Web
Analytics

“NESNEL BAĞLILAŞIK” VE ŞİİRE İLİŞKİN NOTLAR

Yazar E. Bülent Yardımcı   

e.bülent yardımcı

“Nesnel Bağlılaşık”, karşılıklı ilişkisi olma, bilerek ya da bilmeden bir çok şairi etkilemiş olan bir kavram.1919 yılında T.S. Eliot tarafından dile getirilmiş, ancak Nathalia Wright ilgi kavramın Eliot’tan altmış dokuz yıl önce 1850’de Washington Allston tarafından yazıldığını 1970 yılında belgelemiştir.
Edip Cansever’in konuya ilişkin bir tümcesi var: “Öteden beri Eliot’un nesnel karşılık kuramına çok önem verdim.”

Allston’a göre kavramın özü şu: “Zihinsel hazlar, ya da coşkular, maddi dünyanın ifadelerine taşındığı zaman üretilir. Bu ifadelerin biçimleri yaşamın ya da düşüncenin çeşitli göstergelerinin önceden verilmiş bağlılaşıkları olarak var olurlar.”
Cansever’in “çok önem verdiğim” dediği kavram bizi bir şairin yazma eylemini başlatan esin ya da etkilenim diye adlandırdığı konuya kadar götürür.
Esin ya da etkilenim, haz ya da coşku olarak tanımlanan duyguları tetikler. Ancak, bu tetiklenme baktığımız, gördüğümüz, dokunduğumuz, kokladığımız, işittiğimiz MADDİ yani SOMUT dünyanın “ifadelerine taşındığı zaman” üretilebilirdir. Bu ifadelerin biçimsel-anlamsal farklılıklarının temelinde de ilgi şairin yaşamı ve düşüncelerindeki “çeşitli göstergelerinin” “önceden verilmiş bağlılaşıkları” yatar.
Bir başka deyişle, şu veya bu nedenle şairde oluşan bir esinlenmeyi, şiir biçiminde bir nesneye dönüştürebilmek, ilgi duygu/duyguları şiir biçiminde yeniden üretmek, onlara nesnel birer karşılık bulmaktan geçer. O karşılıkların biçimi şairin düşüncesindeki çeşitli göstergelerden, yaşam algısından oluşur.
Bu da, karşılıklı ilişkisi olanlarla bir anlam yaratılabileceği, şairin duygularını bunlarla ifade edebildiği oranda amacına ulaşabileceği doğrusunu getirir.
Edip Cansever’e kulak verelim: “Bir şiir, içindeki nesnelerle, içindeki yaşam biçimleriyle, ilişkilerle ve daha bir sürü öğeyle oluşturulur.”
Bu, Cansever’in poetikasının özüdür.
Tartışılması gereken soru şudur: “MADDİ” yani SOMUT DÜNYA diye tanımlanan nedir? Bir şair için somut dünya, yaşadığı dönemdeki üretim ilişkileri ve ona bağlı olarak oluşan toplumsal ilişkilerdir.
Üretim ve toplumsal ilişkiler de rastlantısal değil, dinamik, somut, öğrenilebilir bir süreçtir. O nedenle şiirin etkilenim ya da köksüz, mesnetsiz, karşılıksız bir esin sonucu yani rastlantısal bir nedenle yazılabileceğini savunmak ya da şiiri o rastlantısallığın tetiklediği duyguların bir dışa vurumu olarak görmek saçmalıktan ibarettir.
Şiir, yalnızca bir esinlenme ya da etkilenim sonucu ortaya çıkmaz. Uç veren duyguların, coşku ve hazzın, “maddi dünyada” nesnel karşılıklarını oluşturmadan, şiir içindeki “nesnelerle” “yaşam biçimleriyle” “ilişkilerle” ve “daha bir sürü öğeyle” bir “bağlılaşıklık” oluşturmadan şiir biçiminde bir nesneye dönüştürülebileceğini sanmak ve savunmak şiirin cahillerine özgüdür.
Bu nedenlerle, yetenek dışında, şiir öğrenilebilir, öğretilebilirdir. Şiirbilgisi diye bir kavram ve ‘şiir nedir, nasıl yazılır?’ sorusunun yanıtı vardır. Buna dudak bükenler, denizanası biçimindeki şiirleriyle, birbirlerinden bölünerek pardon etkilenimlenerek çoğalan amipleşme evresini tamamlayamamış olanlardır.
Bunlar her dönemde vardırlar. Kimileri, Türk Şiirinin çıta yüksekliğine tarih filan bile düşürmeye kalkarlar. Genç şairlerin belirttikleri şairlerden -sanki gençler başka şairlerden etkilenemezmiş gibi- etkilendiğinden dem vururlar. Akıllarınca anmadıkları şairlere silgi olabildiklerini sanırlar.
İkinci yeni diye olmayan bir şiir akımından “modern” dedikleri şiiri başlatmaya kalkarlar. Şiir atölyelerinin işlevini “ ustasına benzer çıraklar”yetiştirmek olarak algılayıp sonrada kastettikleri atölyede yetişmiş, kendi tabirlerine göre “çırak”ları göklere çıkaran yazılar yazarlar.
Türk şiirinin her evresinde güzel ve çirkin şiirler yazılmıştır. Olağandır bu. Şiir, çıtası her zaman yüksek olmuş bir sanat disiplinidir. Şu tarihte çıta aşağıda, bu tarihte çıta yukarıda gibisinden bir ayrım yapmaya kalkmak, karşılığı olmayan bir sav olmaktan öte bir anlam taşımaz.
İkinci yeni, diye bir şiir bildirgesi de hiç olmamıştır. E.CanseverC.SüreyaT.UyarE.Ayhanİ. Berk ve daha bir çok şairin uyak, hece ölçüsü, söz diziminde yeni aranışları, mevcut şiir tekniğine karşı yeni teknikler denemeleri Muzaffer (İlhan) Erdost’un bir yazısına koyduğu başlıkla “İkinci Yeni” olarak nitelendirilmiştir.
“İkinci Yeni” şairleri diye yaftalanan şairlerin bu yeni şiirin niteliklerine ilişkin ne ortak bir bildirgesi, ne ortak ilkeleri, ne de ortak bir hedefleri vardır. Onların, tek tek, kendilerine özgü poetikalarından söz edilebilir ancak.
Günümüzde de, eskidiği, şiir tarihine gömüldüğü sanılan şiir teknikleri kullanılmaya devam etmektedir. Bu da bize, usta bir şairin elinde hiçbir tekniğin yok olmadığını göstermektedir. Bu bağlamda, şiiri evrelere ayırıp bir dönemi diğer döneme üstün tutma gayretleri boşunadır. Dönemi ne olursa olsun, hangi teknikle yazılmış olursa olsun, güzel ya da çirkin şiir; eskimiş ya da eskimemiş şiir vardır.
Mehmet Mümtaz Tuzcu’nun Eylül 2010 tarihli Dize dergisinde “Güneşin Şehvetiyle” başlıklı bir şiiri yayımlandı. Şiirden bir bölüm aktaralım.

Ağır şafaksızlıkta geceye dadanmışlar
Kör bulvara kırk duvar ekliyorlar bu gece

Ses/ritim yaratımında iç uyak tekniğini kullanan şair, şiiri 14’lük hece ölçüsüyle biçimlemiştir. Ne denilecek şimdi. Tuzcu, hece ölçüsünü kullanarak şiiri gerilere mi götürmüştür? Tam tersine, usta şair, gelenekle “modern” denilen şiir anlayışını sentezlemiş ve şiir adına bir güzellik değeri yaratmıştır.
 Bir örnekte Halit Asım’dan verelim. Şairin 1940 yılında yayımlanmış “Ömür” adlı kitabında yer alan şiirler genellikle 10’luk hece ölçüsüyle yazılmıştır. Ama aynı kitapta Asım’ın hece ölçüsüyle yazmadığı şiirler de vardır.

Dört resim aldık
Duvara çiviledik ömrümüzü (Üç Arkadaş başlıklı şiir)

Nasıl nitelenebilir bu durum? Şairler dönemlere, tekniklere tutsak edilemez. Teknikten, biçimden yola çıkarak şiirde “modern” şiir, eski şiir, yeni şiir, toplumcu şiir vb. ayrımların, tasniflemelerin yapaylığı, bunun bir zorlama olduğu duruca ortadadır.
Sanat disiplinlerinin tümü için geçerli olan kıstas güzel ve çirkin olma durumudur.
Modernlik ya da çağdaşlık ise, bu kavramlar da olumlayıcı bir anlam için kullanılıyorsa eğer, dünyanın o andaki durumuna karşı sanatçının, şairin takındığı tavra ilişkindir.
“Nesnel Bağlılaşık” kavramının günümüzde de geçerliliğini yitirmemiş oluşu bu özden beslenir.

(Açıklama: Nesnel Bağlılaşık ve E. Cansever’e ilişkin bilgiler, Murat Devrim Dirlikyapan’ın “İkinci Yeni Dışında Bir Şair Edip Cansever” adlı yüksek lisans tezinden (2003) aktarılmıştır.)

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.