SİVİL SAVUNMA SEFERBERLİĞİ

Yazar Vatan Postası Çalışanları
 
MİNİMA PROGRAM İLE MAKSİMA PROGRAM BİRLEŞİYOR
En basit demokratik talepler, en yüksek sosyalist program ve uygulamalardan bağımsız yaşama geçirilemiyor.

Sivil Savunma Seferberliği

– Çağımızın savaşları, sadece askeri saldırı ve işgallerle olmuyor.
– Ekonomik, ticari, teknolojik, sanayi ve tarımsal, moral ve kültürel alanlardaki saldırı ve çökertmeler, hisse senetli $galler ülkelerin ve halkların varlıklarını tehdit ediyor.
– Çağımızda yıkımlar ve felaketler; depremlerin, su baskınlarının, kasırgaların, tsunamilerin ve çeşitli bulaşıcı hastalıkların yanında askeri işgallerden ve saldırılarılardan çok daha etkin “sivil darbe” ve “demokrasi” ihraçları, “sivil toplum” hareketleri yoluyla gerçekleştiriliyor. Etnik ve dinsel kışkırtmalar ekonomik, sosyal ve kültürel saldırılar korkunç yıkımlar ve doğa-toplum-tarih talanları ile sonuçlanıyor.
Bu nedenle, dünyamızda:
– Ekonomik ve sosyal adalete dayalı, işsizlik ve pahalılık yaratmayan, doğayla ve toplumla çelişmeyen bir topyekun kalkınmanın sağlanabilmesi, deprem su baskını, yangın, kasırga gibi doğal afetlerin yıkımlarla sonuçlanmaması;
– Yaşanabilir bir doğa ve toplum kurulabilmesi;
– Ekonomik, sosyal, siyasal, doğal ve askeri her alanda geri dönüşsüz nihai barışın ve adaletin sağlanabilmesi; 
– Halkçı Cumhuriyetler – Cumhuriyetçi Halklar Birliği’nin gerçekleşebilmesi;
– Hisse senetli $galin durdurulabilmesi;
– Halkların ordulaşması, orduların halk(çı)laşması;
yaşamsal gereksinimlerdir.

Tüm bunlar için Mazlum Halklar Sivil Savunma Seferberliği

Sovyetler, Irak, Yugoslavya ve Filistin’in başına gelenler, ülkemizin ve halkımızın da kaderi yapılmak isteniyor. Buna karşı:
*  “Yurtta Halkçı Cumhuriyet – Cumhuriyetçi Halk, Dünyada Ulusal ve Halkçı Cumhuriyetler Birliği anlayışıyla yeni bir Birleşmiş Milletler”
*  “Ulusal Sivil Savunma Seferberliği: Halkın Ordulaşması, Ordunun Halk(çı)laşması”
*  “‘Sivil Toplumcu’, ‘Demokratik Parlamenter’ maskeli, hisse senetli $GALLER’e karşı sen de siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın”
*  “Yaşanabilir Bir Doğa ve Toplum için
Başta İşçi Sınıfımız Olmak Üzere Halkımızın Örgütlü Öncülüğünde
YENİDEN KUVAYI MİLLİYE”
“Ortadoğu Sivil Savunma Seferberliği” ve
“Ortadoğu Kuvayi Milliyeler Birliği”
Bu başlıklarımızı ve önerilerimizi çeşitli yazı ve yayınlarımızda sürekli okuyorsunuz. Çığlık çığlığa ne demek istiyoruz? Halkımızın ve ülkemizin karşı karşıya bulunduğu yaşamsal varlık-yokluk sorunlarını biz mi uyduruyor ya da abartıyoruz? Aslında hiç de endişelenecek bir durum yok da biz mi ortalığı karıştırıp bozgunculuk yapıyoruz?
Tüm öneri ve cağrılarımızın ‘sollu-sağlı’ ölüm tepkisizliği ve ‘susuş kumkuması’ ile geçiştirilmeye çalışılması ya da sulandırılarak gündeme getirilip; “işte denedik olmuyor!” diyerek yok sayılmaya kalkılması bizi asla yılgınlığa düşürmüyor…
Uluslarüstü finanskapitalizm ve yerli ortaklarının her yönden saldırıları karşısında kafası karışan ve adeta ‘beyin kireçlenmesine’ uğrayan insanlarımızın durumu gerçekten içler acısı. Algılayabilme ve tepki gösterebilme  özelliklerimizi mi yitirdik? 1919’da kapitalizme ve emperyalizme karşı dünyanın ilk Halk Kurtuluş Ordusu olan Kuvayı Milliye’yi örgütleyen o yiğit halkın torunları değil miyiz? O günlerde de “bu halk adam olmaz!”, “bu halkla hiç bir şey yapılmaz” diyen tanzimatçı kafalar yok muydu? En umulmadık anda, herkesin “bu iş bitti” dediği o en umutsuz günde ayağa kalktı benim yiğit halkım. Hem de ne kalkış! Birkaç yılda emperyalistleri ve işbirlikçilerini yurdundan kovdu. Örgütlülüğü ve iç dinamizmi, sanayi toplumlarının asgari gereklerine uygun olabilseydi; yani, eski Osmanlı üst sınıflarının gericiliğini, İzmir İktisat Kongresi’nin teslimiyetini yenebilecek sosyal “takati” (gücü, kuvveti) olabilseydi, en azından, bugün biz Halkımızın Örgütlü Öncülüğünde Yeniden Kuvayı Milliye demek zorunda kalmamış olacaktık.
Bu ilk kuvayi milliye denememizden köklü dersler çıkarabilmeliyiz. Neden bugünlere gelip yeniden sömürge olduk? O günlerde, halkçılığı ve halkın örgütlü inisiyatif ve güdümünü titizlikle yaşama geçirip işçi sınıfımızın ve halkımızın örgütlü iktidarını geri dönüşsüz kurabilseydik bugün uluslarüstü finans-kapital ve yerli ortakları, Mustafa Kemal ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı böylesine bir yoketme savaşını göze alabilirler miydi? Ortadoğu’ya ve komşu kardeş halklarımıza karşı böylesine fütursuzca bir soykırıma cesaret edebilirler miydi? Belki Sovyetler Birliği yıkılmayacaktı. Halkçı ve bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti’nin öncülüğündeki mazlum Ortadoğu ve Avrasya halklarının ekonomik ve sosyal dayanışması ve güç birliği; kapitalizme ve emperyalizme karşı dünya insanlığının, yaşanabilir bir doğa ve toplum kurma, savunma ve geliştirme merkezi konumunu üstlenebilirdi. Olmadı…
Dünkü tarihi misyon ve görev böyleydi de bugünkü farklı mı? Ayrıntılardaki değişim ve nicelik gelişmelere rağmen nitelik olarak aynı tarihi misyon ve göreve çağrılı olan halkımızın “alın yazısı” (sosyal determinizm); Ortadoğu’nun ve Avrasya’nın diğer mazlum halklarıyla birlikte doğa ve toplum düşmanlarına karşı yaşamı ve insanlığı savunmaktır.
Önce Kurtuluş Savaşımızın olumlu geleneklerini, halkımızın tarihten gelen dinamiklerini  yeniden canlandırmalıyız. Bu kez farklı toplum kesimlerimizin; başta işçi sınıfımız olmak üzere tüm emekçi halk kesimlerimizin fiili olarak örgütlü öncülüğünde, ulusal bağımsızlığımızı kazanmak ve korumak, yeniden ve gerçekten halkçı ve demokratik bir cumhuriyet kurabilmek ve geliştirebilmek için kişisel, toplumsal, ulusal, bölgesel ve evrensel tüm güçleri seferber etmeliyiz. Bu ikinci bir kuvayi milliye demektir. Yurtsever ve halkçı bir kuvayi milliye cephesi ile ayağa kalkalım, kapitalizmin ve emperyalizmin dayatmalarına boyun eğmeyelim.
Kaderlerini uluslarüstü şirket ve holdinglere bağlamayan herkes; işçiler, köylü üreticiler, küçük sanayici ve esnaf, asker-sivil kamu çalışanları, ulusal bazda kurulacak bir yurtsever, halkçı, Kuvayi Milliye Cephesi’nde birleşmeli ve vatan savunması için Ulusal Sivil Savunma Programı’nı tüm yurtta hayata geçirmelidir.
Ülkemizden başlayarak tüm Ortadoğu ve Avrasya coğrafyasında “Halkçı, Demokratik ve Bağımsız Cumhuriyetler Birliği İçin Sivil Savunma Seferberliği” için yeniden kuruluş ve uyanış kurultayları toplanmalıdır. Önümüzdeki günlerde ülkemize, halkımıza, Ortadoğu, Avrasya, Kore, Küba, Vietnam, Venezüella halklarına çağrılarda bulunup, topyekun insanlığın reorganizasyonu ile ilgili yapı ve program taslakları hazırlanmalı ve yaşama geçirilmelidir.
Pratik bir öneri:
Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nün asıl amacına uygun reorganizasyonu için yapılması gereken yasal düzenlemeler.
Gerekçe:
Tüm mazlum halklar ve ülkeler gibi halkımız ve ülkemiz de, resmen ilan edilmemiş ama gerçek bir savaşın içindedir. “Son sosyalist ülke” dedikleri son Türk devleti tek dişi kalmış canavar ve dahili bedhahlar tarafından yok edilmek, halkımız etnik, dinsel ve bölgesel olarak parçalanmak ve dağıtılmak üzere. Bu topraklarda yaşayanların can ve mal güvenliği tamamen ortadan kaldırılmak isteniyor. Uluslararası ortaklı dev şirket, holding ve bankaların ve de onların güdümündeki devletlerin, tüm dünya halklarına ve ülkelerine karşı yaklaşık 150 yıldır yürüttüğü bu topyekun savaşı görmezden gelerek ya da yok sayarak ne kendimizi, ne ailemizi, ne halkımızı, ne de insanlığı kurtarabiliriz. Böylesine bir yoketme savaşına karşı gözlerimizi kapayıp kulaklarımızı tıkamak neye yarar? Savaşlar artık sadece topla, tüfekle olmuyor. Ülke ekonomileri, tarımı, teknolojisi, sanayi birikimi, işgücü, maddi-manevi-kültürel değerleri yok edilip halkları açlığa, susuzluğa, yokluğa, etnik ve dinsel parçalanmaya, hatta tabii afetlere mahkum ediliyor.
Tüm bu “felaketlere” karşı, “her türlü koruyucu ve kurtarıcı tedbir ve faaliyetler”i yürütmek üzere kurulmuş Sivil Savunma Kurumu, Enstitüsü, Koleji yeterli etkinlik, yaygınlık ve güçlülükte mi? Adına uygun olarak, halk içinde amacı doğrultusunda örgütlenebilmiş mi? Sivil Müdafaa Yasası yeterli mi? Bu sorulara olumlu yanıt verebilmek olanaksız. Sivil savunma yasasını inceledik. Yasanın, an geçirmeden, günümüzün gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmesi ve örgütün güncel gereksinimlere uygun olarak bir an önce reorganizasyonu yaşamsal bir ihtiyaçtır. Bu aynı zamanda bir vatan görevidir.
Mevcut “Sivil Müdafaa Kanunu”nda önerdiğimiz değişiklikleri değerlendirmeye ve tartışmaya açıyor, bu alanda teorik ve pratik yasal zeminimizi belirleyerek mücadelemizi sürdürüyoruz.

SİVİL MÜDAFAA KANUNU

Kanun Numarası                       : 7126
Kabul Tarihi                                 : 9.6.1958
Yayımlandığı Resmi Gazete    : Tarih 13.6.1958           Sayı     9931
Yayımlandığı Düstur                  : Tertip 3     Cilt 39        Sayfa    1098
Bu kanun ile ilgili tüzükler için, “Tüzükler Külliyatı”nın kanunlara göre düzenlenen nümerik fihristine bakınız.
BİRİNCİ BÖLÜM
Umumi Hükümler
Sivil Müdafaanın tarifi ve şûmulü
Madde 1- (Değişik:  20.9.1960 – 85/1  md.)
Sivil Savunma: düşman taarruzlarına, tabii afetlere ve büyük yangınlara karşı halkın can ve mal kaybının asgari hadde indirilmesi, hayati ehemmiyeti haiz her türlü resmi ve hususi tesis ve teşekküllerin korunması ve faaliyetlerinin idamesi için acil tamir ve islahı, savunma gayretlerinin sivil halk tarafından azami surette desteklenmesi ve cephe gerisi maneviyatının muhafazası maksadıyla alınacak her türlü silahsız koruyucu ve kurtarıcı tedbir ve faaliyetleri ihtiva eder.
Bu maddeye; “savaşta ve barışta, düşmanın ya da muhtemel düşmanın atomik, biyolojik, kimyasal, endüstriyel, teknolojik, tarımsal, ekonomik, politik, ticari, kültürel, moral, etnik, dinsel, irticai vb. her türlü saldırı ve sabotajına karşı, sadece saldırıdan sonra değil, daha önceden de halkla birlikte koruyucu tedbirler almak ve uygulamak… ülkenin ve halkın can ve mal güvenliğini, ekonomisini, sanayisini ve tarımını, yer altı ve yerüstü kaynaklarını, madenlerini, akarsularını, denizlerini ve göllerini, kıyılarını savaşta ve barışta örgütlü-örgütsüz halk kesimlerimizi harekete geçirerek ve demokratik kitle-meslek örgütlerimizi uyararak, onlarla birlikte örgütlenerek korumak… ülkenin ve halkın can ve mal varlığını, ülkenin ve halkın çimentosu olan kültürel, moral, tarihi, ulusal ve manevi bağ ve değerleri, dünya barışı, insan hakları ve dünya halklarının kardeşliği ilkeleri doğrultusunda, gene halk tarafından korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak…” gibi amaç ve içerik eklenmelidir. 
Madde 2- (Değişik: 20.9.1960 – 85 / 1 md.)
Hayati ehemmiyet ve hususiyetlerinden dolayı düşman taarruzlarına bilhassa hedef olabilecek şehir, kasaba ve mevkilerle tesisler ve tabii afetlerin tehditlerine maruz kalması muhtemel mahallere “Hassas Bölge” denir. Buraları öncelikle sivil savunma mecburiyet ve mükellefiyetine tabi tutulur.
Bu maddeye; “teknolojik, sanayi, tarımsal ve stratejik vb. hassas bölgeler, savaşta ve barışta… T. S. K. tarafından eğitilmiş sivil savunma halk gönüllüleri tarafından korunur… ” ibaresi eklenmelidir.
Madde 3- (Değişik: 20.9.1960 – 85 / 1 md.)
Tabii afet sahaları haricinde kalan hassas bölgeler Milli Savunma Yüksek Kurulu’nca, tabii afetlere maruz kalması muhtemel bölgeler ise 7269 sayılı kanunun 2. nci maddesine göre tesbit ve ilan olunur.
Hassas bölgelerde sivil savunmayı teşkilanlandırmaktan ve sivil savunmanın eğitim, idare ve umumi kontrolundan ve mükelleflerin hizmete çağırılmasından İçişleri Bakanı sorumludur. Bu işlerin maksada uygun şekilde planlanmasını, tatbikini ve hassas bölgeler arasındaki iş birliği ve yardımlaşmayı temin için İçişleri Bakanlığına bağlı ve Bakan’a karşı sorumlu bir “Sivil Savunma İdaresi Başkanlığı” kurulur.
Bu madde; “… mükelleflerin hizmete çağrılmasından İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı (TSK) temsilcileri ile Sivil Savunma İdaresi Başkanı’ndan oluşan bir sivil savunma koordinasyon kurulu sorumludur… yürütmedeki işbirliği ve yardımlaşmayı temin için Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlı ve Genel Kurmay Başkanı’na karşı sorumlu bir S. S. İ. B. kurulmuştur. Başkanı, Genel Kurmay Başkanlığı’nın önerisi, İçişleri Bakanlığı’nın ve Başbakanlığın onayı ile Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Sivil Savunma gönüllülerinin can ve mal güvenliği ile yağma ve talanın önlenmesi ve sivil savunma birimlerinin korunması İçişleri Bakanlığı’nın görevlerindendir.” biçiminde değiştirilmelidir.
Madde 4- İşbu kanunun şümulune giren bütün hizmet ve faaliyetlerin Dahiliye Vekaletinde planlanması ve icrası sırasında alınacak karar ve tedbirlerde diğer vekaletlerle işbirliği ve karşılıklı yardım hususları bir nizamname ile tesbit olunur.
Bu madde; “hizmet ve faaliyetlerin Sivil Savunma Koordinasyon Kurulu tarafından planlanması ve Sivil Savunma İdaresi tarafından yürütülmesi sırasında…”biçiminde değiştirilmelidir.
Madde 5- (Değişik: 20.9. 1960 – 85 / 1 md.)
Mülki ve idare amirleri, bu kanun hükümleri ve bunlara müsteniden İçişleri Bakanlığınca tesbit ve tebliğ olunacak esaslar dahilinde kendi mülki hudutları içindeki hassas bölgelerde sivil savunma teşkilat ve tesisatının kurulmasından, donatımından, sevk ve idaresinden, kontrolundan ve bölgelerine müteveccih düşman taarruzlarına, tabii afetlere ve büyük yangınlara karşı barıştan itibaren sivil müdafaayı fiilen tahakkuk ettirmekten bizzat mesuldürler.
Bu madde; “… ve bunlara müsteniden S. S. Koordinasyon Kurulu tarafından tesbit ve tebliğ olunacak …” şeklinde değiştirilmelidir.
Madde 6- Tabii afetler ve büyük yangınlarda; 4373 sayılı (taşkın sular ve su baskınlarına karşı korunma) ve 4623 sayılı (Yer sarsıntısında evvel ve sonra alınacak tedbirler) hakkında kanunlar hükümleri dairesinde yapılacak her türlü kurtarma ve yardım işlerine, mahalli mülki amirliklerce görülecek lüzum üzerine, bu bölgede bulunan Sivil Müdafaa teşkillerinin de katılması mecburidir.
Madde 7- Hassas bölgelerdeki belediyeler ve hususi idareler, müessese ve teşekküller arasında Sivil Müdafaa bakımından işbirliği ve karşılıklı yardımlaşma, valiler ve kaymakamlar tarafından tertip ve tanzim olunur.
Bu madde; “… karşılıklı yardımlaşma, valiler, kaymakamlar ve yerel SSB temsilcileri tarafından..” biçiminde değiştirilmelidir.
Madde 8- Hassas bölgelerdeki belediyeler ve hususi idareler Sivil Müdafaa isteklerini yerine getirmekle mükellef ve bu yönden mahallin mülki amirlerine karşı mesuldürler.
Madde 9- (Değişik: 20.9.1960 – 85/1 md.)
Hassas bölgeler dışındaki şehir, kasaba ve mevkilerde sağlık, yangın ve radyoaktif serpintiye karşı korunma, seyyar destekleme ve tahliye edilenlerin kabulü ile ilgili sivil savunma tedbirleri alınır.
Madde 10- (Değişik: 20.9.1960 – 85 / 1 md.)
Mahallin en büyük mülkiye amiri, sivil savunma hizmetlerinin planlanması ve karşılıklı yardım hususlarında mahallin garnizon kumandanı  ve yoksa en büyük askeri amiri ile iş birliği yapar. Askeri makamlarca sivil savunmaya yapılacak yardımlarda muharebe görevinin aksatılmaması gözönünde tutulur.
Bu maddeye; “… garnizon kumandanı (yoksa en büyük askeri amiri) ve SSİ temsilcisi ile…” ibareleri eklenmelidir.
Madde 11- İçtimai yardım müesseselerinin, Sivil Müdafaa nizmetlerine iştirak şekilleri, Sivil Müdafaa İdaresi ile veya mahallin en büyük mülkiye amiri ile bu müesseselerin mesul idarecileri arasında müştereken tayin ve tesbit olunur.
Bu maddeye; “… Sivil Müdafaa İdaresi temsilcisi, yörenin en yüksek rütbeli askeri amiri ve mahallin en büyük mülkiye amiri…” ibareleri eklenmelidir.
Madde 12- Vatandaşlar, resmi ve hususi daire, müessese, teşekküller ve içtimai yardım müesseseleri, yabancılar ve yabancı müesseseler, işbu kanun ve nizamnamelerle kendilerine tahmil olunan Sivil Müdafaa hizmet ve vazifelerini yapmaya ve bu mevzudaki istekleri yerine getirmeye mecburdurlar.
Bu maddeye; “gönüllülük” ilkesi ve ruhu verilmelidir.

Buraya kadar, sivil savunmanın içeriği, amacı ve işlerliği üzerine önerilerimizi sunduk. Mevcut yasa; SSB’nin Genel Kurmay’a ve Cumhurbaşkanlığı’na bağlı çalışması, başkanının üçlü kararname ile atanması, halk inisiyatifinin ve gönüllülüğün öne çıkarılması doğrultusunda yenilenmelidir.