ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU: DÖNÜŞÜM SANCISI

Yazar Özgür Müftüoğlu – sol

Başbakan’ın Ergenekon soruşturmasına dair şu yorumu son derece açık ve nettir: “Son dönemde yaşananlar, bu büyük dönüşümün, bu büyük gelişimin değişim sancılarıdır.” Başbakan’ın bu yorumuna katılmamak mümkün değildir. Evet, Ergenekon davası Türkiye tarihinde yaşanan en büyük dönüşümden kaynaklanan sancının bir yansımasıdır.

Peki, nedir Başbakanın sözünü ettiği bu dönüşüm?.. Bu dönüşüm, 24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül darbesi ile başlayan ancak, henüz sonlandırılamayan, Türkiye’nin tüm kurum ve kurallarıyla neo liberalizme uyumlaştırılması sürecini ifade etmektedir. Türkiye daha önce de kapitalizmin gelişim süreçleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmıştır. Ancak, Osmanlı’nın yıkılıp Cumhuriyetin kurulmasından bu yana böylesine köklü bir yeniden yapılanma girişimi olmamıştır. Cumhuriyet dönemindeki diğer yeniden yapılanma süreçleri Türkiye’de köklü bir rejim değişimini amaçlamamış, mevcut siyasal rejim içinde sınıflar arasındaki güç dengelerini değiştirmek ya da belirginleştirmekle yetinmiştir. Bu nedenle de söz konusu dönüşüm süreçlerinde “ülkenin ve devletin birliği, bütünlüğü” söylemi ile ülkenin en büyük silahlı gücü olan ordu kullanılarak bu dönüşüm gerçekleştirilmiştir.

Oysa, Başbakanın da ifade ettiği dönüşüm sürecinde Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine dayalı mevcut rejim önemli bir engel olarak görülmektedir. Aslında bu dönüşüm ihtiyacının ortaya konulması yeni değildir. 12 Eylül darbesinin birinci nesil ürünü olan ANAP, 1980’li yılların sonları ve özellikle de Özal’ın Çankaya’da bulunduğu 1990 başlarında bu konuda önemli çaba harcanmış ancak, başarı sağlanamamıştır. ANAP’ın tek başına iktidarda bulunduğu dönemden AKP’nin tek başına iktidara geldiği döneme kadar söz konusu dönüşüm sürecinin gerekleri uygulanmışsa da rejimde köklü bir değişimi gündeme getirecek kadar güçlü bir iktidar oluşmamıştır. 12 Eylül’ün ikinci nesil ürünlerinden olan AKP’nin 2002’de dış destekli olarak iktidara gelmesi ve yaklaşık altı yıllık iktidarında bu güçlere kendini ispat etmesiyle birlikte köklü dönüşüm yeniden gündeme gelmiştir.

Başbakan’ın belirttiği gibi içinde bulunduğumuz dönüşüm süreci diğerlerinden çok daha sancılıdır. Çünkü, diğer dönüşümler sadece hedeflerindeki sosyalistler, aydınlar, emekçileri vatan haini ilan edilip tepelerine “darbe” indirmek biçiminde gerçekleşmiştir. Oysa şimdi, sosyalistler, aydınlar, emekçiler yine hedefte olmakla birlikte, bir rejim değişikliği söz konusu olduğu için devlet içindeki farklı güç odakları ve farklı sermaye grupları da kendi aralarında kıyasıya bir tepişme içerisine girmiştir.

Ergenekon ve bununla birlikte yürüyen AKP’yi kapatma davaları üzerinden yürüyen tepişmeden kimin galip çıkacağı emekçiler için çok önemli değildir. Zira, her durumda emekçiler için işsizlik, açlık, yokluk ve sömürü devam edecektir. Emekçilerin ve emek örgütlerinin bugün önlerine koymaları gereken, bu tepişmenin doğrudan tarafı olan yapılardan (ki bunlar içinde AB en baştadır) medet ummadan, ekmekleri için gelecekleri için mücadele etmeleridir.