'ÖNCE ANLAMAK' ÜZERİNE…

Yazar Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)
kyordam13Nereden nereye geldik?.. En fazla on sekiz ay önce gazete sayfaları, TV tartışma programları “siyasi istikrar”, “demokratikleşme”, “AB üyeliği”, “ekonomik istikrar ve büyüme” üzerine haber ve yorumlarla doluydu. Şimdi nereye baksak kriz… Soğukkanlı yorumculardan biri bile geçenlerde “Kriz o kadar derin ki söz tükendi” diyordu.
Peki ama o kadar “olumlu” bir noktadan bu kadar olumsuz bir noktaya nasıl geldik? Karl Marx “Filozoflar bugüne kadar dünyayı çeşitli biçimlerde yorumladılar. Ama esas olan değiştirmektir” diyordu. Sanırım bugün bu “tezi” tersine çevirmek gerekiyor: “Hep değiştirmeye çalıştık, ama önce anlamaya çalışmak gerekiyor…” Çünkü, doğru dürüst anlamadan hep aynı şeyleri tekrarlayarak değiştirmeye çalışmak bizi bugüne kadar hep “yapının” içine hapsetti…
Bağımsız Sosyal Bilimciler kolektifinin, geçen ay, Yordam kitaplarından çıkan 2008 Kavşağında Türkiye başlıklı kitabı, bu “anlama sürecine” büyük katkı yapabilecek bir çalışma. Çok az sayıda araştırmacının (örneğin Mustafa Sönmez’in), esas olarak ekonominin kritik konularına eğilen değerli ürünleri bir yana, kendi türünde sanırım tek örnek. Çünkü BSB’nin kitabı Türkiye’nin dönemini salt ekonomik değil, aynı zamanda siyasi özellikleriyle çözümleyen, süreci dünya ekonomisi içine koyarak anlamaya çalışan bir yapıt. Üstelik tek bir kişinin aklının değil, bir kolektifin ürünü.
Her yerde kriz
İki yıl önce de biz bu siyasi istikrar resmini, piyasa ekonomisinin moda tabiriyle “satın almıyorduk”. AKP ile başlayan rejim değişikliği girişiminin ülkeyi kaçınılmaz olarak bir siyasi krize sürükleyeceğini ve bu krize “hazırlıksız” yakalanacağımızı ileri sürüyorduk. Sosyalist geleneğin külliyatındaki devlet teorilerini unutmayı seçmiş kimi “solcu” dostlarımız ise zaten yanlış tanıdıkları AKP’nin Meclis çoğunluğunun rejimi değiştirmeye yetebileceğini sanıyorlardı. Liberaller ise AKP’yi uyarmak yerine, kışkırtıyor, kapitalist devletlerde, Meclis’teki çoğunlukla rejim değiştirmeye kalkacak popülist (halkçı ya da faşist) projelere önlem olarak kurulan denetim mekanizmalarını, özellikle güçler ayrılığı ilkelerini hiçe sayarak, burjuva devletin en temel prensiplerine, kendi toplumsal işlevlerine ihanet etmeye hazırlanıyorlardı.
Bugün gelinen noktada, önce “Nisan mitinglerine” karşı alınan tutum, sonra tutuklamalar, 1 Mayıs rezaleti, dinlemeler ve sivil toplumda artık ayyuka çıkan dinci dönüşüm, “demokratikleştirici AKP” havasını dağıttı. BSB kitabının “Siyaset ve söylem, AKP iktidarı ve toplumsal gerçeklik” başlıklı birinci bölümü, bu siyasi sürecin en önemli bileşenlerini irdeliyor, olanları “anlamaya” başlamak için önemli ipuçları ve tezler sunuyor.
“Balon” içinde “balon”…
AKP’nin hükümeti döneminde Türkiye ekonomisine bakınca, insan ister istemez, köpük şişirme oyuncağı satıcılarını anımsıyor. Bunların en becerikli olanları, oyuncağın marifetini gösterirken büyük bir köpüğün içinde bir de daha küçük bir köpük şişirerek çocukların gözlerini kamaştırırlardı.
AKP hükümetinin ekonomi politikaları, dünya ekonomisinde başlayan büyük kredi köpüğü içinde bir de Türkiye’de bir mali köpük ve buna dayalı bir refah havası yaratmayı başardılar. Bir farkla ki bu, köpük oyuncağı gibi masum bir şey değildi. Patlamaya başlayınca birilerinin akla sığmaz servetler yapmış olduğu, büyük çoğunluğun ise şimdi hızla yoksullaşma, evini, işini kaybetme ve hatta açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı ortaya çıkıyor.
BSB kitabının “Uluslararası Çerçeve” başlıklı II. Bölümü “büyük köpüğün” nasıl ve neden oluştuğunu, sonra neden patlamaya başladığını anlatırken, III, IV ve V. bölümler “küçük köpüğü” oluşturan süreci tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Raporun VI, VII ve VIII. bölümleri “küçük köpüğün” “büyük köpükle” ilişkisini, “küçük köpüğün” içindekilerin yaşadıkları dönüşümü ve toplumsal çürümeyi irdeliyor. Nihayet son iki bölüm, son yıllarda yaşanan yasal süreçleri, bir anlamda “rejim değiştirme” çabalarını, rejimin direniş mekanizmalarını emekçilerin hakları ve çıkarları açısından irdelemeye ve anlamlandırmaya çalışıyor. Nihayet son bölümde, son toplu durumu, 20 yıllık, benim restorasyon olarak nitelediğim dönemin içinde değerlendiren, geleceğe dönük genel bir panorama sunuluyor.
Özetle bir şeyleri, emekçilerden, halktan yana değiştirmek isteyenlerin öncelikle ve mutlaka okuması gereken bir çalışma var karşımızda.