VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Salih Müslim:”Türkiye ABD’den yeşil ışık alamadan bir şey yapamaz.”

‘Baas rejiminin Araplaştırma planı vardı. Arap köyler
planları vardı. Araplar vazgeçmiş ama bu kez Erdoğan vazgeçmiyor. İlla
ki bölgeye Sünni Arapları, Selefileri yerleştireceğim diyor. Tıpkı
Afrin’e yerleştirdiği gibi. Biz buna karşıyız.”

endiseli.org‘un hanerine göre , AKP’li CB Erdoğan, TBMM’nin açılış günü Suriye’nin kuzeydoğusuna
olası müdahale ile ilgili olarak “Maalesef, özellikle Fırat’ın doğusunda
bu yöntemle arzu ettiğimiz neticelerin hemen hiçbirine ulaşamadık.
Türkiye’nin artık bu konuda kaybedecek tek bir günü dahi yoktur.
Geldiğimiz noktada, kendi yolumuzda devam etmekten başka çaremiz
kalmamıştır” dedi.
Bu açıklama sonrası Fırat’ın doğusuna olası askeri müdahale yeniden
gündeme geldi. ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal,
bir Amerikan yetkilisinden alıntı ile, Türkiye’nin bir askeri müdahalesi
olursa “Suriye’nin kuzeydoğusundan çekilmekten başka bir yolumuz
kalmayabilir” şeklindeki sözleri de yeni bir tartışmaya yol açtı.
Salih Müslim, bu konuda kendilerine iletilen bir bilginin olmadığını,
ABD ile vardıkları mutabakatın sürdüğünü söyledi. Ahval’den İlhan Tanır
imzalı haberde ise ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Carla Gleason,
Türkiye’nin ABD ile koordine içinde bulunmadan Fırat’ın doğusuna
yapacağı bir müdahalenin ABD için “çok ciddi endişe” demek olacağını
özellikle vurguladı.
Salih Müslim, ABD yeşil ışık yakmadan Türkiye’nin bölgeye yönelik bir
şey yapamayacağı düşüncesinde. Sınır bölgesinde ise hareketlilik var.
Türkiye tarafında havada ve karada askeri hareketlilik var. Güvenli
Bölge’de ise ABD askerleri ile Türk askerleri ortak devriyelerini dün de
sürdürdü.
 Erdoğan, bugün ise partisi AKP’nin Kızılcahamam’daki İstişare ve
Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu, Fırat’ın doğusuna operasyon için
“Belki bugün belki yarın denecek kadar yakın” dedi.
Erdoğan’ın konuşması şöyle:
“Ülkemizi terör örgütünden uzak tutmak için sürekli yüzümüze
gülenlere diyoruz ki artık söz bitti. Bir taraftan Irak tarafından 30
bin civarında TIR’ı Suriye’ye sokacaksınız, silah, mühimmat yüklü
bunları terör örgütüne teslim edeceksiniz sonra stratejik ortağız
diyeceksiniz. Hazırlıklarımızı yaptık, harekat planlarımızı tamamladık,
gereken talimatları verdik. Kararı verilen ve süreci tamamlanmış olan
barış pınarlarının önünü açma ihtimali belki bugün belki yarın denecek
kadar yakın. Hem karadan hem de havadan bu harekatı yöneteceğiz.”

Erdoğan, Suriye’de güvenli bölge planlarının da ‘Suriyelilerin eve
dönüşü için en makul ve insani yol’ olduğunu söyledi ve “Bu bölgede 2
milyon kişiyi iskan etmeyi planlıyoruz” dedi.

ABD, Suriye sınırında müşterek güvenli bölge oluşturulması konusunda
mutabakata varmıştı ancak Erdoğan, ABD ile varılan anlaşma kapsamında
yeterli ilerleme sağlanamadığı eleştirisinde bulunuyordu.

Bu sıcak gelişmeleri Ahval’den Burhan Ekinci PYD Sözcüsü Salih Müslim
ile konuştu. Müslim’e Ali Babacan ile Davutoğlu’nun ayrı ayrı
kuracakları partilerle ilgili görüşlerini de sordum. Salih Müslim,
Davutoğlu’nun partileşmesini AKP’yi kurtarma adımı olarak yorumladı,
Gül-Babacan ikilisinin partileşmesinin ise daha gerçek buldu. Müslim’in
CHP’ye de Suriye konulu konferansa kendilerini çağırmamasından dolayı
eleştirileri var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna yönelik
tehditleri son günlerde yeniden arttı. Oysa ABD arabuluculuğunda Güvenli
Bölge konusunda bir uzlaşmaya varılmıştı. Ankara neden yeniden böyle
bir rotaya girdi?

Ankara’nın tehditleri durmadı, baştan beri vardı. Ankara’nın 2011”den
beri peşinde olduğu plan vardı. Şimdi başka yollarla bunu kullanmaya
çalışıyor. DAİŞ’i kullandı, başka grupları kullandı başaramadı. Şimdi
açık açık “sınırın öbür tarafına gideceğim, demografik yapıyı
değiştireceğim” diyor. Bir anlaşma oluştu. Amerikalılarla, Türkiye ve
SDG arasında bir anlaşma oldu. Bu anlaşmayı da beğenmiyor. ‘benim
istediğim undan daha fazla, bunu kabul etmiyorum’ diyor. Tüm dünyayı
karşısına almış durumda. Bu tehditleri kabul etmek mümkün değil.
Rakka’da, Deyr ez Zor’da DAİŞ’in kimi eylemleri var.
Uyuyan hücreleri uyanıyor. Bunun zamanlaması da sanki ikisi (Türkiye ile
DAİŞ) arasında bir anlaşma varmış gibi. Zamanlama çok ilginç. Acaba
Türkiye DAİŞ’i yeniden canlandırmak mı istiyor?

Çok aktif şekilde Deyr ez Zor’da güçleniyor. Yakalanan DAİŞ
elemanları da zaten Türkiye ile ilişkilerin olduğunu söylüyor. “Türkiye
bizi eğitti, destekledi, Türkiye bizi finanse etti” diye açık açık
söylüyorlar. Sanki Türkiye DAİŞ’i kurtarmaya çalışıyor gibi görünüyor.
Bu tüm dünyanın gözü önünde oluyor. Türkiye halkının buna bir şey demesi
gerekiyor. Sekiz yıldır Suriye’deki siyaseti engellemeye çalışıyorlar,
DAİŞ’i tekrar canlandırmaya çalışıyorlar. Bu Türkiye halkına zarar
verecektir.
Türkiye’nin bölgeye yönelik planı tam olarak nedir? Neyi amaçlıyor?
Açık açık söylüyorlar. Erdoğan’ın BM’deki konuşması herkesin önünde
yapıldı. “Bölgeye iki milyon mülteciyi yerleştireceğim” diyor. Şam,
Humus, Hama’dan getirilen ve Türkiye’de içinde olan Arap-Sünni insanları
bölgeye yerleştirmeye çalışıyor. Kürtleri, Süryanileri, Türkmenleri,
Demokratik Özerkliği oluşturan buradaki oluşumları hepsini yok edip,
kendi istediği bölgeyi oluşturmak istiyor. Bunun maliyetini de
Avrupa’dan alacak. Böyle bir planın peşinde. Hayali mi görüyor, nedir?
Bu sadece demografik yapıyı değiştirmek değil de, kendi çıkarları
peşinde bir oluşum gerçekleştirmek istiyorlar. Artık Misak-i Milli mi
diyecekler? Misak-i Milli başka bir şeydi. Selefi-Sünni Misak-i Milli
yapmak istiyorlar. Bu da çökertme planının bir parçasıdır.
Sorun sadece demografik yapıyı değiştirmek değil mi?
Kendi istediği doğrultuda bir oluşum yapacaklar. Kendi isteği
doğrultusunda Sünni oluşum istiyor? Bilmiyorum artık Bağdadi’yi mi başka
birini mi getirecek? Bağdadi Rakka’dayken, Türkiye’deki yönetim çok
memnundu, ilişkileri vardı, ticaret yapıyordu. Türkiye kendi eliyle
Bağdadi hilafeti gibi bir şey yapmak istiyor.
Siz Türkiye’nin Özerk Yönetim ile ilişik geliştirmesini, ticaret yapılmasını istiyor musunuz?
Biz komşuyuz. İster istemez beraber yaşayacak. Böyle düşünceler,
böyle bir zihniyet ilişkileri zehirliyor. Tarihi ilişkilerimiz var.
Hiçbir zaman Türkiye’deki halklara karşı değiliz. Tam tersine beraber
bir şeyler yapmak istiyoruz. Hem bizim lehimize hem Türkiye’nin lehine.
Ama Bağdadi düşüncesi mi, selefi düşünce mi diyelim, AKP’nin
zihniyetiyle bu olmaz. Bu artık bütün halkın içindeki düşmanlığı
besliyor. Bazı halkları yok etmeye çalışıyor. Aynı 1915’te Ermeniler
Suriye’ye kaçmışsa, buraya sığınmışsa, kalkıp bunları da yok etmeye
çalışıyor, yetmiyor, Kürtleri de bitirmeye çalışıyor. Herkese karşı bir
fetih meselesi var. Yunanistan, Kıbrıs, Suriye, Irak’a karşı bir savaş
var, İran ile çelişkiler var. Türkiye halkını zehirlemiş. Bu zihniyet
böyle devam edemez.
Siz PYD olarak bölgeye dönüşlere karşı mı çıkıyorsunuz? Özerk Yönetim, dönüşler konusunda sorun mu yaratıyor?
Hayır efendim. Biz baştan beri çağrımızı yapıyoruz. 2013 yılından
beri Türkiye insanları bölgeden gitmesi için teşvik ediyordu. Biz ise
tam tersine, herkesin topraklarında, evlerinde kalmasını istedik. Şimdi
de istiyoruz. Sen köyünü kime bırakıp gidiyorsun? Bir Selefiye mi
bırakıyorsun, yahut Erdoğan’ın istediği insana mı bırakıyorsun? Buradan
göç eden her insan bizim için bir zarardır. Dönmesi gerekiyor. Biz böyle
düşünüyoruz. Ama bu bir iskan planıdır. İnsanların kendi yerlerinden
göçe zorlayıp, başka bir yere yerleştirmeyi kabul etmiyoruz. Baas
rejiminin Araplaştırma planı vardı. Arap köyler planları vardı. Araplar
vazgeçmiş ama bu kez Erdoğan vazgeçmiyor. İlla ki bölgeye Sünni
Arapları, Selefileri yerleştireceğim diyor. Tıpkı Afrin’e yerleştirdiği
gibi. Biz buna karşıyız. Buradaki Arap, Kürt, Süryanilerin göç etmesi
bizim için zarar ve dönmelerini istiyoruz. Bu bizim ve buradaki Özerk
Yönetim’in politikasıdır ve çok çağrılar da oldu.
Ankara’nın planı, başka bölgelerden insanları mı buraya yerleştirmek?
Doğrudur. Kerküklü Türkmenleri Cerablus’a, Azez’e yerleştirmişse,
başka yerlerden getirip buraya yerleştirmek istiyorlar. Türkiye’nin
AKP’nin ölçüsü yerli halk değil. Sünni, selefi olmasına bakmıyor. Başka
yerlerden mesela Uygurlardan, Tacikistan’dan getirdiklerini bizim
bölgeye yerleştirmek istiyor. Böyle bir planın içindeler.
CHP, geçtiğimiz günlerde Suriye konulu bir konferans
düzenledi. Ama Özerk Yönetim’den kimse çağrılmadı. Siz bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz?

Biz de katılmak isterdik. Politik bir çözüm bulmak için keşke böyle
bir toplantıya katılabilseydik. Maalesef CHP’nin politikası artık
AKP’nin yaptıklarını sanki başka türlü uygulama istiyor. Bir devlet
politikasıymış gibi ele alıyor. AKP’nin başaramadığı bazı şeyleri CHP
başarmak istiyor. AKP rejiminin Suriye rejimi ile ilişki kurmasını, bu
doğrultuda hareket etmesini istiyor. Yanlış bir politika. CHP’nin
şimdiye kadar Güvenli Bölge – güvenlik mekanizmasıyla ilgili bir sözü
yok. Bu kadar katliam, Selefilerin desteklenmesi, DAİŞ’in yanında yer
alınmasına CHP’nin hiçbir eleştirisi yok. Sanki meşruymuş gibi, tüm
bunlar devlet politikasıymış gibi. Biz PYD ile olarak CHP ile
Enternasyonel’de  birlikteyiz. Oradaki politikaları da tam AKP’nin
hizmetine yarıyor. Bu da CHP’ye yakışmaz.
Abdullah Gül’ün desteğinde Ali Babacan ile eski Ahmet
Davutoğlu ayrı ayrı partileşmeye gidiyor. Siz Ankara’ya geldiğinizde,
temaslarda bulunduğunuzda Gül Cumhurbaşkanı, Davutoğlu ise Başbakandı.
Şimdi o dönemin iki önemli aktörü iki ayrı oluşum olarak partileşmeye
gidiliyor. Siz bu oluşumları nasıl bakıyorsunuz?

Bunların hepsi dindar kesimden insanlar. Abdullah Gül’ün geçmişi var.
2000’lerden önce 1997-98’de Dışişleri Bakanlığı bile yapan bir isim.
Abdullah Gül’ün tutumu biraz değişik daha gerçekçi. Ali Babacan ise
zaten ekonomist. Türkiye’yi krizlerden kurtaran birisi. İkisi beraber
olursa sanırım iyi yönde değişebilir. Ama Davutoğlu ise bir
mühendislikti. Erdoğan sattıysa da ama birçok konularda aynı politikayı
uygulamışlardı. Türkiye’yi bu duruma getirmede Davutoğlu’nun bir payı
var. Bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Sanki Davutoğlu’nun politikası
AKP’yi kurtarmak için başka bir adımdır. Böyle düşünüyorum. Ama
diktatörlük içerisinde bunların başaracağını pek sanmıyorum, kolay kolay
olmayacaktır. Abdullah Gül, Babacan’ın izleyeceği politika olursa,
veyahut bırakılırsa, izin verilirse daha gerçekçi olacağını düşünüyorum.
ABD basınında, bir ABD’li yetkiye dayandırılan haberde,
Türkiye’nin olası askeri müdahalesi durumunda ABD askerlerin bölgeden
çekilmekten başka çaresi kalmayabilir iddiası gündeme getirildi. Türkiye
bölgeye saldırırsa, sizce böyle bir durum yaşanır mı? Böyle bir duyum
size de geldi mi?

Buradaki yetkililerden bize iletilen böyle bir şey yok. Böyle bir şey
de olmamıştır. Daha önce ABD ile bizim tarafımızda varılan mutabakat
sürüyor.
Türkiye, ABD ve koalisyon güçlerine rağmen bölgeye müdahale edebilir mi?
Sayın İlhan Ehmed’in de belirttiği gibi her hangi bir hareket olursa,
ABD’den yeşil ışık yakılmadan olamaz. Ben de bu kanıdayım. Türkiye
ABD’den yeşil ışık alamadan bir şey yapamaz.

Kaynak: http://ww.endiseli.org/detail/politez-/9895/salih-muslim-turkiye-abdden-yesil-isik-almadan-bir-sey-yapamaz

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar