(SENDİKALAR-TİS-GREV-LOKAVT YASALARI) 2821 VE 2822’DE DEĞİŞİM, ÖZGÜRLÜK GETİRECEK Mİ?

Yazar Ergün İşeri – sendika.org

Son 3-4 yıldır sendikalarla ilgili mevzuatta değişiklik yapılacağını söyleyen haberleri izlemekteyiz. Hatta hatırladığımız kadarıyla geçtiğimiz yıl 2821 sayılı Sendikalar ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt yasalarında değişiklikleri içeren yasa teklifleri TBMM’ye de sunulmuştu. O tarihten bu yana hiçbir ilerleme kaydedilmedi, gerekçe olarak işçi konfederasyonları arasındaki görüş farklılıklarının giderilememesi gösterildi…

Bir süre önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hem bu yasa tekliflerini hem de atanmış bilim kurulu tarafından hazırlanmış tasarı taslaklarını işçi sendikaları konfederasyonlarına ileterek bu süreci bir kez daha başlattı.

Sürecin başlatılma dönemi kendi içinde ayrı bir soru işareti olarak kaldı. Geçmiş yıllarda yasalarda değişim konusu hep tam da her yıl toplanan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Genel Kurulu’nun hemen öncesinde kamuoyuna sunulurdu. Böylece ILO’da tartışma, sorgulanma konusu olmaktan kurtulma olanağı yakalanmaya çalışılırdı.

Bu kez farklı bir kaygının yasa değişikliğinin daha erken bir tarihte gündeme sokulmasını gerektirmiş görünüyor. Sendikalardan gelen bilgiler, Bakanlığın bu çabasının tümüyle AB ile sürmekte olan müzakere süreciyle bağlı olduğu yönündedir.

Deniyor ki müzakere sürecinin ondokuz numaralı “sosyal politika ve istihdam” başlığı sendikal alandaki uyumsuzluklar nedeniyle başlatılamıyor. Zaten Avrupa Komisyonu bu alandaki eksiklikleri ciddi bir sorun olarak görüyor ve bu görüşünü raporlarına da yansıtıyordu.
Komisyon, Türkiye’de yürürlükte olan sendikalarla ilgili mevzuatın başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmelerine uygun şekilde değiştirilmesi gerektiği görüşünde ısrar ediyor.

Bakanlığın konfederasyonlara gönderdiği teklifler, tasarı taslakları yukarıda belirtilen sözleşmelere ne kadar uyumlu veya ne kadar bu sözleşmelerin hükümlerini yansıtıyor?

Konuyla ilgili olarak birkaç kısa yazının dışında konfederasyonlara gönderilen önerilerin içerikleri hakkında ayrıntılı bir bilgiye ulaşamadık. Sendikalardan aldığımız bilgiye göre dosyalar Bakanlık tarafından gizlilik kaydıyla gönderilmiş. Bu durum, haliyle ilk adımda sürecin sağlığına gölge düşüren bir unsurdur. Sendikal hak ve özgürlükler Bakanlık ile konfederasyonlar arasında gizli görüşme konusu olarak ele alınamaz. Herşeyden önce belirtilen yasalar yalnızca sendika üyesi olmuş kişileri değil, aynı zamanda sendika kurmak isteyen veya bir sendikaya üye olacak çok geniş bir çalışan kitlesini de ilgilendirmekte ve bağlamaktadır. Açık bir tartışmanın yapılmaması, uluslararası sözleşmelerin tüm yorumlarında belirtilen “demokratik bir toplum” işleyişine aykırılık yaratarak, süreci baştan “sakat” bırakır. Gizlilik damgası nedeniyle TBMM’ye sunulan yasa teklifleri ile bilim kurulunun hazırladığı tasarı taslaklarını detaylı bir şekilde tartışmanın zemini de kalmamıştır.

Ulaşılabilen sınırlı sayıdaki bilginin kaynağının ise muhtemelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olduğu söylenebilir. Sendikacılar bunu müzakere sürecinin Avrupa Birliği kanadına değişim konusunda çalışmaların yapıldığı yönünde bir mesajın iletilmek istenmesi olarak yorumluyor.

Tek başına değişiklik kavramı her sorunu çözmeye yeterli değil, neyin nasıl değiştirileceği, yani içerik bizlerin asıl sorgulaması yön olarak duruyor.

Basına yansıtılan değişiklik önerileri iki farklı biçimde yankı buldu. Bazı gazeteler ve yazarlar iyi niyetle sendikal hakların geliştirilmesi düşüncesiyle eskiye oranla olumlu buldukları yanları dile getirdiler. Bununla birlikte bazı gazetelerde ve televizyonlarda değişiklikler “sendika ağalarının ücretlerine sınırlama” gibi manşetlerle sunuldu.

Buldukları her fırsatta sendikal örgütlenmeye, toplu iş sözleşmesi ve grev haklarına saldırmayı görev edinenler için söylenecek söz yok. Çünkü onların, eskilerin deyimiyle, “iflah” olabilmelerinin koşulu yok. Her biri “görev” adamı olan yazarlar, maaşlarını hak etmek için bir gün sendika düşmanı, ertesi gün sendika dostu olabilecek kadar “esnek” olabiliyorlar.

Sendikal haklara ilişkin medyanın yaklaşımı başlı başına bir inceleme konusu olduğundan bunların değerlendirmesine girmek konumuz açısından yarar getirmeyecektir.

Yasa teklifleri ve Bakanlık tarafından görevlendirelen bilim kurulunca hazırlanan yasa tasarı taslakları ne gibi değişiklikler içeriyor? Bu değişikliklerin sendikal özgürlüklere etkisi nedir? Bizi asıl ilgilendiren sorular bunlardır.

Sır gibi saklanan bu değişiklik önerilerini karşılaştırmalı biçimde değerlendirme koşulu olmadığı için temel ilkeler üzerinden kimi endişelerimizi dile getirmekle yetineceğiz.

Zaten tam bir karşılaştırma yapma olanağı da pek yok gibi görünüyor. Sendika yöneticileri biz bir taslak üzerinde görüş oluşturmaya çalışırken, bir iki ay sonra başka bir taslak sendikalara gönderiliyor diyorlar.

Sağlıklı bir tartışma başlatabilmek için önce buna uygun zemini oluşturmak gerekmektedir. Sendikal hak ve özgürlükler konusunda Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin en temel olanlarına bakarak bazı temel ilkeleri saptamak mümkündür.

Bu sözleşmeler sırasıyla;
1- Uluslararası Çalışma Örgütü Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşme,
2- Uluslararası Çalışma Örgütü Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı İlkelerinin Uygulanmasına İlişkin 98 Sayılı Sözleşme,
3- Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme,
4- Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’dir.

Bu sözleşmelerin Anayasanın 90. Maddesine göre doğrudan iç hukukun bir parçası haline geldiğini hiç, ama hiç aklımızdan çıkarmamız gerekmektedir.

Yukarıda belirtilen sözleşmeler kadar, bunlarla ilgili olarak kurulmuş komite/komisyon yorum ve kararları, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da bağlayıcılık bakımından önem kazanmaktadır.

Ana hatlarıyla bakıldığında özellikle sendikal özgürlükleri düzenleyen sözleşme hükümleri son derece açık ve net biçimde tanımlar içermektedir.

Bunlara göre sözleşmeye taraf olan her devlet;
1- Herkesin ayrım gözetmeksizin hakları ve çıkarları için sendika kurmasına,
2- Sendikaların kendi tüzüklerini istedikleri gibi yapmalarına,
3- Sendikaya üyeliğin sendikanın belirlediği kurallara veya kendi tüzüklerine göre olmasına,
4- Üyelerin kendi temsilcilerini kendilerinin seçmelerine,
Olanak sağlamak zorundadır.

Bu temel unsurlar açısından Türkiye’de yürürlükte bulunan sendikaların örgütlenmesiyle bağlantılı mevzuat tümüyle taraf olunan uluslararası sözleşmelere aykırıdır.

Özetle Türkiye’de sendikal örgütlenme özgürlüğü, asgari düzeyde bile mevcut değildir.

Burada bir konunun altı kalın bir şekilde çizilmelidir. Yukarıda saydığımız ve uluslararası sözleşmelerde yer alan hükümler asgari düzeydir. Bu düzeyin altına inecek bir düzenleme ister devletten, ister işverenden, isterse çalışanların sendikalarından gelsin kabul edilemez.

Benzeri durum toplu iş sözleşmesi ve grev haklarıyla ilgili düzenlemeler için de geçerlidir. Yürürlükteki uygulama, toplu iş sözleşmesi yapmayı kısıtlaması bakımından başlı başına sorunludur.

Ana başlığıyla söylemek gerekirse, bir işçi sendikaya hak ve çıkarlarını koruması için üye olmaktadır. Üye olduğu andan itibaren sendika:
– Çalışma koşullarını belirleme bakımından işveren karşısında;
– Sosyal ve ekonomik haklarını, özgürlüklerini düzenleme bakımından devlet karşısında işçinin yetkili temsilcisidir.

Sonuç olarak eğer Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın konfederasyonlara sunduğu yasa teklifleri veya tasarı taslakları uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış sözleşmelere uygun değilse değişikliğin hiçbir anlamı yoktur.

Temel kurullara uymayan bir yasa değişikliğini kabul eden konfederasyonlar da en az gerekli düzenlemeyi yapma yükümlülüğü altında bulunan devletler kadar “özgürlük karşıtı” yaftasını üzerlerinde taşımaya aday olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, taraf devletler altına imza attıkları ve ulusal hukukun bir parçası olan sözleşme hükümlerinin uygulanması sorumlululuğunu üstlendikleri gibi, diğer kişi ve kurumların, bu bir işçi sendikası bile olsa, olumsuz müdahalelerinden de korumak yükümlülüğü altındadır.

Konuyu şimdilik kaydıyla burada kesiyoruz. Bir sonraki yazımızda sendikal özgürlükler, toplu sözleşme ve grev hakkının uluslararası sözleşmelerde yer alış şekilleriyle inceleyerek detaylandırmaya çalışacağız.

Eğer teklifler ve tasarı taslakları üzerindeki “gizlilik” damgası kalkar ve herkesin özgürce kendilerini ilgilendiren yasalar konusundaki görüşlerini açıklama olanağı yaratılırsa, karşılaştırmalı bir incelemeyi de yapabileceğiz.