TBMM BAŞKAN VEKİLİ ŞÜKRAN GÜLDAL MUMCU’NUN 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ KONUŞMASI

Yazar Ş. Güldal Mumcu   

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ ŞÜKRAN GÜLDAL MUMCU’NUN 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ (2008) DOLAYISIYLE İLLERİN ÖĞRETMEN TEMSİLCİLERİNİ KABULÜNDEKİ KONUŞMASI
Sevgili Öğretmenlerim,

“Yükselen yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!..”


Sizlere Cumhuriyetimizi kuran Yüce Önderimiz ve Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle hoş geldiniz diyorum.
81 ilden öğretmen arkadaşlarınızı temsilen buradasınız. Ama bakıyorum, kadın temsilci sayısı erkeklerden daha az. Ben isterdim ki, kadın erkek eşit sayıda olsun ve yaşamın her anında olması gereken eşitlik buraya da yansısın.

Değerli Öğretmenlerim,
İnsan yetiştirmenin, sadece okuma-yazma, toplama çıkarma öğretmek değil, adeta bir eser meydana getirmek olduğunu, bütün kuşakların sorumluluğunu yüklenmeninse kolay olmadığını biliyorum. Yine biliyorum ki, Atatürk’ü her an daha çok özlememize yol açan dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler ve sizlerin içinde bulunduğu şartlar dolayısıyla işinizin zor.
Evet, yükselen yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Yeni doğan her bebekle “yeni nesil” sürecinin yeniden başladığını söylemek mümkündür.
Bir devinim söz konusudur. Dünyaya gelen her insan eğitim görme, kendini geliştirme hakkına sahiptir. Doğan her insanın beyninin ışıldaması ve bu ışığı tüm topluma yayması, ancak sizlerin ona vereceği, hurafelerden, küflü geleneklerden, taassuptan arınmış, sevgiye, bilgiye, yaratıcılığa, dayanışmaya dayalı çağdaş ve laik bir eğitimle gerçekleşebilir.
Ulu Önder Atatürk, Samsun’da 22 Eylül 1924 tarihinde öğretmenlere seslendiği konuşmasında “Ben burada yalnız yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni kuşaklara vereceği eğitimin ulusal eğitim olduğunu kesinlikle belirttikten sonra diğerleri üzerinde durmayacağım, ne demek istediğimi kısa bir örnekle açıklayacağım: Efendiler! Yeryüzünde üç yüz milyonu aşkın Müslüman vardır. Bunlar ana, baba, hoca eğitimiyle eğitim ve terbiye almaktadırlar. Ancak üzülerek söylüyorum, işin gerçek olan yanı şudur ki bütün bu milyonlarca insan şunun ya da bunun esaret ve zillet zincirleri altındadır. Aldıkları manevi eğitim ve terbiye onlara bu kölelik zincirlerini kırabilecek insanlık değerlerini vermemiştir, veremiyor. Çünkü, eğitimlerinin hedefi ulusal eğitim değildir” demiştir.
Anlaşılacağı üzere, Atatürk’ün belirlemiş olduğu “ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma” hedefinin gerçekleştirilmesinde en etkili yol olan eğitimin temel ilkelerini şu üç noktada toplamak mümkündür: Ulusal, laik, bilimsel bir eğitim…
Her biriniz, geriye dönüp baktığınızda “işte benim eserim” diyebileceğiniz, bu ülkeye, onun kuruluş felsefesine yaraşır, çağdaş bilgilerle donatılmış, zihinleri aydınlık ve kendinizle de kıvanç duyabilmenizi sağlayan nesiller görebiliyorsanız; “işte Başöğretmenimizin istediği gibi, laik cumhuriyete yakışan, kafasının içi ve dışı örtülmemiş, bir eser ortaya çıkardım” diyebiliyorsanız, görevinizi layıkıyla yapmışsınız demektir.
Ulusal ve LAİK EĞİTİM sayesinde, beyinleri aydınlanmanın ışığıyla ve sevgiyle parlamış nesiller yetiştirmekte engeller peşinizi bırakmayacaktır. İşiniz bu nedenle zor, sorumluluğunuz büyüktür.
Nitekim Atatürk de, 25 Ağustos 1924’te Ankara’da toplanan Muallimler Birliği Kongresi’nde bu zorluğu ve sorumluluğu: “Yeni nesli, Cumhuriyet’in fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin maharetiniz ve fedakârlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet, düşünce, bilgi, fen ve beden yönünden kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli bu nitelik ve yeteneklerle yetiştirmek sizin elinizdedir. Sizin başarınız, cumhuriyetin başarısı olacaktır. Arkadaşlar, yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askerî, siyasî, idarî devrimler sizin… saygı değer öğretmenler, sosyal ve fikrî inkılâptaki başarılarınızla desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, «Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdânı hür, irfânı hür» nesiller ister diyerek vurgulamıştır.
Sevgili Öğretmenlerim,
Bu görevi yerine getirmenin uzun soluklu bir uğraş olduğunu biliyorum. Özellikle de kızlarımızın çağdaş değerlere, laik cumhuriyete yaraşır eğitimi, bu büyük çabanın ve sorumluluğun en önemli unsurudur.
Türk toplumunun yeniden şekillendirilmesinde Türk kadınının rolünü çok iyi bilen Atatürk, eğitim sistemimizde kadın eğitimine ayrı bir yer vermiştir.
30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı tarihî konuşmasında, konunun önemini “Bir sosyal topluluk, bir millet, erkek ve kadın denilen iki tür insandan oluşur. Kabil midir ki bir kitlenin bir parçasını geliştirelim, diğerine müsamaha edelim de kitlenin bütünü ilerletilebilmiş olsun. Mümkün müdür ki bir insan topluluğunun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer bölümü gökyüzüne yükselebilsin!?.. Şüphe yok, gelişmenin adımları, iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmalı, gelişme ve yenilik alanında birlikte, kesin bir mesafe alınmalıdır. Ancak böyle olursa inkılâp başarılı olur” sözleriyle belirtmiştir.
Kadınlarımızın hem zihnen hem dış görünümleriyle çağdaş olmaları, kendilerinden utanmamaları, taassubun baskılarından korkmamaları gerektiği, Cumhuriyetimizin kuruluşundan 85 yıl sonra artık anlaşılmış olmalıdır. 
Atatürk, bu konuya verdiği önemi, yine aynı Kastamonu konuşmasında şöyle ifade etmektedir:
“Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez, peştemal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı bu garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi? Bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır ve derhal düzeltilmesi lazımdır”.
28 Ağustos 1925 tarihinde İnebolu Türk Ocağı’nda yaptığı giyim ve şapka hakkındaki konuşmasında, Sevgili Atatürk önce “köylerde değil, özellikle kasabalarda ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif ve itina ile kapatmakta olduklarını gördüm” tespitini yapmış ve bu durumun nedenini de,
“- Erkek arkadaşlar, bu biraz da bizim hodbinliğimizin eseridir; çok iffetli ve dikkatli olmamızın gereğidir. Fakat muhterem arkadaşlar, kadınlarımız da bizim gibi aklı eren, düşünebilen insanlardır” sözleriyle açıkladıktan sonra;
“Onlar yüzlerini cihâna göstersinler ve gözleri ile cihânı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur. Korkmayınız. Bu gidiş zorunludur. Bu zorunluluk bizi yüksek ve önemli bir neticeye götürüyor” dedikten sonra şu uyarıda bulunmuştur:
“- Önemli olarak şunu ihtar ederim ki, bu halin muhafazasında inat ve taassup, hepimizi her an kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz.”
Değerli Öğretmenlerim,
Cumhuriyet devriminin, çocuklarımızı cinsiyetine bakmaksızın hurafelerin karanlığından kurtarıp çağdaş, aydınlık ve sevgi dolu beyinlere kavuşturma şeklinde özetleyebileceğimiz kurucu felsefesi, siz öğretmenlerimizin elleriyle, emeğiyle yaşama geçecektir.
Eğitim dünyamızın siz değerli meşalelerinin, kadın erkek el ele vererek bu güzel ülkemizin kuruluş felsefesine yaraşır, çocuklarımızı çağdaş düzeye çıkaracak eğitimi verdiğinizden, özellikle kızlarımızın laik ve çağdaş eğitimini desteklemek, özendirmek için tüm çabayı gösterdiğinizden hiç kuşkum yok. Eğer kızlarımıza verdiğimiz eğitim onları kapayacak, çağdaşlıktan uzaklaştıracak, evrene, dünyaya açılmalarını kısıtlayacak en küçük bir bağnazlığa izin verirse, şu anda başkan vekili bulunduğum Türkiye Büyük Millet Meclisimizin kuruluş felsefesini de inkar etmiş oluruz.
Saygıdeğer Öğretmenlerim,
Bizleri yetiştirip bugünlere taşımış öğretmenlerimize şükranlarımı sunuyor, aramızdan ayrılanları rahmetle anıyorum.
Siz öğretmenlerimizin layık olduğu insanca yaşama düzeyini sunmak, eğitim sisteminin Başöğretmenimizin bize hedef olarak gösterdiği düzeyde olmasını sağlamak Türkiye Büyük Millet Meclisinin önde gelen görevlerinden biridir. Bu görevin yerine getirilmesinde kusur varsa ben Meclis adına özür diliyorum; ama bu eksik ve kusurların aşılmasında, inanıyorum ki Yüce Meclis gereken çabayı gösterecektir. Bunun takipçisi olacağımdan emin olabilirsiniz
Sizler, yüksek bir ruhla, vakarla bu hataları affediyor, çocuklarımızı, torunlarımızı yetiştirmeye devam ediyorsunuz.
Sağ olun, var olun!..
24 Kasımlar, dönüp geçmişe baktığımızda Başöğretmenimizin bize gösterdiği hedefler ve bu hedeflerin bize yüklediği sorumluluklar açısından nereye geldiğimizi yeniden değerlendirme olanağı sağladığı için önemlidir.
80’inci yılında 24 Kasım’ı borçlu olduğumuz Başöğretmen Sevgili Atatürk’ü, savaş ortasında ordudan, silahtan da öncelikli gördüğü, Kurtuluş Savaşını kürsülerinden yönettiği ve bize aynı kürsülerden Cumhuriyeti armağan ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi adına sizlere teşekkür etme imkanını ve onurunu sağladığı için minnetle anıyor, Onun Meclisi’nde sizleri şükran ve sevgiyle selamlıyor, saygılarımı sunuyorum.
TEŞEKKÜRLER ÖĞRETMENİM!.. 
                                                                                      (Gecikmeden dolayı özür dileriz.)