SENDİKAL BÜROKRASİYİ AŞMAK GEREK!..

Yazar Özgür Müftüoğlu – Evrensel

özgür müftüoğluSendikal bürokrasiyle mücadele, içinde bulunduğumuz süreçte en az sermayeyle mücadele kadar önemlidir…

TESCO KİPA İŞÇİLERİNİN DİKKATİNE

İşçi sınıfını baskı altına almak için kullanılan en etkili araç işsiz bırakma tehdididir.Yaşamını sürdürecek yegane geliri, emeği karşılığında aldığı ücret olan emekçiler için işsizliğin anlamı aç kalmakla eşdeğerdir. Sanayi devriminin ardından işçileşmenin ve beraberinde de yedek işçi ordusunun artması emekçilerin iş için birbirleriyle rekabetini arttırmış ve bunun sonucu olarak da sermayenin emekçiler üzerinde baskı kurma olanağı artmıştır. Sendikalar, emekçiler arasındaki dayanışmayı arttıran, rekabeti engelleyen ve böylece sermayeye karşı mücadelede işçi sınıfının tek vücut haline gelmesini sağlayan örgütler olarak tarih sahnesinde çıkmışlardır. İşçi sınıfının mücadele aracı olarak sendikalar, işçi sınıfı üzerindeki baskıları önemli ölçüde geri püskürtmüş ve özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında sadece emekçilerin haklarında değil, genel olarak özgürlükçü demokrasinin gelişmesine de katkı sağlamışlardır.

Ancak 20. yüzyılın son derece hareketli geçen siyasi tarihi içinde sendikalar, kapitalizmle mücadele etmek yerine kapitalizm içerisinde uzlaşmacı bir yaklaşımla çalışma standartları ve sosyal haklarda iyileştirmeyi amaçlayan bir role bürünmüştür. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında emekle sermaye arasındaki çelişkilerin azaldığı sosyal/refah devleti politikalarının uygulandığı dönemde birçok sendika, giderek mücadeleden kopmuş ve bürokratik bir yapı içerisine girmiştir.

1980’li yıllarla birlikte hızlanan küreselleşme sürecinde üretimin esnekleşmesi ve devletin piyasalaşma süreçlerinde işçi sınıfından önemli ölçüde kopmuş olan bürokratikleşmiş sendikalar, emekçilerin hakları için mücadele etmek yerine emekçilerin bu süreçteki tepkilerini kontrol altında tutmak gibi bir işlev edinmiştir. Böylece işçi sınıfının kendi içindeki rekabetini önlemek üzere dayanışma içinde sermayeye karşı mücadelenin aracı olan sendikalar artık, sermayeyle uzlaşı içinde işçi sınıfının mücadelesinin önünde bir “barikat” haline gelmiştir. Hal böyle olunca da bürokrasinin hakim olduğu sendikalar içerisinde işçiler, sermayenin işsiz bırakma tehdidine karşı sermayeyle mücadeleden önce önlerine kurulmuş barikatları aşmak zorunda kalmaktadır.

Sendikal bürokrasinin işçi sınıfı mücadelesinin önüne kurmuş olduğu barikatların açık bir örneği TEKEL işçilerinin mücadele sürecinde yaşanmıştır. Sermayenin ve dolayısıyla siyasi iktidarın işsizlikle tehdit ederek, 4-c denilen statü içinde güvencesizliğe, yoksullaşmaya mahkum etmeye çalıştığı TEKEL işçileri, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük direnişlerinden birini gerçekleştirmiştir. Direniş boyunca TEKEL işçileri hükümetten gelen en sert, tehditlere ve baskılara boyun eğmemiş direnişini Ankara’nın en soğuk günlerinde sürdürmüştür.

Ama gelin görün ki hükümetin baş eğdiremediği direniş, konfederasyon yönetimlerinin başındaki bürokrasi tarafından önce TEKEL işçisi yalnızlaştırılarak zayıflatılmış, daha sonra da hiçbir zaman gerçekleştirilmeyecek vaatler verilerek sonlandırılmaya çalışılmıştır. TEKEL işçisinin örgütlü olduğu Tek Gıda İş Sendikası da direnişin Sakarya Meydanı’ndaki aşaması sona erdikten sonra işçilere verdiği mücadeleyi sürdürme sözünde durmamış ve binlerce TEKEL işçisini 4-c’yi kabullenmeye zorlamıştır. Yani hükümetin 78 gün boyunca kırmayı başaramadığı Sakarya direnişi sendikal bürokrasi tarafından kırılmış ve binlerce TEKEL işçisi çaresizlik içinde güvencesizliği, yoksulluğu yani 4-c’yi kabullenmek zorunda kalmıştır.

Sendikal bürokrasinin yine galip geldiği düşünüldüğü bir zamanda Ekim ayının başında kendilerine dayatılan güvencesizliği, yoksulluğu kabul etmeyen bir avuç TEKEL işçisi yeniden direnişe geçmiştir. Sendika yöneticileri haklarına, mücadelelerine sahip çıkmadıkları TEKEL işçilerinin direnişini kırmak için kolluk güçlerinin de desteğini alarak şiddete başvurmaya başlamıştır. Bu sendikal bürokrasinin ne kadar köşeye sıkışmış olduğunun açık bir göstergesidir.

Sendikal bürokrasiyle mücadele, içinde bulunduğumuz süreçte en az sermayeyle mücadele kadar önemlidir. Bu mücadelenin başarısı için sendikal bürokrasi dışında kalmayı başarmış sendikacılar başta olmak üzere emekten demokrasiden yana olan tüm güçlerin tepkilerini ortaklaştırmaları gerekir. Ancak işçi sınıfı mücadelesinin önündeki bu büyük barikat aşıldığı zaman sendikalar, tarihsel işlevlerine geri dönecek ve yeniden işçi sınıfı mücadelesinin bir aracı haline gelebilecektir (!)