SONUN SONUNA GELDİK!

Yazar: Kuvayi Milliye Dergisi
  
(Kuvayı Milliye dergisinin Temmuz-Ağustos 2002 tarihli 35. sayısı sunuş yazısıdır)

Ekonomik olarak “deniz bitti”!
Asırlardır sürekli işsizlik – pahalılık cehenneminde yakılan halkımız, son yirmi yıldır, birkaç ayda bir patlatılan krizlerle nefes alamaz hale getirildi. Ülke;  tarımı, sanayisi, endüstrisi, yeraltı ve yerüstü kaynakları, kültürü, sanatı ile çapul edildi, hisse senetli $gal altında yokedilmek üzere.

 

Siyasi olarak “deniz bitti”!
Ülkeyi bu duruma getirenlerin siyasi temsilcileri, artık “idare etme” niteliklerini tamamen yitirmiş, halkımızın gönlünden ve gözünden tamamen düşmüştür. Parlamentarizmin ve siyasi partilerin güvenilmezlikleri belgelenmiştir. Tüm halk kesimlerimiz, artık böyle “idare edilmek” istememektedir.
Tüm bu koşullara karşın, ne yazık ki ufukta, halkımızı ve ülkemizi kurtaracak olan programı, gene halkın ve ülkenin örgütlü güçlerini eşgüdümleyerek yaşama geçirmesi gereken politik örgütlülük de gözükmemektedir.
Oysa tüm az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ve halklar gibi halkımız ve ülkemiz de uluslararası finans-kapital şirketleri ve devletlerinin ve de onların “yerli” ortaklarının hisse senetli $gali altında, “demokratik”, “politik”, diplomatik, kültürel, ekonomik ve finansal yollardan entegrasyona, parçalanmaya ve boyun eymeye zorlanmaktadır. Dünyanın bu genel gidişine karşı gösterilen en ufak direnişler her türlü silah kullanılarak bastırılmakta, yaşam hakkına karşı atom, biyoloji ve kimya silahları denenmeye çalışılmaktadır.
Önümüzdeki aylarda, Türkiye’nin de Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Irak, İran ve Afganistan gibi, daha dolaysız bir biçimde hedef tahtasına koyulacağı anlaşılmıştır.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ İÇİN DE “DENİZ BİTTİ” (!)
Dış politikamızı da içpolitikamızı da; bugüne kadar olduğu gibi  “NE ŞİŞ YANSIN NE KEBAP” diyerek “DENGE POLİTİKALARI” ile sürdüremeyeceğimizi, “DOSTUMUZ, STRATEJİK ORTAĞIMIZ VE MÜTTEFİKİMİZ” olan ABD de, AB de, İsrail de açıkça dile getirmektedir:
“YA BİZDENSİNİZ YA DA TERÖRİSTSİNİZ” diyorlar.
Bugünlerde 30 Ağustosları kutluyoruz, seneye de kutlayabilecek miyiz ulusal bayramlarımızı?

ABD’Sİ, AB’Sİ, İSRAİL’İ VB. İÇİN DE “DENİZ BİTTİ” (!)

Önümüzdeki aylarda, Irak’ın kuzeyi, GAP bölgesi, Doğuakdeniz, Kıbrıs, Ege, Kafkasya, Avrasya ve Ortaasya; finans-kapitalizmin şirketleri ve devletlerinin acımasız askeri müdahaleleri, paylaşım savaşları ve egemenlik talepleri ile daha büyük ve dolaysız sıcak savaşların içine itiliyor. Başta enerji ve tatlı su kaynakları ile tarım olanaklarına sahip bölgeler, finans-kapital şirketleri ve devletleri tarafından yeniden paylaşılmak durumuyla karşı karşıya. Bu ekonomik, ticari ve askeri yeniden paylaşım, finans-kapital şirketleri ve devletleri için yaşamsal bir zorunluluk. Bu zorunluluk, dengesiz gelişimlerinin doğurduğu bir zorunluluk! Bu zorunluluk, aynı zamanda sistemlerinin yaşamını uzatma güdülerinin bir zorunluluğu! Ve de bu zorunluluk, yapıları gereği, sadece barış zamanındaki meta ve para dolaşımından sağladıkları devasa kârlarla yetinememekten kaynaklanan zorunluluk! Depolarda yerlerine yenilerinin koyulmasını bekleyen atom, biyoloji ve kimya silahlarının tüketiminden elde edecekleri korkunç kârlara mahkum olmalarının doğurduğu zorunluluk!.. Varlıklarının nedeni olan kâr sistemi sekteye uğrar, “özgürlükçü demokrasi” dedikleri sömürü sistemleri tehlikeye girerse, kendilerinin de üzerinde yer aldıkları Dünya’yı yok etmeye kalkabilecek kadar gözü dönmüş haydutlar çetesi bu finans-kapital şirketleri ve onların devletleri.
Diplomatlar tarafından sık sık tekrarlanan bir söz vardır: “Dışpolitikada dost devlet yoktur. Karşılıklı çıkarlar vardır.”
Evet! Karşı taraftakilerin çıkarları açıkça belli olmuştur. GAP’ta, Kıbrıs’ta, Ege’de önümüzdeki günlerde, askeri olarak ve daha fütursuzca kendi çıkarlarının gereğini yapacaklar. Petrol, doğal gaz, tatlı su ve tarım bölgeleri üzerinde fiili ve dolaysız egemenliklerini, gerekirse emirlerindeki devletleri bile birbirleri ile savaştırarak gerçekleştirmeye, bölgeye yerleşmeye çalışacaklar.
Türkiye ve benzer ülkelerin de çıkarları açıkça belli olmuştur. Bu çıkarlar, yabancı ortaklı holdinglerin ve onların siyasi temsilcilerinin çıkarlarının tam tersidir. Onlar karşımızdaki tarafların çıkarlarına hizmet etmektedirler. Halkımızın ve ülkemizin çıkarlarını korumanın birinci koşulu, bu “kökü dışarda”, “yabancı ideoloji uşakları”nı, finans-kapital memur ve işbirlikçilerini ülke yönetiminden uzaklaştırmaktır.
Bu seçim ile olabilir mi? Bu parlamenterist sistem ile, “demokrasinin olmazsa olmazı” diye yutturulan böyle “çok parti”ler ile seçimlere gitmek ülkemizin ve halkımızın yokoluşuna en azından göz yummak demektir. Sonucunu bile bile, halkımızı “40 katır mı 40 satır mı” seçimine zorlamaya kimsenin hakkı yoktur. Mesele “yeni yüz – eski yüz”, “lider sultası – kitle partisi”, demokrasi, eğitim, çağdaşlık, kültür vs. meselesi değildir. “Çok Partili Demokrasi” ve “Hür Parlamenterizm” palavraları bitmiştir. Kapitalizmin son aşaması emperyalizm; ekonomisi, politikası, “özgürlük”leri, “demokrasisi”, çağdaşlık ve post-modernlikleri ile birlikte çökmektedir. Tüm insanlık, Yeni Dünya Düzeni adı altında global bir kan ve ateş çemberi içinde sonsuza dek küresel faşizme mahkum edilmek istenmektedir. Gerçekleri dile getirenler, tüm Dünya’da, “özgürlük ve demokrasi” adına susturulmakta, medya tarafından yok sayılmaktadır. Ülkemizde dün olduğu gibi bugün de, Prof. Dr. Erol Manisalı, Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, Prof. Dr. Anıl Çeçen, Yıldırım Koç gibi bilimadamları görmezden gelinmekte ve tecrit edilmek istenmektedir. Sahte bilimadamlarına para karşılığı pembe senaryolar yazdırtılmakta, medyaları aracılığıyla kulaklarımızın dibinde patlatılan bombalar ve gözümüzün içine tutulan projektörlerle gerçekler gizlenmeye çalışılmaktadır.
Dünya, bölgeler ve ülkeler emperyalist bir yeniden paylaşım öncesinin kaos ve krizlerini yaşamaktadır. Bölgesel büyük savaşlar insanlığı tehdit etmektedir.
Ne olacak şimdi?
Herkese; işçilerimize, köylü, esnaf, kamu çalışanı, aydın, tüm halkımıza, tüm halk kesimlerimizin lider ya da temsilcilerine soruyoruz: Şimdi ne olacak?

Halk için, işçi, köylü, memur, küçük sanayici ve esnaf için de mi “deniz bitti”(!?)
Dünyadaki “Büyük İnsanlık” için de mi “deniz bitti”(!?)
Mazlum halklar için de mi “deniz bitti”(!?)

Hayır! Şairin “100 yıl sonra sevgilim” dediği zaman gelmektedir. “Her şeyden evvel ve her şeye rağmen daha evvel / ve ölen ve doğan ve …” insanlığın yenilgisi ile sonuçlanan 20. Asır; “… şafak çığlıkları ile sabaha eren müthiş gece” bitti. Dünya, 21. Asır’da, çocukların gözleri gibi “güneşli olacak”!
Önümüzde iki yol var: Bundan sonra bu ülke ya finans-kapital şirketleri ve devletlerinin yeniden paylaşımına uğrayacak ve kayıtsız şartsız onların egemenliği altına girecek; ya da egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesi yaşama geçirilecektir. Üçüncü bir yol olduğunu iddia edenler hemen dergimize yazsınlar, bekliyoruz…
1996’daki ilk sayımızdan beri; 2. Halk Kurtuluş Mücadelesinin, ekonomik ve sosyal 2. Kuvayı Milliye  Kurtuluş Savaşımının örgütlenmesi doğrultusunda aşağıdaki somut girişimleri gerçekleştirdik.
– “Kuvayı Milliyeci Halk Konseyleri Kurucu Meclisi” toplayabilmek için “Halk Örgütleri Kurultayı” önerimizi gerçekleştirmek üzere 19 Mayıs 1997 tarihinde 1. Kuvayı Milliye Kurultayı’nı topladık.
– Bu kurultayda alınan kararlar doğrultusunda, halkçı ve bağımsızlıkçı güç birliğini ve egemenlik örgütlü halkındır ilkesini yaşama geçirmek üzere, Ekonomik ve Sosyal Sivil Savunma-Kalkınma Seferberliği çağrıları yaptık.
– 1998’de yaptığımız anketler; tıpkı öncekiler gibi meşruiyetini kaybetmiş bir Meclis ile, böyle bir anayasa, partiler yasası, seçim sistemi vs. ile gerçekleştirilecek olan 1999 seçimlerinin, durumu daha da ağırlaştıracağını gösteriyordu. Bu gerekçe ile; 1997 başından beri önerdiğimiz Kuvayı Milliye Halk Temsilcileri Kurucu Meclisi oluşturulmasını, bir yıl içinde, ekonomik ve sosyal adalet temeline dayalı yeni bir anayasa, seçim sistemi, partiler yasası vs. hazırlanmasını, ancak bundan sonra, bu yasalara uygun kurulmuş ve kurulacak partiler ile seçime gidilmesini, 1999’un başında, yeniden ve kapsamlıca önerdik.
– 2000, 2001 ve 2002 yılları boyunca, hemen her sayımızda; genel çöküşün ve krizlerin önlenebilmesi için, iflas eden mevcut parlamenterizmin yerine, örgütlü milletin kayıtsız-şartsız-dolaysız egemenliğine dayalı, çift meclisli, orijinal yapımıza uygun, bağımsızlıkçı ve halkçı, demokratik bir cumhuriyet kurulması çağrılarını yineledik.
– Başta işçi sendikaları olmak üzere köylü kooperatiflerine, küçük sanayici ve esnaf kesimlerimize, kamu çalışanlarımıza, cumhuriyetçi kurum ve kuruluşlarımıza, Cumhurbaşkanlığı’na, Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiğimiz açık mektuplarla; “bu önerileri keşke daha önce yapsaydınız” kaçamağının önünü kestik.
– Emperyalizmin maşası durumuna düşürülen ve kuruluş amacını ve meşruiyetini kaybeden Birleşmiş Milletler yerine, mazlum halkların öncülüğünde, yaşanabilir bir doğa ve toplum amaçlı sonsuz barış ve özgürlük Dünya’sının kurulabilmesini hedefleyen, büyük insanlığın emrinde yeni bir Birleşmiş Milletler’in oluşturulmasının yaşamsal bir zorunluluk olduğunu belirttik.
– Ülkede vatansever halkçı cephe için, Dünya’da mazlum halklar birleşik kardeşlik cephesi için teorik ve pratik yollar önerdik.
– Öncelikle ülkemiz ve halkımız için somut, elle tutulur, pratik, gerçekleştirilebilir, hiç de yabancısı olmadığımız, gelenek göreneklerimize uygun düşünce ve davranış yöntemleri, halk için ve halk tarafından yaşama geçirilebilecek program ve parolalar üzerinde çalıştık. Pratik güncel taktik önerilerden, orta ve uzun vadeli stratejik program ve yönelişlere dek bir çok projeyi gün ışığına çıkarıp yeniden ürettik, güncelleştirdik. Bizden önceki insanlık savaşçılarının bıraktığı yerden başlamayı hiç ihmal etmedik. Böylece köklü ve tutarlı kalmaya, bütünlük içinde doğurup dokumaya çalıştık. Yolumuzu aydınlatan insanlık bilimini bir an bile elimizden ve aklımızdan çıkarmadık.
– Bu çalışmalar sonunda aşağıdaki projeler üretilmiş ve dergimizde yayınlanmıştır. 1- Kuvayı Milliye Partisi Tüzük ve Programı; 2- Ne Özelleştirme Ne Küreselleşme Ne de Bürokratik KİT’lenme: Demokratik-Merkeziyetçi Ekonomik ve Sosyal Kuvayı Milliye Reorganizasyonu; 3- Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı için; demokratik kitle-meslek örgütleri temsilcileri, ulusalcı bilimadamları ve basın temsilcilerinden oluşan danışma, iletişim ve eşgüdüm kurulu oluşturulması projesi; 4- Kamu Bankaları, Sanayideki KİT’ler, Tarımsal KİT’ler, Tarım Kooperatifleri, Birlikler, demir, çelik, bakır, kömür, alüminyum, petrol vb. işletmeleri, GAP, DÜÇ, AOÇ ve SSK gibi kamu kuruluşları, eğitim ve öğretim kurumları için somut, pratik, hemen gerçekleştirilebilir acil reorganizasyon projeleri; 5- Kurucu Meclis Projesi; 6- Ekonomik ve sosyal adalete dayalı bir anayasa taslağı; 7- Ezilen ve sömürülen ülkelerin örgütlü-örgütsüz halk kesimleri arasında iletişim, eşgüdüm ve dayanışma çalışmalarının başlatılması önerisi…
– Tüm bu yoğun çalışma içinde, eksik ya da yanlış yaptığımız işler de oldu. Örneğin; yüzbinlerce küçük sanayici ve esnafın ekonomik ve sosyal bir dayanışma örgütü olması için Kuvayı Milliye dergimizin, özellikle Nezih’in öncülüğü ve özverili çalışmaları ile kuruluş aşamasına getirilen USİAD’ın Kemal Özden’e emanet edilmesi… 
Böylece bir kez daha durum değerlendirmesi yapmaya çalıştık; sonun sonuna yaklaştığımız bugünlerde okuyan, anlayan, dinleyen, eleştiren, tepki gösteren varmış, olacakmış gibi… Önümüzdeki aylarda yaşayacağımız bu sonu, 21. Yüzyıl’ın hemen başlarında, örneğin 2017, 2019’larda yeni bir doğuşla taçlandırabilecek miyiz? Yoksa kan ve ateş cehenneminde, büyük ve uzunca bir acılar ve kayıplar dönemi mi yaşayacağız? Ancak ondan sonra mı çocuklarımız, 2100’lere doğru, (şairin “… son günleri güzel gelecek olan 20. Asır” deyişini “21. Asır” diye değiştirip) bu kez bizlerin bıraktığı yerden ‘yaşanabilir bir doğa ve toplum için halkımızın örgütlü öncülüğünde yeniden kuvayı milliye’ diyebilecekler? Yani biz, 2. Kuvayı Milliye nesli de mi yenilecek..? Hayır! Deccal, doğayı ve toplumu yaşanamaz hale getirmek üzere kapıları kırarcasına zorlarken böyle bir lüksümüz olamaz, olmamalı!