Sosyalist Asker!

Yazar: Em.J.Pilot Bnb. Erol Soysever
Kütahya’daki jandarma birliğinde görevli bölük komutanı teğmen, öğle yemeğinde ne tür bir yemek olduğunu öğrenmesi için postasını yemekhaneye gönderir. Posta yemekhane dönüşünde komutanına şöyle der :”Komutanım, Sosyalist Asker!yemekte kuru fasulye ve pilav var. Bir de tas içinde (burada biraz kem küm eder) bir şey vardı.” Komutan sorar :”Nedir oğlum o tas içindeki şey ?” Er yanıt verir :”Komutanım ayranın içine hıyar doğramışlar !”
Mehmetler asker ocağına gelir ve “Mehmetçik” rütbesine yükselirler. Terhis oluncaya dek bu rütbeyi korurlar. Bu süreçte onlar, yurdun gözbebeğidirler. Ancaak, terhisten sonra tenzil-i rütbe ile tekrar Mehmet’liğe düştüğünde, Mehmet’in işi var mı, aşı var mı, evi var mı, barkı var mı diye kimse sormaz. Çünkü o artık Mehmetçik değil, Mehmet’tir. Üstelik de bu yurdun ona gereksinimi kalmamıştır ! 1974 Yılı’nda gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, karikatürist Bedri Koraman bir karikatür çizmişti. O karikatürün birinci karesinde bir toprak ağası mehmetçiğe, “Mehmetçik vatan toprakları tehlikede, haydi koş !” diyor. Mehmetçik de elinde tüfeği vatanı kurtarmaya gidiyor. İkinci karede ise, mehmetçik vatanı kurtarıp dönüyor, ama o toprak ağası eliyle dur işareti yaparak, “Hoop, dur bakalım. Bu topraklar benim mehmet !” diyor. Öyle ya, ne yapalım yani, vatan borcunu ödemiştir. Bir de ona iş ve aş mı bulacağız. Hadi canım sen de… Devlet böyle basit ve gereksiz işlerle mi uğraşacak ? Devletin artık birincil görevi, işadamlarına bol bol kaynak aktarmak, askeri harcamalar ile Diyanet işlerine oluk gibi para akıtmaktır. Mehmetlere iş bulmak, onların insan gibi yaşamalarını sağlamak, çağdaş bir anayasa olan 1961 Anayasası’nda kaldı. Hadi geçmiş olsun !
Yurtsever ozan Nazım Hikmet; Kurtuluş Savaşı Destanı adlı yapıtında, “Savaştan önce Kartal’da bahçevandı / Savaştan sonra Kartal’da bahçevan” diyerek Mehmetler’in durumunu ne güzel vurgulamış…
Mehmetçik için canlarını vereceklerini söyleyen birtakım tuzukurular, Mehmetler
için de bir şeyler vermeyi niçin düşünmezler acaba ? Düşünmezler çünkü, Mehmetçik tek olmasına karşın, iki tür Mehmet vardır. Biri Bahçevan Mehmet, öteki de bahçeden malı götüren Mehmet Bey !
Erkek nüfusun tamamı, askerlik dolayısıyla subay ve astsubayların elinden geçmektedir. Askerliğini er olarak yapanların çoğu, yaşamlarında ilk kez bir öğünde üç kap yemeği burada görmüşlerdir. Askere geldiklerinde çoğunun doğru dürüst giysileri yoktur. Askerlik süresince, evlerinden yeterli para gelmemektedir. Terhislerinden sonra ne tür bir yaşam sürecekleri belirsizdir. Gelecek kaygıları vardır.
Onları askerlik sanatını öğrenmeleri için eğiten subay ve astsubayların, yukarıda belirtmeye çalıştığım olumsuzlukların nedenleri ve bu nedenlerin ortadan kaldırılması için neler yapılması gerektiği konusunda birazcık beyin cimnastiği yapmaları gerekmez mi ? Ama bu çabayı göstermek için de dağarcıkların zengin olması gerekir. Bunun yolu da toplumsal ve ekonomik konuları kapsayan yapıtları okumaktan, ama özümseyerek okumaktan geçer. Böylece, yoksulluğun bir yazgı olmadığı ve sömürünün nasıl gerçekleştiği kolayca anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da sınıf bilincine ulaşılacaktır.
İnsanlığın 2000 yıllık geçmişini irdelemeyen insan, günübirlik yaşayan insandır ve de değersizdir. Bir düşünür, “İnsan, politik hayvandır.” demiştir. Buradan “politik” sözcüğü çıkarılırsa, “insan hayvandır” deyişi kalır. Politika bilmek, politika yapmak demek, illa da A ya da B partisini tutmak demek değildir. Yediğimiz bir dilim ekmekte, içtiğimiz bir bardak suda politika vardır. Politika ; para, emek, sermaye, ideoloji, tarih, hukuk, felsefe, estetik vb. gibi konuları bilmektir. Bunları bilen insan siyasal bilince ulaşır.
Toplum hangi aşamalardan geçerek bugüne gelmiştir ? Toplumlarda hangi sınıflar meydana gelmiştir ? Üretim biçimleri ve ilişkileri nasıl bir gelişme göstermiştir ? Köleci düzen – feodal düzen, feodal düzen – burjuvazi düzen ve burjuvazi – proletarya çatışmaları nasıl olmuştur ? Son sınıf çatışması olan burjuvazi ile proletarya çatışması sonunda, toplum “sınıfsız” duruma gelecek midir ? Burjuvazinin yıkılması kaçınılmaz mıdır ? Çoğalan ve güçlenen proletarya (emekçiler), bir gün burjuvaziye üstün gelecek midir ? Proletarya ; tarihsel gelişimin belli bir döneminde iktidara geçen ve onu elden bırakmamak için, devleti emekçilere karşı bir baskı örgütüne dönüştüren, toplumda kilit noktaları ele geçiren burjuva sınıfından, ayrıcılıklarını elinden her hangi bir yöntemle alarak, sömürüye son verip, adaleti ve eşitliği sağlayabilecek midir ?
Yukarıda anlattıklarım, subay ve astsubaylarımızı hiç ilgilendirmiyor mu ? Şu andaki ekonomik ve toplumsal durumları diğer çalışanlara göre çok daha iyi olabilir. Ama en azından kendi çocuklarının geleceği için düşünmeleri gerekir. “Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın.” derseniz, o yılanlar öyle bir hızla çoğalırlar ki, sonunda sizi de ısırırlar. Unutmayın ki İran Şahı Pehlevi, askerlerini paraya boğuyordu. Ama gün geldi, ülkesinden kaçmak zorunda kaldı !
Ordumuzun, özellikle ordu gençliğimizin devrimci bir niteliği vardır. Bu nitelik, günün koşullarından dolayı nicel olarak azalsa bile, yine de önemini koruyor. Devrimciler ; gözü pek, yüreği tertemiz ve damarlarında yurtseverlik kanı taşırlar. Tıpkı ; Resneli Niyaziler, Yüzbaşı Selahattinler, Enverler, Mustafa Kemaller, Talat Aydemirler, Fethi Gürcanlar, Saffet Alpler ve Ömer Yazganlar gibi…
Devrimci, anti kapitalist ve de anti emperyalisttir. Kapitalizme karşı olunmadan anti emperyalist olunmaz. Çünkü emperyalizm, kapitalizmin türevidir ve onun son aşamasıdır. Bundan sonraki aşama da toplumculuktur(sosyalizm). Bu da bilimsel bir gerçektir.
Evet sevgili subay ve astsubaylarımız, insanımızın tam bağımsız bir Türkiye’de özgür, mutlu ve gönenç içinde yaşaması için, ilk önce sizlerin SOSYALİST olması gerekmez mi ?
Saygılar sunarım.
[ İlk olarak Perşembe, 04 Mayıs 2006 tarihinde Suvari Dergisi‘nde yayınlanmıştır. ]