TEZ KOOP İŞ’İN KADERİ TESCO KİPA İŞÇİLERİNİN KADERİ, TESCO KİPA İŞÇİLERİNİN KADERİ TEZ KOOP İŞ’İN KADERİ OLDU!

Yazar: Nezih Gençler
6_n
TESCO KİPA işçisi seçme ve seçilme hakkını çoktan aldı. Sürecin nasıl işlediğine kısaca bakalım. Tez Koop İş Sendikası, Mayıs ayı başında TESCO KİPA’da sigortalı olarak çalıştığını iddia ettiği tüm üyelerini, sendikal çoğunluk tespiti talebiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bildirmiş. Bakanlık da yaklaşık 2 aylık bir süre içinde bu talebi incelemiş. Nasıl incelemiş? Sendikanın bakanlığa çoğunluk tespiti için başvurduğu tarihte, işveren tarafından bakanlığın bölge müdürlüklerine gönderilen aylık sigorta bildirgelerindeki sigortalı işçi kayıtlarını, sendikanın gönderdiği üye kayıtlarıyla karşılaştırmış. Bu çalışmayı bakanlık, bünyesinde ve bölge müdürlüklerinde çalıştırdığı müfettişler ve uzmanlarla yaklaşık 2 ay boyunca yapıp tamamlamış. Devlet, bizden kestiği vergilerle ücretlerini ödediği belki onlarca memurunu iki ay boyunca çalıştırarak, bu işyerinde çalışan toplam işçi sayısının yarısından 100 fazlasının ilgili sendikanın üyesi olduğunu tespit edip, ilgili yasaya göre sendikanın yetki için gerekli çoğunluğa sahip olduğunu tüm taraflara bildirmiş… Ancak yasa “6 iş günü içinde taraflardan biri ilgili iş mahkemesine başvurup bakanlık aleyhine dava açarak, üye çoğunluğunun olup olmadığını duruşmalı olarak yeniden sayılıp mahkemece tespit edilmesini isteyebilir” diyor… Yani yasa koyucu; bakanlığın devlet memuru müfettişlerine, konunun uzmanlarına “güvenilmez, bir de mahkemece tespit yapılsın, hatta o mahkemeye de güvenilmez, bir de Yargıtay’a itiraz hakkı koyalım” demiş. Şimdi içinizden bazıları “yahu sen devlet memuruna hakaret mi ediyorsun!” diye aklından geçirebilir. Hatta kimi işgüzarlar bu yazı için devletin maddi-manevi şahsiyetine hakaret davası açmaya da kalkabilir. Buyursunlar… Yargılanmaya hazırım. Ancak burada mevcut yasayı aktarıyorum. Hukuk fakültesini 3. sınıftan terk ettiğim için belki yeterince hukuk diliyle değil ama halk diliyle aynen hukukun ne dediğini aktarıyorum.

“Yok buradan yasa koyucunun çalışma bakanlığı müfettiş ve uzmanlarına güvenmediği sonucu çıkartılamaz” deniliyorsa, yani benim zorlama ve kanırtma yaptığım iddia edilecekse; o zaman daha vahim bir durumla karşı karşıyayız demektir. Yukarıdaki yorumumda, kurumların birbirlerine güvensizliğinden, yasal bir çelişkiden söz edile bilir. Ancak böyle bir çelişkinin olmadığı yani yasa koyucunun devlet memuruna güveninin tam olduğu, böyle bir güvensizlik olduğu iddiasının kötü niyetli bir yorum olduğu söylenecekse; o zaman; yasa koyucunun, kendisini seçen vatandaşlara eşit davranma zorunluluğu ilkesi, Anayasa’nın eşitlik ilkesi, kişinin temel hak ve özgürlüklerini kullanabilmesi ilkesi, özgürce derneğe, sendikaya üye olma hakkı çiğneniyor, Allah korusun!, Anayasa tebdil ve tağyir ediliyor demektir… Çünkü yasalar anayasaya aykırı olamazlar…

Yani yasa koyucu Meclis, en azından bu yasayı çıkarırken taraf mı tutmuştur? Bunca işsizlik ortasında, bunca yasaklar cehenneminde, işçiler bin bir zorlukla sendikal çoğunluğu sağlarlarsa, “gösteririz biz onlara, alın bakalım, işverene mahkemeye ‘itiraz hakkı’ tanıyalım da siz de bilmem kaç yıl sonra yetkiyi alabilirseniz helal olsun!” mu demişler… Öyle ya, eğer bu işverene tanınmış haksız itiraz haksızlığı, Çalışma Bakanlığı müfettiş ve uzmanlarına güvensizlik değilse, geriye ne kalıyor?.. Hukuk fakülteleri birinci sınıflarında öğretilen bir hukuk kuralı vardır. Her yasa bir sebebe dayanarak çıkartılır. Yasalar çıkartılırken Anayasa’nın yukarda saydığım maddelerine ve diğer anayasal ilkelere, temel insan haklarına ve KAMU yani HALK çıkarlarına aykırı olamazlar… Her yasa bir nedene dayalıysa, bu “6 işgünü içinde itiraz hakkı” neye dayanarak verilmiştir? Ha, “sadece işveren değil öteki muhtemel ilgili sendikalar da itiraz edebilirler” mi deniyor? O zaman bu itiraz hakkı sadece, kendilerinin de üyesi veya çoğunluğu olduğunu iddia eden diğer sendikalarla sınırlı tutulsaydı. Hayır, inadına işverene de itiraz hakkı verilmiş… Yani meclis, bir kısım TC vatandaşlarını; işverenleri, diğer bir kısım TC vatandaşlarından; işçilerden ayırıp iki tarafa farklı muamele yapıyor. Şimdi bakalım, işverenler kendi sendikalarına, ticaret ve sanayi odalarına, borsalarına, uluslar arası üst meslek ve işveren birliklerine üye olurlarken, işçilere itiraz hakkı tanınmış mı? Biliyorum gülüyorsunuz… Tabii ki tanınmıyor. Kaldı ki bunca işsizin olduğu bir ülkede “itiraz et” desen, hiçbir işçi, işvereninin hangi işveren sendikasına veya odasına üye olmasına itiraz edebilir ki? Bu da ayrı bir ekonomik ve sosyal adaletsizlik… Demek ki burada korkunç bir ANAYASA İHLÂLİ ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin haksız ve taraflı tutumu söz konusu… Peki bu durumda ne olabilir? Bu yasayı böyle çıkaran Meclis, Anayasa’yı çiğnemiştir. Ya yasa Anayasa’ya göre düzeltilecektir ya da Meclis münfesihtir, çünkü Anayasa’yı ihlal etmiştir… Bu konuda henüz dava açılmaması ve hukuki sürecin başlatılmaması tamamen işçi ve halk örgütlerinin yöneticilerinin, onların avukatlarının, baroların, halktan yana olduklarını her yerde söyleyen sözde muhalefet partilerinin eksikliğidir.

Böyle bir antidemokratik, adaletsiz, haksız hukuksuzluk içinde, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını korumak ve geliştirmek için binbir zorlukla, canlarını dişlerine takıp, hatta ölümü göze alıp örgütlenip oluşturdukları birlik ve dayanışmanın adı olan sendikaları, gene işçilerin kendi içlerinden seçtikleri temsilciler yönetmektedir. Tez Koop İş Sendikası’nın Anatüzüğü’ne göre Şube Genel Kurulları, şubenin en yüksek ve yetkili organı olup, ŞUBENİN FAALİYET SAHASI İÇİNE GİREN İŞYERLERİNDE ÇALIŞAN ÜYELERİN kendi içlerinden seçtikleri delegelerle şube yönetim ve denetim kurulu asil üyelerinden meydana gelir. Burada ne toplu iş sözleşme imzalanması şartı ne de yetki şartı vardır. Tüzük sadece faaliyet sahası içine giren işyerlerinde çalışan üyeler şartını yeterli bulmuştur. Peki ne için yeterli bulmuştur? Şube genel kurulunda seçme ve seçilme için. Yani şube genel kurulunun seçeceği organlarda ve vereceği görevlerde sadece bu şart aranmaktadır. Şube genel kuruluna katılan delegeler, kendi içlerinden şube yönetim kurulunu, denetim kurulunu, disiplin kurulunu ve SENDİKA GENEL KURULU’NA KATILACAK ÜST KURUL DELEGELERİNİ SEÇER…

Gerçekten TESCO KİPA işçileri de 2003 yılından beri Tez Koop İş Sendikası’nın çeşitli şubelerinin faaliyet sahası içindeki işyerlerinde çalışan üyeleri olmuşlardır. Sendikal birlik ve dayanışma ile işverenden gelen baskılara karşı daha kolay mücadele etmeye başlamışlar, dolayısıyla işverenin kendilerini kolayca kapı dışarı edemeyeceği ve eskisine göre kendileri için daha avantajlı bir ortam yaratmışlardır. Gene bu birlik ve dayanışma içinde kasapların tüm bölgelerde bölge tazminatı almaları, işverenin zam dönemlerinde, tüm mağazalarda uyguladıkları çeşitli mücadele biçimleriyle, işverenin zam oranlarını göreceli olarak yükseltmeleri, yılbaşı paketlerine karşı topluca davranış göstererek işverenin daha fazla erzak vermek zorunda kalması, yemeklerin iyileştirilmesi, çalışma saat ve koşullarının iyileştirilmesi… tüm bunlar sendikal birlik ve dayanışma içinde, tabi göreceli olarak sağlanan kazanımlardır. Burada henüz ne çoğunluk vardır, ne de yetki… Ama sendikal birlik ve dayanışma vardır. Dolayısıyla güç oranında hem çoğunluk vardır, hem yetki vardır. Bu öylesine gerçek ve meşru bir YETKİDİR. Tüm bunlar 2003 başından bu tarafa yaşandığı için, bugün toplu sözleşmesiz işyerleri içinde TESCO KİPA şartları oldukça iyi bir durum arzetmektedir. Şimdi burada resmi olarak toplu iş sözleşmesi yok, resmi olarak, hukuki olarak kesin bir yetki de yok. Ancak hayatın gerçekleri, meşru bir zeminde hepsinin varlığını kanıtlar niteliktedir. Çünkü sendika demek kuru tüzük, masalar ve sandalyeler ve kalem, kağıt, yöneticilerin boy boy resimleri, amblemler, sadece bayrak, Atatürk resmi demek değildir. Onlar her devlet dairesinde ve banka şubesinde de var… Sendika demek BİRLİK VE DAYANIŞMA İZİNDE HAK ALMAK, ÇALIŞMA KOŞULLARINI İYİLEŞTİRMEK demektir… İşte TESCO KİPA işçileri 2003 başından beri şubelerinde birlik ve dayanışma içinde örgütlü olarak TEZ KOOP İŞ SENDİKASININ ÖRGÜTLÜ üyeleridir. Her şube genel kurulunda yaşadık, bazı bürokrat, aristokrat, statükocu sendika ağalarının çıkıp “seçemezsiniz, seçilemezsiniz!” demesine hiç aldırış etmeden, ŞUBELERİNİN GENEL KURULLARINA KATILIYORLAR, SEÇİYORLAR SEÇİLİYORLAR. Yani kervan yürüyor…

Şimdi dönemsel olarak ilk kez genel merkez genel kurulu denk geldi. Gene birileri kayıt-kuyut diyorlar. Bilmem kaçıncı madde… Tamam, buyurun bakalım o bilmem kaçıncı maddeye… Şube genel kurulunun ilgili maddesi işlerine gelmiyor. Onu görmezlikten gelip, şimdi genel merkez genel kurulundaki, “aidat ödeyen” ve “kesin” kelimelerine tutunuyorlar… Eh denize düşen de yılana sarılırmış. Bakalım o “yılan” kurtaracak mı memurcukları? Ne diyor sarıldıkları Anatüzük maddesi? Genel kurula katılacak delegeleri belirlerken bir grubu; “… aidat ödeyenler” olarak belirliyor. Diğer bir grup delegeyi ise; “Şubelerin yönetim kurulları …,” diye belirliyor. Başka bir grup delege olarak da; “yetkisi kesinleşen işyerlerinde çalışan üyeler …” diyor. Bizim memurcuklar bu maddeye tutunuyorlar. “… Şubeler listelerini genel yönetim kuruluna teslim eder… Genel yönetim kurulu … üst kurul delegelerinin tesbitinde esas alınacak sayıları belirlemek üzere başkanlar kuruluna sunar.” Dünkü kıyamet işte burada koptu… Genel merkez genel kurulunun oluşumunu anlatan bu maddeye şekli olarak bakıldığında, gerçekten şube genel kurulları maddesinde olmayan bir şart varmış gibi gelebilir formül ezbercilerine. Aslında burada tüzüğün iki maddesi şekli olarak birbirleriyle çelişiyor. Şubenin faaliyet alanına giren işyerlerinde çalışan üyelerden oluşan şube genel kurullarının kendi içinden seçtiği üst kurul delegelerinin, üst kurula katılabilmeleri için, daha önce seçilirken kendilerinde aranmayan bir şartla üst kurul delegelikleri yok sayılabilir mi? Yaşar ne yaşar ne yaşamaz misali… Aynı tüzüğün bir maddesine göre üst kurul delegesisin, bir başka maddesine göre değilsin!

Evet Anatüzüğün bu iki maddesi, ilk genel merkez genelkurulunda, birbirine şekli olarak da uyumlu hale getirilmeli. Ancak SENDİKA GENEL KURULU’NUN toplanabilmesi gerekir ki bu görevini yerine getirebilsin. Tabi bu arada böyle bir şekli çelişkiyi anatüzüğe sokabilen elleri ve kafaları da anmadan geçmeyelim. Kim yaptı, nasıl oylandı bilmiyorum. Bilenler bilmeyenlere anlatsın… Evet nasıl toplayacağız genel kurulu? İşte burada tüzükler yasalara, yasalar da anayasalara uygun olmalıdır ilkesi devreye girebilir. Peki hepsi birbirine uygunsa, yani yasa sadece; ‘HER SENDİKA ÜYESİ, HER ORGANDA SEÇME VE SEÇİLME HAKKINA SAHİPTİR’ diyip ayrıntıları tüzüğe bıraktıysa? O zaman bir yasa koyucu ya da hakim gibi yorum hakkımızı kullanmalıyız. Mahkemeye gidilse, hakim de böyle yapacak.

Problemin içeriğini, gerçekleri, işin ruhunu şimdilik bir kenara bırakıp, problemin şekli olarak çözümüne şöyle bir öneri geliştirilebilir: Genel merkez genel kurulu oluşumunda, şubelerin ilgili maddesine göre seçilip gelen üst kurul delegeleri, belki ilk ve son defaya mahsus olarak geçerli kabul edilebilir. Çünkü tersi durumda sendikanın hiçbir zaman genel merkez genel kurulunu toplayamama gibi bir sonuç ile karşılaşılabilir. Böylece toplanan genel kurulun bir işi de tüzükteki bu şekli olarak birbiriyle çelişen maddeleri birbirleriyle uyumlu hale getirmektir.

İşin aslına dönersek; TESCO KİPA işçileri hem ilk çoğunluklarında, hem 2008 Ağustos ayından beri, hem de ikinci çoğunluklarında; MEŞRU, YAŞAYAN GERÇEKLİK OLARAK, TİS İMZALANAN BİR ÇOK YERDEN ÇOK DAHA FAZLA SENDİKAL BİRLİK VE DAYANIŞMA İÇİNDE KESİN YETKİN VE YETKİLİ DURUMDADIR. Çünkü sendika demek, işçiden ayrı bir KESİN YETKİLİ AVUKAT, KESİN YETKİLİ KOMİSYONCU demek değildir. İşveren ilk çoğunluk döneminden beri sendikayı ve sendikal birliği biliyor. 2008 Ağustosundan beri TESCO KİPA’DA SENDİKA VAR MI YOK MU SORUSU TARİHE KAVUŞMUŞTUR. BU DURUM İŞVERENCE DE 2. KEZ ALENİLEŞMİŞTİR. TESCO KİPA İŞVERENİ, BAKANLIKTAN ÇOK ÖNCE, 2008 AĞUSTOSUNDA SENDİKAL BİRLİK VE DAYANIŞMAYI KABULLENMEK ZORUNDA KALMIŞ VE KARŞILIKLI GÜÇLER DENGESİ ORANINDA HAK VE İYİLEŞTİRMELER ELDE EDİLMİŞ, İŞVEREN KARŞISINDAKİ GÜCÜN SENDİKAL BİRLİK VE DAYANIŞMA OLDUĞUNU BİR ÇOK KEZ İTİRAF ETMİŞTİR. EN SON İŞVEREN GÜDÜMÜNDE YAPTIRILAN DEPARTMAN, MAĞAZA, BÖLGE VE TÜRKİYE FORUM TEMSİLCİLERİ SEÇİMLERİNİN ÇOĞUNU SENDİKA ÜYELERİNİN KAZANDIĞINI BİZZAT İŞVERENİN KENDİSİ İTİRAF ETMİŞTİR. ARTIK BURADA SENDİKA HUKUKİ OLARAK VAR MI yok mu sorusu abesle iştigaldir… YOKSA BU ÖTEN GUGUKLU SAAT Mİ? BUNU BİR DE SENDİKA YÖNETİCİLERİNE ANLATABİLSEYDİK, 2010 TEMMUZUNDA TESCO KİPA İTİRAZ EDECEK CÜRETİ KENDİSİNDE BULAMAZDI. Muhakkak biz anlatamamışızdır…

Şimdi bir de yazının başında bahsettiğim, örgütlenirkenki zorlukları ve yetki itirazları konusundaki yasal ve anayasal çelişkileri tekrar hatırlayın… VE SENDİKA GENEL MERKEZİNDEKİ MEMURCUKLARIN ZAVALLILIKLARINI, KENDİ KOLTUKLARINI KURTARMAK İÇİN NASIL OYUNLARA SAPTIKLARINI, HANGİ FARE DELİKLERİNE SIĞINDIKLARINI GÖRÜN…

Eyyy sendikayı babalarının çiftliği zannedenler… Ey genel eğitim sekreteri ünvanlı HAYDAR ÖZDEMİROĞLU, genel sekreter ünvanlı HAKAN BOZKURT, yönetim kurulu üyesi ünvansız LEVENT KOÇ, yönetim kurulu üyesi ünvansız (Diyarbakır Şube Başkanı ünvanlı) ADEM CAN… Ve bu 4 Avarelli Daltonların 5.si ve akıl hocası … Yahu bugün birçok TESCO KİPA mağazasında hala çalışan üyelerimizin sendikamızın yönetim, denetim ve disiplin kurullarında aktif görevli olduklarını, ÜST KURUL DELEGESİ OLDUKLARINI İŞVEREN BİLİYOR, İŞTEN ATAMADIĞI GİBİ İTİRAZ DA EDEMİYOR. PEKİ SİZE N’OLUYOR DA BÖYLESİNE MEŞRU BİR ÇOĞUNLUK VE YETKİ VARKEN İTİRAZ EDİYORSUNUZ BEYLER? SİZİN KAYBETME OLASILIĞINIZIN KARŞILIĞI, SENDİKAYA BUNDAN SONRA HİÇ GENEL KURUL YAPTIRTMAMAK MI? SİZDEN SONRA TUFAN MI? Kariyerizm delirtti mi sizi?

Hele şu son günlerde sendika çalışanlarına yaptığınız zulümler nedir? Şube çalışanlarını işsizlik cehennemiyle tehdit ediyorsunuz. Örgütlenme bürosunda terör estiriyorsunuz. İstediğiniz evrakı, istediğiniz gibi hazırlamazlarsa, istediğiniz delege sayısını ayarlamazlarsa İŞTEN ATMAKLA tehdit ettiğiniz insanlar işçi ve siz de hala bir işçi sendikasının binasındasınız. Unutmayın! Özellikle bu son gelişmeler GERÇEK, FAŞİST YÜZÜNÜZÜ AÇIĞA ÇIKARDI. Eh bu da GİDİCİ OLDUĞUNUZUN EN ÖNEMLİ KANITI…

Yetiş ya Ali dedirtiyorsunuz insanlara… Yaptığınız zulüm KERBELAYI geçti… Hey gidi koca İMAM HÜSEYİN!