye eklemlememizi sağlayacak bir dizi temel soruna bağlıdır. Aynı zamanda politik tanımlamalar sorunu da var. Bu çok önemli bir konu çünkü yalnızca Venezüella’da değil tüm dünyada -sosyalizm konusunda- birçok kafa karışıklıkları vardı. Sol taraftaki pek çok insan sosyalizmin kurulma olasılığını bile reddetti. Venezüella’da yaptığımız gibi onu bir politik hedef olarak ortaya koymak ve bayraktarlığını yaparak önermek, hâlâ mevcut olan tüm tanımlamaların yokluğunda, büyük bir düzenleyici ilerleme. İlerici düşünce bir defa daha 21. yüzyıl sosyalizmi hakkında düşünmeye başladı.
Yeni bir sosyalist düşünce
Politik düşünce hiçbir kaynak olmadan üretilemez: başarılı olanlar kadar daha az başarılı deneyimlerin katkıları da temel alınarak tesis edilmelidir. Yeni sosyalist düşünceyi bu temel üzerinde yükseltmeliyiz.
Venezüella’da esaslı ve ciddî bir savaşın içindeyiz: bağımsızlığımızı kazanmak ve ülkeye kendi kaynaklarının kendisi için kullanımını sağlamak için savaş. Bu savaşın kazanılması, Venezüella halkının sosyalizm hedefine doğru yürüme yolunda kendi kaderini kendisi tayin etme hakkını savunmasından geçer. Tabii ki bu sosyalizmi kurmaya başlamak için önce her şeyin çözümünü beklemek değildir çünkü böyle bir şeyin bizi herhangi bir yöne sürükleme olasılığı vardır. Halihazırda ekonomik alanda ileriye doğru adımlar atmaktayız. Halkın Başkan Chavez’in sosyalist önerilerine verdiği desteğin sürdürülmesinde ekonomik temelleri yaratmak esastır. Dikkatli olmazsak kendimizi kapitalizmin içine dalmış bir sosyalizmi inşa etmeye çalışırken bulabiliriz. Chavizm iktidara geldiğinde mevcut olan yapılar hâlâ yerlerinde duruyor, pek çoğuna hâlâ dokunulamadı bile. Esas problemimiz bu yapılara etki edip onları nasıl reformdan geçirebileceğimiz ve bazı durumlarda onlardan tamamen kurtularak yeni yapılar yaratabileceğimiz olmuştur.
Kapitalizm içinde sosyalizm için mücadele etmek çok zordur çünkü kapitalist değer ve ilişkiler hâlâ mevcut olup bize etki etmekte ve baskı yapmaktadırlar. Bir hata yaparsak bunlar kendi kendilerini yeniden üretirler. Bu yüzden Venezüella’da sosyalizmi tartışırken bunun henüz yeni başlamakta olan bir süreç olduğunu ve yoğun bir pratiğin buna eşlik etmesi gerektiğini dikkate almak zorundayız.
Önemli kazanımlarımız oldu, bir sürü hata da yaptık. Devrimimiz kendisi hakkında çok eleştirel olmalı ve eylemde birlik sorununu çok samimiyetle tartışması gerekli. Ve bu sürecin lideri Başkan Chavez’le beraber daha iyiye nasıl gideceğimizi ve nasıl daha çabuk ilerleyeceğimizi görmemiz ve analiz etmemiz gerek.
Manuel Cabieses Donoso – Caracas
[Bu söyleşi Punto Final’daki İspanyolca orijinalinden Federico Fuentes tarafından Links International Journal of Socialist Renewal için İngilizceye, İngilizce çevrisinden de Hatice Aksoy tarafından Latinbilgi (Sendika.Org) için Türkçeye çevrilmiştir]