PRENS BENDER İSRAİL'İN ORTADOĞU BAĞLANTISI

Yazar saafonline dan 23.03.2007

Haaretz gazetesinin başyazarı Aluf Benn’in Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Prens Bender’in Ortadoğu konusundaki çalışmalarını ele aldığı 02.03.2007 tarihli yazısını Furkan TORLAK çevirdi.

Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Prens Bender b. Sultan Ortadoğu diplomasisinin kilit ismi. Şubat ayının başlarında Fetih ve Hamas arasında ulusal birlik hükümetinin kurulması için imzalanan Mekke Anlaşması’nın ardında da o var. Lübnan’daki iç mücadeleyi dindirmeye çalışıyor; İran ve Amerikan yönetimi arasında köprü görevini yürütüyor.

Yaklaşık iki hafta önce Prens Bender, ABD Başkanı Bush’a çalışmalarını bildirdi. Geçtiğimiz hafta da Arap ülkelerinin istihbarat şeflerinin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile düzenledikleri toplantıya katıldı.
22 yıl Washington’da büyükelçilik görevini yürüten Prens’in 2. Lübnan savaşı sonrası Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki ılımlı ilişkilerin arkasında da o duruyor. Nitekim Eylül ayında Bender, İsrail Başbakanı Ehud Olmert’le Ürdün’de görüştü. Gizli gerçekleşen bu görüşme İsrail kaynakları tarafından ortaya çıkarıldı.
Başbakan (Ehud Olmert) o tarihten itibaren 2002 yılında Prens Bender’in başını çektiği Suudi Arabistan’ın barış inisiyatifine açıktan övgüler yağdırmaya başladı. İsrail bir ay önce imzalanan Mekke Anlaşması’na karşı çıksa da Olmert eleştirilerinin dozajını düşürdü ve bu anlaşmayı Filistinlilerin iç anlaşmaları olarak nitelendirdi. Olmert bu kararı açıklarken İran tehdidine karşı duran Suudi Arabistan’ı kızdırmaktan çekindiğini söyledi.
Olmert görüşmesi, Suudi Arabistanlı prensin İsrail oluşumuyla ilk görüşmesi değil. Bazı politikacılar, üst düzey askerler ve eski istihbarat yetkilileri ile konuştuğumuzda Bender b. Sultan’ın İsrail’le takriben 1990 yılından beri görüşmeler içerisinde olduğu anlaşılıyor. Bender bunu yaparken ABD’de kendisi gibi büyükelçilerden uzak durmaya ve İsrail’le görüşmelerini diplomatik olmayan kanallarla yürütmeye çalışıyor.
Suudi Arabistanlı Prens (58 yaşında) politik hayatının tamamını Ortadoğu istikrarına hizmet etmek için harcadı. Nitekim bu istikrar Suudi Arabistan Krallığı’nın da çıkarlarına olacaktı.
Prens’in İsrail’le görüşmeleri iki alanda yoğunlaşıyor: 90’lı yıllarda Irak’ın bugün ise İran’ın stratejik tehditlerini engellemek, diğeri ise İsrail, Suriye ve Filistin arasındaki barış projesini desteklemek. Suudi Arabistanlıların Filistin sorununa özel bir ilgisi var. Pazartesi günleri Kral Abdullah’ın başkanlığında düzenlenen Suudi Arabistan’ın haftalık hüküm oturumları sürekli olarak Filistin’deki son duruma ilişkin uzunca raporları müzakere eder; daha sonra da hükümetin alışılagelmiş kararlarının müzakeresine geçilir.
Prens’in kişisel yaşamı hakkında yaklaşık dört ay önce ABD’de basılan kitapta Bender’in İsraillilerle politik görüşmelerine değinilmiyor. Ancak Prens İsrail’e olan ilgisinin nasıl başladığından bahsediyor. Prens bunun 1969 yılında İngiltere’de kazandığı uçuş turuyla başladığını söylüyor. Tesadüf bir buluşmada kendisini İsrailli olarak tanıtan bir pilotla tanışır. Aniden bu insana karşı içerisinde kin güder. Oysa İsrailli olduğunu öğrendiği ana kadar o pilota iyi gözle bakıyordur. Prens bunun üzerine uzunca düşünür ve belki de tanışmaları durumunda bilinçaltındaki engelleri ve düşünceleri aşabileceğine karar verir. Bender, İsrailli komutanın kendisiyle tokalaşmayı kabul ettiğini söyler. Bender o günden sonra başka İsraillileri de tanımak üzere çaba gösterir.
Tek kişilik lobi
Bender diplomatik yaşamına ABD’de İsrail’i destekleyen lobilere karşı mücadele vermekle başlar. Bunun başında da Suudi Arabistan hava kuvvetlerine Awacs tipi casus uçaklarının satışını engellemeye çalışan AIPAC geliyordu. Bu mücadeleyi Suudi Arabistanlılar kazanır. O günden beri Bender kendisini AIPAC gibi güçlü bir topluluğa karşı tek kişilik baskı unsuru olarak görür. O etkisinin zirvesine Baba George Bush döneminde ulaşır. Gerçekten de Başkana ve ailesine çok yakın olan kimselerden birisidir.
Kitabın yazarı Bender ile İsrailliler arasındaki ilişkilerin oluşumu dönemine de işaret etmektedir. 1990 Bahar’ında Saddam Hüseyin İsrail’in yarısını yakmakla tehdit edince Kral Fahd bölgenin alev almasından korkar ve Prens Bender’i acil müzakereler gerçekleştirmek üzere Bağdat’a gönderir. Saddam, Prens’e İsrail’e asla saldırmayacağını söyler; Bender de alelacele Bush’a Saddam’ın İsrail’e saldırmayacağını kendisine bildirdiğini ve bu noktada söz aldığını bildirmeye koşar.
Daha sonra Bender, Saddam’ın kendisini kullanarak İsrail cephesini gerilettiğini ve birkaç ay sonra da Kuveyt’e saldırdığını anlar. İşte tam da o sırada Suudi Arabistanlıların Çin’den karadan-karaya füzeler satın aldığı ortaya çıkar. Kitapta yazılana göre ABD aracılığıyla İsrail’e güvence verilir; füzelerin İsrail’e yönlendirilmeyeceğine dair söz verir. Buna karşılık İsrail’in de İlat yakınlarındaki Tebuk havaalanına saldırmayacağına dair söz alır.
O sıralar İsrail Başbakanı İshak Şamir’dir. Suudi Arabistan’ın Körfez Savaşı’na ABD’nin yanında katılmasıyla birlikte Suudi Arabistanlı Prens’le bağlantılar güçlendirilmiştir. Amerikalılar, Madrid Konferansı’yla başlayan Barış sürecine katılır. Suudi Arabistanlılar barış sürecine katılır; ancak İsrail’le ilişkiler konusunda Suudi Arabistan İsrail’le açıkça görüşen Körfez ülkeleri gibi aleni bir görüşmeler yapmaz.
İsrail’in Washington’daki büyükelçisi Profesör Itamar Rabinovich, Rabin hükümeti döneminde –Oslo süreci zirvesinde ve Suriye’yle müzakereler sırasında- çeşitli münasebetlerle birçok kez Bender’le görüşür. Her ikisi de asla düzenli diplomatik ilişkiler kurmamışlardır. Ancak birbirlerini rahatsız etmeden konuşabilme yolları da bulmuşlardır. O sıralar Suudi Arabistanlıların İsrail konsolosluğuna ve bir diplomatına doğrudan ulaşım kanalı vardı. Konsolosluk sözcüsü Rot Yaron Root Yaron ve Ortadoğu müsteşarı Roni Ishno ile sabit şekilde görüşmeler yapılır.
Shahak başaramıyor
Barak döneminde barış görüşmeleri ve Suudi Arabistanlı Prens’in müdahalesi zirvesine ulaşmıştır. Suriye ve İsrail görüşmeleri Shbrdston zirvesinde düğümlenince Barak, Bakanı Amnon Shahak’ı gönderir. Şahak, hükümet bakanıdır ve Bender görüşmesinde İsrailli müzakereciler heyetinde üyedir. Ancak faydasızdır. Birkaç gün sonra Bender, ABD Başkanı Bill Clinton’un kendisinde gizli bir görevi yerine getirmek üzere Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad ile görüşmeyi ve Suriye’yi Cenevre’de son bir fırsat olacak zirveye gitmesi üzere ikna etmeyi talep ettiğini söyler. Esad katılmayı kabul eder; ancak zirve başarısız olur; İsrail ve Suriye arasında yürütülen pazarlıklar da o günden itibaren dondurulur.
Camp David zirvesinin başarısız olması ve intifadanın çıkması sonrası Bender, Clinton’un planını kabul etmesi için Yaser Arafat’a baskı yapmaya çalışır. Daha sonra da Filistinli liderin bu planı reddetmesinin kendisine göre bir “suç” olduğunu söyler. Ancak İsrailliler de onun hizmet ve nüfuzundan faydalanmıştır. ABD’de Filistinlilerle müzakerelerin zirvesine varılmışken o zamanın İsrail Dışişleri Bakanı Shlomo Ben-Ami ile birlikte müzakere heyetinde bulunan Bakan Şahak Los Angales’ta Prens Bender b. Sultan’la görüşür. Bender, Arafat’a baskı konumunda bulunur. Bender, onunla oğul Bush arasında görüşme sağlar ve neredeyse bu görüşme başarıya ulaşacaktır. Ancak 11 Eylül 2001 olayları sonrası her şey değişir; ABD yaptırımlar takviminde Arafat’ı da şer eksenine yerleştirir.
2002 Nisan ayında Bender, İsrail’in Amerikan Büyükelçisi Zalman Shufal’ın da katıldığı Oclohama Konferansı’nda konuşma yapar. İkili aynı tarihlerde Washington’da görevde bulunmalarına rağmen görüşmezler. Bender ve Şofal tokalaşırlar; ancak gerçek anlamda konuşmazlar. Bender gerçekten de İsrail ve İsrail Başbakanı Ariel Şaron aleyhine sert bir konuşma yapar. O sıralar İsrail ordusu, Batı Şeria bölgesine düzenlediği askeri operasyonunu sürdürmekte ve Arafat’ı kuşatmış durumdadır. O sıralar İsrail, Suudi Arabistan’ın inisiyatifini görmezden gelir.
Mutaassıp Şaron hükümeti
Bender, Şaron hükümetini “mutaassıp” diye niteler ve özellikle Benyamin Netenyahu’ya karşı sert eleştiriler yöneltir. Netenyahu’yu “aşırı kişi”, “politik başarısızlık”, “ikinci planda” biri olarak tanımlar ve onu “zeki ve cesur biri olan” Rabin’in öldürülmesine kışkırtan kişi olarak suçlar. Prens, İsraillileri şiddet, yıkım ve toplu cezalandırmalara başvurmaktansa Suudi Arabistan’ın barış projesini esas almaya çağırır.
2005 yılı sonunda Suudi Arabistanlılar Bender’in görevinin bittiğini Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri olarak döndüğünü ilan eder. Kral Fahd’ın ölümü ve Prens Abdullah’ın yerine geçmesi sonrası Bender’in babası Prens Sultan da veliaht ilan edilmiştir. Bedner, Riyad’a dönmesinin ilk aylarında Batı medyasının kendi konumunun artık kaybolacağına dair raporlarını görmezden gelir. Ancak son haftalarda Bölgesel el-Halbe Merkezi’nde tekrar belirir.
Gazeteci yazar Dale Jackson geçtiğimiz hafta Washington Post’ta Bender’le yaptığı görüşmeler sonrası Prens’in İran’ın nükleer projesini engellemek ve Tahran ile Washington arasında stratejik diyalogun başlaması için çalıştığını yazdı. Bender bu sebepten ötürü İran’ın nükleer baş müzakerecisi Ali Laricani ile görüştü. Bush ile de üç kez görüştü. Doğal olarak İran’ın nükleer silah üretmesinden korkan İsrail’in bu görüşmelerde büyük çıkarı var.
İsrailliler ve Amerikalılar Bender’e görüşmeleri dolayısıyla müteşekkir. Bender’in basit biri olmadığını söylüyorlar. Onun sözlerine önem veriyor; kendisiyle gerçektenden de dikkatle diyalog kuruyorlar. Dale bile Washington Post’taki yazısında Bender’in balonunun konuştuğu kimseyi cazibesine aldığını, onun her şeyi yapabileceğine inanmaya başladığını yazdı. Bender’in biyografisini yazarı olan Amerikalı arkadaşı William Simpson onun kendisini ispat edebilmesi için çabalarına fırsat tanınması gerektiğini söyler. O kitabın sonunda Bender’in bir ümit prensi olduğunu ve bunun Suudi Arabistan’la sınırlı olmaması gerektiğine vurgu yapar. Buna göre Ortadoğu’nun tamamı onun imkânlarına, bir diplomat ve arabulucu olarak yeteneğine muhtaçtır. Zira bazen kaos ortamını ortadan kaldırmak için Bender tek başına hikmet ve akledişin sesidir.