ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU: SENDİKA YASASI VE SENDİKAL HAKLAR ÜZERİNE

Yazar Özgür Müftüoğlu – Evrensel

AKP Hükümeti, son iki ay içerisinde emekçilerin sosyal haklarını geri götüren son derece önemli iki yasa çıkarttı. Bunlardan biri SSGSS diğeri ise İstihdam Paketi olarak anılan yasaydı. Sendikalar, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca emekçi haklarını geriye götüren en önemli düzenleme de olan SSGSS’ye karşı emekçilerden gelen tepkilere dayanamayarak kısmi bir karşı çıkışta bulundularsa da sonuçta yine bir “uzlaşma” ile yasanın çıkmasına (örtük de olsa) katkı sağladılar. SSGSS’ye karşı koymakta yetersiz kalan sendikalar, bunun hemen ardından getirilen ve sermayenin işçi çalıştırmasındaki tüm yükümlülükleri emekçilerin sırtına yükleyen ve emekçilerin İşsizlik Fonu’ndaki birikimlerini sermayeye aktaran İstihdam Paketi karşısında ise tamamen sessiz kaldılar.
Hükümet, bu iki emekçi karşıtı düzenlemenin ardından, bu düzenlemelere kimi zaman uzlaşarak kimi zaman ise sessiz kalarak destek veren sendikalar için bir yasa hazırladı. 12 Eylül rejimi tarafından hazırlanan Sendikalar Kanunu ile Toplu Sözleşme Grev ve Lokavt Kanununda bir takım değişiklikler yapılmasını öngören bu yasa tasarısının gerekçe bölümünde belirtilen amaç, “ILO ve AB normlarına uyum sağlamak üzere sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmak” olarak özetlenebilir.
Sınıflar arası güç mücadelesinin bir sonuç belgesi olma özelliği tüm yasalar için geçerlidir. Ancak, sendikal faaliyetleri düzenleyen yasalar da bu çok daha belirgindir. Çünkü sendikalar, iki sınıftan biri olan işçi sınıfının sermaye sınıfı karşısındaki en önemli örgütlerinden biri konumundadır. Dolayısı ile sendikaların özgürlük alanı aynı zamanda sermayenin karşısında yer alan işçi sınıfının gücünü de belirlemektedir. Bu bağlamda sendikaların örgütlenme ve faaliyet özgürlüğü en az işçi sınıfı kadar sermaye sınıfını da ilgilendirir. İşte bu nedenle, kapitalist sistemde burjuva iktidarları sendika yasalarını yaparken, emekçilerin örgütlenme ve örgütlü mücadele özgürlüklerini sağlamak bir tarafa, işçi sınıfının gücünü kırarak bu mücadeleyi engellemeyi hedefler. Bunu yaparken de işçi sınıfının o dönemdeki bilinç ve mücadele gücüne bağlı olarak kimi zaman baskı yoluna giderken, kimi zaman da sendikal bürokrasi yaratacak ve/veya sendikaları sermaye ile “uzlaşma”ya yönlendirecek düzenlemeleri getirir.
Yasaların ardındaki bu gerçek düşünüldüğünde Meclis gündemine getirilmiş olan yasanın da sendikal özgürlüklerin önünü açacağını beklemek son derece “saflık” olacaktır. Kaldı ki bu yasayı hazırlayan AKP’nin 6 yıla yaklaşan iktidarı döneminde emekçilere ve sendikal haklara yönelik tutumuna baktığımız da olumlu beklentiler içinde olmak “saflık”la da açıklanamayacaktır. AKP, her fırsatta darbe dönemi yasaları olarak tanımladığı yasalarda emekçilere yönelik hak kırıntılarının dahi uygulanmasını engellemektedir. İşte, Yörsan’da, Tega’da, Tuzla Tersaneleri’nde ve binlerce işyerinde örgütlenmek isteyen işçinin karşılaştığı baskılar, tehditler ortadadır. Öte yandan, sendikalarından istifa ettirilip, AKP yandaşı sendikalara üye yaptırılan kamu emekçileri ve işçilerin sayısının vardığı boyutu görmek için yandaş sendikaların son 5 yıldaki üye sayılarındaki olağan üstü artışa bakmak yeterli olacaktır.
12 Eylül yasalarını dahi uygulatmayacak kadar emekçi karşıtı olan iktidar partisinin getirdiği yasanın “uyum” sağlayacağını söylediği dış etkenlerin baskısı ile sendikal özgürlükleri sağlayacak bir yasa yapmasını beklemekte anlamsızdır. Zira, bu kurumlar içerisinde AB, kapitalist sistemin işleyişinde baş rol oyuncusudur ve AKP’nin son derece başarıyla uyguladığı ekonomi politikalarının öncüsü ve uygulatıcısı durumundadır. ILO ise talep yönlü ekonomi politikalarının geçerli olduğu 1945-1970 arasındaki dönemde etkin olmuş, yeni liberal dönüşüm süreciyle birlikte işlevsizleşmiş bir konumdadır. Dolayısı ile bu kurumların Türkiye’de sendikal özgürlükleri sağlayacak bir düzenlemeyi talep etmesi beklenemez. Burada olsa olsa sendikacıların bir ölçüde seslerini kesecek ve AB’ye (yani sisteme) bağlılıklarını daha da arttırmak üzere “göstermelik” gelişmeler sağlayan bir düzenleme ortaya konabilir.
Yasa Taslağı incelendiğinde bu “göstermelik” hal açıkça görülmektedir. Seyit Aslan’ın dünkü yazısında da önemli ölçüde ortaya koyduğu gibi yetki barajı (koşulları), yeniden belirlenen işkolları, grev yasakları, noter şartı gibi konularda “göstermelik” düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler ile Türkiye’de sendikal hakların önündeki engellerin kalkması mümkün değildir. Bu yasa olsa olsa sendikaların bürokratik yapısını daha da güçlendirip, sermaye ve devletle olan “uzlaşmacılığı” daha da arttıracaktır.
Sözün özü: Sendikalar yasasında getirilen yeni düzenleme, burjuva iktidarlarının her zaman yaptığı gibi işçi sınıfının sermaye ile mücadelesinde onu güçlendirecek değil, kendisine daha da bağımlı hale getirecek bir içeriğe sahiptir.