SENETLİ SÖZLEŞMELİ MODERN KÖLELER: DERSANE ÖĞRETMENLERİ

Yazar Hatice Eroğlu Akdoğan – sendika.org   

Geçenlerde 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle bu sayfada bir dershane öğretmeninin insanca yaşam çığlığını duymuştuk. 1,5 ay gibi kısacık öğretmenliği süresinde çalıştığı dershane Nazlı Can’ın adeta üzerine yıkılmıştı. Nazlı Can, diğer öğretmen arkadaşlarıyla kaldığı bu yıkıntının ortasından bizlere seslenmişti. Eğer öğretmenler bu kısacık sürede bunca yükün altına sokuluyorsa, bir öğretim yılı boyunca ya da bir yıl boyunca dershane emekçilerinin üzerine bindirilen yükü varın siz tahmin edin…
Aslında olaya eğitim sistemi açısından baktığımızda zaten öğretmen olarak mezun olan Nazlı Can ya da Nazlı Canların, okulda öğretmenlik yerine, kurs satarak para kazanma odaklı olan dershanede bulunuyor olması, mesleki konumları açısından daha ilk başta kaybetmesi anlamına da geliyor. Bundan sonraki süreç onların idealist öğretmen olma hayallerini öldürme, ruh ve beden sağlıklarını dumura uğratma yönünde işlemeye başlıyor. Oysa dershanelerde bedava bile olsa gözetmenlik, stajyerlik bulamayanlar için Nazlı Canlar şanslı dahi görülüyor! Çünkü elinde öğretmenlik diplomasıyla işsiz güçsüz bekleyen, ara sokaklara, kenar semtlere seyyar pazarcı gibi tüneyip işsiz öğretmenleri kapana kıstıran yüzlerce dershane mevcut. İşte bu birkaç cümle, dershane öğretmenlerinin ve dershaneler dışında işsiz olan öğretmenlerin içinde bulunduğu ağır koşulları anlatmaya fazlasıyla yetiyor.
Bugün bırakalım fen-edebiyat fakültesi mezunlarını, eğitim fakültesi mezunları yani bizzat öğretmenler, milyonlarca işsiz ordusu içinde çok önemli bir sayıya ulaşmış durumda. Belli başlı ya da piyasada yer etmiş; ticari ağızla ‘marka’ olmuş dershanelerde, önceden beri çalışan eski öğretmenler dışında kalan, yeni diyebileceğimiz öğretmenler, devlet memuru olamadıklarından, hepten işsiz arkadaşlarına göre dershanede iş bulmuş şanslı bir öğretmen olarak, devlete öğretmen olacağı günlerin hayaliyle ‘Ah KPSS’den iyi puan alsam da şu angarya ortamından kurtulsam’ diyerek gününü gün eder. Çünkü tam anlamıyla bir ticaret kurumu olan dershaneler için öğretmenin kendisi, öğretmenlik yetilerini özgürce kullanabilen bir meslek sahibi değil her şeyden evvel dershane patronunun sermayesinin bir parçasıdır. Onun işi, dershane müşterilerini ne olursa olsun memnun etmektir. Ve çünkü karşısında eğiteceği öğrenci yerine ‘parası elinde ne yapsa, ne derse yeri olan’ dershane müşterisi vardır. Dersi olsun olmasın dershanede olmalı, boş durmamalı soru çözmeli, soru üretmeli, dershane yayınlarının içeriğini doldurmalı, etüdü çalıştırmalı, patron ya da patron vekilinin sık sık düzenlediği gözden geçirme toplantılarına katılmalıdır. Buradan hareketle bir dershane öğretmeni haftada bir gün (pazartesi) izin kullandığından –ki sınav dönemlerine yakın sürede bu gün bile elinden alınmakta- haftalık çalışma süresi 60 saat olmaktadır. Ücret konusunda yaşanan sorunlar ise en az çalışma süresi kadar yoğundur. Etütlerde ve sınıflarda ders veren öğretmenlerin yanında sözde tecrübe kazanmak/kazandırılmak adına bedava çalıştırılan öğretmenler dışında çalışan öğretmenlerin aldığı ücret, ortalama olarak 500 YTL’yi bile bulamamaktadır.


Ücret açısından öğretmenler arasında da çok önemli farklılıklar vardır. Dershanenin eski elemanı ya da zümre başkanı olan öğretmenlerin ücreti dershanenin markasına göre; örneğin 1-2-3 bin ya da daha fazla olabiliyorken diğer yanda çömez, stajyer diye çalıştırılan öğretmenlerin eline 200-300 lira ancak geçebilmektedir. Bu noktadaki dengesizlik öğretmenlerin birbirlerine karşı ayrımcı davranışlar içine girmesine, örgütlenmeye karşı bakış açılarını da olumsuz yönde etkilemeye yönelik bir zemin hazırlamaktadır. Üstelik Nazlı Can’ın belirttiği ücret alamama dershane patronunun zamanında ücret vermemeyi bilinçli politika haline getirmesinden ileri gelmektedir. Neredeyse bütün dershane patronları öğretmene zamanında ücret ödememeyi bir dershanecilik ilkesi haline getirmişlerdir. Nasıl olsa öğretmene boş senet imzalatarak onu sözleşme süresine uygun bir vaziyetti geçici de olsa bir köle gibi tutma hakkını kendinde gördüğü gibi, Milli Eğitim de bu fırsatı ona verebilinmektedir. Bir ay ücretini alamayıp, nasıl olsa ikinci ayda mecburen ödenir diye bekleyen bir öğretmen, bir öğretim yılı sonuna gelip geriye doğru baktıklarında dershaneden 4-5 aylık alacağının kaldığını görmesi çok sık yaşanan bir durumdur. Dershaneden sene sonu boyunca alacağını tahsil edebilen öğretmen haliyle yakasını kurtarır kurtarmaz başka dershanenin kapısına koşmaktadır. Şansı varsa orada da sözleşmeli/senetli modern köle öğretmenlik hakkını 9-10 ay için elde eder, yoksa da hayata işsiz öğretmen olarak kaldığı yerden devam edecektir.


Farklı farklı da olsa dershanelerde öğretmenlerin aynı koşullarda, aynı onur kırıcı, eğitimci rolünü paralayıcı sorunlarla boğuşmasının altında geneldeki azgın sömürü yanında, dershane patronlarının örgütlü hareket etmesinin de rolü yatmaktadır. En azından bir bölgedeki dershane patronu, aynı bölgede bir başka dershaneden kendisine gelen öğretmen hakkında edindiği bilgiler çerçevesinde onu işe alıp almamayı gözden geçirme olanağına sahip olmaktadır. Eğitim emekçileri ise bu alanda tamamıyla denilebilecek düzeyde örgütsüzdürler. Sınava dayalı ezberci eğitim sistemi çılgınlığı sürdükçe dershanelere daha çok para kazanma kapısı aralanıyor; aynı orada da dershane öğretmenleri üzerinde acımasız sömürü maalesef artıyor.


Nazlı Can’ın attığı çığlık öncelikle tüm dershane öğretmenlerinde, beraberinde tüm emekçi kesimlerde yankısını bulabilmelidir. Yoksa 24 Kasım’lar gittikçe yağlanıp boyanan, bütün öğretmenlerin yaşadığı sorunların üstünün hamasi sözlerle örtüldüğü günlere dönüşmeye devam edecektir.