SUUDİ REJİMİ SURİYE’DE ÇÖZÜMÜ PROVOKE PEŞİNDE.

Yazar: Abdel Bari Atvan (Rey El-Yevm Gazetesi Baş Editörü)
Yazar: Güntekin Eke

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil El-Cübeyr Alman gazetelerinden Deutsche Zeitung’a verdiği röportajla Dördüncü Cenevre Toplantısı’nın başarı fırsatını daha bu toplantı düzenlenmeden yok etti.
El-Cübeyr Deutsche Zeitung gazetesine verdiği röportajda bazı noktalara değindi. Bu noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:
1-Ülkesinin Suriye’de IŞİD ile mücadele kapsamında özel kuvvetlerini Amerika kuvvetlerinin yanına göndermeye hazır olması.
2-Suriye’de IŞİD’den kurtarılan her bir bölgenin Suriye Rejimi ve müttefiklerinin eline düşmemesi için silahlı muhaliflere verilmesinin vurgulanması.
3-Suriye’de savaşın sonlanması için siyasi süreçten başka hiçbir imkanın olmaması. Bu siyasi süreçte Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın hiçbir rolünün bulunmaması.
Adil El-Cübey’in bu açıklamaları aylarca süren sessizliğin ardından Suriye krizini ilk noktaya döndürüyor ve bu konunun eğer bölgeyi bölgesel ya da uluslararası kapsamlı bir savaşın içine sokacağını söyleyemesekte en azından böyle bir savaşın eşine sürükleyecektir.
Çok ilginçtir ki bu açıklamalar, Amerika’nın Arabistan, Ürdün, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere dört Arap ülkesi ve Türkiye ile altılı koalisyon kurmak istediğinin ve bu koalisyonun ilk görevinin Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı devirmek ve Yemen’in kuzeyinde Abdullah Salih ve Husi Hareketi Koalisyonunu ortadan kaldırmak için bir ortam sağlanması adına Suriye ve Yemen’de tampon bölge oluşturmak olduğunun medyada açıklanmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bir hafta önce Washington’a ziyarette bulundu ve Amerika Başkanı Donald Trump ile görüştü. Trump Savunma Bakanı James Mais’ten Amerika’nın Suriye’deki stratejisini yeniden gözden geçirmesini ve kara kuvvetlerini bu ülkeye göndermek gibi bu ülkedeki askeri müdahale konusunda yeni planlar sunmasını istedi. Bu plan hazırlanmış gibi görünüyor ve bu planın belirtileri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bu planın en açık belirtisi, Amerika İstihbarat Servisi CIA’in Özgür Suriye Ordusu olarak adlandırılan silahlı gruplara askeri ve eğitim desteğini askıya almasıdır.
Amerika’nın Suriye ve Yemen’deki askeri müdahaledeki rolünün para ve finansal giderleri tamamen Körfez Arap ülkelerinin omuzlarındadır. Trump bu konuyu büyük bir küstahlıkla dile getirmiştir. Trump, Körfez Arap ülkelerine hitaben, sizin paradan başka hiçbir şeyiniz yok ve eğer biz olmasaydık siz bir gün bile ayakta duramazdınız demiştir. Trump’ın bu çerçevede Arabistan’ın onayını daha önce almış olması mümkündür. Arabistan’ın Aramco petrol şirketinin hisselerinin gelecek haftalarda dünya pazarlarında satışının yakın olması bu konuyu ve bu alanda gerekli parayı temin etmek için olduğunu vurgulamaktadır.
Arabistan ve diğer Körfez Arap ülkelerinin ve Türkiye’nin bölgede mezhep savaşını alevlendirmek, Suriye’yi bölmek ve Amerika’nın maceraperest ve sevilmeyen bir başkanı ile koalisyon kurmak istemesinin ne gibi bir menfaati ve yararı olduğunu bilmiyoruz. Trump Araplara ve Müslümanlara olan ırkçı nefretini gizlemiyor. Acaba bu intikamcılık ve nefret mi? Acaba Suudi yetkililer Husilerin Arabistan’ın güneyinde kontrolleri altındaki bölgeleri farzı misal Suudi muhaliflere ya da hatta IŞİD ya da El-Kaide’ye vermesini kabul eder mi?
Belki bazıları itiraz edip, Özgür Suriye Ordusu gibi Suudi muhalif kuvvetlerin halihazırda mevcut olmadığını söyleyebilirler. Bu itiraz doğrudur ve biz bunu kabul ediyoruz ama hiç kimse gelecekte ne olacağını bilmiyor. Kimse IŞİD ya da Özgür Suriye Ordusunun ortaya çıkacağını ve Irak’ın üçte birini ve Suriye’nin yarısını alacağını, silahlanmak ve eğitim görmek için 26 milyar dolar harcayan Irak birliklerini birkaç günde bile değil, sadece birkaç saat içerisinde yeneceğini biliyor muydu? En önemli nokta ise, acaba hiç kimse daha önce belirledikleri hiçbir hedefe ulaşamamalarına rağmen, Yemen’deki savaşın üçüncü yılına gireceğini tahmin edebiliyor muydu?
Eğer El-Cübeyr Suriye’deki savaşın Beşar Esad’sız bir şekilde siyasi bir yol dışında çözülemeyeceğine inanıyorsa, Suriye’deki ve hatta bütün bölgedeki istikrarın Beşar Esad’ın ve hükümetinin devrilmesi halinde de sağlanamayacağını söyleyebiliriz. Çünkü, özellikle daha önce diğer ülkelerde yaşanan olaylar olmak üzere bölgede yaşanan gelişmeler bu iddianın en iyi kanıtıdır. Trump’ın planından dolayı duydukları mutluluk ve heyecanla bu konuyu unutmaları için, bu noktayı El-Cübeyr ve babasına hatırlatıyoruz.
Trump maceraperest bir kişi ama herhangi bir savaşa katılırsa, bu savaş ülkesinden beş mil uzaklıkta olacaktır. Eğer Amerika’nın kurumsal yapısı Trump’ın Amerika’yı uçuruma doğru sürüklediğini hissederse, onu görevden alacak ya da ona suikast düzenleyecektir ama Arap bölgesindeki ve Trump ve ortaklarının müttefiki olan ülkelerdeki durum konusundaki planlar böyle olmayacaktır ve kesinlikle bu ülkeler kanlı çatışmalarla ve bölünmeyle karşı karşıya kalacaklardır.
Arabistan halkının Arabistan savaş uçaklarının “kararlılık fırtınası” operasyonları adı altında Yemen’i bombalamak için gönderilmesinde bir rolleri olmadığı gibi, ülkelerinin yetkililerinin özel kuvvetlerini savaşmak için Suriye’ye gönderme kararı almaları konusunda da hiçbir rollerinin olmadığını çok iyi biliyoruz. Ama eğer Suudi özel kuvvetleri Yemen’deki gibi şiddetli bir direnişle karşı karşıya kalırlarsa, bu sessizlik uzun sürmeyecektir. Suriye’de Rusya, İran ve Suriye’nin tankları ve füzeleri bulunmaktadır. Orada IŞİD de bulunmaktadır ve Suudi askerlerini güllerle karşılamayacakları kesindir.
Son olarak şu soruyu soruyorum, neden El-Cübeyr ve efendileri savaşın ve İran ve müttefiklerinin Irak’taki eylemlerinin kuzey sınırlarından Arabistan’ın içine doğru uzanacağını uzak bir ihtimal olarak görüyorlar? Bu saldırı müttefikleri Beşar Esad’ın zaferi doğrultusunda intikam niteliğinde bir cevap olacaktır.
Biz bu soruları soruyoruz çünkü Arabistan ve bütün bölgenin savaşa girmesini ve bölgenin tahrip olmasıyla sonuçlanmasını istemiyoruz ve bu savaş ateşini yakan gayri Arap ve gayri İslami hedeflere hizmet doğrultusunda Araplar ve onların kalan servetleri olacaktır.
Bir milyonuncu kez söylüyorum, Arabistan’ın iş işten geçmeden sesini duyuracak akıllı bir kişiye ihtiyacı vardır. Çünkü bu ülkede çok akıllı insanların olduğunu biliyoruz.”