ÖZELLEŞTİRME YENİ BİR ŞEY DEĞİL!

Yazar Vatan Postası

(Kuvayi Milliye Dergisi’nin çeşitli sayılarında yayınlanmıştır)
“Neo-Liberalizm”, “Küreselleşme” ve Özelleştirme Yeni Değil
Özellikle 1990 sonrası dünyanın farklı bir sürece girmediğini kim iddia edebilir? 19. Yy’ın ikinci yarısından itibaren emperyalistleşen kapitalizm, 1. ve 2. paylaşım savaşları ile bu tekelleşme ve uluslarüstüleşme sürecini son derece hızlandırmış, bilgisayar teknolojisinin de katkısıyla 1980’lerden itibaren globalleşme ve küreselleşme artık “dünyanın bir köy” olduğunu söyletebilme aşamasına gelmiştir. Ama unutmayalım bu süreç 1860’larda başlamıştır. 19. Yy.’ın sonu ve 20. Yy.’ın başı tüm dünyaya yayılmıştır. Kapitalist sanayicilerin içinden en irileri, büyük toprak sahipleri içinden en kodamanları, bankerlerin içinden en kan emicileri, kilise çanları, haham ayinleri ve ezan sesleri ile banka kubbeleri altında “nikah kıyıp” uluslarüstü FİNANS-KAPİTALİSTleşmişlerdir. Bu sürecin özel olarak bizdeki gelişmelerle katmerlendiği bellidir.
1- Osmanlı’da Yavuz dönemi hızlanan, Kanuni dönemi kitabına uydurularak yasallaşan 1. Özelleştirme ve irtica dönemi; önce vakıflar adıyla, sonra kaydı hayatla, daha sonra tamamen ve dolaysız olarak kamu mallarının özel kişi mülkiyetine devrini gerçekleştirdi. Toprak düzenine bağlı olan Osmanlı ekonomisinde Miri toprak düzeni yerine Kesim düzeni egemen oldu. Bu süreçte kasabalarda yuvalanan aracı, tefeci ve tüccarlar tüm üreticileri ve Osmanlı devletini borçlandırarak (İç Borç) palazlandı. 19. Yy. sonu ve 20. Yy. başında, yabancı banka ve şirketler ve onların yerli acentaları/kompradorları, Osmanlı tefeci-tüccar ve bezirganları ile her türlü gerici sınıf ve tabakaları kullanarak ülkeyi her alanda (Dış Borç) sömürgeleştirdiler. En ufak bir ilerleme, sanayileşme ve aydınlanmayı imkansız hale getiren, her türlü irtica ve gericiliğin cirit attığı bu süreç kısaca şöyle yaşandı: Batının 16., 17. ve 18. Yy.lardaki girişimci, serbest rekabetçi, üretici sanayi kapitalizmine ve aydınlanmasına sağır kalan Osmanlı egemenleri, sermayesi ve toplumu, 19. Yy. sonu ve 20. Yy. ile birlikte, önce Avrupa’da sonra Kuzeyamerika’da tekelleşerek emperyalistleşip asalaklaşan, banka ve finans sektörlerinin güdümüne giren emperyalist-kapitalizm ile her alanda kucaklaşmıştır. Zira kendisi de, anavatanı Ortadoğu olan rantçı ve faizci tefeci-tüccar sınıfının devamıdır. Rekabetçi-girişimci-üretici-sanayici kapitalizme “gavur icadı” diyebilir. Onunla hiçbir biçimde rezonansa geçemez. Ama onun tekelleşmiş, kartelleşmiş, holdingleşmiş, asalaklaşmış, tefecileşmiş, üretimden kopmuş şekli olan finans-kapitalizmi, kendisine benzediği için baştacı eder. Sonuç; duyunu umumiye, çöküş ve emperyalist askeri işgal…
2- Daha Kurtuluş Savaşı’nın külleri soğumadan, İzmir iktisat kongresi ile başlayacakken kesintiye uğrayan 2. Özelleştirme-İrtica dönemi, belki 1926-29 bunalımının da etkisiyle uzun sayılabilecek bir aradan sonra, yerli-yabancı sermaye güdümlü 1946 “demokrat şahlanışı” ile su yüzüne çıktı. Kurtuluş Savaşımızın o ilk ateşi ve heyecanı soğuyunca, kimi devrimciler ortadan kaldırıldı, bazıları hapse atıldı. Diğerleri de çerçevelenip duvarlara çivilendi. Önce CHP tek parti döneminde, kamu sektörü, kooperatifçilik ve devlet bürokrasisi eliyle sanayileşme/kapitalistleşme modeli seçilmişti. Kapitalizmin ulusal sınırları aştığı, sermayenin uluslararası nitelik kazanıp dünyaya yayıldığı emperyalizm aşamasında ulusal sanayileşmeyi ve kalkınmayı kapitalist yetiştirerek sermayedarlar eliyle gerçekleştirmeye kalkmanın eşyanın tabiatına aykırı bir ham hayal olduğunu hayat bize öğretti. Toplum gene gericiliğe ve irticaya mahkum edildi. Kapitalist yaratma adına beslenip azdırılan yerli müteahhitlik ve finans-kapital şirketleri, yeterince palazlanınca, yabancı ortakları ile uluslarüstü finans-kapitalizmin Türkiye masasını oluşturdular. Sırtlarındaki devletçilik ve bürokrasi yükünü azaltıp ülkeyi ve toplumu açıktan sömürgeleştirme sürecini hızlandırdılar. Yaratılan tüm KİT’ler, yabancı ortaklı yerli sermayedarların ve büyük işverenlerin ucuz kredi, hammadde ve yetişmiş insan kaynağı oldu. 1960’lara doğru yeni bir çöküş… Bu dönemde ve sonraki yıllarda devletçiliğin yanında “sosyal devlet” demagojisi; sosyalizme karşı bir sözde alternatif olarak, 2. Enternasyonalci sosyal demokrasi ile birlikte kitleleri oyalama ve kandırma aracı olarak görev yaptı.
3- 3. Özelleştirme ve irtica dönemi 24 Ocak 1980 tarihinde başlatıldı, 12 Eylül ile hızlandırıldı. Uluslarüstü finans-kapital ve yerli ortakları; sıkışan emperyalizmin bunalımını aşmak için devletçilikten, sosyal devlet anlayışından ve bürokrasiden tamamen arınmış, uluslarüstü sermayeye dolaysız bağımlı bir ekonomi-politik küresel işleyiş hedeflemişti.  Özellikle Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra finans-kapitalizm için miyadını dolduran sosyal devlet, devletçilik ve milliyetçilik demagojileri artık tamamen terk edilip ölüme mahkum edilebilirdi.
Hâlâ ufak tefek sapmalara rağmen aynı dönemin sonlarını yaşıyoruz. Bu, aynı zamanda, kapitalizm açısından yeni, 4. bir  özelleştirme dönemine ihtiyaç olmayacak kadar hem yukardan hem aşağıdan sıkıştırılmış bir ekonomik, sosyal ve politik ortama girdiğimiz bir SON olma özelliğini taşıyor. 1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılması ile iyice fütursuzlaşıp azgınlaşan emperyalist kapitalizm; geride aile dahil özelleşecek hiçbir şey bırakmadan tüm dünya doğası ve toplumunu, hem ekonomi-politik hem de askeri olarak “kapsadığı” için sonuna gelmiş bulunuyor. Dünyamızda kapitalist sistemle yaşam artık imkansızlaşmıştır. En basit yaşamsal elementler (oksijen vb.) ve bileşikler (H2O) tüketilmekte ve kirletilmekte, yaşam için zehirli ve zararlı gazlar (CO, COvb) hızla tehlike sınırlarını aşmakta, dünyamız erozyon, küresel ısınma ve kirlenme ile yaşanamaz hale dönüşmektedir.