SADECE 4+4+4’E Mİ HAYIR?

Yazar Özgür Müftüoğlu   

“Zorunlu Eğitime Hayır” Catherine Baker’ın Türkçesi Ayrıntı Yayınlarından çıkmış olan kitabının adıdır. Kitabında Baker, okulun devletin kendine köle yetiştirmek için organize ettiği bir kurum olduğunu, yetişkinlerin bu köle eğitiminden başarıyla geçtikleri için bunun farkına varamadıklarını söylüyor. Ona göre; okul, çocuklara gardiyanlık yapan bir kurumdur, ana babaları çalışırken onları gözetim altında tutar; toplumsal-iktisadi makinenin nasıl işlemesi için gerekli olan bilgileri onlara öğretir, itaati aşılar, eler ve rolleri dağıtır. Okulda sezgi ve gücün geliştirilmesi, aşkın ve düşüncenin yaratıcı bir nitelik kazanması için çok gerekli olan “aylaklık” yerine üretimi arttıran ve itaati sağlayan bir eğitimin uygulandığını anlatarak bir “karşıt-kültür” oluşturma çabasında olanları “zorunlu eğitime hayır” demeğe çağırıyor. Baker’a göre, okul, çocuğun çocuk olabileceği, gençliği ve neşeyi tam anlamıyla yaşayabileceği bir ortam sunabilmeli ve asla onun önüne ulaşılması gereken hedefler koymamalıdır.”(*)

Kendisini anne ve anarşist olarak tanımlayan Baker, bu kitabı 14 yaşındaki kızını okula yollamama gerekçelerini ona anlatmak için yazmış ve değerlendirmelerini yaparken Fransız eğitim sistemi üzerinden hareket etmiş…
Türkiye’de eğitim sisteminin köklü biçimde değiştirilmeye çalışıldığı ve zorunlu eğitim 8 yıl mı olsun, 4+4+4 mü olsun ya da 12 yıl mı olsun tartışmalarının sürdüğü bir ortamda Baker’ın “Zorunlu Eğitime Hayır” kitabını hatırlatmak ve eğitim üzerine düşüncelerini paylaşmak ihtiyacı duydum. Zira eğitim sistemi üzerine köklü bir değerlendirme yapmadan zorunlu eğitimin kaç yıl olacağı üzerinden bir tartışma ortamının içerisinde yer almak bana son derece anlamsız geldi.
Bir anarşist olması ve/veya Fransız eğitim sistemi üzerinden hareket etmesi Baker’ın değerlendirmelerinin Türkiye dahil olmak üzere tüm kapitalist ülkeler için geçerliliğini engellememektedir. Evet, kapitalist sistemde eğitim; ideolojik bir aygıt olarak kullanılmakta ve sistemin yeniden üretimini hedeflemektedir. Bunun için de eğitim sisteminde, devlete ve patrona itaat edecek, tezgâh ve silah başında kendisinden ihtiyaç duyulan kadar bilgiye, beceriye sahip olacak nesiller yetiştirilmesi amaçlanır. Dolayısıyla da kapitalist düzende, devletin sunduğu ve denetlediği bir eğitim sisteminde, insanın doğayı tanıması kendini geliştirmesi ve toplumsal bütünleşmeyi sağlaması yani özgürleşmesi beklenemez.
Hal böyle iken AKP’nin yasalaştırmaya çalıştığı ve 4+4+4 olarak tarif edilen “yeni” eğitim sisteminin “dindar gençlik yetiştirecek”, “çocuk gelinler artacak” biçiminde tartışılması belki gereklidir ama yeterli değildir. Zira dindar bir gençlik yaratılması, çocukların gelin edilmesi ya da çocuk işçiliğinin artması tek başına eğitim sisteminden kaynaklanmamaktadır ve dolayısıyla sadece zorunlu eğitimde yapılacak bir değişiklikle bu sorunların çözümlenebilmesi mümkün değildir.
Tüm sorunları eğitime bağlamak ve eğitim sistemindeki bir değişiklikle tüm sorunların çözülebileceği gibi indirgemeci bir yaklaşım, sorunları çözmeyeceği gibi sorunların ana kaynağını da gözden kaçırmamıza neden olacaktır. Bunun ötesine eğitim sisteminde yapılmak istenen değişikliklere karşı mevcut yapıyı -statükoyu- savunur duruma düşmek, özü itibariyle Baker’ın tarif ettiği ve karşı çıktığı eğitim sistemini yeniden üretmek anlamına gelecektir.
Maalesef eğitim emekçilerinin sendikaları başta olmak üzere emek örgütleri, neoliberal politikalar doğrultusunda yeniden yapılandırılan eğitim sisteminde ne zorunlu eğitimin 8 yıla çıkartılması sürecinde ne de AKP eğitimde değişim programını gündeme getirdiğinde alternatif bir eğitim tahayyülü ortaya koyabilmişlerdir. Bu bağlamda eğitimin ticarileşmesi ve eğitimin en temel ilkesi olan anadilde eğitimin savunulması konusunda dahi tutarlı bir tavır izlenememiştir.
Oysa Baker’ın “…çocuğun çocuk olabileceği, gençliği ve neşeyi tam anlamıyla yaşayabileceği bir ortam sunabilmeli ve asla onun önüne ulaşılması gereken hedefler koymamalıdır.” sözleriyle tarif ettiği okulun var olabileceği bir eğitim sistemi için her şeyden önce bunun gerçekleşebileceği bir düzeni tahayyül edebilmek gerekir. Elbette sadece tahayyül etmek de yetmez, örgütlü bir yapı içinde eğitimde ve diğer tüm alanlarda alternatifler üretmek ve bu alternatif üzerinden toplumun insanca yaşanacak bir düzenin gerçekleşebileceğine inanmasını ve bunun için mücadeleye katılmasını sağlamak da gerekir. Aksi halde zorunlu eğitim şöyle mi olsun böyle mi olsun derken bir kısır döngü halinde mevcut düzenin yeniden üretilmesine hizmet etmekten başka bir şey yapılmamış olur(!)
(*) Catherine Baker, Zorunlu Eğitime Hayır, çev. A. Sönmezay, 3. Bası, Ayrıntı Yayınları, 2006. (Bu pasaj kitabın arka kapağında yer alan tanıtım yazısından alınmıştır.)
(Evrensel Gazetesi’nden alınmıştır.)