SESSİZLİĞE İPEKTEN ÇIĞLIK

Yazar E. Bülent Yardımcı   
fistik

Sevgisizliği dönüyor dünya. “Her koyun kendi bacağından asılır.” ahlaksızlığı neredeyse kapladı her yanı. Bir yanda “Petrol Fırtınası” bir yanda küreselleşen faşizm kasıp kavuruyor derimizi.

Kemiriliyoruz.

Aşk çözüldü. Giderek azalıyor insan masumiyeti. Aynı çatı altında bile genişliyor odalardaki yalnızlık.

Bataklık büyüyor; ama o bataklık büyüdükçe nilüfer çiçekleri de açıyor bir yandan. Kapitalizmin açmazı da bu zaten.
Şiirin cephesinde de yetkin/acemi, her ne olursa olsun kalemi haksızlığa, adaletsizliğe isyan eden eller çoğalıyor.
Kalemi halkından yana şiir tutan her el, bataklığa inat açan bir nilüfer çiçeğidir aslında. Sevgisizliğe isyandır şiir.
Bu yazının konusu, “Faili Mecnun” bir öznenin, sessizliğe karşı, çürümeye karşı, haksızlıklara, acıya karşı yalnızlık burgacından bize ulaştırdığı ipekten çığlığı paylaşmak; o çığlığı olabildiğince yeniden üretmektir.
İlgi özneyi yaratan Özlem Tezcan Dertsiz, Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat Öğretmenliği bölümünden mezun. İzmir’de yaşıyor, edebiyat öğretmeni ve bir şair olarak hayata katkıda bulunuyor.
Hüznü barındıran bir şiir diliyle yansımanın gerçeğini arıyor Özlem Tezcan Dertsiz. Böyle bir dünyada, insanı ve toplumu, insanı ve doğayı çürüten, yok eden azgınlaşmış kapitalizm karşısında, “elde var hüzün”den başka ne kalır ki şaire.
Dertsiz“topuğumdan aldım tüm darbeleri” diyor. Yarı tanrı Aşil’in ancak topuğundan alacağı bir darbeyle öleceği söylencesini çağrıştırıyor ve tüm darbelerin ölümcül oluşuna vurgu yapıyor. Gözü dönmüş uluslararası finans-kapital çetesi insanlığı, doğayı nicedir topuğundan vuruyor.
“boyuyorum dünyayı, çürüyor aynı hızla / Hiroşima’mı ağlayan omzumda, hıçkıran Felluce mi? / noktalı yerleri birleştir, ne çıkıyor ortaya / kılık değiştirip evimize yerleşen, yoksa şiddet mi?”
Şairin çağrısına uyalım, noktalı yerleri birleştirelim. İşte Vietnam, Şili, Filistin, Afganistan, Yugoslavya, Lübnan, Irak, Libya, Suriye… işte Türkiye; saymakla biter mi noktalı yerler. Birleştirildiğinde ne çıkıyor ortaya. Emperyalizm. Ne çıkıyor ortaya. Sömür ve ez. Kan ve vahşet. Cinayet. Hep topuğundan vurulan bir dünyanın fotoğrafı.
Demokrasi, insan hakları vs. kılıfına gizlenmiş evimize dek yerleşen şiddet. Bir korku imparatorluğuna esir düşürülmüş bizler, insan.
Örgütsüz, köleleştirilmiş halklar; Promete’yi, Hannibal’ı, Spartaküs’ü, Şeyh Bedreddin’i, Ömer Muhtarı, Ho Amca’yı, Mustafa Kemali unutmuş, onların ruhuna yabancılaştırılmış halklar.
Ne desin şair.
“bin gam çekti bülbülüm, çeker bir o kadar daha / do-re-mi-fa-sol-la-si-do”
İç karartan, aydın insanı kahreden bir durum bu. Dertsiz, çaresizliğe, yetmezliğe, sessizliğe karşı tepkisini şu dizelerle dile getiriyor:
“istediğin kadar tozunu al ekranın / istediğin kadar su tut kirli seslere” “aşkın sesi duyulmuyor onuncu kattan”
Bir yılgınlık barındırsa da bu dizeler, bir durum yargılamasıdır. Durum budur. Bir anlamda da bireysel çabaların yetersizliğinden bir yakınmadır.
Özlem Tezcan Dertsiz, gördüğü dünyadan, gördüğü insandan, gözlemlerinden yola çıkarak vardığı sonuçları, durumu, hali okuruna iletmeyi önemseyen bir şair. Bir anlamda bildirici. Yönlendiriciliğe pirim vermiyor. Durumu, hali yansıtmayı önceliyor. Bu anlayışı, Octavio Paz’ın bir düşüncesiyle de örtüşüyor, denebilir.
“Yapıt kendi içinde bir amaç değildir, kendi başına da var değildir. Yapıt bir köprüdür, bir aracıdır.”*
Ama, okura önermeleri de yok değil şairin.
“şaraba hasret kaldım / beklesin ellerin bağbozumunu / ezberleyelim her halini dokunmanın”
“şaraba hasret kaldım” dizesi, çirkinliklerden arınmış, insani değer ve ilkelerin egemenleştiği, yaşanabilir bir dünya ve doğa özlemi; “beklesin ellerin bağbozumunu” dizesi, düşlenene varmak için sabır ve emek gerektiğine vurgu olarak düşünülebilir. Ancak ilgi süreçte yapılması önerilen bir şey var: dokunmanın yani sevmenin (Sevmek Dokunmaktır) her halinin ezberlenmesi/yaşanması, sevginin çoğaltılması gerekiyor.
Şair, dünyada ve özellikle biz gibi ülkelerde kadın insan olmanın yükünü, acısını, kahrını da dile getirmiş şiirlerinde; “saçlarını töreye kaptıran kadınlar” dizesiyle kadının köleleştirildiği sınıflı toplumdan bu yana kanayan bir yaraya işaret ediyor. Kocası öldüğünde ağabey/kardeş bildiği kayınbiraderinin koynuna atılan kadınlar, yavuklusuna kaçtı diye boynuna urgan geçirilen, diri diri toprağa gömülen, en yakın bildiklerinin kurşun yağmuruna tutulan, saçlarını töreye kaptıran kadınlar. Bir başka dizesinde de tepkisini şöyle dile getiriyor:
“hangi anneler doğurdu bu isli adamları”
Özlem Tezcan Dertsiz, kırk yaş kuşağını, Türk Şiir eylemini devralacak kuşağı temsil eden, yazılmamış en güzel şiirin peşinde olan şairlerden biri. Şair doğmuşlardan. Ama, yeteneğin aşama yapabilmesinin yolunun çok yoğun, çok yönlü ve sürekli çalışmadan geçtiğinin altı çizilmeli.
Şair, “kalp kırılır, aşk içinde kalır” “büyük yangınlar çıkarmıştım bir zamanlar” “korkuyorum, uzuyor hep ayrılığın yolu” gibisinden ışıltısız, derme çatma dizeler yerine; “sessiz gül çığlıkları çıktı çekmecemden” “eskitti durdu kalbimi maun bir acı” “aşk için değildi dalgakıranım” “içime dağlar koydum” “ara ara deliriyor içimdeki falçata” ve “siyahlarla baş eden kılıçlar var sesinde” gibi emek/yoğun, yakut ışıltısında dizeler üretmeli.
Evet.
Delirmeli o falçata…
Siyahlarla baş eden kılıçları barındıran seslerin yankılanacağı günlere…
Notlar:
(*) Octavio Paz, “Çamurdan Doğanlar”syf.150. Çev. Kemal Atakay, Can Yayınları 1996/İstanbul.