OLMAK YA DA OLMAMAK

sukran-soner
Yazar Şükran Soner – Cumhuriyet

Medyamız Tekel işçisinin direnişini sevdi. Sorunun ideolojik, siyasal, sınıfsal boyutlarından, sendikal düzenin, yasal, kazanılmış hakların gasp edilmesi, işçileri böylesine  zor koşullarda dayanmaya zorlayan gerçeklerden uzak durmaya çalışılarak, yoğun gündemi içinde bu habere de bir yer açıyor; tabii güncel eylem, gelişmelerin yok  sayılamayan görseli, bilgileri ile sınırlı kalınıyor…

Tek Gıda-İş Sendikası’nın üyesi, on binlerce Tekel işçisi adına Türkiye’nin her yerinden Ankara’ya gelip bu dirençli direnişi, eyleme koyanlar ortaya çıkmasalardı; Erdoğan hükümetlerinin özelleştirme modelinde, yasalar çiğnenerek yüz binlerce kamu işçisinin işi ile birlikte sendikal örgütlülüğünü, kazanılmış ücret ve haklarını kaybediyor olması gerçeğini kimseler duymamış olacaktı. Başbakan Erdoğan’ın “Daha ne istiyorlar, ihbar kıdem tazminatlarını ödüyoruz. İsteyene özel bir statüde iş de veriyoruz” açıklaması ile yüz binlerce işçiye, yeni yüz binler katılarak işlerine son verilmeye devam edilecekti..

Kırılma noktasında bir şeyler değişmezse; değerlerinin çok altında yandaşlara peşkeş çekilen, özelleştirilen işyerlerinde güllük gülistanlık koşullar yaratılmak üzere, kamu işçilerinin yükümlülüğü devlette, ihbar kıdem tazminatları verilerek işten çıkarma eylemleri kesintisiz sürdürülecek. Sonra özel sektörde iş bulma umudu olmayan işçilere, lütfedilip sadaka düzeni içinde, özel statüde, tabii ki sendikasız, sözleşmesiz, kazanılmış hakları alınmış, ücretleri ortalama üçte bire kadar düşürülmüş, uysa da uymasa da başka işletmeler, kentler, bölgelerde güvencesiz iş verilecek..


Türk-İş’in dayanışma eylemleri ile sadece Tekel işçileri için değil, ilk aşamada özelleştirme sırasında bekleyen yüz binlerle işçi için kazanılmış hakların gasp edilmesi kararından hükümetin döndürülmesi amaçlanıyor. Tekel işçilerinin ardından sırada en büyük kitle olarak şeker işçileri var. Parça parça uygulamalarda özelleştirme, taşeronlaştırma ile hemen her gün bir kamu işletmesi uygulaması ile binler, on binlerce işçinin başlarına aynı şeyler geliyor. Örneğin iki gün önce İstanbul’da itfaiye işçilerinin kendilerini yere atarak Boğaz Köprüsü trafiğini kapatmalarının nedeni de aynı çaresizliğin ürünüydü; Belediye-İş Sendikası üyelerinin metro kapılarında dağıttıkları bildirileri okuma zahmetine katlananlar, bizi yangınlardan koruyacak itfaiye işçilerinin nasıl mağdur edildiklerini, yasadışı haklarının gasp edilmekte olduğunu anlayabilirler.

Kamuoyu, medya ilgisiz kaldığı için yıllar içinde yaşanan sosyal dampingi, sendikasızlaştırmayı, kazanılmış yasal hakların kitlesel gasp edilmesi olaylarını algılayamıyoruz. Başlarına gelen işçiler bile sadece kendi işyerlerinde kendi sendikal hakları için geçerli bir gasp olayı gibi anlıyorlar. Sendika liderleri, işçiler moral değerlerin çöküşünün katladığı bir umutsuzlukta, yalvar yakar ilişkileri, çaresizlik içinde çare üretmeye çalışıp üretemiyorlar..


Türkiye işçi sınıfı dünyada en hızlı sendikal haklarını kaybedenler, yasal haklarını bile kullanamayanlar, sosyal dampingi yaşayanlar listelerinde oransal artışlarda baş sıralarda; demokrasinin olmazsa olmaz ölçütü sendikal haklar, sendikalaşmada sayısal erime bile korkunç; 12 Eylül 1980’de 3 milyon sigortalı işi olan içinde sendikalı işçi toplamı 1.5 milyonlardaydı. Şimdilerde 5 milyonun üstünde sigortalıda sendikalı işçi sayısı 400 binlerde.. Yasadışı çalıştırma ise katlanarak sigortalıdan daha yüksek orana çıkmış, işsizlik patlamış..

10 Aralık tarihli Toleyis Sendikası Başkanlar Kurulu bildirisinden alıntılar yapmak istiyorum;Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun 8 Nisan tarihinden sonra hiç toplanmamış olduğu, Erdoğan hükümetinin Türk-İş sendikalarını eritme, yok etme politikalarına karşı duramadığı gerçeğinin altı çiziliyordu. Orman-İş sendikasından sonra başta Tek Gıda-İş, Belediye-İş, Hava-İş sendikalarına yönelik hükümet saldırılarına karşı durulamaması eleştirilmişti..

Özeti Türkiye’de sistem, sendikal haklar, sendikal örgütlülük yerlerde, işçi sınıfı, emek sömürüsünde geriye gidişin sonu yok. Öyle olmasaydı en çok uzmanlığa, kalifiye işçiliğe gereksinim olan maden işletmelerinde işçinin canı ile, madenleri tüketen, baştan sona yasadışı yağma düzeninde üretim hükümet korumasında böyle pervasız sürdürülebilir miydi? Hükümetin sadaka olarak dağıttığı kömürü aldığı işletmenin patronu, iş cinayetinde ölümlerinden sorumlu olduğu 19 işçiye, gazete ilanıyla can karşılığı 15 bin lira fiyat biçebilir miydi? Bu gerekçe ile tutuksuz yargılanması ayarlaması yapılabilir miydi?..

Direnen Tekel işçisi “olmak ya da olmamak” noktasında, bir kıvılcım yaktı. Türk-İş’in başkanlar kurulunun eylemle dayanışma, diğer işçi konfederasyonlarının yürekten eylemlerle destekleme kararlarını isterseniz bir de bu boyutları ile görmeye çalışın… soner@cumhuriyet.com.tr