VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

TAYFUN ÖZKAYA: TOHUMCULUK KANUNU NE GETİRİYOR? (GÖTÜRÜYOR)

0 78

Yazar Prof. Dr. Tayfun Özkaya (*) 
(Tarım Merkezi Sitesinden)

Tohumculuk kanunu TBMM’de Avrupa Birliği uyum paketi içinde görüşülerek 31 Ekim 2006’da  yasalaştı. Avrupa Birliği bizden böyle bir şey istememesine rağmen uyum yasaları içine alınarak temel yasa kabul edildi ve fırtına hızı ile yasalaşmasının önü açıldı.


            Yasa çok uluslu firmalara Türkiye tohumculuğunu teslim etme anlamına gelmektedir. Madde 14’de istisnalar olarak “ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak şartıyla, çiftçiler arasında tohumluk mübadeleleri” kanun dışında bırakılmıştır. Ancak bu oldukça kısıtlayıcıdır. İyi tohuma sahip bir üretici eğer tohumluğunu köylülere para ile satarsa istisnadan yararlanamayacaktır. Kanunda kamunun tohumluğun her alanından çekilerek bu alanı özel firmalara terk edeceği anlaşılmaktadır. Madde 15’de yetki devrinden söz edilmektedir. Kamu üretim, sertifikalandırma, ticaret ve denetimi pratikte kurulacak olan tohumculuk birliğine  gerçekte ise buna hakim olacak olan büyük dünya tohum devlerine bıracaktır. Yasa ile tohumculuk konusundaki birliklerin ve alt birliklerin kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu sayılacak olması ve bunlardan oluşacak olan Birlik ve alt birliklere yetki devredilecek olması fotoğrafı tamamlamaktadır. Bu birliklerin oluşturacağı hakem kurullarının örneğin çiftçilerle şirketler arası anlaşmazlıklarda yetkili olacak olmaları tohum devlerinin hakim koltuğuna da oturduğunun açık kanıtıdır.

            Şu anda domates başta birçok sebze tohumu altından daha pahalı satılmaktadır. Gelecekte tarla bitkileri için de bu kadar olmasa da büyük fiyat artışları planlanmaktadır. Bu amaçla kataloga kaydedilmeyen çeşitlerin veya çeşit haline gelmemiş tohumlukların iki yıl sonra satılmasına engel olunacaktır. Bu kalite getiriyoruz gerekçesi ile yapılmaktadır. Gerçekte ise örneğin Niğde’de patates kanseri (veya bakanlığın değişi ile uyuzunun) yabancı patates çeşitleri ile geldiğini hatırlatalım. Birçok hastalık yabancı tohum ithali ile Türkiye’ye girmiştir. Ne kalitesinden bahsediyorlar? Bu yüzden onlarca yıl Niğde’de birçok köyde patates ekilemeyecek, yasaklandı. Esas amaç onbin yıldır Anadolu’da çiftçilerin çabaları ile geliştirilmiş tohumlukların çok uluslu denen firmalarca el konulmasıdır. Binlerce genden oluşan çeşidimize iki gen katıp mülkiyetlerine alacaklar. Buna da fikri mülkiyet demekteler. Mülkiyetsiz fikirden yanayız. Bir anlaşma yapalım. Çok uluslu firmalar doğanın  ve çiftçilerin geliştirdiği her çeşit başına örneğin 30 milyar dolar ödesin. Biz çeşitlerimizi serbestçe kullanmaya devam edelim. O zaman belki bunu kabul edebiliriz. Ayrıca bizim çeşitlerimize kendi tohumundan kaçan genler için bizim çiftçilerimiz değil kendileri sorumluluk alsın. Biz değil onlar tazminat ödesin. Bunu kabul etmeyecekleri açıktır. Doğrusu hayat patentlenemez.
            Yasa Tarım Bakanlığın tohum üretim, kontrol denetleme, anlaşmazlıkların çözümü gibi bir çok alandaki yetkisini kurulacak (çok uluslu şirketlerin etkin olacağı) tohumculuk birliğine bırakmaktadır.
            Yasa biyoçeşitliliğe büyük bir darbe indirecektir. Büyük ölçüde aşınmış olmakla birlikte hala biyoçeşitliliğimiz bu ülkede 70 milyon insanın doyurulmasını eksik de olsa sağlamaktadır. Ülkemizde 3 bini endemik (sadece Türkiye’ye ait) 13 bin bitki çeşidi bulunmaktadır. Ancak ulusaşırı şirketlerin amacı bizim çeşitlerimizi, çeşit karışımlarımızı, ekotiplerimizi, köylü çeşitlerimizi silip süpürerek, bazılarını da mülkiyetine geçirerek ancak kimyasal gübre, ilaç vb. ile yetiştirilebilecek, güya verimli gerçekte ise doğayı ve çiftçileri yıkıma götüren birkaç çeşidi dayatmaktır. Tohumlar altın fiyatına olmaz ise gümüş fiyatına satılacaktır. Zenginliğimizi oluşturan tohumlarımız ise kaçak CD muamelesi görecektir. Amaç kaliteyi sağlamak ise yapılabilecek çok şey var. Ancak amaç kalite değildir. Yabancı tohumlarla birçok hastalığın ülkeye girmiş olduğunu bir kez daha yineleyelim. Bu CD benzetmesi bizzat yetkililerce yapılmıştır. Kim kimin eserini kopyalıyor. Yeni bir makine mı geliştirmişler? Yeşil devrim denilen süreç bazılarımızın sandığı gibi Dünya’ya çok iyi şeyler getirmemiştir. Dünya’daki biyoçeşitliliği yok etmeye devam etmektedir. Dünya’da sera gazlarının üretilmesinde tarımın payı FAO (Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü) raporuna göre çok yüksektir. Yeşil devrim teknolojileri (yani endüstriyel tarım) geleneksel tarımdan 50 misli daha fazla enerji tüketir. İşleme ve taşıma da dikkate alındığında gelişmiş ülkelerde kullanılan toplam enerjinin dörtte biri besinlerin üretilmesinden masaya gelmesine kadarki işlerde kullanılır. Kısacası endüstriyel tarım sürdürülemezdir. İngiliz bilim adamları önümüzdeki on yıl içinde ciddi önlemler alınmaz ise dünyanın artık kurtarılamayacağını ortaya koymuşlardır. Biyoçeşitliliğin kaybolması daha fazla tarım ilacı, kimyasal gübre ve enerji kullanımı demektir. Tohum devleri biyoçeşitliliği yok eder. Köylünün on bin yıldır ürettiği binlerce çeşit yerine 3-4 çeşit koymaya çalışır. Tohum devleri bilimi korsanlık yaparak kaçırmıştır ve sadece kendi karları için kullanmaktadırlar. Bilim adamları ve köylüler el ele çalışarak biyoçeşitliliğe saygılı yeni çeşitler üretebilirler. Bu amaçla şirketler de gayret gösterebilir. Ancak yasanın etkisi dünya tohum devlerinin hegomonyasını tamamlamak ve güvence altına almaktır.
            Yasalaşma sırasında küçük bir değişiklik yapılmıştır. Buna göre, “kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki türleri ile kayıtlı çeşidi bulunmakla beraber bakanlığın gerekli göreceği tohumluk çeşitleri hakkında (ilgili maddeler) bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl süre ile uygulanmaz” denmektedir. Tarım Bakanı TBMM’de gerekçe olarak aşağıdakileri okumuştur:
            “Ülkemizde yeter sayıda kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki türlerinde halen devam eden çeşit geliştirme ve çoğaltım faaliyetlerinin sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Ayrıca, kayıtlı çeşit olsa bile bazı özellikleri ile ülke ekonomisi bakımından önem taşıyan bitki türlerinde yeni çeşitlerin ülke tarımına kazandırılması için öngörülen süreden daha uzun bir süreye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle, geçiş dönemi beş yıl olarak düzenlenmiştir.”
            Şimdi bu ifadeden de anlaşılmaktadır ki aslında yasa Türkiye biyolojik çeşitliliğine ve genetik zenginliğimize büyük bir darbe indirmeye hazır bir silahtır. Yapılan bunun işlemesini kısa bir süre yavaşlatmış görünmektir. Muhtemelen firmaların şimdilik ilgi göstermeyecekleri türler bu istisna içine alınacaktır. “Çeşit olsa bile yeni çeşitlerin kazandırılması için süreye ihtiyaç duyulduğu” ne anlama gelmektedir? Bunun anlamı açıktır: Ulusaşırı tohum devleri iki üç çeşitle diğerlerini silip süpürecektir. Onların tohumları ise bol bol kimyasal gübre ve ilaç olmadan yetiştirilemeyecek ancak endüstriyel tarımla rekabet eder görüneceklerdir. Bedel doğanın ve çiftçiliğin katledilmesi olacaktır.
            Yasa çok uluslu firmalara Türkiye tohumculuğunu teslim etme anlamına gelmektedir. Tekelcilik  yoğunlaşırsa gelecekte tarla bitkileri tohumlarında da büyük fiyat artışları beklenebilir. Şu anda domates başta birçok sebze tohumu altından daha pahalı satılmaktadır. Kanunun uygulanması ile kataloga kaydedilmeyen çeşitlerin veya çeşit haline gelmemiş tohumlukların satılmasına engel olunacaktır. Dünyada altıyı geçmeyen çok uluslu firma tohumda hegemonya kurmuştur.
            Yasa çiftçinin istediği tohumu kullanmasının önünde büyük engeller getirmekte, böylelikle sadece  kişinin temel hak ve hürriyetleri ve sosyal hukuk devleti ile çelişmemekte, aynı zamanda  liberal ekonominin serbestçe pazara giriş haklarını bile kısıtlamaktadır. Bu nedenlerle Anayasamızın 5. maddesine aykırılık göstermektedir.
Vatan Postası Youtube ABONE OLmak için Tıklayınız

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et! Oku