ULUSLARIN KADERLERİNİ TAYİN HAKKI

Yazar İlker Belek – sol.org

lenin1Tam boyutlu görseli gösterLenin’in “ulusların kaderlerini tayin hakkı” derken kastettiği ayrılma hakkıdır. Dolayısıyla, bizim Türkiye’deki ulusal sorunla ilişkili görüşlerimizin eleştirisini, Lenin’in dediklerine tam riayetle (denilenlerin bağlamına ve koşullarına bakmadan) yapanların, Kürtler için de bunu istemeleri gerekir. Ayrılma hakkı dışındaki talepleri Lenin “liberal” olarak niteler, bunun içinde “kültürel özerklik”, “dil kullanımı” da vardır…

Ancak, yine aynı Lenin, ulusal sorun konusunda, bir ülkeyi öteki ülkelerden aynı tarihsel dönem içinde ayırt eden özelliklerin hesaba katılmasının zorunluluğunu, bunun Marksist teorinin kesin gereği olduğunu da belirtir.
Rusya’da 1. Dünya Savaşı sırasında Bolşevikler’in işçi sınıfı ile Çar yönetimine karşı isyan eden değişik toplum kesimlerinin desteğini almak için büyük çaba harcadıklarını biliyoruz.

Bu mücadelenin ekseninde iki önemli açılım bulunur: Bunlardan birincisi cephedeki emekçi yığınların kazanılması açısından, savaşın bir emperyalist savaş olduğunun ilanı, hiçbir çekince konulmadan bir an önce sona erdirilmesi çağrısı ve askerlerin isyana teşviki. Nitekim, devrimin hemen sonrasında Bolşevikler bunun gereğini anında yerine getirmişlerdir.

Açılımlardan ikincisi ulusal sorunla ilgilidir. Lenin’i, Rusya’daki uluslara ayrılma hakkı tanımaya götüren iki etken vardı: 1- Çarın ezdiği ulusların sosyalist devrime kazanılması ve 2- Söz konusu edilen bu (batıdaki), ulusların, Rusya’nın merkez bölgelerine göre daha ileri bir kapitalistleşme aşamasında yaşıyor olmaları.

Lenin’in ulusal soruna yaklaşımı Marksizm’in tarih kuramıyla uyumludur. Lenin Rusya’nın batısındaki ulusların, uluslaşmaya geçişte geciktiklerini, Çar iktidarının tarihsel süreci engellediğini, öte yandan aynı ulusların kapitalistleşmeyi başardıklarını belirtiyordu. (Bu konudaki çok net vurgu için Sorunun Somut Tarihsel Konumu başlığının 13. paragrafı öğreticidir.) Batıdaki ulusal yapıların aristokratik bir yönetim yapısına sahip olan merkez karşısındaki mücadelelerinin desteklenmesi hem tarihsel ilerlemenin önünün açılması hem de bu büyük dönüşümün sosyalist mücadeleyle birleştirilmesi olanağını verecekti.

Lenin’in ulusal sorun hakkındaki makalelerinde zaman zaman ayrılma hakkını kesin bir dille öne çıkardığı doğrudur. Ancak bu vurgu çok geçmeden genel hedef bağlamına yerleştirilir. Pek çok alıntı yapabiliriz, ancak sanırım şu yeterli olacaktır:
“Proletarya, eşitliği ve ulusal devlet kurma hakkı eşitliğini tanırken, bütün ulusların proleterlerinin birliğine pek büyük değer verir ve her ulusal istemi, her ulusun ayrılma hakkını, işçilerin sınıf savaşımı açısından değerlendirir.”

Lenin’de ulusal sorun ve ayrılma hakkı daha geniş bir bağlamın, proleterlerin birliğinin ve sınıf savaşımının, sosyalizm hedefinin içindedir. Ayrılma hakkının desteklenmesi, işçi sınıfı çıkarlarına bağlı biçimde ve daha aristokratik yapışa karşı kapitalizmin modernleştirici, ilerletici karakteri gereği olarak savunulur.

Lenin’de ayrılma hakkı sosyalizm hedefine bağlıdır, mutlak bir ilke değildir.


Son olarak: Durum somuttur ve bu nedenle Kürt sorununu Lenin referansıyla ele almak kesinlikte Türkiye somutluğunu dikkate almayı gerektirir. Lenin’in Rusya özgüllüğünde ürettiği formülü aynen Türkiye’ye taşımak, ne Leninist ne de (Lenin’in belirttiği gibi) Marksist olur.

Bugün Türkiye’deki şu olgular ulusal sorunumuzdaki Leninist yaklaşımın somutlanması açısından belirleyici ve özgül öneme sahiptir: Emperyalizmin, özel planları çerçevesinde, Türkiye’yi içeriden bir aktör olarak bölge halklarını teslim almak üzere kullanması; bunun için Türkiye ile Barzanistan’ı ileri işbirliği içine iteklemesi; bunlarla bağlantılı olarak Türkiye’yi İslamileştirmesi; Kürtler’in ve Kürt sorunumuzun tam anlamıyla emperyalist projelerin göbeğine yerleşmiş olması; sınıfsal açıdan Kürt hareketinin halkçı karakterini yitirmişliği; Kürt hareketinin kendisini hem emperyalist projelerin hem de bu projeler arasındaki çatlakların içine kurmaya teşne karakteri.

Şuna dikkat etmek gerekir: Lenin döneminde ulusların ayrılma hakkı daha feodal karakterli bir üretim tarzına karşı uluslaşmanın ve kapitalizmin zaferi anlamına geliyordu. Bugün ise, Kürt hareketinin, Türkiye burjuvazisine karşı hiçbir eşitlikçi, bağımsızlıkçı, halkçı programı yoktur.

Günümüz koşullarında Kürt halkının kimlik sorununun sınıf mücadelesinin içine yerleştirilmesi, halklarımızın geleceğini, özerklik, yerelleşme gibi Dünya Bankası projelerine yedirmemek için belirleyicidir. Birlik ve ayrışmayı uluslar üzerinden değil, sınıflar üzerinden yapmalıyız. Bu perspektif Leninist bakış açısının tam kendisidir.