SENDİKALARDA 24 SAAT ÇALIŞMA DÜZENİ İHTİYACI

Yazar İ. Sabri Durmaz – Evrensel   

Bütün dünyada müzeler pazartesi günü kapalıdır. Bir başka söyleyişle, bütün dünyada müzeler, “resmi tatil” olan cumartesi ve pazar günleri, hatta resmi ve dini bayramlarda açıktır.

Burada amaç, olağan mesai günleri çalışan, müze ziyareti için zaman ayıramayacak olan çalışan insanların ziyaret edebilmesi içindir.
Peki sendikalar nasıl bir çalışma düzeni içindedirler?
Belki bir kaç sendika ve sınıftan yana sendikacının yönetimde olduğu bazı şubeler (KESK’e bağlı sendikaların ve şubelerinin böyle, cumartesi pazar kapalı olması elbette söz konusu değil. En azından böyle bir kurala bağlı değiller) bu düzenin dışındadır ama, geri kalan tüm işçi sendikaları geleneklerine en bağlı bir devlet dairesi gibi pazartesiden cumaya, günün 9.00-17.00 saatleri arasında açıktırlar. Geri kalan zamanda ise sendikalar kapalıdır. Yani normal mesai saatleri içinde çalışan bir işçinin kendi üyesi olduğu sendikaya gidip sendika yöneticilerini görmesi, onlara sorunlarını anlatması mümkün değildir. İşin ilginci bu sendikaların bağlı olduğu konfederasyonların yöneticileri ve elbette sendikaların da yöneticileri; cumartesiyi de işgünü yapan İş Kanunu’na imza atmışlar; işçilerin cumartesi tatillerini bir kalemde silivermişlerdir ama kendileri cumartesi günü çalışmamaya devam etmektedirler.
Şimdi sendikacılar; “İşçilerimizin sendikaya kadar gelip yorulmasına gerek yoktur. Bizim işyerlerinde temsilcilerimiz var; bir sorunları varsa onlara anlatırlar; biz de gereğini yaparız” filan derler.
Ya da şöyle söylenebilir: “Sendikaların tek kusurları olağan resmi mesai saatleri dışında çalışmaması mıdır ki, bunlar için yazılıp çiziliyor?”
Elbette ki daha da ileri gidilip; “Sendikalar açık olsa ne olacak; asıl olan mücadele çizgisi değil mi?” gibi daha “tersten” sorular da sorulabilir.
Ancak şu bir gerçek ki, sendikaların böylesi, bürokratik bir açma kapama sarmalından kurtulamamaları bile, aslında onların bürokraside geldikleri yeri göstermesi bakımından önemlidir.
Çünkü, hiçbir gerekçe, sendikaların cumartesi ve pazar günleri açık olmasını ve en azından akşam saat 21.00-22.00’ye kadar faaliyetlerini sürdürmelerinin önünde hiç bir fiziki engel bulunmadığı gerçeğinin üstünü örtemez. Bu sorun elbette ki, basit bir düzenleme ile çözülebilir. Yeter ki, sendikaların yöneticileri kıpırdasın, sembolik olarak da olsun, “Biz kapımızı işçilere açıyoruz” desinler.
Sadece böyle basit bir değişim bile işçilerle sendikaları arasındaki soğukluğun giderilmesi için bir “başlangıç” olabilir. Dahası böyle bir girişim, işçiler arasında sendikalı olma, sendikalara güvenme duygusunu geliştirebilir.
Bu konuya son yıllarda bu köşeden bir kaç kez değinildi. Ama şu da bir gerçek ki; bugün bu daha da önemli hale gelmiştir. Hele konfederasyonlar, yeni bir örgütlenme kampanyası açıyorsa, sadece şuraya buraya eleman atamaları yapmakla yetinilemez. Var olan sendika örgütlerini (genel merkezler, şubeler ve temsilcilikleri), örgütçülerini, seçilmiş yöneticilerini, “uzman” ve öteki sendika görevlilerini de günün 24 saati çalışmalarını sağlayacak bir düzene geçirmek gerekmektedir.
Sendikaların “resmi çalışma saatleri”yle sınırlı bir çalışma düzeninden günün her saati çalışır olmaları (burada sendika binasının da 24 saat açık olması kastedilmiyor. Ama işçilerin gelebileceği saatlerde açık olması gerektiği belirtiliyor), yöneticilerin, profesyonel sendika görevlilerinin bu bilinçle davranmaları önemlidir. Bunu kabul etmeyenlere de işçiler gerektiği gibi yanıt vermelidir.
Mücadeleci, sınıfın çıkarlarını savunmada tavizsiz bir sendikacılık fikrinin elbette ki, böyle bir günlük çalışma düzeniyle içsel bağı vardır. Ama, sendikaların böyle bir çalışma düzenine geçmesi için mücadele “çizgisinin değişmiş” olması gerekmez. Tersine bu mücadele sendikaların ideolojik ve günlük mücadele hattının değişmesi mücadelesinin de bir parçasıdır zaten.