VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Sol Lafazanlık ardında perdelenmeye çalışılan gerçek ne? Sorun herhangi bir iktidar partisinin değişimimi, yoksa Otokrasiye karşı demokrasi seçeneğimi?

0 58
“Siyasette hayalcilik, şimdi ya da sonra, gerçekleşemeyecek bir arzudur….Bir ülkede özgürlük ne kadar az ise, sınıf mücadelesinin kendini göstermesi o kadar daha az, kitlelerin eğitim seviyesi ne kadar düşükse, siyasi hayalcilik o kadar kolay yayılır ve daha  uzun sürer” (1)
İstanbul Belediye seçimi konusunda Anti Leninist ideolojileri nedeniyle Troçkist lerden doğal olarak beklenen “perdeleme”, “kafa bulandırma” ve bilinçli olarak ” beyaz peynir le tebeşiri birbirine karıştırma” yaklaşım ve pratiği, onların kuyruğuna takılan “hızlı” sol gruplarda da etkisini kaçınılmaz olarak göstermekte. “AKP ye karşı CHP desteklenirmi”, “iki burjuva partisi arasında seçim” ve hatta kimi “daha hızlı” olma peşinde olanlarca, Marksist Leninist “Devlet”, “Hükümet”, “Bürokrasi”, ve “faşizm” gibi sınıfsal kavramların özünü ve içeriğini yok eden bir yaklaşımla, ve “faşizme karşı Bürokratik Burjuva faşistler desteklenemez” gibi uydurukçu terimlerle, somut gerçeklere göz kapatan, gerçekleri perdeleyen, Marksizmin diyalektiğini dışlayıp, metafiziksel bir şekilde her şeyi “ya siyah ya beyaz” olarak tanımlayan değerlendirmelerle, asıl konu ve sorun çarpıtılmakta, perdelenmekte ve sonuç olarakda islami faşizmin ekmeğine yağ sürülmekte, ona koltuk değnekliği yapılmakta.
 
Türkiyedeki geneldeki sorun tek başına AKP hükümetinin devrilmesi değildir, sorun AKP nin, sermayenin özelde Türkiyede sömürü, yağma ve talanlarını, genelde dünya çapında -özellikle Orta Doğuda – yağma ve talanlardan payını alabilmesi için hayata geçirdiği siyasi sistem biçimi ile birlikte devrilmesi  sorunudur.  Özeldeki sorun İslami faşistlerin İstanbul Belediyesinin gelirini iktidarlarını güçlendirmek, demokratik hakların kırıntılarını bile bırakmamaları, her türlü muhalefeti acımasızca bastırmaları sorunudur. 

Özel le geneli bir birine karıştırdıkları için, biz genel den başlayalım. 
Herşeyi “siyah beyaz” gören dar kafa, AKP ile gerçekleşen Türkiyedeki değişimi, sadece “HÜKÜMET DE BİR PARTİNİN DİĞERİNE DEĞİŞİM”i olarak görür. Gerçekte değiştirilmiş olan sadece “hükümet” eden parti  değil, var olan SİYASİ SİSTEM BİÇİMİ dir.  Yapılan değişiklik, YAPISAL, KURUMSAL ve Toplumsal niteliğe sahiptir. Parlamenter bir Cumhuriyet, parlamentoyu işlevsiz hale getiren, bütün YASAMA , YÜRÜTME, ve UYGULAMA gücünü tek bir adamda toplayan OTOKRATİK Başkanlık sistemine dönüşüm değişikliğidir. Bu nedenle bu yapısal değişikliği hedef almayan AKP nin iktidardan devrilmesi, tek başına hiç bir şey ifade etmez. Demokratik Mücadelenin gündemde olan asgari görevi, AKP İslami Faşist iktidarı ile birlikte, onun geriye dönük yaptığı değişiklikleri tamamen ortadan kaldırmak, onun yerine (özgül şartlar altında kazanılabilecek en geniş demokratik hakları içeren bir şekilde, kapitalizm altında ne kadar olabilirse) halkların iradesinin  temsil edildiği, tek adamın karar veremeyeceği Parlamenter Cumhuriyeti getirmektir. Var olan somut verilere ve güçler dengesini gerçekçi bir şekilde, gerçeklere gözlerimizi kapatmadığımız ve “devrimci durumun ” şartlarının var olduğu hayalciliği içinde değilsek, GÜNDEMDE OLAN DEMOKRATİK MÜCADELE otokratik sistemin  ortadan kaldırılmasıdır.
 
Teorik yetersizliğin yaygın olduğu Türkiyede  ” neden bu gerçeği perdelemeye çalışsınlar” sorusu olacaktır. Nedeni, gericiliğin kuyrukçuluğu ve ideolojik tir. Leninizm ile Troçkizm ve onun varyasyonları arasındaki farkın, Leninizmin revize edilme çabalarının bir ürünüdür.
 
Çünki, var olan demokratik hakların tamamıyle gasp edilmediği, geriye adım attırılmamış bir sistem biçim ve yapısı içinde sermayeye hizmet iktidarlığı için mücadele eden şu veya bu burjuva partisinin birbirleriyle yarışları Sosyalistleri ilgilendirmez. Sosyalistler, (devrimci durumun öznel ve nesnel şartlarına bağımlı olarak) kazanma şansı olmasada propoganda ve ajitasyon fırsatlarını kullanmak için seçim kampanyalarına katılırlar, ve  Türkiye özelinde, aynı zamanda HDP gibi demokratik içeriği olan bir partiyi, sosyalist ajitasyon ve propogandalarını terketmeden ve hayalcilik yaymadan,  desteklerler.
 
Sosyalistler ve demokratlar açısından Türkiyede gündemde olan sorun, geriye doğru yapısal olarak değiştirilmiş olan sistemin “hüküm”eti ve devamlılığı için  iki sistem partinin yarışması değildir. Devrimin koşulları olmadığı sürece, sorun parlamentonun tamamen işlevsiz hale getirildiği, tek adam, Otokratik faşist sistem biçiminin, işleyen bir Parlamenter  cumhuriyete dönüştürülmesi sorunudur.  Bu sınıf mücadelesinin demokratik mücadele sorumluluğu ve görevidir.
 
Troçkistler ve onların kuyrukçusu sözde “Hızlı solcular” Parlamenterizm değil Devrim” diyorlar. Kiminle devrim? Uzaydan düşecek kitleler ve supermenlerlemi, yoksa bu ülkenin emekçi kitleleri ile mi? Ne zaman devrim? Tüm demokratik mücadeleyi bir kenara iterek “Hemen yarın mı” yoksa, aktif demokratik mücadele vererek devrimin öznel ve nesnel şartlarını yaratma ve hızlandırma yoluyla, ve devrimci durum olgunlaştığındamı?
 
Hızlı devrimci sloganlar içi boş olması yanında metafizik yaklaşımın, yani gerici yaklaşımın sonuçlarıdır. İşte bu mekanik, metafizik yaklaşımları nedeniyle eğitmeleri, kendi tarafına çekmeleri, örgütlemeleri gereken kitleleri sosyalistlerden soyutlayan ve onlara düşman eden pratikler içerisine girmeleri kimisi için beklenen kimisi için kaçınılmaz oluyor.
 
Bu mekanik, ya siyah ya beyaz  yaklaşımlarıyla kendilerinden başka herkesi “faşist” olarak gören kafa yapısına göre;
  • Otokrasi ye karşı olanlarla, otokrasiyi daha da meşrulaştırma ve güçlendirme peşinde koşanlar aynı saflarda.
  • Laik anlayışa sahip olan kitlelerle, şeriatçı kafa yapısına sahip olanlar aynı saflarda.
  • On yaşındaki kızların evlendirilmesini savunanlarla, bunu savunanların hapse atılmasını savunanlar aynı saflarda.
  • Eğitimin din temelinde olmasını isteyenlerle, dinden tamamıyla ayrılması nı talep edenler aynı saflarda.
  • İşçi sınıfının çalışma koşullarının geliştirilmesini savunanlarla, iş te kaza olur diyen ler aynı saflarda.
  • Yolsuzluğu savunanlarla, ona karşı olanlar aynı saflarda
Bunun gibi yüzlerce “ilerici” gerici” yaklaşımları göz ardı eden konuları sıralayabiliriz. Her ne hikmetse gözlerini somut gerçeklere kapatarak “devrim şartları olgunlaşmış” hayali tesbiti ile, hiç kimseyle uzlaşma, ittifak olmaz anlayışı ile yalnızlığa gömülerek “hemen yarın devrim” sloganları atmak, Marksizm Leninizmin ABC si ile bağdaşmaz. Bu yaklaşım troçkist ve onların kuyruğuna takılmış olanlarındır. 

Devrim öznel ve nesnel  koşullarının olgunlaşmış olduğu dönemlerde “demokratik mücadeleyi” ön plana çıkarmak, sosyalizm mücadelesini baltalayabilir, aynı şekilde koşulların olgunlaşmamış olduğu dönemlerde Demokratik mücadeleyi ön plana çıkarmamak ta sosyalizm mücadelesini baltalar. 
 
Devrimci bir durum olmadan  devrim sloganları ve Leninizm

 
Leninist teori devrimin başlaması ve zafere ulaşması için öznel ve nesnel koşulların var olması gerektiğini belirtir ve bütün devrimler bu teorinin tarihsel doğruluğunu kanıtlamıştır. Bir ülkede sömürenleri ve sömürülenleri, ezenleri ve ezilenleri etkileyen ülke çapında bir kriz olmadığı, yani her iki ana (burjuva ve işçi sınıfı) ve ara sınıfları (küçük ve orta burjuva) onların iradesinden bağımsız olan nesnel değişimler olmadığı  sürece -istisnalar hariç- bir devrim olamaz.

Nesnel devrimci durumun olması da tek başına devrime yol açmaz, öznel şartların yaratılmış olması gerekir. Leninistlerin görevi işte bu öznel şartları yaratmaktır. Bu şartlar “devrim” sloganları atarak değil, aktif bir şekilde kitle içinde (kitleden kopuk ve onları faşist olarak görüp kendinden soyutlayarak değil) , kitlelerin devrimci ve demokratik talepleri üzerine mücadele vererek, ama bu mücadeleyi her zaman sosyalizm mücadelesine bağlayarak, onları eğitip, aydınlatıp, saflarına çekip onları devrimci bir parti önderliğinde örgütlemeyle hazırlanır. Demokratik mücadele sosyalizme değin uzanan  uzun süreli bir hazırlık mücadelesidir. 
 
“Devrimci bir durumun göstergeleri, genel olarak nelerdir?” sorusuna cevabı özet bir şekilde Stalin Leninden alıntısında  şöyle açıklıyor;
(Eğer şu koşullar yerine gelmişse ) “Tayin edici muharebe”, diyor Lenin, “tamamen olgunlaşmış olarak görülebilir:”

Eğer 1. bütün düş­man sınıf güçleri yeterince kargaşa içindeyse, yeterince birbirine düşmüşse, güçlerini aşan mücadele ile yeterince güçten düşmüşlerse“;

Eğer 2. tüm yalpalayan, istikrarsız, kararsız ara unsurlar, yani küçük-burjuvazi -burjuvaziden farklı olarak küçük-burjuva demokrasi­si-, halkın gözünde yeterince teşhir olmuşsa, iflaslarıyla pratikte ye­terince gözden düşmüşse”;

Eğer 3. proletarya içinde, burjuvaziye karşı en kararlı, en yürekli, devrimci eylemleri desteklemekten yana bir kitle ruh hali başlamışsa ve güçlü bir şekilde yükseliyorsa. 

Eğer du­rum buysa, o zaman devrim gerçekten olgunlaşmıştır, o zaman zaferi­miz, eğer yukarıda sayılan koşullar doğru bir şekilde değerlendir­miş ve zamanı doğru bir şekilde seçmişsek, o zaman zaferimiz kesindir.”  (2) 
Şimdi yukardaki bu üç temel şartları Türkiyenin somut şartları ile karşılaştırırsak;

1 – Düşman sınıf güçleri kargaşa içinde, birbirlerine düşmüş ve güçten düşmüş vaziyettemi?
Otokrasiye geçişle ordu ve polis dahil tüm devlet kurumlarını islami faşistleştiren, şeriatcı ve gözü kanlı sivil ordu oluşturan “düşman sınıfının  iktidarı ” AKP güçsüzmü?
 
2- Küçük burjuvazi ve kırıntısı kalmayan burjuva demokrasisi halkın gözünde yeterince teşhir edilip gözünden düşmüşmü? Yoksa halkın % 99.9 u bırak burjuva parlamentosunu, işlevsiz olan otokratik pralamentoya hala umut mu bağlıyor? 
 
3- Devrimci eylemleri desteklemekten yana “bir kitle ruh hali başladımı  ve güçlü bir şekilde yükseliyormu? Bu şartı da Troçkistler ve kuyrukçuları “hızlı solcular” , bu gelişmeleri devrimci değil, reformist , ve hatta bir faşistin diğerine karşı “iktidar mücadelesi” olarak gördüklerinden, şartın olgunlaşmakta olduğunu reddederek ellerinde “Parlamentoya hayır, yaşasın devrim” sloganlarını tamamen yersiz ve içeriksiz kılmış oluyorlar.
 
Türkiyede devrimci durumun öznel ve nesnel şartlarının varlığından bahsetmek ve bu değerlendirme temelinde ajitasyon ve slogan belirlemek, otokrasiye karşı ittifaka girmemek için Suriye de cihatcıların kullandığı Captagon uyuşturucusunun daha farklı bir karışımını kullanıp hayallerde uçuyor olmak gerekir.
 
Gelelim işlevi kalmayan parlamenterizme, Devrimin koşullarının olmadığı, otokrasinin hakim olduğu gerici bir dönemde parlamentonun kullanılıp kullanılmayacağı konusuna.
 
Parlamentarizm, Sosyalistler  Parlamentoya girermi?
 
Eğer Türkiyede işlevi olan, yasa, hak, adalet, ekonomi, siyaset, aile, kadın hakları vb hangi konuda olursa olsun karar verme yetkisi olan bir parlamentonun varlığı olsaydı, belki, ama belki  parlamentarizm ve parlamentoya girme konusu tartışılabilirdi. Türkiyede, tüm yasal , ekonomik, sosyal her konuda son söz sahibi olan  TEK bir ADAMın hüküm sürdüğü  Otokratik faşist bir sistem var. Ortada bir parlamento, parlamentarizm söz konusu değil. Söz konusu olan otokrasinin yıkılması ve işleyen bir parlamentonun onun yerine değiştirilmesi. Muhakkakki bu gerçeği göremeyecek kadar kör olanların var olduğu gibi, bu gerçeğin bilincinde olup, “Parlamentarizme hayır” diyerek, otokrasinin varlığını sürdürme peşinde olan, onların koltuk değnekçisi Troçkistler de var. 
 
“”Eğer “milyonlarca” proleter, genel olarak parlamentarizmden yana olmalarının yanında, aynı zamanda açıkça “karşı-devrimci” iseler, ” diyor Lenin, “parlamentarizmin siyasi bakımdan zamanını doldurmuş olduğunu” nasıl söyleyebiliriz!?…………..parlamentarizm, “siyasi bakımdan zamanını doldurmuştur”; ama, asıl sorun şu ki, bizim için zamanını doldurmuş olan bir şeyin, sınıf için zamanını doldurduğuna,yığınlar için zamanını doldurduğuna inanmamak gerekir. .” (3)
 
Türkiye de , otokrasinin yıkılmasını talep eden, bunun  için mücadele eden demokratlar,  özgülün  pratik sonucunda bu Troçkizmin kuyruğunda gidenlerden daha ilerici olduklarını kanıtlıyorlar.
 
Nüfusun hemen hepsinin parlamentodan umut beklediği bir ülkede, Parlamentarizme karşı mücadele  sloganları, içi boş, anti Leninist lafazanlıktır. “Parlamento tarihsel gelişimin bir ürünüdür” diyor Lenin, ” ve burjuva parlamentosunu dağıtacak güçte olmadığımız sürece onu yok edemeyiz. Özgül tarihsel koşullar altında, burjuva toplumuna ve parlamentarizme karşı bir mücadele, ancak  burjuva parlamentosunun bir üyesi olarak verilebilir.”  Lenin devamında bunun nedenini çok net ortaya koyuyor.  “Teorinin geri kalmış kitleler üzerinde hiç bir etkisi olmayacaktır; onların pratik deneyime ihtiyacı vardır. Bu Rusya örneğinde de görülmüştür. Biz, proletaryanın zaferinden sonra bile, gerici işçiye bu meclisten kazanacağı hiçbir şeyi olmadığını kanıtlayabilmek için, Kurucu Meclis’i toplantıya çağırmak zorunda kaldık. İkisinin arasındaki farklılıkları somut bir biçimde göstermek ve Sovyetlerin tek çözüm olduğunu göstermek için, Kurucu Meclis ile Sovyetleri karşı karşıya getirmek zorundaydık.”” (3)
 
Tek bir darbe de hemen yarın devrim hayallerinde olan,  ve bir  “dünya devrimi” bekledikleri için bu tür hayalleri bilinçlice  yayarak kitleleri demokratik mücadeleden uzak tutan anlayışın kuyrukçuları için Lenin “Kapitalizmi tek bir darbede devirebilecek, örneğin, bir genel grevin her yerde ve hemen oluşturulması mümkün olsaydı, o zaman devrim bir sürü ülkede şimdiden gerçekleşmiş olurdu. Fakat gerçekleri gözönünde bulundurmalıyız, parlamento sınıf mücadelesinin bir sahnesidir.” diyor ve konuşmasını, “Gerçekten devrimci işçilerin büyük bir çoğunluğunun bizi izleyeceğine ve sizin anti parlamenter tezlerinize karşı olacaklarına inanıyorum” diyerek bitiriyor. (3)
 
Evet Parlamento burjuvanın bir “ahırıdır”. Ama “Devrimin yeniden yükselişe geçmesi için parlamento-dışı propaganda, ajitasyon ve örgütlenme araçları neredeyse yok gibi ya da çok güçsüz olduğundan (“ahır”ın içinde bile) bir parlamenter üs ün (oluşturulması), çok büyük bir siyasi öneme sahiptir.(4) diyen  Lenin Türkiye özgülüne ve gündemine  tam uyan şu çok önemli değerlendirmeyi yapıyor ;
“””kurucu meclisli bir burjuva cumhuriyetinin, kurucu meclissiz bir burjuva cumhuriyetinden daha iyi olduğunu; ama “işçi ve köylülerin” cumhuriyetinin, sovyet cumhuriyetinin her türlü burjuva demokratik parlamenter cumhuriyetten daha iyi olacağını söyledik. Eğer böylesine detaylı-eksiksiz, dikkatli-tedbirli ve uzun süreli hazırlığımız olmasaydı, Ekim 1917 de, ne zaferi kazanabilir, ne de zaferi sağlamlaştırabilirdik.””
Tecrübe kanıtlamıştır ki, proleter devriminin çok önemli bazı sorunlarında, bütün ülkeler kaçınılmaz olarak Rusya’nın yaptığını yapmak zorunda kalacaklar.” (5) 
Şimdi Leninin bu yaklaşımı ile kendilerini  hızlı sloganlarla Marksist Leninist olarak göstermeye çalışanların yaklaşımları arasında bağ kurmaya olanak varmı? 
 
Lafazanlıklarla, çekici, küçük burjuva duygulara hitab eden sloganlarla devrimci mücadele olamaz. Bu yaklaşımlar devrimci mücadeleye zarar verdiği için, gericiliğin ekmeğine yağ sürer.  Troçkistlerin ideolojilerinden kaynaklanan  görevleri tam da budur. 
 
Otokrasi ve Parlamenter Cumhuriyet arasında fark yok anlayışının Marksizm Leninizmle ilgisi varmı?
 
Evet Marksistler için , Engelsin vurguladığı gibi “”tıpkı bir krallıkta olduğu “kadar”, demokratik bir cumhuriyette de, devletin “bir sınıfın bir başka sınıfı baskı altında tutmasına yarayan bir makine”den başka bir şey”” değildir. Ancak Engels, bunu söylerken, “bu sözleriyle hiçbir zaman, bazı anarşistlerin “anlamlaştırdıkları” gibi, baskı biçiminin şöyle ya da böyle olmasının proletarya bakımından önem taşımadığını anlatmak istemez. Sınıf savaşımının ve sınıfları baskı altında tutmanın daha geniş, daha özgür, daha açık bir biçimi, proletaryanın genel olarak sınıfların ortadan kalkması için yürüttüğü savaşımı büyük ölçüde kolaylaştırır.”” (6) 
 
“”Proleterya’ya için, burjuva toplumunda, siyasal özgürlük ve demokratik bir cumhuriyet için mücadele, burjuva sistemini devirecek olan toplumsal devrim mücadelesinde gerekli aşamalardan sadece biridir. Temel olarak farklı olan aşamalar arasında kesin bir ayrım yapmak, kendilerini ortaya çıkaran koşulları ciddi bir şekilde incelemek, kişinin nihai amacını süresiz olarak ertelemesi, ya da ilerlemeyi yavaşlatması anlamına gelmez. Tam tersine, bu, ilerlemeyi hızlandırmak ve nihai amaca ulaşmayı en hızlı ve en güvenli şekilde gerçekleştirmek amacındadır. “ (7)
 
“”Siyasi özgürlük, en iyi ve en tam haliyle bir demokratik cumhuriyette sağlanır, elbette ki, kapitalizm koşullarında ne kadar sağlanabilirse. Bu nedenle, proleter sosyalizmin bütün savunucuları, sosyalizme [geçişte] en iyi “köprü” olarak, bir demokratik cumhuriyetin kurulması için mutlaka çaba gösterirler.””” (8) 
 
Troçkistlerle Leninistler arasındaki farkı konusunda Bakın Engels (ve Lenin) ne diyor – “Partimizin ve işçi sınıfının, egemenliğe ancak demokratik bir cumhuriyet biçimi altında ulaşabileceği son derece açık bir şeydir. Demokratik cumhuriyet.., proletarya diktatoryasının da özgül biçimidir…” Engels burada, Marks’ın bütün yapıtlarını kırmızı bir çizgi gibi işaretleyen o temel düşünü, yani demokratik cumhuriyetin proletarya diktatorasına götüren en kısa yol olduğu düşününü özellikle belirgin bir duruma koyarak, yeniden ele alır. Çünkü böyle bir cumhuriyet, sermaye egemenliğini, dolayısıyla yığınların ezilmesini ve sınıflar savaşımını hiçbir zaman ortadan kaldırmadığı halde, kaçınılmaz bir biçimde, savaşımın genişlemesine, gelişmesine, depreşmesine, kızışmasına götürür; öyle ki, ezilen yığınların canalıcı çıkarlarını karşılama olanağı bir kez ortaya çıktıktan sonra, bu olanak, ancak ve yalnızca proletarya diktatorasında, bu yığınların proletarya tarafından yönetiminde gerçekleşir. Tüm II. Enternasyonal için, bunlar da Marksizmin “unutulmuş sözleri”dir; (6)

Lenini Bordiganın anti-parlamenterizmini eleştirirken şu gerçekleri vurguluyordu;

“Parlamento tarihsel gelişimin bir ürünüdür ve burjuva parlamentosunu dağıtacak güçte olmadığımız sürece onu yok edemeyiz. Özgül tarihsel koşullar altında, burjuva toplumuna ve parlamentarizme karşı bir mücadele, ancak (sadece) burjuva parlamentosunun bir üyesi olarak verilebilir.” (9)
Leninin yazılarında sürekli vurguladığı eski ye – ve geriye doğru doğru dönüşüm ile yeni ye – ileriye dönük gelişimler  arasındaki farkı Stalin şöyle özetliyor;

“”biz şöyle deriz: Demokratik cumhuriyet, feodal sistemi yıktığı ölçüde iyidir -ve biz onun uğruna savaşırız; ama burjuva sistemini güçlendirdiği ölçüde kötüdür- ve biz ona karşı savaşırız.”” (8)

Çelişkilere ilgisizlik
 
“”Otokrasi, burjuvaziye onu sosyalizmden koruma garantisi (?) verir ama halk haklarından yoksun olduğu için bu koruma zorunlu olarak bir polis şiddeti sistemine dönüşür ve tüm halkın nefretini kazanır. Bu uzlaşmaz eğilimlerin sonucunun ne olduğu, burjuvazi arasında içinde bulunulan zamanda tutucu ve liberal görüş ya da eğilimlerin karşılıklı güçleri birkaç genel tezden öğrenilemez, çünkü bu belirli bir andaki toplumsal ve siyasi durumun tüm özelliklerine bağlıdır. Bunu belirlemek için durum ayrıntılı bir biçimde incelenmeli ve hangi toplumsal tabakadan kaynaklanırsa kaynaklasın hükümetle içine düşülen bütün çelişkiler dikkatle izlenmelidir.
 
….genel siyasi ajitasyonu yönetme ya da otokrasiye karşı halkın gözü önünde bir teşhir kampanyası sürdürme görevini bizzat biz üstlenmeliyiz. Bu görev, özellikle siyasi altüst oluş dönemlerinde zorlayıcı bir öneme sahiptir. Akıldan çıkarmamalıyız ki, bir yıllık yoğun bir siyasi yaşantı içinde proletarya, siyasi açıdan sakin geçen birçok yıl içinde olduğundan daha fazla devrimci eğitim elde eder. Yukarıda sözü edilen sosyalistlerin bilinçli ya da bilinçsiz olarak siyasi ajitasyonun konularını ve içeriğini sınırlama eğilimleri bu yüzden özellikle zararlıdır.”  (10) 
 
Acil Gündemde olan ve görev nedir?
 
Türkiye nin acil gündeminde olan İslami faşist Otokrasinin yıkılmasıdır. Sosyalistlerin görevi bu gündemi perdelemek değil, temel ajitasyon ve slogan haline getirmek, bu mücadelenin önderliğini yapmaktır. Sosyalistlerin “Şu andaki görevi otokrasiyi alaşağı etmek olduğuna göre, “ diyor Lenin, sosyalistler” demokrasi uğruna savaşta öncü olarak davranmalıdır, ve dolayısıyla, salt bu nedenle bile, Rusya nüfusunun tüm demokratik unsurlarına her desteği vermeli ve onları müttefikler olarak kazanmalıdır”” (11) 
 
Otokrasiye karşı olan tüm kitleleri, bu asgari temelde saflara kazanma sloganı, ajitasyonu , propogandası ve pratiği günümüzün acil görevidir.
“Demokratik mücadele ile sosyalist mücadelenin koşulları niçin aynı değildir? Çünkü işçilerin elbette bütün mücadelesinin her birinde, farklı yandaşları olacaktır. İşçiler, demokratik mücadeleyi, burjuvazinin bir kesimi, özellikle küçük-burjuvazi ile birlikte yürütecektir. (12) 
 
Lenin bunu diğer bir yazısında şöyle özetliyor;
“demokratik, siyasal mücadelede işçi sınıfı tek başına değildir; bütün siyasi muhalefet unsurları, katmanları ve sınıfları, otokrasiye düşman olduklarından ve ona karşı şu ya da bu biçimde mücadele ettiklerinden, onun yanında bulunmaktadır.
Burada proletarya ile yan yana, burjuvazinin ya da eğitilmiş sınıfların ya da küçük -burjuvazinin, otokratik hükümet tarafından zulmedilen milliyetlerin, dinlerin, mezheplerin, vb., vb. muhalif unsurları bulunmaktadır.” (13)
Tüm kitleleri aynı sepete koyup, faşist diye damgalayıp, karşı safa iterek devrim den bahsetmek, ancak lafazanların ve Troçkist sahtekarların işi olabilir. Özellikle günümüzde kitlelerin otokrasiye karşı nefreti, laiklikten, modern eğitime kadar demokratik özlemlerini ele alırsak, “Demokrasi sorununun Marxist çözümü, “ diyor Lenin , “proletaryanın, burjuvazinin devrilmesini ve kendi zaferini hazırlamak üzere, bütün demokratik kurumları ve bütün özlemleri, kendi sınıf savaşımında seferber etmesidir(14) 

“Geniş ve çeşitli işçi örgütleri olmadan ve onların devrimci Sosyal-Demokrasi ile bağlantısı kurulmadan, otokrasiye karşı başarılı bir mücadele yürütmek mümkün değildir.” (15) 
 
Hızlı devrim sloganları arkasında, hiç bir mücadele vermeden dünya devrimini bekleme pratiği içinde olan Troçkistlerin ve kuyrukçularının Otokrasiye karşı bir mücadele sorunları olmadığı için bu onlar için geçerli değil.  İlgisizliklerini kılıflamak için teoriler yaratmakta usta olan Troçkistler, Demokratik haklar için mücadelenin Sosyalist mücadeleyi saptıracağı ve engelleyeceği tezlerini farklı biçimlerde savunurlar. Lenin ise ;  “Demokrasi mücadelesinin proletaryayı sosyalist devrimden saptıracağını, sosyalist devrimi engelleyeceğini, geriye iteceğini düşünmek büyük bir yanlıştır” diyor, ve devam ediyor; “Aksine, eksiksiz demokrasi gerçekleştirilmeden sosyalizm kurulamaz. Proletarya çok yönlü, tutarlı ve devrimci bir demokrasi mücadelesi vermeden burjuvaziye karşı kazanılacak bir zafere hazır olamaz”. (16)
 
Lenin Otokrasiye karşı mücadele  ve müttefikleri konusunda şunları söylüyor; 
 
“İşçi sınıfının, otokrasiye karşı mücadelenin bir savaşçısı olarak, siyasi muhalefet içindeki bütün diğer toplumsal sınıf ve gruplara karşı tavrı, ünlü Komünist Manifesto‘da açıklanan Sosyal-Demokrasinin temel ilkeleri tarafından kesin biçimde belirlenmiştir. Sosyal-Demokratlar, ilerici toplumsal sınıfları gerici sınıflara karşı, burjuvaziyi ayrıcalıklı toprak sahibi zümrenin temsilcilerine ve bürokrasiye karşı, büyük burjuvaziyi küçük-burjuvazinin gerici çabalarına karşı desteklerler. Bu destek, Sosyal-Demokrat olmayan program ve ilkeler ile herhangi bir uzlaşmayı şart koşmadığı gibi, bunu gerektirmez de – bu özgül bir düşmana karşı bir müttefike verilen destektir. Bunun da ötesinde Sosyal-Demokratlar bu desteği ortak düşmanın düşüşünü kolaylaştırmak için verirler, fakat bu geçici müttefiklerden kendileri için hiçbir şey beklemezler ve onlara hiçbir şey bağışlamazlar.
 
..ekonomik ve politik konular ile sosyalist ve demokratik faaliyetler bir tek bütün içerisinde, proletaryanın sınıf mücadelesinin tekliği içerisinde birleştirildiğinde, bunun, demokratik hareketi ve siyasal mücadeleyi zayıflatmadığını, tersine, onu halk kitlelerinin gerçek çıkarlarıyla daha da yakınlaştırarak, politik sorunları “aydın tabakanın tozlu çalışmalarından” çıkartıp sokağın, işçilerin ve emekçi sınıfların bağrına dökerek ve soyut fikirlerin yerine en çok sıkıntısını proletaryanın çektiği ve Sosyal-Demokratların ajitasyonlarını onun temeli üzerinde sürdürdükleri siyasal baskının gerçek görünümlerini yerleştirerek güçlendirdiğini anlamaktaki yetersizlikte yatar. …..”” (17)
 
 
SLOGAN Ve AJİTASYON

Özgül döneme ait sloganların açık , net anlaşılır olması, özgül gündem ve gelecek anlamında hiç bir yanlış anlaşılmaya yer bırakmaması slogan seçeneğinin ön şartlarıdır. Leninistler “Her sloganın, ekonomik gerçeklerin, siyasal durumun ve sloganın siyasal öneminin kesin bir tahliliyle doğrulanmasının Marksist zorunluluk” (18) olduğunun bilincindedirler. Bu nedenle tahlili ya hiç ya da doğru yapılmamış, gündemdeki siyasal durumla ilgisi olmayan, emekçi kitlelere değil, küçük- burjuva duygulara yönelik “çekici” “cazibeli” hızlı sloganların devrimci mücadeleye katkısının olamıyacağı – Türkiye tarihinin de pratikte kanıtlamış olduğu – bir gerçektir.
 
“…sosyalist  sloganlar “ diyor Lenin “.. tüm diğer sosyalist sloganlarda olduğu gibi şeylerin var olan sistemini haklı kılmaya hizmet etmeye değil, ileriye giden yolu göstermeye, ve işçi sınıfının aktif devrimci siyasetini canlandırmaya hizmet eder. ” (19)
 
“Her özgül slogan, özgül bir politik durumun özel karakterlerinin bütününden çıkarılması gereklidir.” (20)
 O zaman özgüldeki slogan özgül siyasi durumdan, yani otokrasinin, faşizmin yıkılmasından, tek adam iktidar sisteminin değişmesinden vb  yola çıkması gerekir. 
 
SONUÇ
 
Troçkistlerin 1903 devamında ve özellikle devrimden bu yana Bolşevik düşmanlığı ve karşı devrime gönüllü gönülsüz, maaşlı maaşsız hizmetleri ne kadar saklanmaya çalışılırsa çalışılsın “okuyup, düşünüp değerlendirme yapabilen insanlar” için çok açık ve nettir. Lenin Menşevikler bu gün ne ise yarında , sonrasındada o olacaktır derken bir kehanet öne sürmüyordu, Troçkizm ideolojisinin kaçınılmaz pratik  sonucunu vurguluyordu. 
 
Troçkistlerin Türkiyedeki somut durumu ve baş düşman konusunu perdelemesi, çarpıtması ve Leninin tüm teorilerini ıska geçmesi, reddetmesi  tesadüf değildir. Ancak bunların kuyruğuna takılıp faşist otokratik iktidara koltuk değnekliğini yapan iyi niyetli grup ve bireylere Kamenev in şu sözleriyle kulaklarını çınlatmakta yarar var ; “benim , Zinovyev, Evdokimov, Bakayev ve Mrachkovsky nin yabancı gizli-polis birimlerinin temsilcileri şüpheli özgeçmişleri sahte pasaport ve Gestapo ile bağlantıları kesin olanların yanı başımızda oturuyor olması, bu bir tesadüfmüdür ? Hayır! tesadüf değildir. Burada yabancı gizli-polis birimlerinin ajanları ile yan yana oturuyoruz, çünki bizim silahlarımız aynıydı , çünkü bizim kaderimiz burada bu sanık oturağında birbirine dolaşmadan önce bizim kollarımız birbirine dolaşmıştı.”” Mahkeme Tutanaklarından 
 
Türkiyede gündemde olan sorun otokrasi sorunudur, iki burjuva sistem partisi arasındaki iktidar kavgası değil. Eğer burjuva muhalefetin aynı sistemi devam ettirme niyeti olduğu yönünde veriler varsa, bunların tüm halka, teşhir edilmesi gerekir. İşte bu noktada seçilmesi gereken sloganların özü ve ne yönde olması gerektiği konusunda veriler ortaya çıkar. Leninism ile ilgisi olmayan, tamamından kırpılmış  “parlamento ahırdır”, “parlamentoya katılınmaz” ,” parlamento mücadelesi bizi ilgilendirmez” gibi sloganlar, tüm küçük burjuva  “çekici ve cazip”liğine, hızlı görünümüne  rağmen, pasifliğin ve evrimciliğin sloganlarıdır. Parlamentoya katılıp katılmamak her hangi bir özgül dönemde güçler dengesine, devrimci durumun öznel ve nesnel şartlarının varlığına yokluğuna bağımlı önderliğin değerlendirme sonucu aldığı kararlardır. Leninizm parlamentonun bir araç olarak kullanılmamasını -özgül durumlar hariç – hiç bir zaman savunmamıştır ve savunmaz. Leninizm in Burjuva parlamenterizm, devrimci parlamenterizm terimleri içi boş kavramlar değildir. 
 
İşleyen bir parlamentonun olmadığı , tek adam rejiminin olduğu içinde bulunduğumuz dönemi, ve bu dönemdeki mücadeleyi “parlamenter mücadele” olarak tanımlamak ve reddetmek, sadece ve sadece Troçkistler gibi karşı devrimcilerin değerlendirme ve tavırı olabilir. Her şey bir yana, sözü geçen seçim, parlamento seçimi değil, bir belediye seçimi. Peynir ile tebeşiri bu kadar birbirine karıştırmak, kafa bulandırmak, konuları çarpıtmak, devrimcilerin değil, gericilerin koltuk değneğinde olan karşı devrimcilerin tavrı olabilir. 
 
Anlayabilenler için sözü Lenine bırakalım; “”Kapitalizmden kapitalizme fark vardır. Kara – Yüz – Oktobrist (otokratik) kapitalizmi ve Na­rodnik (gerçekçi, demokratik , faaliyet dolu) kapitalizmi var. Biz kapitalizmin “aç gözlülüğünü ve zalimliği” ni işçilere ne kadar fazla teşhir edersek, birinci tür kapitalizmin ayakta kalması o kadar güç olur ve kapitalizm o kadar ikinci tür kapitalizme dönüşmek zorunda kalır. Bu tam bize (istediğimize) uygun düşer, tam proletaryanın (istediğine) uygun düşer… “” (21)
 
Yazar: Erdoğan A 21 Haziran 2019

Alıntı Kaynaklar
 
(1) Lenin, Two Utopias
 
(2) Stalin, Leninizmin Temelleri Üzerine
 
 
 
 
 
(7) Lenin, Otokrasi ve Proletarya
 
(8) Stalin, Anarşizm mi? Sosyalizm mi?

(9) Lenin, Parlamenterizm Hakkında Konuşma 
 
(10) Lenin, Siyasi Ajitasyon Ve “Sınıf Bakış Açısı”Iskra, Sayı 16
 
(11) Lenin, Rusya Sosyal Demokratlarınının Bir Protestosu 
 
(12) Lenin, Küçük Burjuva Sosyalizmi ve proleter Sosyalizmi
 
(13) Lenin, Rusya Sosyal Demokratların görevleri
 
(14) Lenin, Kievskiye yanıt
 
(15) Lenin, Otokrasi ve Proletarya
 
(16) Lenin,  Collected Works V 22 P 133
 
(17)  Lenin, Sosyal Demokratların GörevleriCollected Works 2 
 
 
 
(20) Lenin, On Slogans 
 
(21) Lenin, Maksim Gorkiye Mektup
Vatan Postası Youtube ABONE OLmak için Tıklayınız

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et! Oku