VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Neden Varız?Ne İçin Varız?Nasıl Varız?

Neden Vatan Postası?


K
endimizi,yakınlarımızı,işimizi,aşımızı,evimizi,barkımızı,çocuklarımızı,halkımızı
ve ülkemizi savunabilmek,dünyayı ve insanlığı yaşam düşmanlarının
elinden kurtarabilmek için…
Y
aşanası bir doğa ve toplum yaratmak üzere duygu,düşünce ve davranış birliğini yaşama geçirmek için…

Ekonomik ve sosyal adaleti yaşama geçirecek yeni bir kuvayi milliyeci halk örgütlenmesini gerçekleştirmek için…

ABD,AB
ve İsrail emperyalist güç merkezleri ve onların “yerli“ ortakları
tarafından halkımıza,ülkemize ve bölgemize karşı yürütülen “haçlı
seferleri”ne dur diyebilmek için…


Nasıl Vatan Postası?


H
alk için, halkla birlikte ve halk tarafından ilkesi ile,yoksul ve dar gelirli halk kesimlerimizin örgütlü öncülüğünde…

Halkımızın ve ülkemizin sorunlarının bölgemizin ve dünyamızın sorunlarından ayrı olmadığının bilincinde düşünüp davranarak…

Yaşanabilir bir doğa ve toplum yaratabilmek adına sevgiyi,çalışmayı,bilgiyi ve sorunları paylaşarak…

Ezilen ve sömürülen halkların ordulaşmasını,bize benzeyen ülkelerin ordularının halk(çı)laşmasını sağlayarak…

Öncelikle
kendi ülkemizden başlayarak tüm Ortadoğu’da ve ezilen-sömürülen dünyada
artık bir tercih meselesi olmaktan çıkıp yaşam için, kendimiz,
ailelerimiz, çocuklarımız,halkımız ve tüm insanlık için hayati bir
zaruret olan YAŞAM CEPHESİni gerçekleştirerek…

Yaşam düşmanlarına karşı hayatın her alanında birliği,dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlayarak…

Ve tüm bunlar için gerekli olan sevgi,kardeşlik,çalışma ve bilgi iktidarını kuracak siyasi örgütlenmeyi gerçekleştirerek…


Durum Değerlendirmesi


“İ
nsancıllık”,“barışseverlik”
veya “şiddet karşıtlığı” gibi sözde gerekçelerle yaşamın savunulması
için gerekeni yapmaktan kaçınmak;yaşam düşmanı kâr ve talan sistemlerine
hizmet eder.

Soyut bir “barış”,“özgürlük”,“insan
hakları”,“savaşa hayır” ve “savaş karşıtlığı” olamaz.Bunlar;sömürü
düzenlerinden,işgücü-sermaye çelişkisinden,ezilen ve sömürülen halkların
ulusal çıkarları ile emperyalist çıkarların çatışmasından ayrı
düşünülemez.

Tüm bu ilişki ve çelişkiler;dünyadaki
kapitalist-emperyalist güçlerin ve onların bölgesel-yerel
ortaklarının,sınıfsal ve zümresel çıkarlarının bir gereği olarak
enerjiyi,tarım ve su havzalarını gaspetmeye kalkmalarından
kaynaklanıyor.Bunu gerçekleştirebilmek için de
doğayı,coğrafyayı,toplumu,halkların birlik,kardeşlik, dayanışma ve imece
gelenek göreneklerini ve örgütlü-örgütsüz diri insan güçlerini yok
etmeyi hedefliyorlar.

Bu durum;sizin,bizim,tek tek tüm
insanların subjektif düşüncelerinden,niyetlerinden veya
“ideoloji”lerinden bağımsız,objektif bir durumdur.Biz öyle görmek
istiyoruz da onun için böyle yazıyor değiliz.Ya da sınıfsal bakışımız
nedeniyle,her suçu,götürüp,kendimizin uydurduğu bir finans-kapitalist
zümreye yüklemeye de çalışıyor değiliz.Hiç neden yokken,durduk yerde bir
sınıflar savaşı çıkarmak,sömürülen ve ezilen halkları ve
ülkeleri;ezen,sömüren zalimlere;uluslararası finans-kapital zümresine ve
onların yerli ortaklarına karşı ayaklandırmak ya da “anarşi” ve “terör”
yaratmak niyetinde de değiliz.

Sınıflar savaşını
da,küresel sömürü düzenlerini de bizler hayal edip
uydurmuyoruz.Hepimiz,istesek de istemesek de böyle bir savaşın
içindeyiz.İstesek de istemesek de ya sömürücü azınlık sınıf ve
zümrelerden ya da sömürülen büyük insanlıktan yana olmak ve savaşmak
durumundayız.Devekuşu gibi başımızı kuma gömsek de sınıflar savaşının
içinde olmaktan kurtulamayız.Bundan kaçamayız,kaçınamayız,bunu yok
sayamayız.Aksi halde;İzmir İktisat Kongresi ile başlayan karşıdevrim
süreci nasıl “Mustafa Kemal’in öldürülmesi” ile sonuçlandı ise,bu
gerçekleri görmeden,gene aynı emperyalist uluslarüstü sermaye ile
birleşip bütünleşebilecek sınıf ve tabakalarla ittifaklar kurarak
girişilecek her “kurtuluş” hareketi de aynı trajikomik sona mahkumdur…

Özellikle
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra sınıflar savaşı;adeta
ekonomik ve sosyal bir savaş olmaktan çıkmış,topyekun yaşamı,doğayı ve
toplumu yoketme kör dövüşü ile dünyayı kapitalizmin kara deliğine doğru
çekiyor.Bölgelerde sömürüye,ezilmeye,işgale ve ilhaka hayır diyen
halklar,halk örgütleri,partiler,devletler ve kurumlar yok edilmeye
çalışılıyor.“Son sosyalist devleti yıkıyoruz” diyenler,sömürü sistemine
ayak bağı olan Mustafa Kemal’in cumhuriyetinden arta kalanlardan başka
neyi kastediyorlar?

– Çağımızınn savaşları,sadece askeri saldırı ve işgallerle olmuyor.

– Ekonomik,ticari,teknolojik,sanayi
ve tarımsal,moral ve kültürel alanlardaki saldırı ve çökertmeler,hisse
senetli $galler ülkelerin ve halkların varlıklarını tehdit ediyor.

– Çağımızda
yıkımlar ve felaketler sadece depremler,su
baskınları,kasırgalar,yangınlar,tsunamiler ve çeşitli bulaşıcı
hastalıklar ve de askeri işgallerden ve saldırılarılardan ibaret
kalmıyor.“Sivil darbe” ve “demokrasi” ihraçları,“sivil toplum”
hareketleri yoluyla yukarda saydıklarımızdan çok daha etkin yıkımlar ve
felaketler gerçekleıtiriliyor.Etnik ve dinsel
kışkırtmalar,mikro-milliyetçilikler ekonomik,sosyal ve kültürel
saldırılar korkunç yıkımlar ve doğa-toplum-tarih talanları ile
sonuçlanıyor.

ABD,AB ya da İsrail gibi emperyalist güç
merkezleri ve onların devletleri bölgemizde yeni bir paylaşım savaşına
giriştiler.Bunu yaparken de ülkemizde ve bölgemizde kendilerine bağımlı
partileri,sivil toplum kuruluşlarını ve ele geçirdikleri sığ-derin
devlet katmanlarını devreye sokuyor,içli-dışlı provokasyonlarla sömürge
faşizmlerini ve bölgesel savaşları kışkırtıyorlar.Aynı güç merkezleri
sol ellerinde sivil toplumcu,etnik-dinsel mozaikçi,sol-sosyalist maskeli
demokrasi havarisi kuklalar ile;sağ ellerinde sözde
vatan-millet-bayrak-derin devletçi,milliyetçi maskeli,laiklik şampiyonu
kuklalarla gölge oyunu ile halkın gözünü boyamaya,asıl maksatlarını
gizlemeye çalışıyorlar.Amaçları;küresel sömürü-küresel faşizm ve
emperyalist orduların,Irak’taki gibi,Lübnan’daki gibi bir daha bataklığa
saplanmaması için mehmetçiğin İran’a,Suriye’ye,Ortadoğu ve Avrasya
halklarına karşı piyon olarak kullanılması…

Oysa bizlerin
de,tüm halk kesimlerimizin de,işçi-köylü-aydın-öğrenci gençliğimizin
de,ordu gençliğimizin de,tüm cumhuriyet kurumlarımızın da önünde iki yol
var:

  1. Ya istiklal ya ölüm diyen Mustafa Kemallerin bıraktığı yerden başlamak,
  2. Ya da manda ve sömürge bir ülkede emperyalistlerle işbirliği
    içinde Damat Feritler,Ali kemaller,Prens Sebahattinler,12 Mart ve 12
    Eylül “our boys” maşaları gibi “tek dişi kalmış canavara” teslim olmak.

Bu ülkede sağlı-sollu,altlı-üstlü ilişkileri ve
çelişkileriyle,önce kendimizden başlayan bir samimi özeleştiriyle;9 Mart
konuşulmadan,12 Mart bilince çıkarılmadan, 12 Eylül’ün ne olup ne
olmadığı anlaşılmadan,tüm bu alt-üstlükler içinde etkili cumhuriyet
kurumları görevlilerinin,paşaların,maşaların durumları aydınlatılmadan,
emperyalist gizli servislerle bağlantılar su yüzüne çıkarılmadan,12
Mart-12 Eylül cuntalarının,19 Mayıs,27 Mayıs ve 21 Mayıs devrim ve
hareketleri ile yüzleşmesi sağlanmadan
anti-emperyalizmden,ulusalcılıktan,cumhuriyetimizin temel ilkelerini
koruyup geliştirmekten bahsedilebilir mi? Hayır! Böyle bir şeye
kalkanlara ne şehitlerimizin ruhu ne de gazilerimizin tecrübesi izin
verir.


Gerekçelerimiz


Ekonomik ve
sosyal adalete dayalı,işsizlik ve pahalılık yaratmayan,doğayla ve
toplumla çelişmeyen bir topyekun kalkınmanın ve üretici güçler
gelişiminin sağlanabilmesi;

Artık zorunluluk haline gelen,yaşanabilir bir doğa ve toplum kurulabilmesi;

Ekonomik,sosyal,siyasal,doğal ve askeri her alanda geri dönüşsüz nihai barışın ve adaletin sağlanabilmesi;

‘Sivil Toplumcu’,‘Demokratik Parlamenter’ maskeli,hisse senetli ya da askeri $gallerin ve müdahalelerin durdurulabilmesi;

yaşamsal gereksinimlerdir.

Tüm bunlar için yaşamşn doğal tepkisi örgütlenmelidir.

Nasıl
ki ağaçlar dallarıyla ve yapraklarıyla ışığa uzanıp,kökleriyle toprağa
sarılarak kardeşçe yaşıyorlarsa biz de bu doğallıkta ve kararlılıkla
yaşama sahip çıkmalıyız.

  • Yurtta Halkçı, Demokratik Cumhuriyet-Cumhuriyetçi Halk birliğini sağlamak için,
  • Dünyada Bağımsız,Halkçı ve Demokratik Cumhuriyetler Birliği anlayışıyla yeni bir Birleşmiş Milletler kurmak için,

  1. Halkın Ordulaşması, Ordunun Halk(çı)laşması sağlanmalı
  2. Başta en yoksul halk kesimlerimiz olmak üzere halkımızın
    örgütlü öncülüğünde YENİDEN KUVAYI MİLLİYE örgütlenmemiz tüm mazlum
    halklarla kucaklaşmalıdır.

İşte bu yaşamsal,zaruri ihtiyaç için Vatan Postası var ve bizler Vatan Postası’nda varız…

Bunun bir TERCİH değil ZORUNLULUK olduğunun bilincindeyiz.

Bu
başlık ve önerilerimizle çığlık çığlığa ne demek istiyoruz?Halkımızın
ve ülkemizin karşı karşıya bulunduğu yaşamsal varlık-yokluk sorunlarını
biz mi uyduruyor ya da abartıyoruz?Senaryo mu yazıyoruz?Komplo teorileri
mi uyduruyoruz?Aslında hiç de endişelenecek bir durum yok da biz mi
ortalığı karıştırıp bozgunculuk yapıyoruz? Bundan bir çıkarımız mı var?

Artık
derin uykulardan uyanmanın zamanı geldi.Batı; “Ya bendensiniz ya da
terörist!” dayatması ile “40 katır mı 40 satır mı?”
diyor.Kıbrıs,Ege,Ulus Devlet, Cumhuriyet,Bağımsızlık, “Kemalizm”,
Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nin statüsü, Cumhuriyet’in temel
nitelikleri gibi konularda “Batı”nın dedikleri çok net. Tüm bunlar bitti
artık diyor “Batı”. Vazgeçin diyor bağımsızlıktan, egemenlikten…Deniz
bitti! Kara göründü! Sovyetler Birliği, Irak, Yugoslavya ve Filistin’in
başına örülmek istenen çorap, ülkemizin ve halkımızın da kaderi
yapılmak isteniyor. Başımıza geçirilen çuvallar, cinayetler, dayatmalar;
sivrisinek saz, davul zurna az örneğini çok aştı…

İşte
bu “ahval ve şerait içinde” tüm öneri ve çağrılarımızın ‘sollu-sağlı’
ölüm tepkisizliği ve ‘susup kumkuması’ ile geçiştirilmeye çalışılması ya
da sulandırılarak gündeme getirilip; “işte denedik olmuyor!” diyerek
yok sayılmaya kalkılması bizi asla yılgınlığa düşürmüyor. Bir daha, bir
daha tekrar edeceğiz. Anlamak ve görmek istemeyenlere inat. Ta ki
halkımızla birlikte başlayıncaya kadar doğurup dokumaya hayatı
yeniden…


Tarihi Dersler ve Misyon


E
mperyalist
güç merkezleri; devletleri, şirketleri ile uluslarüstü finans-kapital
ve yerli ortaklarının her yönden saldırıları karşısında kafası karışan
ve adeta ‘beyin kireçlenmesine’ uğrayan insanlarımızın durumu gerçekten
içler acısı. Algılayabilme ve tepki gösterebilme özelliklerimizi mi
yitirdik? 1919’da kapitalizme ve emperyalizme karşı dünyanın ilk Halk
Kurtuluş Ordusu olan Kuvayi Milliye’yi örgütleyen o yiğit halkın
torunları değil miyiz? O günlerde de “bu halk adam olmaz!”, “bu halkla
hiç bir şey yapılmaz” diyen tanzimatçı kafalar yok muydu? En umulmadık
anda, herkesin “bu iş bitti” dediği o en umutsuz günde ayağa kalktı
bizim yiğit halkımız. Hem de ne kalkış! Birkaç yılda emperyalistleri ve
işbirlikçilerini yurdundan kovdu. Örgütlülüğü ve iç dinamizmi, sanayi
toplumlarının asgari gereklerine uygun olabilseydi; yani, eski Osmanlı
üst sınıflarının gericiliğini, İzmir İktisat Kongresi’nin teslimiyetini
yenebilecek sosyal “takati” (gücü, kuvveti) olabilseydi, en azından,
bugün biz; “Halkımızın Örgütlü Öncülüğünde Yeniden Kuvayi Milliye” demek
zorunda kalmamış olacaktık.

Bu ilk kuvayi milliye
denememizden köklü dersler çıkarabilmeliyiz. Neden bugünlere gelip
yeniden sömürge olduk? O günlerde, halkçılığı ve halkın örgütlü
inisiyatif ve güdümünü titizlikle yaşama geçirip halkımızın örgütlü
iktidarını geri dönüşsüz kurabilseydik, bugün uluslarüstü finans-kapital
ve yerli ortakları, Mustafa Kemal ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı
böylesine bir yoketme savaşını göze alabilirler miydi? Ortadoğu’ya ve
komşu kardeş halklarımıza karşı böylesine fütursuzca bir soykırıma
cesaret edebilirler miydi? Halkçı ve bağımsız bir Türkiye
Cumhuriyeti’nin öncülüğündeki mazlum Ortadoğu ve Avrasya halklarının
ekonomik ve sosyal dayanışması ve güç birliği; kapitalizme ve
emperyalizme karşı dünya insanlığının, yaşanabilir bir doğa ve toplum
kurma, savunma ve geliştirme merkezi konumunu üstlenebilirdi.Olmadı…

Dünkü
tarihi misyon ve görev böyleydi de bugünkü farklı mı? Ayrıntılardaki
değişim ve nicelik gelişmelere rağmen nitelik olarak aynı tarihi misyon
ve göreve çağrılı olan halkımızın “alın yazısı” (sosyal determinizm);
Ortadoğu’nun ve Avrasya’nın diğer mazlum halklarıyla birlikte, doğa ve
toplum düşmanlarına karşı yaşamı ve insanlığı savunmaktır.


Nereden Başlamalı? Ne Yapmalı?


Ö
nce
Kurtuluş Savaşımız’ın olumlu geleneklerini, halkımızın tarihten gelen
dinamiklerini yeniden canlandırmalıyız. Bu kez farklı toplum
kesimlerimizin; örneğin başta işçilerimiz, kamu çalışanlarımız, köylü
üreticilerimiz olmak üzere tüm emekçi, yoksul halk kesimlerimizin fiili
olarak örgütlü öncülüğünde girişmeliyiz kurtuluş mücadelemize. Ulusal
bağımsızlığımızı kazanmak ve korumak, yeniden ve gerçekten halkçı ve
demokratik bir cumhuriyet kurabilmek ve geliştirebilmek için kişisel,
toplumsal, ulusal, bölgesel ve evrensel tüm güçleri seferber etmeliyiz.
Bu ikinci bir kuvayi milliye demektir. Vatansever ve halkçı bir kuvayi
milliye cephesi ile ayağa kalkalım, zalimlerin, sömürücülerin
dayatmalarına boyun eğmeyelim.

“Tanrı Dağı kadar Türk”: Sınıflı toplumu henüz tanımamış, kankardeş toplumun bir parçası olmanın ve de “Hira Dağı kadar müslüman”:
Komşusu açken tok yatmayan ilk dönem müslüman toplumunun bir parçası
olmanın bize kattığı kollektif aksiyon geleneklerimizi, çağımızın
sancılarının doğurduğu insancıl değerlerle taçlandırarak düşünüp
davranacağız.

Kaderlerini uluslarüstü şirket ve holdinglere
bağlamayan herkes; işçiler, köylü üreticiler, küçük sanayici ve esnaf,
asker-sivil kamu çalışanları, ulusal bazda kurulacak bir vatansever,
halkçı, Kuvayi Milliye Cephesi’nde birleşmelidir. Bunun için var
gücümüzle çalışacağız.

Ülkemizden başlayarak tüm Ortadoğu
ve Avrasya coğrafyasında halkçı, demokratik ve bağımsız cumhuriyetler
birliği için, yeni bir birleşmiş mazlum milletler için kuruluş ve uyanış
kurultayları toplanmalıdır. Önümüzdeki günlerde ülkemize, halkımıza,
Ortadoğu, Avrasya, Kore, Küba, Vietnam, Venezüella halklarına çağrılarda
bulunup, topyekun insanlığın reorganizasyonu ile ilgili yapı ve program
taslakları hazırlayacağız ve yaşama geçireceğiz. Tüm bu işlerimizin ilk
merkezi ULUS MEYDANI, O MEYDANDAKİ KURTULUŞ SAVAŞI ANITI VE İLK MECLİS
olacaktır. Tabi Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar, Kocatepe, 27 Mayıs, 21
Mayıs halkımızın yakın tarih şahlanışları olarak hep İÇİMİZDEdir…

Ülkemizdeki,
bölgemizdeki veya dünyamızın herhangi bir yerindeki bir bebeğin acısını
kendi çocuğumuzun acısı olarak görüyoruz. En basit güncel
sorunlarımızdan en karmaşık ekonomik ve sosyal sorunlara kadar her
alanda birlik, dayanışma ve yardımlaşmayı yaşama geçirmek zorundayız.
Kendimizi, çocuklarımızı düşünüyorsak, önce bize benzeyenleri ve onların
çocuklarını düşünmek zorundayız. Biz tüm insanlığız. Bizim
birliğimizden doğacak gücümüzün aşamayacağı “hangi çelik zırhlı duvar”
olabilir ki? Yoksul, işsiz, açlıkla karşı karşıya olan büyük insanlığın
ürettiği dünya gelirlerinin büyük bir kısmına el koyan uluslarüstü
azınlık, para babası, finans-kapital banka-holding çete ortaklığı;
tanklarıyla, toplarıyla, uçaklarıyla, A.B.C. silahlarıyla, bankaları,
kumarhaneleri, borsaları, siyonizmleri ile en kısa zamanda tarihin
çöplüğüne atılacaktır.

Aksi halde dünyada yaşam imkansız hale gelmek üzeredir…


İŞTE TÜM BUNLAR İÇİN VATAN POSTASI VAR

VE BİZLER VATAN POSTASI İLE VARIZ…

Vatan Postası Çalışanları Adına

Genel Yayın Yönetmeni Nezih Gençler