ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU: 29 KASIM MİTİNGİ

Yazar Özgür Müftüoğlu – Evrensel
Sermayenin krizi son sürat derinleşiyor ve yayılıyor. Türkiye’nin dört bir yanından işten çıkartma haberleri geliyor. İşten çıkartma okumuş okumamış, vasıflı vasıfsız, sendikalı sendikasız tanımadan tüm emekçileri vuruyor. Emekçiler, patronlarının karı düştü diye işsiz, aşsız kalıyor…
Kriz nedeniyle emekçilerin yaşamına yönelen saldırı karşısında emekçilerin mücadele etmesi “benim yaşamımı, ailemin yaşamını senin kâr hırsına kurban etmeyeceğim” demesi gerekiyor. Ama, bunu tek başına söylenmesinin hiçbir anlam ifade etmeyeceği malum. Emekçiler ancak bir araya gelip örgütlü bir mücadele yürütürse emekçiler işine, aşına, yaşamına sahip çıkabilir. Emekçilerin sermayeye karşı bir arada mücadele edebilmelerini sağlayan en önemli araç ise sendikalardır.
Kriz dönemlerinde sendikaların ekonomik talepleri dillendirerek üyelerinin haklarını koruma anlayışı anlamını bütünüyle yitirir. Çünkü daima üzeri örtülmeye çalışılan ekonomi ile siyaset arasındaki bütünlüklü ilişki, kriz dönemlerinde çok daha açık biçimde ortaya çıkar. Bu dönemlerde ekonomik talepler siyasi taleplere dönüştürülerek bunlar üzerinden mücadele edilmesi gerekir. Bu mücadelenin yürütüle bilmesi için ise ancak sınıfsal düşünceye/duruşa sahip, tüm emekçi kitleleri kucaklayan bir sendikacılık anlayışı gereklidir. Bu dönemlerde faaliyetlerini üyelerinin ekonomik çıkarlarıyla sınırlı tutan ve/veya hala sermaye ile uzlaşılabileceğini düşünen sendikalar, sermayenin krizi içinde kaybolup gider. Zira kriz, sistemin kirli yüzünü ortaya çıkarttığı kadar onunla uzlaşma içindeki sendikaların da kirli yüzünü tüm açıklığı ile ortaya çıkartacaktır.
Krizin emekçi kesimler başta olmak üzere tüm toplum üzerinde yaratacağı yıkımın iyiden iyiye ortaya çıktığı bu süreçte sendikaların özellikle konfederasyonlar düzeyinde sergiledikleri tutum son derece vahimdir. Daha krizin henüz başlarında olunmasına rağmen işsiz kalanların sayısı milyonlara ulaşmışken konfederasyon başkanları gaflet uykusundan uyanamamış, hükümetten “sosyal program” beklentisi içerisindedir (Radikal, 16 Kasım 2008). Hem de bu beklenti “krize karşı önlem alınırken emekçiler de unutulmasın” gibi sadaka dilenir bir ifade ile dillendirmektedir. Bu ifadeleri ile sendikacılar açık biçimde kriz karşısında emekçilerin mücadelesi içerisinde olmayacaklarını beyan etmektedir. İşten atılan sendika üyesi işçilerin sendikaları tarafından dahi sahiplenilmemesi de zaten, yıllarca kendisine aidat ödemiş üyesine sahip çıkmayan sendikanın emekçi kitlelere ne hayrı olur sorusunu akıllara kazımaktadır.
Şüphesiz kriz karşısında sendikalar cephesinde hakim olan bu vahim tablo içerisinde KESK ve DİSK’in çağrısıyla 29 Kasım’da düzenlenen Ankara mitingi, biraz da olsa bir umut havası estirmiştir. 29 Kasım mitingi zamanlaması, hazırlık aşaması ve sonrasından gelecek adımların belirsizliği gibi pek çok yönden eleştiriye, tartışmaya açık bir düzenlemedir. Ancak, emekçi sınıflar açısından böylesine hassas bir dönemde açıklanan bir miting kararının (tüm eleştiri ve tartışma süreçleri askıya alınarak) sahiplenilmesi gerekir. Çünkü KESK ve DİSK gibi Türkiye sendikal hareketinin en önemli iki kurumunun çağrısıyla gerçekleşen bir mitingin başarısızlığının bedelini tüm emekçiler ve hatta sermaye dışındaki tüm toplum kesimleri ödeyecektir.
İşçisinden işsizine, memurundan öğrencisine, esnafından köylüsüne tüm emekçi kesimlerin sahipleneceği bir 29 Kasım (miting kararını verenlerin niyetinden de öteye) Türkiye’de tüm dengelerin beklenmedik bir biçimde değişmesine neden olabilir. Her şeyden önce tüm emekçi kesimlerce sahiplenilen böyle bir miting, umutsuzluğa kapılmış emekçi kesimlerin yeniden umutlanması ve mücadeleye katılmasını sağlar ki bu daha geniş kapsamlı mücadelelerin yolunu açar. Hükümet ve sermaye kesimi ise emekçi sınıfın mücadele iradesini ortaya koymasıyla ayağını denk alır ve emeğin haklarını sınırsızca çiğneme keyfiyetini eskisi kadar sürdüremez. Öte yandan, gaflet uykusundaki sendikacılar da belki biraz dürtülür, dürtülmese de emekçilerin mücadelesinin altında bürokrasi duvarları tepelerine çöker de ak sendika kara sendika ortaya çıkmış olur. Ama eğer 29 Kasım mitingi başarısız olursa hiç şüphe olmasın ki sermayenin saldırıları çok daha şiddetli olacak, emekçiler arasında da umutsuzluk derinleşecek ve önümüze hem ekonomik hem de siyaseten çok daha kötü bir tablo çıkacaktır.
Sözün özü: 29 Kasım mitingi, düzenleyenlerin niyetlerinden de öte Türkiye’de sınıf mücadelesi için önemli bir sınav olacaktır. Bu sınavdan kaçmanın mazereti yoktur. Başta çağrıcı konfederasyonları n üyeleri olmak üzere, diğer konfederasyona bağlı emekçiler, örgütsüz işçiler, işsizler, öğrenciler ve tüm emekçi kesimlerin bu mitinge katılması için çalışmalar yapılmalıdır. Her ne gerekçeyle olursa olsun bu mitingi etkisizleştirmeye çalışmak Türkiye emekçi sınıflarına yapılacak en büyük kötülüktür.