TEZ KOOP İŞ ÜYESİ BİR CARREFOUR İŞÇİSİNDEN TESCO KİPA İŞÇİLERİNE

Yazar Nuray – Bursa Carrefour
 

BİZ DE DAHA BİRKAÇ YIL ÖNCE FRANSIZ CARREFOUR’A BALZAK’I YENİDEN OKUTMUŞTUK…
ŞİMDİ SİZ DE İNGİLİZ TESCO’YA SHAKESPEARE’İ YENİDEN OKUTACAKSINIZ… İZMİR KİPA’DAN BİR USTANIN DEDİĞİ GİBİ; 2006’DA TESCO KİPALARDA SENDİKALAŞMA “SÜNNETTİ”, 2007 EKİM AYINDAN BU YANA “FARZ OLDU”. VE SİZLER BU YAŞAMSAL ZORUNLULUĞU ADIM ADIM GERÇEKLEŞTİRİYORSUNUZ…

SİZDEN VE BİZDEN ÖNCE DE, ALMAN REAL’E, SAKALLI BİR ALMAN BİLİMADAMI VARDI YA HANİ, ONU YENİDEN OKUTTU REAL’DE ÇALIŞAN İŞÇİ KARDEŞLERİMİZ…
AMERİKAN WALL-MART GELİRSE ONA DA JACK LONDON’U, JHON REED’İ YENİDEN OKUTMAYA HAZIRIZ… SENDİKAMIZ DA BİZ DE KARARLIYIZ…
NE GÜZEL DEMİŞSİN KARDEŞİM; DERDİM ÇOKTUR HANGİSİNE YANAYIM?
BEN DE; HEM OKUDUM HEMİ DE YAZDIM… DİYORUM…

Yaşadıklarınızı sizden önce de çok daha fazlasıyla yaşayanlar oldu… Tehditler aldılar, gece vardiyasına mahkum edildiler, mühendisken çöp kasasına bekçi oldular, güvenlik tarafından kapıdan içeri alınmadılar işe gelmedi diye işten atıldılar, işleri bitse bile çıkmalarına gece yarısını geçince izin verildi, vasıta bulamadılar yolda kaldılar, yanlarındaki dostlarının onları gammazladığına tanıklık ettiler, kendilerine verilecek kıdemler taahhüdü karşılığında sendikadan istifa ettiler, işlerinden oldular ve sayabileceğim onlarcası daha…
Ezme, itme kakma, yalnızlaştırma, göz korkutma bunların hepsi psikolojik baskıydı ama bu baskıdan daha baskın olanlar hiç hasar almadı. Bir amaçları vardı yol belliydi; örgütlü olarak çoğalmak. Çoğalırken kayıplar vericeksiniz ama kalanlarla devam etmeyi de bileceksiniz ve onlarla çoğalıcaksınız, birbirinizi eğitecek yasal haklarınızı ezberleyeceksiniz, size herhangi bir baskı geldiğinde yasalarda ki karşılığını size bunu yapan üstüneze haykırdığınızda sizden aslında nasıl da korktuklarını göreceksiniz. işte bütün bunlar sizden korktukları için oluyor siz henüz değilsiniz ama onlar gücünüzün farkında…
Evet yazdığınız gibi sizi utandıracaklar ama utanabilmek erdemdir unutmayın, sizi üzenler arasında onların yanına sizi yolda bırakıp, verdikleri kravat ve beyaz gömlek (beyaz yakalılar) karşılığında geçmiş dostlarınızda olacak çok daha utanacaksınız ve üzüleceksiniz arkadan vurulmanın acısıyla… Şunu sakın unutmayın vaz geçmeyenler sizin geldiğiniz yerden sonra sayıca çok daha fazla, siz sona ulaşmaya çok yaklaştınız.. size o bulunduğunuz yerde üçüncü sınıf muamelesi yapanlara gülümseyerek işe başlayın sadece gülümseyin onlara siz gülümsedikçe onların yüzü düşecek ama sizinle kişisel bir sorunları olduğu için değil, siz başarınca padişahlıklarını kaybedecekleri için. Sizce neden korkuyorlar onlar? Toplu sözleşmeden sonra masraflar kısılacak. Nerden başlanacak sizce? Yöneticilerden ve derebeylerden. Yola onlarla çıkıp yüzler ve binler olabilmenin nasıl bir güç olduğunu unutmayın başka şehirlerde binler var sizinle aynı şeyleri yaşayan, şu anda aynı şirketin birbirini hiç görmeyen personelisiniz hepiniz ve sesizce birleşiyor olmanız kimin işine gelir ki yaşadığımız düzende. Bu size Türkiye’nin halini hatırlatmıyor mu? Aynı dertten muzdarip halk bir araya gelirse, gözleri açılırsa halimiz ne olur politikasıyla topluma salınan korkuları, birbirine kırdırmaları. İş yerlerimiz sistemimizin aynası değil midir aslında…
Ve sizin yapmaya çalıştığınız aslında hiç de zor değil biliyor musunuz. Biz içimizde yaşadığımız kırılmalar yüzünden üç yıl mücadele verdik. Üzerimizden desteğini ve bu konudaki deneyimlerini esirgemeyen bir abimiz kalbimizin de kırıldığı noktalarda şunu söyledi bize hep; “Dost, düşman, yiğit, korkak, verdiği mücadeleye inanan, inanmayan, kişilikli, kişiliksiz, sağlam, çürük, güvenilir, güvenilmez, yani kimin kim olduğu işte bu mücadele içinde, meydanda belli olur” evet doğru orda insanları tanımayı da öğreniyorsunuz ki en büyük kazancınız da bu bence…
ve sonra bir gün geliyor; bütün personel anonsla bir araya toplanıyor, herkes birbirine ne olduğunu sorarken karşınıza işte bütün bu baskı dolu günleri yaşamanıza neden olan insan kaynakları, mağaza, kasa, reyon vs.. sorumluları dikilip, daha dün size bütün bunları yapanlar değillermiş gibi sahte ve yenik bir gülümsemeyle toplu sözleşmeyi imzaladıklarını ve bunun kendi lutfettikleri bir şeymiş gibi anlatıp hayırlı olsun diyorlar… işte o an sizin kazandığınız zafer anıdır unutmayın… ve unutmayın sahip olmak istediklerimizi kimse gelip bize vermez…
Madem Shakespeare okuyalım dediniz yazınınızda, haydi birlikte okuyalım…
TO BE OR NOT TO BE!
olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu.
düşüncelerimizin katlanması mı güzel,
zalim kaderin yumruklarına, oklarına?
yoksa diretip bela denizlerine karşı
“dur, yeter” demesi mi?
ölmek, uyumak sadece.
ama düşünün ki,uykuda düş görebilir insan!
işte bu kötü.
çünkü ölüm uykusunda,
şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda,
göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister-istemez.
yoksa kim katlanırdı zamanın kırbaçlarına, küfürlerine,
zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine?
hor görülen, aşkın acıların, adaletin gecikmesine,
devlet görevlisinin kendini bilmezliğine;
sabırla bekleyen erdemli kişinin,
değersiz insanlardan gördüğü muameleye,
yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesilecekken?
kim katlanırdı, bu yorgun yaşamın yükü altında
hormurdanıp terlemeye,
ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı!
sınırlarını geçenin bir daha dönmediği,
o bilinmez ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp
bizleri, tanımadığımız dertlere koşup gitmektense,
başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı?
işte bunları düşündükçe
ödlek olup çıkıyoruz hepimiz,
ve işte böyle kararlılığın doğal rengi,
endişenin soluk gölgesiyle bozuluyor;
bulutları hedef alan büyük ve iddialı atılımlar
bu yüzden yörüngesinden sapıyor
ve bir girişim olmaktan çıkıyor adları…
Şimdi bir de Can Yücel’in aynı metni nasıl Türkçe söylediğine bakalım:
bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?
acep hangisi, nefsine dur diyemeyip karayazının oklarını, güllelerini sineye çekmek mi?
yoksa bu bela deryasına karşı isyan etmek mi, yaraşır insan olana?
öldün diyelim, uyudun
her şey de bitti ve uyuyarak bir kalemde son verdin
tekmil kalp ağrılarına ve tenkafesimize musallat binbir kahra, binbir acıya..
kim istemez ki bu akıbeti, hem de can-ı gönülden?
öldün diyelim, uyudun
uyudun iyi ama, ya rüya görürsen? işte işin püf yanı!!
bu ölümlü dağdanadan yakayı sıyırdıktan sonra,
o ölüm uykusunda kimbilir ne olmadık düşler göreceksin, bir düşün!
işte bu kaygıdır zaten ömrü onca uzun bir felaket haline getiren!
yoksa hangimiz dayanırdı zamanın sillesine, şamarına
zalimin zulmüne, zorbanın zartasına zurtasına,
karşılıksız aşkın azabına,hukukun gugukluğuna,
hangimiz dayanırdı başımızdakilerin başımıza çıkmasına.
bakar mıydık yüzsüzün yüzüne hiç,
paslı bir hançerle selamete çıkmak dururken?
hangimiz eyvallah derdi ,
bu çekitaşı hayatın yükü altında inleyip sıklamaya,
kara topraklarından tek bir yolcunun bile dönmediği
o ölüm denen meçhul ülkeye göçtükten sonra,
başımıza ne gelir korkusu elimizi kolumuzu bağlamasaydı
ve karşımıza ne karabasanlar çıkar bilmediğimiz için
bildiğimiz çilelere katlanmaya razı gelmeyeydik?
hep o vicdan bizleri böyle ödlekleştiren,
hep o yüzden kararımızın gözalıcı rengi üstüne soluk benizli ikirciğin maraz gölgesi düşüyor,
hep o yüzden şaha kalkmış nice atılım yolun, izin şaşıyor; tökezlenip duruyor,
yola çıktığına bin pişman.
kim, kim o gelen?.
aaa ophelia’ymıs!. peri kızı n’olur, dualarında
günahlarımı anmamazlık etme, sakın!
(ceviri:can yucel)

William Shakespeare
BİZ DE DAHA BİRKAÇ YIL ÖNCE FRANSIZ CARREFOUR’A BALZAK’I YENİDEN OKUTMUŞTUK…
ŞİMDİ SİZ DE İNGİLİZ TESCO’YA SHAKESPEARE’İ YENİDEN OKUTACAKSINIZ… İZMİR KİPA’DAN BİR USTANIZIN DEDİĞİ GİBİ; 2006’DA TESCO KİPALARDA SENDİKALAŞMA “SÜNNETTİ”, 2007 EKİM AYINDAN BU YANA “FARZ OLDU”. VE SİZLER BU YAŞAMSAL ZORUNLULUĞU ADIM ADIM GERÇEKLEŞTİRİYORSUNUZ…
SİZDEN VE BİZDEN ÖNCE DE, ALMAN REAL’E, SAKALLI BİR ALMAN BİLİMADAMI VARDI YA HANİ, ONU YENİDEN OKUTTU REAL’DE ÇALIŞAN İŞÇİ KARDEŞLERİMİZ…
AMERİKAN WALL-MART GELİRSE ONA DA JACK LONDON’U, JHON REED’İ YENİDEN OKUTMAYA HAZIRIZ… SENDİKAMIZ DA BİZ DE KARARLIYIZ…