TAHRAN’A HOŞGELDİNİZ!

Yazar heyetnet’den 

İran Basra’yı nasıl kontrol altına aldı, İngiltere Güney Irak’ın milislerin eline geçmesini engellemede nasıl başarısız oldu?

Basra’da yaşanan ilginç gelişmeler ve kamuoyunca bilinmeyen birçok çarpıcı gerçek…

Basra’da bir kapalı öğle sonrası, iki yeni güvenlik koruma polis bir grup çocuğun oyun oynadığı tozlu, basit bir futbol sahasına doğru araçlarını sürdü. Oyun durdu ve çocuklar gelenlere baktı. Üniformalı üç adam araçtan dışarı fırladı. İki kişi aracın arkasından bazı kablo ve metal boruları çıkartırken Kaleşnikof silahı tutan bir diğeri de etrafı kollamaktaydı. İki adam kablolar ile oyalanırken silahlı adam cep telefonu ile çekim yapmak isteyen gençlere silahını doğrulttu.  

Gürleyen iki büyük patlama ve göklere yükselen iki çift Katyuşa roketinin ardından kalabalıktan “Mukteda, Mukteda” ve “Allahuekber” diye çığlıkları atıldı. Hedefleri Saddam Hüseyin’in eski sarayında ve yakınlarındaki binalarda konuşlanan İngiliz karargahı olabilirdi. Roketlerin atıldığı yer Basra’nın herhangi bir yeri olabilir. Bunun daha çok sivillere ait bir ev olması muhtemel…

Ardından adamlar araçlarına geri dönüp gitti, çocuklar da kalan maçlarına devam etti.

“İngilizler anti-roket manyetik çalışmalarını başlattığından beri roketlerimiz sivillerin üzerine düşmeye başladı.” diyor Mehdi Ordusu komutanlarından Ebu Mücteba.

Manyetik çalışmalar Basra milislerinin yaptıkları işlerle ilgili son söylentilerden biri. Bir diğer söylenti de İngilizlerin sivilleri topa tutarak Mehdi Ordusu’nun imajını bozmak istediği yönünde. 

Şahit olduğum olay, kuzeyden bölgeye doğru uzanan sivil savaş ile karşılaştırıldığında nispeten güvenilir ve istikrarlı olan bu bölgede uzun süredir devam etmekte olan günlük olaylardan sadece biri. Ancak, İngiliz ordusunun Prens Harry’yi bölgeye göndermeme kararı bu haftanın en önemli olayıydı. Basra ve şeklen İngilizlerin kontrol ettiği civar bölgeler güvenlikten çok uzak bir durumda.

Son dokuz günlük ziyaretim boyunca görüştüğüm siyasetçiler, güvenlik yetkilileri ve işadamları, şehirdeki sokakların nasıl rakip milislerin etkin bir şekilde kontrolü altında olduğunu söylüyor.  

Bu rakip milisler bölgeyi kontrol altında tutmak, Saddam sonrası kırılgan devlet aygıtı, silah ve petrol kaçakçılığı gibi gelir kaynaklarını ele geçirmek için mücadele ediyorlar. Bağdat’ta olduğu gibi silahlı kişiler pikapların arkasında sokaklardan hızlı bir şekilde geçiyor. Şehir, tıpkı muhalif mafya ailelerinin taşıdıkları karşılıklı şüphecilik gibi milisler arasında bölünmüş durumda.

Eğer Peygamber Muhammed bugün Basra’ya gelse o da öldürülecekti; çünkü onun bir milisi yok.” diyor bir hukuk profesörü. “Burada bir hukuk devleti yok; hukuk sadece milislerin kanunu.” diye de ekliyor…

Siyasetçiler

Bir zamanlar Basra’nın tanınmış siyasetçilerinden biri olan Ebu Ammar’ın şehri tanımlaması yankılanıyor. Bu laik teknokrat, 4 yıl önce İngilizler ilk defa geldiğinde büyük ümitlere kapılmış. Saddam’ın İran ve Kuveyt’e açtığı savaşların ardından şehir ciddi anlamda vurulmuş. İşgalin, buraya demokrasi ve refah getireceği noktasında ümitliymiş. “Ancak milislerin yükselişi bunlara bir son verdi.” diyor. Şimdi kendisi bir hotel lobisinde dahi konuşmaktan son derece korkuyor ve görüşmeyi benim odamda gerçekleştiriyoruz.

“Bu dinci partiler “Basra sakindir” dediler; çünkü şehir kontrolleri altındaydı ve o esnada bunlar şehri yağmalıyordu.” diyor. Şehir sakin olması bu şehrin polisin kontrolü altında olmasından dolayı değil. Ancak şehirde tüm milislerin çıkarı var ve bunlar statükolarını devam ettirmek istiyorlar. Çıkarları tehlikeye girdiği an bu milisler tüm şehri yakabilirler.”

Konuştuğum birçok insan gibi o da fonksiyonel bir devletin olduğu iddiasının büyük ölçüde bir yanılsama olduğunu söylüyor. “Güvenlik güçleri milislerden oluşuyor. Siyasi partiler arasında her hangi bir anlaşmazlık olduğunda polis hangi partiden yanaysa ona göre bölünüyor ve birbirleriyle savaşmaya başlıyorlar.”

Milis Komutanı

Basra’yı gerçekten kontrol eden adamlar Seyyit Yusuf gibi adamlar. Yusuf orta seviyede bir milis komutanı, ancak kendi ismi ve milislerinin ismi Basra’nın herhangi bir yerinde dehşet salan bir isim “Allah’ın İntikamı”…

Bu milis örgüt, eski dinci öğrencilerden oluşan silahlı küçük bir grubun küçük bir devlet binasını ele geçirmesiyle başladı. Eski Basçıları, alkol satıcılarını ve son olarak da kendilerine haraç vermeyen herkesi öldürecek kadar korkusuz bir cani haline gelerek bir ün saldılar.

Onları, Basra’daki yerlerinde görmeye gittim. İçişleri bakanlığı komando üniformalarını giyen silahlı kişiler dışarıda nöbet beklerken çatıdaki bir keskin nişancı da etrafı gözetliyordu.

Ofisinin dışındaki odada aşiret liderleri, resmi yetkililer ve birçok silahlı insan yalın ayaklı bir şekilde oturarak Seyid Yusuf’un kendilerini çağırmalarını bekliyorlardı. Bazı insanlar, akrabalarının orduya ve polise alınması için kendilerine yardım etmesini istiyordu. Diğer milislerle problemleri olan bazı insanlar koruma talebinde bulunuyorlardı. Ancak orada bulunan birçokları bir gün ihtiyaç duyabilecekleri güçlü bir adama sığınmaktaydılar.

Resmi devlet aygıtının kaosa doğru gittiği bir yerde onun gibi adamlar adalet ve korumanın belli başlı dağıtıcıları. Basra’da hiç kimse bir milis grup veya bir siyasi partinin destek mektubu olmaksızın orduya, polise alınamaz ve iş bulamaz.

Basra’dan çıkan ve tüm Irak’ı saran bir kartal resminin önünde oturan, bir dinci öğrenci tarzını yitirmemiş, kollarını karnına uzatmış bir şekilde ziyaretçiler onu işaret ederken başını sallayarak dikkatlice dinliyor Seyyid Yusuf. Ancak masasının önünde duran iki telefon sürekli bir şekilde çalıyor. Şimdi onun kullandığı iki şarjörlü bir tabanca duruyor.  

Seyyid Yusuf demin, 15 yıl önce bir Şii’ye ateş açmakla suçlanan birinin kardeşi olan bir Sünni’yle ilgili yargılama yapmaktaydı. Söz konusu kişinin akrabaları kendilerine ya tazminat vermeleri ya da onu öldürmeleri talebinde bulunmuş. Yargılanan şahıs da kardeşinin iki yıl önce ülkeyi terk ettiğini ve kendisinin de tazminat bedeli olan 7 bin dinarı (2,500 £) veremeyecek kadar fakir olduğunu söylemiş.

Sünni şahıs titriyor ve merhamet dileniyordu: “Zaman değişti.” dedi Seyyid Yusuf düşük ama güçlü bir sesle. “Şimdi siz Sünniler buraya gelip merhamet dileniyorsunuz. Bizden herhangi birinin hiçbirinizle konuşamadığı günleri hatırlıyor musunuz? Sizler zalimdiniz, ancak bizler sizler gibi değiliz. Sana bir hafta zaman veriyoruz. Aşiretine giderek ya onları ikna et ardından kardeşini teslim et ya da onun yerine seni cezalandıracağız.”

O anda, dediğine göre Seyyid Yusuf’un kafası Fazilet Partisi’ne karşı yürüttükleri güç mücadelesiyle ilgili işlerle meşguldü. İki yıldan daha fazla zamandır diğer bir Şii milis grup valilik ve petrol terminallerini kontrol etmekteydi.

Seyyid Yusuf ve beraberindeki diğer milisler Fazilet partisini kovmaya çalışırken İran’la da sıkı bağları var. “Tüm şehir konseyi üyelerine söyledim. Seçiminizi yapmalısınız. Ya valiye karşı oy kullanın ya da ölün!” yardımcılarından birine söyledi.  

Diğer gün, Fazilet partisinden olan şehir meclis üyelerinin evleri önünde iki bomba patladı.

General

Bir öğleden sonra, İçişleri Bakanlığındaki üst düzey bir Iraklı generalle görüşmeye gidiyorum. Bir düzine askeri üniformalı silahlı kişiler şekerleme yaparken, bir üst düzey askeri yetkili beni, koridorları kum torbalarıyla dolu bir labirentten geçiriyor.  

Girdiğimde General, diğer bir yetkili ile telefon görüşmesi yapmaktaydı. Karşıdaki şahsı şaka yollu olarak tehdit etmekteydi: “Kapa çeneni yoksa kasabana demokrasi göndereceğim.”

Konuşması bittiğinde – milislerin şerrinden korktuğundan dolayı isminin verilmesini istemiyor – general, bana elini uzattı ve şunları söyledi : “Tahran’a Hoş geldin”

Generale, güvenlik şartlarının düzelmekte olduğunu söyleyen İngilizlerin iddiasını soruyorum. Öfkeden kudurmuş bir şekilde şunları söylüyor: “İngilizler buraya askeri turistler olarak geldi. Güvenlik güçlerini oluştururken çok büyük hatalar yaptılar. Milisleri polis yetkilileri olarak atadılar ve milislerle mücadele etmeyecek olan kişileri seçtiler. Bizler bu noktaya sokaklarda milislerin meşru bir güç olarak hakim olmalarından sonra geldik.”  

O ve Basra’daki diğer güvenlik yetkilileri, yerel polis güçlerine danışmanlık yapan bir İngiliz de dahil, farklı güvenlik güçlerini farklı grup ve milislere sadık güçler olarak tanımlıyorlar.

“Polis gücünün çoğu taktik destek birimini kontrol eden Fazilet partisi ile düzenli polisi kontrol eden Mukteda Sadr yanlıları arasında bölünmüş durumda.” dedi general.  

General sözlerine şöyle devam ediyor: “Fazilet Partisi aynı zamanda petrol kaynaklarını kontrol ediyor böylece petrol koruma gücü ve deniz gücünün de bir kısmını kontrol etmiş oluyor. Mukteda yanlıları ise gümrük ve limanları kontrol ediyor, böylece bunlar da gümrük, polis ve istihbarat teşkilatını kontrol etmiş oluyor. Komandolar da Bedir Tugaylarının denetimi altında.”  

“Milisler ve güvenlik birimleri arasındaki ilişki iç içe geçmiş durumda ve ayrıştırılması çok zor.” diyor General. “Hatta bir milis grubun parçası olmayan polis yetkilileri bile kendisini korumak için bir milis güce dahil oluyor. Bir kez bir milis güçle irtibata geçtikten sonra da sizin değiştiremeyeceğiniz bir komutan oluyor… Çünkü bundan sonrasında sizler artık bir siyasi parti ile karşı karşıya kalıyorsunuz.” diye ekliyor.

Bizzat kendi yetkililerinin %60’dan fazlasının ve hemen hemen tüm polislerin milislerden oluştuğunu, şehri temizlemek için büyük bir cerrahi operasyona ihtiyaçları olduğunu söylüyor General.

İngiliz ordusunun Sinbad adlı operasyonu tam da bunu yapmak için tasarlanmıştı. İngiliz ordusu bunun başarılı olduğunu söylerken general bunu biraz daha farklı bir şekilde görüyor. “Sinbad operasyonu feci bir başarısızlıkla sonuçlandı; çünkü polis güçlerini temizleyemedi. Bizler senelerdir savaşıyoruz ve öldürüyoruz. Bir milis diğer bir milisle devrilecektir ve birileri bölünecektir. Böylece günler günler sonra bizler yeni grupların oluştuğuna tanık olacağız. İngilizlerin geri çekilmesi farklı gruplar arasındaki hakimiyet kavgasına neden oluyor.” 

İstihbarat Yetkilisi

Basra’daki mütevazı evinin oturma salonunda üst düzey bir askeri istihbarat yetkilisi – Samir diye çağrılıyor- bana eğer isterlerse milislerin, şehrin kontrolünü yarım saat içerisinde ele geçirebileceklerini söylüyor. Sofanın yanında bir roketatar, bir makinalı silah ve bir düzine el bombası var. Samir iki suikast girişiminden sağ kurtulmuş.  

Pantolunun arkasına yerleştirilmiş bir tabancayla bir genç bize kutu Fanta getiriyor. Samir, milislerin gelişiminin arkasında ekonomik güçlerin bulunduğunu söylüyor ve ekliyor: “Milisler ve aşiretler birer kartel. Bunlar ana limanları, ana petrol terminallerini kontrol ediyor ve kendi özel limanları var. Herkes petrol kaçakçılığı yapıyor. Güç dengesi bozulduğunda da bunlar sokaklarda çatışıyor.”

Daha birkaç hafta önce elektrik idaresinde Mukteda es-Sadr’a bağlı bir yetkilinin yerine Fazilet Partisine bağlı başka biri yerleştirildi. Bu olay, farklı polis birimlerinin sokaklarda çatışmasına yol açtı.

İki milis grup arasında çatışma başladığında polis güçleri bölündü ve bir polis birimi diğeriyle çatışmaya başladı. Polis araçları milis araçlarına dönüştü. Bu durumu tuhaf kılan bir olay da şu. Bir Mehdi Ordusu komutanı şaşkınlıkla “ Elbette ben bir polis aracıyla götürülmeliyim; yoksa sen komutanını taksiyle mi götürmek istiyorsun!” şeklinde konuşuyor. 

Samir, gittikçe karışan olaylar nedeniyle birçok milisin farklı gruplara ait birçok kimlik kartına sahip olduğunu söylüyor. “Bu milisler, kim daha fazla para öderse ona göre kimliklerini değiştiriyorlar.”

Tıpkı general gibi o da şimdiki durumdan dolayı daha çok İngilizleri suçluyor. “İngiliz yetkililer imajları noktasında çok dikkatliler, çatışmaya girme noktasında da son derece temkinliler. Onlar kanserin vücudu sarmasına müsaade ettiler. Eğer yarın milisler şehri yakarlarsa İngilizler bunlarla çatışmaya girmeyecektir. İngilizler sayıca üstün olduklarını ve çatışmaya girerlerse çok büyük kayıp vereceklerini biliyorlar.” diyor.

Diğer gün Generali tekrar görmeye gidiyorum. Diğer iki yetkili ile birlikte oturmuş tartışıyorlardı. “Amcalarımız, İngilizler, beni bugün güvenlik devir teslim törenine katılmak için Amarra’ya uçurdu.” dedi General. Diğer bir yetkili “ Ona bir ay ver, yoksa çökecek.” diyor.  

“Bir ay mı?” general gülüyor. “ Sadece birkaç gün verin yeter”

İranlılar

Basra şehrinde İran etkisinin bazı göze çarpan şeylerle karşılaşmaksızın daha uzağa gidemezsiniz. İngiltere konsolosluk binasının içinde bile ziyaretçilere cep telefonu kullanmamaları tavsiye ediliyor. Bir güvenlik yetkilisi: “yan tarafta İranlılar her şeyi dinliyor.” diyor.

Basra pazarında, günlük ürünlerden motosiklet ve elektronik aletlere kadar İran ürünleri her yerde bulunuyor. Kitapçılarda Farsça yazılı kitaplar satılıyor. Duvarlar Ayetullah Humeyni’nin posterleriyle kaplı.

Bunun yanı sıra İran etkisine birçok kötü mekanda da rastlanabiliyor.

Ebu Mücteba, İran ve kendi birimi ile işbirliğinin düzeyini tanımlıyor. Söyledikleri, Irak’ın diğer bölgelerindeki birkaç milis mensubunun bana söyledikleriyle paralel doğrultuda.

Basra’nın en fakir bölgesindeki evinde otururken bana şunları söylüyor: “Silahlara ihtiyacımız var ve İran bunun için tek giriş kapısı. Eğer Suudiler bize silah verirlerse o zaman bizler İran’dan silah getirmeyi bırakırız.”

Sözlerine şöyle devam ediyor: “ Onlar (İranlılar) bize silah vermiyorlar, satıyorlar. Bir İranlı bize 100 $’a patlayan bombalar verdi. Hiçbir şey bedava değil. Bizler, İranlıların Irak’ın menfaati doğrultusunda çalışmadıklarını biliyoruz. Onların, burada topraklarımızda İngiliz ve Amerikalılara karşı savaşmak için bulunduklarını da biliyoruz. Ancak onlara ihtiyacımız var ve onlar da bizi kullanıyor.”  

Tahran’ın güdümü noktasındaki şüphelere rağmen bazı Mehdi Ordusu birimleri şimdi etkin bir şekilde İran’ın kontrolü altında bulunuyor. Bazı birimler farklı komutanların emrinde. İran bunlara sızmış durumda ve zaten bu birimler de direk olarak İran için çalışıyor.

“Şii militanları ve Basra’da siyaseti kontrol eden partilerin çoğu bugün Tahran tarafından kurulmuş ve finanse edilmektedir.” diyor. Yaptığı değerlendirmeler hem general hem de istihbarat yetkilisi tarafından da paylaşılıyor.

“İran sadece milisler ve partiler aracılığıyla güvenlik güçleri ve hükümete sızmadı, bilakis daha çok Mukteda es-Sadr grubuna silah sağlayarak içlerine sızmayı ve bunları yetiştirmeyi başardı.” diyor.

“Bazıları düş kırıklığına uğradı. Milisler İran tarafından alındı, kendilerine para ve silah sağlandı.”

İran yapımı silahlarla dağınık ofisinde, Samir bana 6 yeni Katyuşa füzesini ele geçirdikleri bir silah kaçırma operasyonuna katılan adamlarını gösteren bir video izlettiriyor.

“İran, Basra’da Bağdat’taki hükümetten daha fazla etkiye sahip. İran milislere çoraptan rokete kadar her şeyi sağlıyor.” diyor.

Ancak diğer birçokları gibi o da İran’ın müdahalesi konusunda mantıklıydı. “Amerika ve İngiltere’nin aksine İran daha akıllı yatırım yaptı. Onlar parasını nereye vereceklerini biliyor. İran, milisler ve siyasi partilere paralarını yatırarak akıllı bir iş yaptı. Eğer bir savaş olursa İran askerlerini göndermeden Basra’yı ele geçirebilir. Amerika ve İngiltere ile bitirim savaşı yapıyor, kanlarını yavaşça akıtıyor. İranlı ajanlar ve istihbarat şebekelerini ele geçiriyoruz; ancak bunlar Irak ordusunun Kaleşnikoflarıyla ilgili ajanlık yapmıyorlar. Müttefik güçler hakkında istihbarat için burada toplanıyorlar.”

Ancak İran’ın etkisini gösteren diğer olgular daha az stratejik hedeflerin peşinde kullanılıyor.

İran’dan düzenli olarak hafif içecekler ithal eden Basralı bir işadamı bana şunları söylüyor. İran’daki alıcıyla bir kez fiyat noktasında anlaşmazlık yaşadığını, para ödemeyi reddedince de İran yanlısı bir milis gruba bağlı silahlı kişiler işyerini basıldığını ve kendisinin kaçırıldığını söylüyor. İranlı alıcının istediği tüm parayı ödedikten sonra da serbest bırakılmış.

Basra’daki petrol endüstrisi ve valiliği kontrol eden Fazilet Partisi şehir danışmanlarından Nesif Casim İran’ın müdahalesinden kaygılı.

İngilizlerce geniş ölçüde desteklenen Fazilet Partisi, mezhepçi bir politika takip ettikleri suçlaması ile Bağdat’taki ana Şii ittifakından ayrılmıştı.

“İngiliz işgalciler gidecektir; ancak diğer işgalci, yani İran, burada daha uzun zaman kalacak.” diyor.

“Onlar Irak’ta bir temsilcilerinin olmasını istiyor, böylece tıpkı Lübnan’daki Hizbullah gibi istedikleri her şeyi istedikleri an değiştirmeyi istiyorlar. İran, batıya çok açık bir mesaj gönderiyor. Bize daha fazla yaklaşmayın; çünkü Basra’yı ve içindeki insanları yakabiliriz mesajını veriyorlar.” diyor Casim.

İran korkusu tüm şehirde hissediliyor.

Bir gece yarısı bunu, generalin ofisinde otururken gördüm. İki cep telefonu birden çaldı; karşıdaki biri yanlış numara çevirdiğini söylüyordu. Generalin beti benzi attı ve şunu söyledi: “Yerimi tespit ettiler. Milisler cep telefonu şebekesini ve tüm iletişim merkezlerini kontrol ediyor ve şimdi de yerimi tespit ettiler.”

Bunlar İranlılar mı yoksa milisler mi diye sordum. “Hepsi aynı” diyor. Korumalarını çağırarak dışarıya, pencerelere daha fazla adam yerleştirmelerini ve pencerelere çok iyi yerleştirilmiş kum torbalarını kontrol etmelerini emrediyor. Benim veya bir İngiliz komutanın Basra’da rahat bir şekilde yürüyebileceğini düşenebiliyor musunuz? diye soruyor. Cevap hayır; ancak İranlı maslahatgüzarlar rahat bir şekilde dolaşabiliyorlar.”

Yazıdaki Ebu Ammar ve Samir isimleri bu kişilerin can güvenliği için değiştirildi.

Basra’daki Rakip Gruplar

Irak’ın ikinci büyük şehri olan Basr’da güç için rekabet eden birkaç grup var.

Mehdi Ordusu: Şii milislerin dağınık bir ittifakı. Yarısına yakını Şiilerin kutsal kenti Necef’teki Mukteda Sadr’la ilişkili. Bunlar limanları, gümrükleri ve aynı zamanda gümrük polislerini kontrol ediyor.

Fazilet Partisi: İran karşıtı bir Şii milis grubu. Basra’daki petrol endüstrisi, liman ve gümrük ile bazı güvenlik güçlerini kontrol ediyor.

Bedir Tugayları: Irak İslami Devrim Yüksek Konseyi’nin (Devrim kelimesini geçenlerde kaldırdılar) silahlı kanadı. 2003 işgalinden önce 20 yıl boyunca üsleri İran’daydı.

Aşiretler: Basra bölgesinde en az 20 belli başlı aşiret var. Iraklılar genellikle milliyetlerinden ziyade kendi aşiret bağlarına daha sıkı sıkıya bağlı. Bunlar aynı zamanda şehirdeki siyasileri de destekliyorlar.

Ghaith Abdul Ahad’ın The Guardian gazetesinde yayımlanan bu makalesi IMAH Türkçe Resmi Sitesi için Özel Çevrilmiştir © 2007