Okuma notları 1

image

(10-19 EYLÜL 2014 OKUMALARINDAN
“… insan sadece doğa ve doğal çevre olmaksızın değil, aynı zamanda toplum ve toplumsal çevre olmaksızın ayakta kalamaz. Doğa ile doğal-ekolojik bir ilişki kurmak fakat aynı zamanda toplum ile sosyo-ekonomik bir ilişki kurmak insanın kaderidir. Bu ikisinin birliği, ekolojinin ve iktisadın birliğidir.”

“Birincisi: Doğa ile insan toplumu birbirine bağımlıdır, birbiri ile etkileşim halindedir, birbiri ile iç içe geçer ve birbiri ile bütünleşiktir.
… doğal-ekoloji sosyo-ekonomik bir kategoridir; ama aynı zamanda sosyo-ekonomi de doğal-ekolojik bir kategoridir.

İkincisi: Doğa ile insan toplumunun birliği… esas olarak doğa ile insanın toplumsal pratiği arasında var olan birliğe dayanmaktadır.
… bir yandan insanın toplumsal pratiğinin ‘… doğa üzerindeki etkisi ile diğer yandan, insanın insan üzerindeki etkisi’nin birleşik olduğu bir gerçekken, doğa ile insanın sosyo-ekonomik pratiğini birbirinden ayırmaya ve karşıt konuma getirmeye kalkmak büyük bir yanılgıdır.

Gerçek şu ki; bu iki temel yan, insan toplumunun tarihini teşkil eder. Nasıl ki, doğa ile insanın toplumsal ve tarihsel pratiği birbirine yakından bağlı ise, tam da bu sebepten Engels, ‘tin ile madde, insan ile doğa ve ruh ile beden arasındaki karşıtlığı savunan saçma, doğa karşıtı bakış açısına’ şiddetle karşı çıkmıştır.

Üçüncüsü: Doğanın toplumsallaşması ve toplumun doğallaşması bir ve aynı sürecin iki yanıdır.
(a) Doğanın insanileşmesi esasen doğanın toplumsallaşmasıdır.
(b) İnsanın doğallaşması esasen toplumun doğallaşmasıdır.

‘Doğanın insani veçhesi sadece toplumsal insan için var olur; çünkü ancak bundan dolayı, doğa, (insan için) insan ile bir bağlantı olarak var olabilir. Yani kendi (insanın) varoluşu başkaları için olarak ve başkalarının varoluşu da kendisi için olarak var olabilir. Ve insani gerçekliğin yaşam-öğesi olarak. Sadece bundan dolayı doğa, insanın kendi insani varoluşunun temeli olarak (insan için) var olabilir. Yalnızca burada insana (kendisine) doğal varoluş olan şey, onun insani varoluşu olur ve doğada onun için insan (var) olur.’

Toplumsuz bir doğayı ve doğasız bir toplumu düşünülemez kılan; doğa ile toplum arasındaki içsel bağdır.

(1-5 EYLÜL 2014 OKUMALARINDAN)
“…Mevcut sistemin üretim ilişkileri sadece maddi üretici güçlerin özgürleşmesini değil, insanın özgürleşmesini de engeller… Sistem bir yandan doğanın yabancılaşmasına, ekolojik dengenin bozulmasına, diğer yandan insan ile doğa arasındaki yabancılaşmaya neden olmaktadır… Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesi, doğayı ve insanı gerçek anlamda özgürleştirmemekte, tersine, insanı keskin bir yabancılaşmaya tabi kılmaktadır…

Doğa, insanın ayakta kalmasının temel koşulu ve toplumun varlığının nesnel temelidir… Tüm insan tarihinin ilk öncülü doğa olmaksızın insan hiçbir şey üretemez. İnsanın iş gücünü yeniden üretmesi, emek faaliyetini ve her türlü üretimi (ve üreyimi) gerçekleştirebilmeleri için doğa yaşamsal bir gereksinimdir. Doğa bir yandan insanların kendi fiziksel yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli kaynağı sağlar, diğer yandan, geniş anlamda, işgücü için gerekli yaşam kaynağını sağlar… Doğal çevre; toplumsal gelişimin farklı aşamalarında, toplumsal üretim ve insan yaşamının belirleyici zeminidir…

İnsan, bizatihi doğanın bir parçası, doğal bir varlıktır… Her an ve her halükârda insanın pratik faaliyetlerini nesnel olarak belirleyen doğanın, insan ve toplum üzerindeki önceliğine bağlı kalmak zorundayız… İnsan yaşayabilmek ve varlığını sürdürüp gelişebilmek için doğal ve ekolojik yasalara tabi olmak zorundadır…

Ekolojik çevre, insanlığın ve toplumun ayakta kalmak ve var olmak için dayandığı temeldir; bu nedenle çağdaş toplumdaki iktisadi işleyiş ve kalkınma/gelişme, ekolojik çevrenin sağlıklı bir biçimde dönüşümü temelinde yönetilmelidir…

Bugün insan uygarlığı; ekolojik uygarlık çağına girmektedir, doğanın insan ve toplum üzerindeki denetiminin ve toplumun doğaya olan bağımlılığının ciddi bir biçimde görünür hale geldiği ve bunların hassas bir sorun haline geldiği bir çağa girmektedir. Bu nedenle, bugün ekolojinin önceliği yasasının yalnızca dünya sisteminin işleyişi için temel önemde bir yasa olmadığını, aynı zamanda insanın doğa ile ilişkisini düzenleyen en güçlü yasa olduğunu (ya da olması gerektiğini) söylemek için yeterli nedenimiz bulunmaktadır… Ekolojinin önceliği ilkesi, esas itibarıyla, insanın pratik faaliyetlerinin doğal ve ekolojik sınırlara uymasını ve pratik faaliyetler olduğu kadar sosyo-ekonomik gelişimin de doğal ve ekolojik çevrenin taşıma kapasitesiyle sınırlandırılmasını öngörmektedir…

Dolayısıyla günümüz insanının ekonomik pratiğinde gözetilen ekonomik akılcılık ve teknik akılcılık, ekolojik akılcılığa tabi tutulmalıdır… Böylece ekolojinin önceliği ilkesi bize, ekolojik çevrenin sağlıklı döngüsünün korunmasına sürekli olarak stratejik bir öncelik vermemiz için bilimsel bir kanıt sağlamış olmaktadır…

İnsanın doğa ile kurduğu ilişkisini doğru bir şekilde ele alıp doğru bir şekilde sürdürebilmesi için, insanın en başta doğa yasalarına ve toplumsal yasalara saygı duyması zorunludur… insan aktivitelerinin amacına ulaşmasında başarı sağlanabilmesinin yegane koşulu; insanın aktivitelerinin doğa ve doğanın hareket yasaları ile uyumlu olmasıdır… Çağdaş insan yaşamının yanı sıra iktisadi ve toplumsal gelişimin de yalnızca iktisadi yasalar ile değil, aynı zamanda en başta doğal ekolojinin yasalarıyla uyum içinde olması gerekir. Böylece ekolojik-iktisadın, ekolojinin yasaları ile ekonominin yasalarının bileşimi olduğu gerçeği daha da netleşmiş olmaktadır…

İnsan ile doğa arasındaki hakiki ilişki nesnel bir ilişkidir ve bu esasen insan ile doğanın ayrılamaz organik bir bütün olduğunu ortaya koymaktadır. İnsan bir nesnedir ve insan nesnelere sahiptir; doğa bir nesnedir ve doğa nesnelere sahiptir. İnsanın dışındaki doğa insanın nesnesidir ve insan da dışsal doğanın bir nesnesidir. Böylesi nesnel bir ilişki, insan ile doğayı organik bir bütün haline getiren insanın işgücü ile, temel bir faaliyet olan üretim pratiği aracılığı ile sağlanır. Üretim pratiği nesnel bir faaliyettir ve bu onun başlıca özelliğidir. Bu yüzden insan ile doğa arasındaki nesnel ilişki esas olarak pratik bir meseledir ve insanın (yaşamak ve var olmak ve işgücünü yeniden üretmek ve üremek) pratiği aracılığıyla organik bir bütündür…

İnsanın pratiği; hem doğanın insanileşmesi hem de insanın doğallaşması sürecidir. Üretim (ve üreyim) pratiği; insanın organik ile inorganik bedenini ve bunun yanında insanın kendi doğası ile kendi dışındaki doğayı birleştirmektedir…” Yazar:Nezih Gençler