SOL’UN TEKEL İŞÇİLERİ ÜZERİNDEN KENDİSİ İLE İMTİHANI

Yazar:Yücel Akkaya

Türkiye’de sol siyasal yapılar ne tarihsel birikimden, ne de tarihsel deneyimlerden ders çıkarmış durumda. Bunu ispatlamak için çok büyük teorik argümanlara gerek yok, sadece mayalayacağı ve mayalanacağı üç önemli eyleme ve sonuçlarına bakmak yeterli. Ancak, üç büyük eylemin arasında bir küçük eylem var ki, asıl öğretici olan da o. Bu yazıyı da üç büyük eylem ve bir küçük eylem üzerinden solun işçi sınıfı ile kurmak istediği, ama kuramadığı bağ üzerinden kısa bir yazı ile tartışmaya açmak istiyorum…


Solun “ölü zamanları” idi. 90’ların başında Zonguldak maden işçileri “uzun yürüyüşe” başladı… Bahar eylemlerini iyi kötü ıskalayan veya ıskalamayan sol, bu “uzun yürüyüşe” biraz daha donanımlı ve küllerinden doğarak geldi: Bir kez daha sınıfın olduğunu hatırladı, ne yazık ki, müdahale edecek gücü yoktu, sadece bu eylem üzerinden sınıfın varlığını Bahar eylemlerinden sonra daha güçlü hissedip, bir şey yapma isteğini biriktirdi, daha fazla donanması gerektiğini, bütün olumsuz süreçlere rağmen sınıf temelli düşünmek gerektiğini bir kez daha hatırladı, tıpkı 15-16 Haziran İsyanının etkisi gibi.

Bahar eylemleri ile ölü toprağını üzerinden atan sol, büyük Zonguldak madenci yürüyüşü ile bir kez daha işçi sınıfı ile bir bağ/bir dil kurmaya çalıştı: Sonuç hüsrandı…

Öyle ki görkemli Bahar Eylemlerini izleyen grev dalgasında ne sol vardı ne de solu arayan bir işçi sınıfı!…

Özelleştirmenin acımasızlığına en sert tepki ve direnişi gösteren SEKA direnişi yeni bir milat oldu, sol için de sınıf ile bağ kurmak için bir olanak. Ne yazık ki, bu direnişin özü de anlaşılmadığı için SEKA direnişi de solun kendisinin varlığını gösterme istediği bir açık hava müzesine dönüştü: Sınıftan kopuk, sınıfa destek veren ama sınıfın uzak kalmayı tercih ettiği bir açık hava müzesi.

SEKA direnişi sol için artık işçi sınıfı ile nasıl bağ kurulması gerektiğinin ciddi tartışmalarının yapılması gerektiği öğretici bir eylem olması gerekirken, dergilere, teorik yayın organlarına yansıyan ne yazık ki tersi, her siyasal yapının ben de varımı göstermek istediğinin tatmin edildiği bir eylem oldu.

SEKA’dan çıkarılamayan ders bu gün Tekel işçilerinin, inatçı, kararlı ve bir o kadar görkemli eyleminde de bir kez daha ortaya çıkıyor. Bahar eylemlerinden bugüne yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen işçi sınıfı adına hareket edenler, büyük cesaret ve kahramanlıklar gösterenler, gözü kara militan olanlar bu siyasal yapıların bu “körleşmiş” siyasal tutum ve davranışlarını hak etmiyorlar. Öyle olduğu için de, solun bu görkemli kahraman, cesur, yiğit, militan sınıf mücadelesini veren ölülerine ve yaşayanlarına yakışan bir politika üretmek gerekir.

Peki ne yapmalı? Lenin’in muhteşem, öğretici eserini okuyanlar, artık bu esere bir şey daha katmalılar. Bunun için de MEHA direnişinin başlatıcısı, sembol işçisi, işçi sınıfı ile bugün burada işçi sınıfı ile bağ kurmak isteyenler için çok önemli deneyimler veren Saliha Gümüş’ün dünyasını mutlaka öğrenmeliler. O Saliha Gümüş ki İslami cenahtan çıkmıştır, o Saliha Gümüş ki ilk eylemi başlattığında kendisine küsen arkadaşlarına “ya varsınız ya yoksunuz” demiştir. O Saliha Gümüş ki, 2009 1 Mayıs’ına arkadaşları ile gelmiş bir baş örtülüdür. O Saliha Gümüş ki, bugün her tekel işçisi kadar sağdan gelip sınıfı öğrenmiştir. O Saliha Gümüş ki, soldan daha fazla bir sol dil kullanmıştır. Ama, kendisini savunan sola da rezervi olmuştur. İşte işçi sınıfı ile bağ kurmak isteyen sol, MEHA’nın bu en direnişçi kızını, duygularını, düşüncelerini anlamadan asla, evet asla, işçi sınıfı ile bağ kuramaz. Anlayamadığı için de sınıfa müdahaleyi, orada bildiri dağıtarak (dışarıdan bilinç getirmek adına!), akşam eylemlerin yoğunlaştığı saatte orada bulunarak ( ne aferist iş!), iki-üç militan aracılığı ile birkaç işçiye evini vs açıp, bir de onlara ajitasyon çekerek yapamaz. İşçi sınıfı ile kurulacak dil bu değildir. İşçi sınıfını bu dil üzerinden bir yere yönlendireceklerini düşünenlere yakın tarih de “hayır, böyle olmaz” diyor.

Başkentin merkezinde kararlı bir işçi sınıfı ile niye çok ciddi bir organik bağ kuramadığını, hareket oluşturamadığını düşünen her siyasal yapı ile her yerde tartışmak üzere cümlemizi bağlayalım. Bakalım ses çıkacak mı?