TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk: Taşeron Sistemine Karşı Kamu ve Özel Ayrımı Yapmaksızın Ortak Mücadeleyi Örgütlemeliyiz

TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk, hem taşımacılık iş kolunda devam eden işçi direnişleri hem de sınıf hareketinin güncel sorunlarına dair görüşlerini DirenEmek ile paylaştı. Öztürk, AKP Hükümeti döneminde kamu emekçileri ve işçi sendikalarına yönelik baskıların had safhaya ulaştığını, taşeron sistemine karşı kamu ve özel ayrımı yapmaksızın ortak mücadeleyi örgütlemek gerektiğini söyledi. Kenan Öztürk ile arkadaşımız Mahmut Yılmaz görüştü.

-Emek örgütlerinden daha çok hareketlerin öne çıktığı bir dönem yaşıyoruz. Antep’te, Kayseri’de ve en son metal direnişinde sendikaların harekete geçirdiği işçilerden ziyade fiili/meşru, patlamalı direnişler hareketler yaşandı/yaşanıyor. Emek hareketinin güncel durumunu direniş eğilimleri, örgütsüzlük ve sermaye saldırıları bağlamında değerlendirir misiniz?

TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk
TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk

Ülkemizde uygulanan düşük ücret politikaları, esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri, siyasal iktidarın izlediği emek karşıtı politikalar, grev yasaklamaları ve toplu sözleşme süreçlerine yapılan müdahaleler, sendikal örgütlenme önündeki engeller işçilerde, bir öfke birikimine neden oldu.

Son yıllarda özellikle siyasal iktidarın izlediği baskıcı politikalardan dolayı sendikal örgütlenme neredeyse olanaksız hale geldi. Pek çok işkolunda işçiler sadece sendikaya üye oldukları için işten çıkarıldı ve işten atmalara ilişkin hukuki süreçler zamana yayılarak işlevsiz bırakıldı. Bir yanda da sendikaların içini boşaltan, siyasal iktidara bağımlı ve sermaye karşısında güçsüz ve etkisiz bırakmayı amaçlayan özel bir politika izlendi. Bu dönemde, metal, tekstil gibi sektörlerde sendikaların toplu sözleşme süreçlerine doğrudan müdahale edilerek işçilerin hak alma mücadelesi engelledi. ÇAYKUR ve THY’deki grevler kamu gücü kullanılarak altı boşaltıldı. Şişecam’daki toplu sözleşme sürecine müdahale edildi ve erteleme adı altında getirilen grev yasaklamaları ile işçilerin hak almasının önüne geçildi. İşçilerin sermaye karşısındaki en önemli silahı olan grev hakkı elinden alındı.

Bu süreçte sendikal harekette sınıftan kopma eğilimleri de güçlendi ve var olan çürümüşlük derinleşti. Kendi varlığını sürdürmek için sendika içindeki demokratik kanalları yok sayan, işçilerin iradesi ve taleplerini görmezden gelen bürokratik anlayış güç kazandı ki siyasal iktidarın istediği de buydu.

Birçok işkolunda talepleri karşılanmayan işçilerin işverenlere ve sendikalara tepkisi vardı. İşte metaldeki durum bu birikimin ve tepkinin dışa vurmasıydı. İşveren örgütü MESS metal gibi ağır bir işkolunda yıllardır siyasal iktidarı da arkasına alarak işçi ücretlerini baskılayıp açlık sınırı seviyesine yakın ücret veriyordu. Son yıllarda yapılan sözleşmelerin de beklentileri karşılamaması işçileri patlama noktasına getirdi.

İşçilerin dışa vuran öfkesi ve eylemleri, son dönemde “Siyasal iktidara ve sermayeye sıkıntı yaratmadan örgütleniyoruz, büyüyoruz” yönlü kampanyaların içeriğinin aslında ne kadar boş olduğunu ortaya çıkardı. Uzlaşmacı ve teslimiyetçi bir sendikal anlayışın önümüzdeki süreçte sınıfın ihtiyaçlarını karşılamayacağının işareti olan bu patlamalar, sendikaların kendilerini sorgulamaları gerektiğinive yüzünü yeniden sınıfa, mücadeleye dönmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Demokratik işleyişin önemini ve karar alma süreçlerinde işçi iradesine bağlı kalınması gerektiğini göstermiştir.

-Sendikal örgütlenmelerin sınıfsal bakış açısından uzaklaştığı, geleneksel sendikaların sınırlı bir işçi kategorisinin ekonomik-sosyal çıkarlarını savunduğu ve mülksüzleşme ve proleterleşme süreçleri sonucunda işçi sınıfının nicel büyümesine paralel örgütlenme adım ve anlayışlarının oluşmadığı bunun da sendikal hareketin krizinin dinamiklerinden birisi olduğu ifade ediliyor. Sendikal hareket krizi nasıl aşacak? Sınıf eksenli birleşik bir emek mücadelesinin yaratılması olanakları ve güçlükleri nelerdir?

Özellikle, 12 yıllık AKP Hükümeti döneminde kamu emekçileri ve işçi sendikalarına yönelik baskılar had safhaya ulaşmıştır. Bir bütün olarak mücadeleci sendikaların önünü kesme, tasfiye etme politikası yürütülmüştür.

Sendikal alandaki bu kriz aşılabilir mi? Evet. Sendikaların içinde bulunduğu krizi aşmasının yolu mücadeleden kopmadan, işçi sınıfı ile bağlarını güçlendirmesinden geçmektedir. Bu da sendikaların sokağa, mücadeleye dönmesiyle mümkün olacaktır.

Sendikaların, işçilerin mücadele örgütü olduğunu unutmaması gerekiyor. Bu unutulduğu takdirde sonuçları çok daha boyutlu olacaktır ki tarih bize bunun sonuçlarını da göstermiştir.

Sadece TİS’lerle sınırlı bir mücadelenin artık yeterli olmadığını belirtmek gerekiyor. Türkiye’deki emek ve demokrasi mücadelesi ile dayanışma içerisinde olunması zorunludur. HES’lere ve doğa tahribatına karşı yaşamı savunan köylülerle,savaşa karşı barışı, demokrasiyi ve özgürlüğü savunan toplumun diğer kesimleriyle dayanışma içerisinde ve mücadeleyi birleştirerek bu krizi aşması olanaklıdır.

–Sendikal hareket katılım, şeffaflık ve demokrasi vb açısından sıkça eleştiriliyor. TÜMTİS gibi mücadeleci sendikalar açısından ve iliştirilmiş/yandaş, operasyonel anlayışla devlet ve sermaye güdümündeki yapılar göz önüne alındığında bir sendikal yapı şubeden konfederasyona nasıl olmalı, neler değişmeli? Sendikacılık makbul bir meslekten çıkıp ideal ve mücadele işine nasıl dönecek?

TÜMTİS olarak, demokratik işleyiş konusunda eksiklerimiz olmasına rağmen elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. İşçilerin en önemli taleplerinden biri olan işyerinde sendika temsilcilerinin seçimle atanması üzerinde önemle durduğumuz bir konudur. Sendikamız yıllardan beri işyerlerine sandık kurarak işyeri temsilcilerini seçer. İşyerlerindeki TİS müzakerelerinin de üyelerin görüşü alınarak yürütülmesi ve yine üyelerin kararıyla sonlandırılmasıdemokratik işleyiş açısından başka bir örnektir. Yine, delegelerin seçim yoluyla belirlenmesi ve işçi iradesinin karar süreçlerine yansıması açısından önemlidir. Sendikamızda, profesyonel yöneticilerin maaşları tüzük kararı ile işçi ücretlerini geçmeyecek şeklinde düzenlenir ve uygulanır.

Sendikalar mücadele örgütleridir. Tabandaki örgütlenmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Sınıf hareketinin gelişmesi sendikal alanı da dönüştürecektir bugünden bunun sinyallerini görmek mümkün.

-TÜMTİS çalışma rejiminin esas çerçevesinin güvencesizlik ve taşeron işçiliği olduğu bir alanda örgütlenme yapıyor. TÜVTÜRK-Tem Kocaeli Araç Muayene istasyonunda, Mepar’da, DHL’de direnişler ve bir çok ilde TÜMTİS’e üye oldukları için işten atılan işçiler var. İstihdam rejimlerindeki dönüşüm ve bağlı olarak taşeron işçilerin örgütlenmesi mücadelenizde sermayenin sendikasızlaştırma stratejilerinden bahseder misiniz?

Biz özel sektörde örgütlü bir sendikayız. Türkiye’de her yıl binlerce işçi sadece sendikaya üye olduğu için işten atılıyor. Bizim örgütlendiğimiz -sizin de sorunuzda bahsini ettiğiniz- işyerlerinde bu güne kadar yüzlerce işçi sendikaya üye olduğu için işten çıkarıldı.

İş kolumuz özel sektörde olduğu için taşeronluk da oldukça yaygın. Ancak biz, işçileri örgütlerken kadrolu yadataşeron ayrımı yapmıyoruz. Bütün işçilerle örgütlenme çalışması yapıyoruz. Yakın dönemde uzun süreli direnişlerin sonucunda örgütlenme çalışmasını tamamladığımız UPS Kargo ve DHL Lojistik’teki taşeron işçilerini sendikamıza üye yaptık. Buradaki taşeron işçilerin tamamına yakınını imzaladığımız TİS ile kadroya alınmasını sağladık. Yine, toplu sözleşmelerimize bu konuyla ilgili “Asıl işçilerin yaptığı iş taşerona verilemez/devredilemez”, “Mevcut işçi sayısı azaltılarak taşerona verilemez” şeklinde özel maddelerkoyarak da bunun önüne geçmeye çalışmaktayız. Örgütlendiğimiz işyerlerinde taşeron sorununu bu şekilde ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

Çalışma yaşamındaki tüm yasal ve fiili engellere rağmen sendikamız örgütlenme çalışmalarını sürdürüyor. Sendikamız üye sayısını 3’e katlayarak yoluna devam etmektedir. Yani, var olan bu olumsuzlukların arkasına saklanmadan mücadeleyi büyütmeye çalışıyoruz.

-Taşeron çalışanlar ile kadrolu çalışanlar arasındaki temel farklılıklar göz önüne alındığında – düşük ücretler, iş güvencesinden yoksunluk, örgütlenme ve sendikal haklardan mahrum bir biçimde çalıştırılma vb- taşeron sistemine karşı nasıl bir mücadele yürütülmelidir?

Taşeron sistemi, taşımacılık dahil bütün sektörlerde hızla yaygınlaşmaktadır. Bu sistem tüm dünyada sermayenin ve onun siyasal iktidarlarının yaygın ve yerleşik hale getirmek istediği bir sistem. Lokal düzeyde bir mücadeleyle bu sistemi geriletmemiz mümkün değil. İnsan hayatını hiçe sayan bu uygulamayı, Türkiye genelinde emek ve meslek örgütlerinin ortak kampanyası ve işyerlerinde mücadeleyi yükseltmesiyle durdurabiliriz.

Bugün emek hareketinin başlıca gündemini oluşturan taşeron sistemi, sendikal örgütlenmeyi de engelleyen bir uygulamaya dönüşmüş bulunmaktadır. Örneğin, bir işyerinde örgütlenmenizi tamamlayıp toplusözleşme yetkisi aldığınızda işveren işi başka bir taşeron firmaya devrederek örgütlenmenizi boşa çıkarabilmektedir. Bugün işçiler açısından yakıcı bir sorun haline gelen ve çalışma yaşamındaki pek çok sorunun kaynağı olan taşeron sistemine karşı kamu ve özel ayrımı yapmaksızın ortak mücadeleyi örgütlemek kaçınılmazdır.

Kaynak:direnemek.org