NE YAPMALI? PARTİ YAPMALI! PARTİ OLMALI!

Yazar:Vatan Postası
Her ülkede, başta işçi sınıfı olmak üzere ezilen ve sömürülen halk kesimlerinin gerçek örgütü olan partinin organize gücüne dayanmayan her yerel, ulusal ve enternasyonal (küresel) isyan ve başkaldırı hareketi yenilmeye mahkumdur. Bu mahkumiyet, sadece basit bir yenilgiyle sonuçlanmayabilir. Daha kötüsü ve asıl tehlikelisi; ulusal ve bölgesel faşizmlere ve savaşlara, küresel savaşlara ve küresel faşizme hizmet edebilecek olan; PARTİSİZLİĞİN GELENEKLEŞİP ANARŞİZMİN HORTLATILMASIDIR

Onun için inadına şu soruları soruyoruz: NE YAPMALI? NASIL YAPMALI? ASIL YAPILMASI GEREKEN NEDİR? Başta işçi sınıfımız olmak üzere tüm emekçi halk kesimlerinin gerçek örgütü olarak, işçi sınıfı ve emekçi halkın ekonomi-politik iktidarını kurmak için mücadele edecek gerçek bir İŞÇİ PARTİSİ (PROLETERYA PARTİSİ) örgütlenmesi; ekmek-su-hava gibi yaşamsal bir zorunluluktur. İşçi sınıfı aydınları tarafından, öncelikle ve ivedilikle ele alınması gereken bu acil görev; işçi sınıfı içinde, işçi sınıfı ile birlikte ve işçi sınıfı tarafından yaşama geçirilmelidir. İnsanlarımızın somut sorunlarından hareketle ordulaşmış bu halk gücünü örgütleyemezsek hep birlikte küresel cehenneme mahkum olacağız….
Aşağıda böyle bir örgütlenmede yararlı olacağına inandığım bir tüzük ve program taslak önerisini yeniden sunuyorum.
(17.10.2011 – Nezih Gençler)
Amacımız; kişisel, zümresel, sınıfsal veya oligarşik nüfuz ve egemenlik yerine, yasal yollardan, halkımızın kayıtsız şartsız inisiyatif ve güdüm, söz ve karar sahibi olduğu, doğrudan halk egemenliğine dayalı gerçek özgürlük ve demokrasiyi, ekonomik ve sosyal adalet temelinde yükselen ulusalcı, halkçı, bağımsızlıkçı, devrimci ve laik sosyal hukuk cumhuriyetini geri dönüşsüz olarak kurmak ve geliştirmektir. Bunun için:

a) Antidemokratik kanunları kaldıracak ve devleti halktan üstün değil halkı devletten üstün tutacağız.
b) Kronik işsizlik ve pahalılık kanser haline gelmiştir. Bunları köklerinden kazımak için, ikinci bir Kuvayı Milliye seferberliği gerektir. Bu ulusal ekonomik ve sosyal kurtuluş seferberliğimizi; en son sistem nükleer enerjili, elektronik iletişim ve eşgüdümlü, bilişim teknolojili ağır sanayi temeline dayandıracağız.
c) Ulusal üretim mücadelemizin para maddesini, -ne sadakayla, ne zorla- ancak UCUZ DEVLET ve BİLİNÇLİ TİCARET yolu ile sağlayacağız.
d) Bu ulusal ekonomik ve sosyal Kuvayı Milliye Seferberliğimizi, başta işçi sınıfımız gelmek üzere mühendisi, mimarı, doktoru ile köylü-şehirli bütün değer yaratan iyi niyetli vatandaşların; tamamen aşağıdan gelme ve tamamen özgür GİRİŞİMiyle + ÖRGÜTlülüğüyle + GÜDÜMüyle gerçekleştirecek; ve bu amaçla, bütün organlarda bilfiil üretmenlerin çoğunluğunu, kadınların ön safta bulunmasını sağlayacak, gençliğe sonsuz güveneceğiz…
e) Temel ilkesi; “örgütlü halk parti içinde, örgütlü parti halk içinde” olan Partimiz; devleti ele geçirmeyi tek amaç gören, devletle bütünleşip bürokratikleşerek halkı yukardan “idare” etmeye kalkan seçkinlerin “iktidar” aracı olmayacak.  Partimiz; politikacı-devlet-halk üçgeninde, örgütlü halkla bütünleşip, politikayı halka yaptırarak, halkın örgütlü gücünü özgürleştirecek ve devletin, toplum için görev yapan bir araç olarak halk tarafından kullanılmasını sağlayacaktır.
(Kuvayı Milliye dergisi 29. Sayı Temmuz-Ağustos 2001)
21. yüzyıl; ülkelerde halkçı iktidarların, dünyada özgür halkların yaşanabilir bir doğa ve toplum kurmak için mücadele, dayanışma ve kardeşlik yüzyılı olacaktır.
Dergimizde, 1996 yılından beri sürekli vurguladığımız gibi; halkımızın örgütlenmesi, ülkemizin ve dünyamızın sorunlarının çözümünde söz ve karar sahibi olabilmesi, yaşamsal bir zorunluluk ve gereksinimdir.
Bütün sayılarımızda; 1919’un kuvayı milliye azmi, örgütlenme dinamizmi ve o ilk heyecanlı realizmimizin yaşama geçirilmesinin; sadece ülkemiz, halkımız ve bizim gibi ülke halkları için değil, aynı zamanda insanlık için de bir zorunluluk ve gereksinim olduğunu belirttik.
Kurultaylar düzenledik. Kurultaylara katıldık. Tüm toplantı ve konferanslarda “Başta işçi sınıfımız olmak üzere halkımızın örgütlü öncülüğünde yeniden kuvayı milliye” dedik. “Ülkede vatansever halkçı cephe, dünyada mazlum halklar birleşik cephesi” için çalıştık.
Teorik-pratik tüm düşünce ve davranışımızda ilk kuvayımilliyeciliğimizin Halkçılık Programı’nı temel aldık. Dünyanın ilk halk kurtuluş ordularından biri olan 1. KUVAYIMİLLİYECİLERİMİZİN BIRAKTIĞI YERDEN BAŞLAYIP, ancak bu kez başta işçi sınıfı ve halkın örgütlü öncülüğünde; halkçı, demokratik, laik, devrimci ve bağımsız sosyal hukuk cumhuriyeti ilkelerini geri dönüşsüz olarak yaşama geçirmek için maddi manevi her şeyimizle mücadele ettik.
Unutturulmak istenen Halkçılık Programı’nı, ilk anayasamızı, ilk meclis tartışmalarını yayınladık. Onların, güncel sorunlarımıza nasıl ışık tuttuğunu hep birlikte gördük.
Küreselleşmenin; 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünyayı bir ahtapot gibi saran emperyalistleşmiş kapitalizm olduğunu; “batı cephesinde yeni bir şey”in olmadığını; bugün dayatılanın, 20. yüzyılın başında bize ve bizim gibi halklara dayatılan sömürü ve soygun ile nitelik olarak aynı ancak onun daha şiddetlisi olduğunu belirledik.
Büyük insanlığın onurunu ve çıkarını; banka, şirket ve holdinglerinin kârlarına ve çıkarlarına kurban eden bir avuç uluslararası finanskapital zümresinin dünyada doğa ve toplumu nasıl yaşanamaz hale getirdiğini, insanlığı nasıl açlığa ve ölüme mahkum ettiğini her gün yaşadığımız olay ve ilişkilerle somutlayıp birlikte bilince çıkardık.
Bu kokuşmayı, çürümeyi, yokoluşu ulusal ve evrensel tüm alanlarda bir an önce durdurmanın yaşamsal zorunluluğunu göze batırdık.
Bir kez daha yineliyoruz: Yaşanabilir bir doğa ve toplumu hem ülkede hem de dünyada kurabilmek, hem ULUSAL GÜVENLİĞİ hem de evrensel güvenliği gerçekten sağlayabilmek için; önce, örgütlü halk, siyasi iktidarı kayıtsız şartsız eline geçirmeli, sonra da bu ulusal halk iktidarlarının temsilcileri, dünyada, halkların kardeşliği ve özgürlüğü temelinde yeni bir BİRLEŞMİŞ MİLLETLER kurmalıdır.
İşte bu gerekçelerle; ülkemizde ve dünyada siyasi arayışların yükseldiği bugünlerde, adıyla, tüzüğüyle, programıyla, güncel görevleriyle siyasi bir parti kuruluşunu, değerlendirilmesi, eleştirilmesi ve geliştirilmesi umuduyla, aydınlarımıza ve halkımıza sunuyor, öneriyoruz.
Nezih Gençler
Tarihi Durum:
Tarihimizin 3. ve en şiddetli çöküşünü yaşıyoruz.
İlk büyük çöküşü Osmanlıda, Yavuz zamanı başlayıp Kanuni ile zirvesini bulan yüzyıllarda yaşadık.
Osmanlının ilk dönemlerinde, Dirlik Düzeni içindeki miri topraklar “müslümanların ortak malı” idi. Kamuya aitti. Bunu kuran ve koruyan seyfiye  (ordulaşmış halk) idi. Daha sonra kesim düzenine geçildi. Topraklar önce yaşamları boyunca kişilere, daha sonra miras yoluyla babadan oğula geçirilerek özel mülkiyet haline getirildiler. Ekonomisi toprak gelirine bağlı olan Osmanlı; “iç” ve “dış” borç sarmalında, emperyalizm tarafından parçalanıp çökertildi. Böylece 1. Özelleştirme ve Sömürgeleştirme maceramız trajedi ile son buldu.
Kurtuluş Savaşımızla göreceli bir demokrasi, cumhuriyet, sanayileşme ve aydınlanmanın kapısı aralanmıştı.
Ancak Cumhuriyet öncesinden kalma toprak ve para rantiyesi; Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, özellikle Gazi Mustafa Kemal’in ölümüyle, Menderes-Bayar ikilisinin şahsında 2. Özelleştirme ve Sömürgeleştirme dönemini başlattı. (Bu dönem aslında 1923’deki İzmir İktisat Kongresi’nde gizlice başlatılmış, ancak 1930’larda ertelenmek zorunda kalınmıştı.) Halkçı olmayan bir “Devletçilik”in artan yükünden hoşnutsuzlaşan halk; “denize düşenin yılana sarılması” gibi, dışa bağımlı bu işbirlikçi zümrelere oy verdi. Kurulmuş ve kurulacak KİT’ler ve Birlikler, yabancı ortaklı ‘yerli’ finanskapitali palazlandırmakta kullanıldı. Adeta, gizli bir özelleştirme ve gönüllü bir sömürgeleştirme dönemi yaşandı. Sonuç; 1950’lerin sonunda yeni bir çöküş ile trajik bir komedya oldu.
27 Mayıs Devrimi yüzeysel ve siyasi reformlarla yetindi.
12 Mart (Avrupa’ya Sömürge Adaylığı) yetmedi, 12 Eylül (Yeni Dünya Düzeni’ne ‘Entegre’ Kobaylığı) ile 27 Mayıs’ın rövanşı alınmaya çalışıldı. Uluslarüstü finanskapital ve yerli ortaklarının baş vekili ‘adı özel’ öz-al (sömür) tarafından 3. Özelleştirme ve Sömürgeleştirme dönemi, 24 Ocak 1980 kararlarının hayata geçirilmesi ve 7 Kasım 1981’de toplanan 2. İzmir İktisat Kongresi ile başlatıldı.
Ülke hâlâ 3. çöküş/çökertiliş sürecinin içinde. Beşinci sınıf, basit, arabesk ve sonu belli bir komedi yaşanıyor.
Her üç sömürge ve özelleştirme dönemine damgasını vuran 3. ortak bir özellik daha var: İrtica! Gerçekten, her türlü bilimsel ve teknolojik gelişmeye sağır kalan, batı ile rezonansa, girişken kapitalizmin sanayileşme döneminde değil rantiye finanskapitalin emperyalizm döneminde geçen, iç dinamikleri ve sanayileşmeyi dumura uğratan, tümüyle üretici güçlerin gelişmesine engel olan, ithalatçı, rantiyeci, dış borçlanmacı her özelleştirme ve sömürgeleştirme düzeni; ancak İRTİCA’nın hortlatılmasıyla azgınlaşabilmiştir.
Ezilen ve sömürülen her halkın kendi coğrafyasında ulusal  olarak yaşadığı bu çöküş, son özel mülkiyet düzeninin  evrensel çöküşünün yansımalarıdır. Kapitalizmin son aşaması olan can çekişen emperyalizm, insanlık üzerindeki baskı, sömürü ve tahakkümünü sürdürebilmek için; dinsel ya da ırksal irticayı azdırıp halkları birbirine düşürmekte, cinsel dejenerasyonu ve şiddet-aksiyon gerilimini kışkırtmaktadır. Böylece insanlık yeni bir karanlık çağa itilmektedir.
21. Yüzyıl’da insanlık bununla hesaplaşmak durumunda ve zorundadır. Bu hesaplaşmanın yaşamsal manivelası da halkların siyasi örgütlülüğü ve dayanışması olacaktır.
Kuvayi Milliye Dergisi
VATAN PARTİSİ YA DA KUVAYI MİLLİYE PARTİSİ ANATÜZÜĞÜ
1 – Partinin merkezi ANKARA’dır.
2 – AMAÇ ve KONU: Amacımız; kişisel, zümresel, sınıfsal veya oligarşik nüfuz ve egemenlik yerine, yasal yollardan, halkımızın kayıtsız şartsız inisiyatif ve güdüm, soz ve karar sahibi olduğu, doğrudan halk egemenliğine dayalı gerçek özgürlük ve demokrasiyi, ekonomik ve sosyal adalet temelinde yükselen ulusalcı, halkçı, bağımsızlıkçı, devrimci ve laik sosyal hukuk cumhuriyetini geri dönüşsüz olarak kurmak ve geliştirmektir. Bunun için:
a) Antidemokratik kanunları kaldıracak ve devleti halktan üstün değil halkı devletten üstün tutacağız.
b) Kronik işsizlik ve pahalılık kanser haline gelmiştir. Bunları köklerinden kazımak için, ikinci bir Kuvayı Milliye seferberliği gerektir. Bu ulusal ekonomik ve sosyal kurtuluş seferberliğimizi; en son sistem nükleer enerjili, elektronik iletişim ve eşgüdümlü, bilişim teknolojili ağır sanayi temeline dayandıracağız.
c) Ulusal üretim mücadelemizin para maddesini, -ne sadakayla, ne zorla- ancak UCUZ DEVLET ve BİLİNÇLİ TİCARET yolu ile sağlayacağız.
d) Bu ulusal ekonomik ve sosyal Kuvayı Milliye Seferberliğimizi, başta işçi sınıfımız gelmek üzere mühendisi, mimarı, doktoru ile köylü-şehirli bütün değer yaratan iyi niyetli vatandaşların; tamamen aşağıdan gelme ve tamamen özgür GİRİŞİMiyle + ÖRGÜTlülüğüyle + GÜDÜMüyle gerçekleştirecek; ve bu amaçla, bütün organlarda bilfiil üretmenlerin çoğunluğunu, kadınların ön safta bulunmasını sağlayacak, gençliğe sonsuz güveneceğiz…
e) Temel ilkesi; “örgütlü halk parti içinde, örgütlü parti halk içinde” olan Partimiz; devleti ele geçirmeyi tek amaç gören, devletle bütünleşip bürokratikleşerek halkı yukardan “idare” etmeye kalkan seçkinlerin “iktidar” aracı olmayacak.  Partimiz; politikacı-devlet-halk üçgeninde, örgütlü halkla bütünleşip, politikayı halka yaptırarak, halkın örgütlü gücünü özgürleştirecek ve devletin, toplum için görev yapan bir araç olarak halk tarafından kullanılmasını sağlayacaktır.
ÜYELİK
3 – ÜYE OLMAK :
a) Siyasi Partiler Kanunu’na uygun, 18 yaşını bitirmiş, medeni haklı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ve Birinci Kuvayimilliyeciliğimizin şu andını içmek:
“Vatanın ve halkın mutluluğuna ve esenliğine, halkın kayıtsız şartsız egemenliğine aykırı bir amaç gütmeyeceğime ve cumhuriyet esaslarına bağlılıktan ayrılmayacağıma namusum üzerine söz veririm.”
b) Parti amaç ve programını benimseyip yaymak ve Parti yasasına uymak.
c) Ayda 10 lira ile 100 lira arasında aidat ödemek. Finans Kurulu işsizlerden aidat almayabilir.
d) Parti organlarından birinde fiilen çalışıp, toplantılara düzenli gelmek. Gerekçesiz olarak üst üste üç toplantıya ve yılda toplam beş toplantıya gelmeyen, çekilmiş sayılır.
4 – PARTİYE GİRME ÇIKMA KOŞULLARI:
a) Bir yıldan beri Partili iki üyenin önerisi ve ilgili organın oluru ile aday üyelik başlar. En geç 6 ay içinde parti organlarının onayı ve merkezce tescili yapılan vatandaş asıl üye olur. Birinci Kurultaya kadar öneriyi kurucu üyeler yaparlar.
b) Parti üyesi yer değiştirirken, bulunduğu organdan belge alır ve gittiği yer organına katılır.
c) Partiden çıkmak serbesttir. Kendi çıkan bir hak arayamaz.
d) Partiden çıkarma ve uzaklaştırma yetkisi Merkez Onur Kurulu’nundur. Çıkarılan kimse, ancak ileriki kurultaya başvurabilir. Otomatikman partiden atılanlar şahsen kurultaya başvuramazlar.
5 – PARTİ DİSİPLİNİNİN ÖZÜ özgür  girişim yeteneği yani hür inisiyatiftir.
a) Bütün organların toplantılarında her üyenin eleştiri hakkı sınırsız, kararlarda ve seçimlerde oy hakkı bir tektir.
b) Yetki ve sorumluluk kendiliğinden veya kuru kıdemle alınmaz. Ancak, yaratıcı (Bilgi + Tecrübe + Enerji)’ye, daima bir kararla verilir ve gene bir kararla geri alınır. Hiçbir görev, hiç bir partiliye kişisel hiç bir ayrıcalık bağışlamaz. Partinin en alt organ üyeliği ile en üst  organ üyeliği, tüzük karşısında eşittir. Hiyerarşi zincirinde en son halka Genel Başkan’dır.
c) Tartışmalar, istisnasız, organlar içinde, program ve gündeme göre, soyut ve genel değil, somut, kişiselliğe ve duygusallığa kaçmayan ilke ve fikirler etrafında, yıkıcı değil yapıcı şekilde olur.
d) Her tartışma: Demagojiden uzak, pratik ve ilerletici bir karara varmak için yapılır. Her karar bir organın eseridir ve o organın kapsamına giren bütün üyeler için parti emridir.
6 – PARTİDEN ÇIKARILMA‘yı gerektiren başlıca disiplinsizlik unsurları şunlardır:
a) Kariyerizm (mevki hırsı ve gururu) gütmek.
b) Eleştirisini organ içinde yapmak yerine organ dışı dedikodulara sapmak.
c) Organların aldıkları kararlara uymamak.
d) Parti programı ve yasasına aykırı veya gizli söz ve harekette bulunmak. Herhangi bir gizliliğe ve tahrike kayan üye, otomatikman Parti dışında kalır ve İl Yönetim Kurulu bu ihracı karara bağlar.
TEMSİLCİLER ve YEREL KURULTAYLAR
7 – TEMSİLCİLİKLER ve KURULTAYLAR:
a) TEMSİLCİLİK, partinin temel taşıdır. Küçük bir parti örneği halinde işler. Her köy ve muhtarlıktaki partililer bir görev yılı için Parti Temsilcisi ve yedeğini seçer. Parti Temsilcileri, vatandaş topluluğunun bulunduğu her yerde Parti işlerini yürütür.
b) İL ve İLÇE KURULTAYLARI iki yılda bir Eylül ve Kasım ayları arasında, birbirlerini tamamlayacak sıra ile toplanır. İlçe Kurultaylarına üyelerinin tümü katılır, İl Kurultayı için yarısı asıl yarısı yedek delege seçilir. İl Kurultaylarına katılanların yarısı Büyük Kurultaya asıl, yarısı yedek delege seçilir. Ancak; yasal olarak ilçe delegeleri 600’ü, il delegeleri 1000’i, Büyük Kurultay delegeleri 1200’ü aşamaz. Bu durumda, ilçe, il ve büyük kurultay delegeleri, ilçe ve il üye sayılarına göre oranlanır. Her ilin partili TBMM Üyeleri, İl Yönetim Kurulu ile İl Onur Kurulu Başkan ve üyeleri o il kurultayının asıl delegesidir.
c) KURULTAY GÖRÜŞMELERİ: Her Kurultay, programı, yasa maddelerini, Büyük Kurultay ve Merkez Kurulu kararlarını gözönünde tutarak, bölgenin, ülkenin ve dünyanın bütün sorunlarına çözüm üretir. Kararlarını en kısa zamanda Merkeze bildirir. Kurultaylar arasında Yönetim Kurulları ayda en az bir kez, üyelerle yoğun iletişim ve eşgüdüm toplantıları, sohbet, görüşme ve danışma konferansları düzenler.
d) YÖNETİM KURULLARI: Her Yerel Kurultay, en çok ilçede 9, ilde 11 üyelik Yönetim Kurulu’nu, 3 kişilik yedeğini ve Başkanı seçer. Her Kurul, ayrıca, kendi içinden bir yazman, bir sayman seçerek gereken iş bölümünü yapar. En az haftada bir toplanır. Başkan, gerektiğinde yedekleri göreve çağırır.
e) İL ONUR KURULU: İl Kurultaylarınca iki yıl için seçilmiş 3 asıl, 3 yedek üyeden kurulur. Partili kişilerle organlar arasındaki anlaşmazlıkları inceler. Uyarı ve kınama cezaları verir. Uzaklaştırma ve Partiden çıkarma istemlerini Merkez Onur Kurulu’na gönderir.
BÜYÜK KURULTAYLAR
8 – BÜYÜK KURULTAYIN OLUŞUMU:
a) Genel Kurul toplantısı olan Büyük Kurultay, Partinin en yüce yetkili organıdır. 2 yılda bir toplanır. Her gelecek toplantının gününü ve yerini kendisi kararlaştırır. Gerektiğinde, Başkanlık Kurulu, Kurultay Kararları’nın ruhuna uygun teknik değişiklikler yapabilir.
b) BÜYÜK KURULTAYA KATILACAKLAR; Üye delegeleri, Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Onur Kurulu üyeleri, Partili Bakanlar ve TBMM üyeleridir. Partililer, halk, işçi sendikalarının ve demokratik kuruluşların temsilcileri gözlemci üyedir.
c) OLAĞANÜSTÜ BÜYÜK KURULTAY: Merkez Yönetim Kurulu’nun kararı veya 5’te bir Büyük Kurultay delegesinin yazılı dileğiyle toplanır. Yalnız hedef tutulan belli konuları ele alır. Seçim yapmaz.
d) Büyük Kurultay’ın yeri, günü, saati ve gündemi en az üç gün önce hükümete bildirilerek iki gazete ile yayınlanır. Kurultay Edebiyatı, en az bir ay önce (Olağanüstü Büyük Kurultay’da iki hafta önce) görüşülmek üzere alt organlara sunulur. Büyük Kurultay’ın geri bırakılması bir defa olur. Yeni toplantının kanuni bildirimi ve yayımı, gecikme sebepleriyle birlikte yapılır.
9 – BÜYÜK KURULTAYIN İŞLEYİŞİ :
a) Büyük Kurultay, Genel Başkan’ın açış konuşmasıyla başlar.
b) Çoğunluk varsa, Kurultay için bir başkan, bir vekili ve iki yazıcı seçilir. Bu kurul, tutanakları arşiv için imzalar.
c) Büyük Kurultay, gündemde mevcut ve 20’de bir üyenin dileği veya çoğunluğun kararı ile gündeme alınmış bütün Parti, ülke, dünya konularını görüşür. Hesapları inceler. Bütçeyi onaylar. Program ve Anatüzük değişikliği; Merkez Yönetim Kurulu Kararı ile veya üç il kongresinin kararı ile, her iki halde ilgili organın kongreden iki ay önce yaptığı yazılı istem ile gündeme girer. 3’te 2 çoğunlukla kabul edilir. Büyük Kurultay kararları, gelecek Büyük Kurultay’a kadar Parti’nin değişmez ilkeleridir.
d) Büyük Kurultay: Genel Başkan’ı, Genel Sekreter’i, Genel Başkan Yardımcısı’nı, 18 kişilik Merkez Yönetim Kurulu ile 3 kişilik yedeğini, 7 kişilik Merkez Onur Kurulu ile 3 kişilik yedeğini seçer. Merkez Yönetim Kurulu’nun kimlikleri ile Anatüzük değişiklikleri bir hafta içinde resmi makamlara bildirilir.
MERKEZ
10 – MERKEZ YÖNETİM KURULU:
a) İş bölümü: Merkez Yönetim Kurulu, Genel Başkan’ın veya vekil edeceği Genel Sekreter’in ya da Genel Başkan Yardımcısı’nın başkanlığında toplanır. Bir yazman iki üyeden derleşik üçer kişilik yedi kurul seçer.
b) Başkanlık Kurulu: Bu yedi kuruldan biridir. Genel Başkan, Genel Sekreter ve Genel Başkan Yardımcısı’ndan oluşan, genel yönetim, yürütüm, eşgüdüm ve uyum organıdır. Partinin bütün organlarını, Merkez Yönetim Kurulu’ndan aldığı birer aylık tam yetki ile sevk ve koordine eder. Genel Başkan kanalıyla sürekli toplantı halindedir. Gerektiğinde Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Onur Kurulu yedeklerini göreve çağırır.
c) Oluşturulan Eğitim ve Kültür kurulu, Finans kurulu, İşçi Kuruluşları kurulu, Aydın, Kamu Çalışanı, Köylü, Esnaf Kuruluşları kurulu, Kadın kurulu, Çocuk ve Gençlik kurulu en az haftada bir toplanırlar. Yazmanlarının başkanlığında, konuları ile ilgili işleri görüşüp yürütürler. İletişim ve eşgüdümü Başkanlık Kurulu adına Genel Sekreter sağlar.
d) Merkez Toplantısı: Merkez Yönetim Kurulu en az ayda bir genel toplantı yaparak, Başkanlık Kurulu’nun ve Merkezin çalışmalarını gözden geçirip yeni direktifler verir. Merkez Yönetim Kurulu, Başkanlık Kurulu gerekli gördükçe veya çoğunluğunun yazılı isteği ile, Genel Başkan tarafından toplantıya çağırılır.
11- MERKEZ ONUR KURULU:
a) Partilier ve organlar arasındaki anlaşmazlıkları inceler.
b) Partinin bütün hesap işlerini dilediği zaman, en az yılda iki defa gözden geçirir.
c) Disiplinsizlik hallerinde uyarı, kınama, uzaklaştırma ve partiden çıkarma cezalarını verir.
12 – GENEL BAŞKAN ve GENEL SEKRETER:
a) Genel Başkan bizzat veya yardımcısı ya da vekili aracılığıyla, Merkez Yönetim Kurulu’nu ve Başkanlık Kurulu’nu toplayarak başkanlık eder.
b) Hükümet ve başka partiler ile görüşmelerde ve törenlerde Partiyi temsil eder.
c) “Asgari ücret”in 5 katı tutarından yukarı hesap ve masrafları imzalar.
d) Genel Sekreter: Yazışmaları, çalışmaları, resmi defterleri idare, Başkanlık Kurulu adına Merkez Yönetim Kurulu’nun iletişim ve eşgüdümünü sağlar, “asgari ücret”in 5 katından aşağı hesapları imza, gerekince Genel Başkan’a vekâlet eder.
MADDİ KONULAR
13 – PARTİNİN GELİRİ, GİDERİ:
a) Aidat, giriş ücreti (10 lira), kanuni bağış.
b) Başkanlık Kurulu’nun onayı ile yapılacak yayın, takvim, rozet, cekiliş, kimlik kartı, eğlence, gezi, konferans, okul, kurs, gösteri, tiyatro, yarışma vs. gelirleri.
c) Hangi organın hangi oranda harcama yapacağına Merkez Yönetim Kurulu karar verir. Her yıl bilanço ve kesin hesaplar Finans Kurulu’nca hazırlanıp, Başkanlık ve Merkez Onur Kurulu’nca imzalanır.
Asgari ücretin beş katından fazla para Genel Başkan’ın imzasıyla, daha az tutardaki paralar Genel Sekreter’in ya da Genel Başkan Yardımcısı’nın imzasıyla, işçi veya esnaf ya da köylü kredi kurumlarına ya da kamu bankalarına yatırılır.
d) Partinin kapatılması halinde malları, öncelik sırasına göre, işçi sendikalarına, işçi hastanelerine, esnaf ve köylü kuruluşlarına bağışlanır.
14 – PARTİNİN BÜRO İŞLERİ:
a) Üye Defteri: Üyelerin kimlikleri, giriş tarihleri, aidatları içindir.
b) Karar Defteri: Yönetim Kurulu Kararları, üyelerinin imzaları altında, gün ve sayı sırasıyla yazılır.
c) Gelen – Giden Evrak Defteri: Gelen-giden evrak gün ve sayı sırasıyla yazılır. Gelen evrakın asılları, gidenin örnekleri sırasıyla dosyalarında saklanır.
d) Gelir-Gider Defteri: Bütün paraların alındıkları, verildikleri yerler yazılır. Gelirlerin seri numaralı makbuzlarının dip koçanları ve giderlerin belgeleri dosyalarında saklanır.
VATAN PARTİSİ YA DA KUVAYI MİLLİYE PARTİSİ PROGRAMI
Vatanımızın “Amerika” derecesinde yüksek teknikli uygarlık kurmasından bahsedilir. Ancak, daima bir şey unutulur: Amerikayı Amerika yapan hız, Amerikalıların, önce, Avrupalı emperyalistlere karşı Bağımsızlık – Kurtuluş Savaşını ve köleliği kaldırmak uğruna Vatandaş Harbi’ni göze alabilmeleriyle yani, özgürlük ve bağımsızlık kavgasıyla başlamıştır. Ve şu üç nedenle gelişmiştir: 1- Devletin kırtasiyeci olmayışı (Demokrasi), 2- Derebeği artıklarının yokedilmesi (Toprak Reformu), 3 – Sanayi sermayesinin ötekilerden üstün olması (Teknik Yaratıcılığı).
1- Devletin kırtasiyeci olmayışı; ÖZGÜRLÜK ve UCUZ DEVLET bölümünde,
2- Derebeği artıklarını giderme; KÖYLÜ bölümünde,
3- Sanayii her şeyden üstün tutma; SANAYİ ve İŞÇİ bölümlerinde, program madde ve gerekçeleri olarak verilmiştir.
Bu üç şart birbirinden ayrılmaz, bütündür. Biri eksik oldu mu, hiç birisi gerçekleşemez. Özgürlüksüz toprak reformu ya da sanayileşme kendimizi aldatmak olur. Aksine, büyük sanayimiz ve işçi davamız yoluna girmeden, tarımımızı modernleştirmek veya özgürlüğümüzü sağlamak, -şimdiye kadarki denemelerden yüzde yüz anlaşıldığı gibi- olanaksızdır.
Programımız; o üç ana davayı halkımıza bütünlüğü ile sunmak için iki büyük bölüme ayırmıştır.
Birinci Bölüm ÖZGÜRLÜK YAPILANMALARI,
İkinci Bölüm EKONOMİ TEMELLERİdir.
Ekonomi Temelleri de ayrıca 5 bölümdür:
1 – İŞSİZLİK TEZİ,
2 – PAHALILIK ANTİTEZİ,
3 – SANAYİ SENTEZİ,
4 – İŞÇİ SENTEZİ,
5 – KÖYLÜ SENTEZİ.
1. BÖLÜM:
ÖZGÜRLÜK VE GEREKÇESİ
A – DEMOKRASİ halka inanmakla başlar.

Partimiz; “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” buyruğunu, halk düşmanlığına giydirilmiş demagoji (lâf ebeliği) ve bir maske olmaktan kurtarmayı, anayasalara ve Kuvayı Milliyeciliğimize karşı işlenen cinayetlere son vermeyi görev bilir. Artık, bu cinayetleri kimse mübah göremeyecektir. Demokrasi halka inanmakla başlar. Halkın örgütlenmesiyle olgunlaşır. Köle millet olmaktan kurtulmak için, demokrasiyi bütünü ile kullanmaktan başka yol henüz keşfedilmemiştir. Dünyamızdaki ilk sosyalizm denemesini gerçekleştiren RSDİP için Sovyet Örgütlenmeleri ne ise; bizim orijinalitemizdeki Kuvayi Milliye örgütlenmeleri de işçi sınıfı öncülüğünde, onu örnek alacaktır.

Ülkemizde “laiklik 1950’lerden beri tehdit altındadır” denilir. Bu tehdit “demokrasinin önündeki en büyük engel” olarak gösterilir. Oysa laikliğin yok edilmesi; cumhuriyetimizin temel dayanaklarından halkçılık ve bağımsızlıkçılığın, o tarihten çok önce, daha doğmadan, henüz anarahmindeyken kürtajla kazınıp yok edilmesinin kaçınılmaz bir sonucudur.
B – DEMOKRASİ fikre saygı, halka refahla gelişir.
Millet hâkimdir, egemendir, diyoruz. Bir hâkimin haklı karar verebilmesi için yalnız savcıyı dinlemesi yetmez, dâvacıyı da, suçluyu da, savunma ve kamu şahitlerini de, bilirkişileri de, jüriyi de ayrı ayrı dinlemesi, bütün delilleri ve belirtileri göz önünde bulundurması gerekir. Demek, hâkimiyetin gerçekten milletin olabilmesi için en ilkel koşul: Fikirlerin özgür olması, yani fikre saygı, fikri fikirle karşılamaktır.
Partimiz, mevcut öteki partiler gibi düşünmüyor. Bizde partilerden bir kısmını “ana”, bir kısmını “yavru”, geri kalanları da üvey evlat veya sığıntı sayanların zihniyet ve marifetlerini pek iyi biliyoruz.
Herşeye rağmen, Partimiz, bilim ve ilkeler partisi kalacak, derebeği artıklarının peçelerini indirecek, meclislerimize ve tümüyle devlet mekanizmasına halk hâkimiyeti özünü getirecektir. Partimiz; fabrikada, tarlada, okulda, sokakta, karakolda, cezaevinde, doğuda, batıda halkımız üzerindeki resmi-sivil, gizli-açık, derin-sığ her türlü baskı, işkence ve cinayeti durduracak, temel insan haklarına, eşit yurttaşlık ilkelerine ve hukuka aykırı her türlü uygulamaya son verecek, her türlü kırtasiyeci geriliği ve polisçi tahakkümü kaldıracaktır.
Çünkü, örtülü ya da açık, “dinci” veya “laik” görünümlü her baskı ve sömürü düzeni: Yalnız aydınlık düşmanı olmakla kalmaz, aynı zamanda toplum sağlığına, ekonomik ve sosyal varlığımıza karşı da işlenmiş bir cinayettir. Tarihte Osmanlı geriliği; mandacılık ve Osmanlı istibdadı ile beslenip azdırılmıştır. Gerilik, bir avuç işbirlikçi sömürücü ayrıcalıklıyı kâr, faiz ve rant cennetinde yaşatabilmek uğruna, yaşatabildiği ölçüde, tüm milleti işsizlik ve pahalılık cehenneminde boğar. Onun için; geriliği, ne “büyüme” ne de “demokrasi“ haklı çıkarabilir. Tam tersine, Roosvelt’in dediği gibi: “Demokratik bir dünyada güç, genel refah bakımından kendini haklı çıkarmalıdır.” Toplumsal refahsız özgürlük, özgürlüksüz toplumsal refah olamaz.
İleri ülkeler için nedir, bilmiyoruz; bizim için özgürlük: ölüm-dirim meselesidir.
Vatanımız: Birinci Kuvayımilliyeciliğimizin eseridir. Demokrasimiz; İkinci Kuvayımilliye seferberliğimizin eseri olacaktır…
Parolamız: Özgür, güçlü, varlıklı ve mutlu Türkiye’dir.
Kuvayı Milliye Milletçisiyiz: Egemenlik hakkı kayıtsız şartsız örgütlü halkımızındır.
Kuvayı Milliye Devletçisiyiz: Pahalı ve hazır yeyici devletin yerine; gelişkin teknoloji ve sanayi kurucusu, istihdam yaratıcı, küçük ve orta üreticilere ve girişimcilere destek olan, ucuz ve üretmen devleti yaşama geçireceğiz.
Kuvayı Milliye Devrimcisiyiz: Her türlü maddi sömürüyü kaldıracağız.
Kuvayı Milliye Lâikiyiz: Her türlü manevi sömürüyü kaldıracağız.
Kuvayı Milliye Halkçısıyız: Yabancı ortaklı holdinglerinin çıkarlarını halkımızın ulusal çıkarlarının önüne koyan zümrelerin önderliği yerine, çalışan çoğunluğun önderliğini geçireceğiz.
Kuvayı Milliye Cumhuriyetçisiyiz: Halk tarafından, halk için idare, adalet ve kültür sistemleri kuracağız.
Cumhuriyetimizin Devrim Yasaları’nı, ilk günkü heyecan ve dinamizmi ile etkin kılacağız.
a) 3 Mart 1340 tarih ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;
b) 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun;
c) 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Ünvanların Men ve İlgasına dair Kanun;
d) 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’yle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikah esası ile aynı kanunun 110. maddesi hükmü;
e) 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkanın Kabulü hakkında Kanun;
f) 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkında Kanun;
g) 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve Ünvanların kaldırıldığına dair Kanun;
h) 3 Kanunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine dair Kanun.  
ÖZGÜRLÜĞÜN AMACI:
halkın yoksulluğuna son vermek
1- DEMOKRASİ, (Fransız filozofu Condorcet’nin dediği gibi) “En kalabalık ve en fakir sınıfın maddi, manevi, ruhsal, toplumsal bakımdan iyileşmesi olmalıdır.”
ÖZGÜRLÜĞÜN RUHU:
halkçı cumhuriyetin vekil ve temsilcilerinin yapısı ve seçimi
2- Seçimler özgür, demokratik, nisbi, milli bakiye sistemli ve tam olacak. Asker, polis, jandarma, tutuklu ve hükümlü ayırdı yapılmayacak. Üç aydan beri ikametgah kaydı kalkacak. Medeni kanunun rüşt yaşı (18 yaş) ile SEÇMEN olunacak.
3- SEÇİLEBİLİRLİK; 24 yaşında başlayacak. Siyasi mahkumlar ve resmi yetkilerinden faydalanmamaları şartı ile görevli memurlar ve askerler de seçilecek.
4- SİYASİ PARTİLER; En küçük vatandaş topluluğunun bulunduğu her yerde serbestçe örgütlenebilecek. Ocak ve Bucak organları yeniden açılacak.
Bugüne kadar “Çok Partili Demokrasi” ile halkımız, varlıklı sınıf, tabaka ve zümrelerin temsilcilerini kendi temsilcileri zannederek seçmekte, sonra da yanlış vekil seçtiği için kendini suçlamaktadır. “Parlamenterizm”; bizim gibi ülkelerde halkı aldatma aracı olmaktan kurtulamaz.
Çok parti olacaksa, bu partiler, dayandıkları ve çıkarlarını savundukları halk kesimlerini açıkça belirleyip ilan etmeli, tüzük ve programlarını ona göre yapmalıdırlar. Durumları ve çıkarları birbirine benzer olan halk kesimleri aynı parti içinde örgütlenmelidir. Böylece politika, bir aldatma ve göz boyama “sanatı” ya da vatan-millet “edebiyatı” olmaktan kurtulur. Siyasetle ilgilenmek, varlıklı azınlıkların değil halkın gönüllü ve güncel işlerinden olur. Yeni anayasa ve yasalar hazırlanırken bunlar dikkate alınacaktır.
5- Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM); halkın doğrudan doğruya seçtiği en yüce temsilcisi olacak, yasama yetkisini, 300 kişilik Milletvekilleri Meclisi (Meclis) ve 200 kişilik Halk Temsilcileri Meclisi (Senato) ile bizzat kullanacak. Milletvekili ve senatör emeklilikleri, memurunkinden farklı olmayacak.
Milletvekili ve senatör dokunulmazlığı; adi suçlarda tamamen kalkacak, siyasi görüş ve eylemlerde kalacaktır. Milletvekili maaşı, orta hayat endeksinden yukarı çıkmayacak. Ödenek yerine, bütün taşıt ve ulaşım masrafları (devletçe sağlanamayan yerde faturası devletçe ödenerek) ücretsiz olacak. Her Milletvekili, ülke sorunları ile fiilen ilgili olacak, ortalama 100 köy veya mahalle ile kişisel iletişim kurup, seçmenlerine sık sık hesap vermeye gidecek. Veremezse, belli orandaki seçmeninin imzası ile geri çağırılabilecek. Yapılan referandumda yeterli sayıda güven oyu alamazsa, Milletvekilliği bir süre ya da tümden iptal edilebilecek. Herhangi bir nedenle partisinden çekilen ya da partisiz kalan, Milletvekilliğinden de çekilecek.
Milletvekilleri Meclisi (Meclis); toplam seçmen sayısının toplam milletvekili sayısına oranı kadar sayıdaki seçmene bir milletvekili düşecek şekilde (1997’de toplam 30 milyon seçmen varsa, her 100 bin seçmene 1 milletvekili), partiler açısından nispi oyla seçilecek. Nüfus arttıkça, 300 milletvekiline göre ayarlanacak. Milletvekillerinin enaz %10’u kadın olacak.
Halk Temsilcileri Meclisi (Senato) için halk açısından nispi oyla seçim yapılacak. Adaylar, fiilen kendi meslek / gelir grubundan olacak. Senatörlerin enaz %20’si kadın olacaktır.

Mesleklere göre 50 senatör şöyle paylaştırılacak:

Üniversite öğretim üyelerinden ve öğretmenlerden 5
TMMOB, TTB, TEB, Mülkiye ve Barolar Birliği’nden 10
İşçi örgütlerinden 7
Genel Kurmay’dan 8
Memurlardan 5
Ulusal sanayicilerden ve esnaf örgütlerinden 7
Üretici köylü kooperatiflerinden 5
Sanatçı örgütlerinden 3
Diğer 150 senatör :
Aynı evde yaşayan yurttaşlar, evlerine giren net aylık toplam gelir ortalamalarına göre, örneğin;
– Üç Cumhuriyet altını karşılığı TL’ye kadar,
– Üç-on Cumhuriyet altını arası,
– On-yirmi Cumhuriyet altını arası,
– Yirmi-elli Cumhuriyet altını arası,
– Elli-yüzelli Cumhuriyet altını arası,
– Yüzelli Cumhuriyet altınından yukarı olanlar
resmi istatistiklerle belirlenecek.
Her gelir derecesine enaz 1 senatör düşmek üzere, nispi olarak, toplam seçmen sayısının 150’ye oranıyla bulunacak her seçmen sayısına 1 senatör seçtirilecek. Bu uygulamaya göre; toplam seçmen sayısı 30 milyon ise, her 200 bin seçmen 1 senatör seçer. Örneğin; toplam ev geliri, ortalama net aylık üç-on Cumhuriyet altını arasında olan 15 milyon seçmen varsa, bu seçmenler kendi aralarından, gelir gruplarının temsilcisi olarak 75 senatör seçecek demektir. Beş kişiden kalabalık evde yaşayan seçmenler, her fazla iki kişi için bir alt gelir grubundan sayılır.
Senato; şu an içinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal dengesizlikler giderilinceye kadar ve onları gidermek için görev yapacaktır.
Tarihte çeşitli senatolar görülür: Fransa’da 19. yy.ın ikinci yarısında olduğu gibi, gelenekçi zümrelerin demokrasiyi dizginleme aracı olarak “görev” yapmış olanları vardır. Ayrıca, İsviçre, ABD ve SSCB senatolarında olduğu gibi çeşitli milletlerin merkezi devlette temsil edilmelerine de yarayabilirler.
Türkiye’de hanedan, aristokrasi, hilafet ve federe milletler olmadığına göre, senatoya TARİHİ bir gereksinim yoktur.
Ancak;
– EKONOMİK ve SOSYAL ADALETin geri dönüşsüz olarak yaratılması, korunması ve geliştirilmesi için…
– Tek meclise egemen olabilecek, azınlığa ya da “çoğunluk”a dayalı DİKTATÖRLÜK eğilimlerinin ortadan kaldırılması için; kısmen İngiltere Parlamentosu’nda ve daha çok İrlanda Anayasası’nda bulunan senato tipinde ikinci bir Halk Meclisi; halkımızın gerçek çıkarları ile bağdaştırılabilir.
6- Meclisi ve Senatosu ile TBMM, özüyle ve sözüyle Kuvayı Milliye Meclisi olacak. Anketler Meclis kürsüsünde kalmayıp olay yerinde fiilen yapılacak. Hükümetten şikâyet, vatandaşın demokratik haklarını ve temel insan haklarını ilgilendirdiğinde, yerinde incelemeyi Meclis üyeleri sonuçlandıracaklar.
7- KANUNLAR, bir kurucu meclis toplanarak, baştan başa gözden geçirilecek. Kanun sayısı azaltılacak. Yargıtay başkanının bile hangisinin yürürlükte olduğunu bilmediği mevzuat labirenti, ilköğretimi bitiren her vatandaşın anlayabileceği kadar sadeleştirilecek. Yasalar, halkın kolayca anlayacağı dile çevrilecek. Sayıları bir ara 8000 diye gösterilen antidemokratik ve Anayasa’ya zıt kanunlar kaldırılacak. HALK OYLAMASI (Referandum) esası konacak.
ÖZGÜRLÜĞÜN İNSANI:
örgütlü halk – halkın ordulaşması – cumhuriyetçi halk
8- HALK KURULUŞLARI; bugün devletin sırtına boş yere yükletilmiş sayısız görevleri kendi üzerine alacak. Öyle tam örgütlü millet haline gelebilmemiz için, yalnız şehir ve köy halkı değil, öğretmen, adliyeci ve memurlar da sendikalar, serbest birlikler, dernekler, kooperatifler vs ile örgütlenecekler. Kişi, örgütüne dayanarak, hakkını yorulmadan arayacak. En doğal haklarını arayamayan mazlum millet kavramı kalkacak.
Ülkemizin, uluslararası finans-kapital oligarşisinin örgütleri olan İMF ve Dünya Bankası’nın vesayeti, reçeteleri ve “adam”larıyla “idare” edilmesine son verilecek; egemenlik, örgütlü halkın özgür iradesine, koşulsuz kuralsız bırakılacaktır.
Ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri alanlarda bir Ulusal Savunma-Örgütlenme-Kalkınma seferberliğine girişeceğiz.
9- KOOPERATİFLER üzerinde özellikle durulacak. Kooperatif, kuruluşu yıllarca süren, ağır masraflı zor bir girişim olmaktan çıkarılacak. Tüm halk kesimleri kendi girişimleri ve güdümleri ile üretim, tüketim ve hizmet kooperatiflerinde birleşecekler. Tüketim kooperatifleri iç ticaretin düzenlenmesinde birinci derecede rol oynayarak bir taraftan vurgunculuk ve yolsuzluk olanaksızlaştırılacak, öte taraftan üretim kooperatifleri ile darmadağınık ufak sermayeler üretime katılmak üzere özgürleştirilecek. Kredi kooperatifleri, tefeci ve rantiye dümeni olmaktan çıkacak. Üretim kooperatifleri; tüketim ve hizmet kooperatifleri ile işbirliği içinde köyde, şehirde küçük üretmenleri en modern teknik ve metodlarla kalkındıracak.
ÖZGÜRLÜĞÜN YAPTIRIMI:
adalet bağımsızlığı
10- HAKİMLER; ölü formül olarak bırakılan, Anayasamızın “millet adına yargılama” buyruğunu diriltip işletmek için, ilgili cumhuriyet kurumları ve hukukçu sendikaları / birliklerince gösterilen adaylar arasından halk tarafından, adaylıkları aynı şekilde belirlenen savcılar da meclis-senato tarafından seçilecekler. Asker-sivil adalet ikiliği kalkacak.
11- HUKUKÇU SENDİKALARI; savcılar ve avukatlar da dahil, bütün meslekten adliyecilerin sicil, terfi testlerini hazırlayacak ve mesleki çıkarlarını koruyacak.
12- ADALET KONGRESİ; her yıl, bütün hukukçuları toplayıp mevzuatımızın genel gidiş ve uygulaması üzerinde çalışmalar yapacak ve ANAYASA MAHKEMESİ’nin antidemokratik yasa maddeleri hakkındaki çalışmalarını inceleyecek.
13- SUÇ’ların basın ve siyaset çeşitleri ayrılacak, sanıklar açık oturumlarda yargılanacak. Cezaevleri, eğitimci bir müdürle kendi kendini yönetim ilkesince yönetilerek, çalışma esasına bir o kadar da kültürel faaliyet eklenecek. Her gelişmiş ülkede şart olan rejim-politik uygulanacak: Siyasî suçlarda tamamen, adi suçlarda da iş ve kültür testlerine uyma koşuluyla sabıka kaldırılacak. Irza geçme (cinsel tecavüz) suçu dışında idam cezası olmayacak.
14- JÜRİ usulü bütün mahkemelere sokulacak. Köyler ve uzak semtler için BİNDİRİLMİŞ MAHKEMELER kurulacak. Geçim endeksine kadar gelirlilere bedava dilekçe ve dâva hakkı yanında, hukukçu sendikaları tarafından desteklenen hak sigortaları aracılığıyla ücretsiz avukatlık olanağı da verilecek.
ÖZGÜRLÜĞÜN BEŞİĞİ:
eğitim ve kültür bağımsızlığı
15- Hak arayan adliyeci gibi, HAKİKAT arayan ve İNSAN YARATAN öğretim, eğitim ve bilim kurumlarımız da, ülkemizde gerçekten KEŞİF ve İCAT ruhunu beslemek için tam bağımsızlığa (özerk ve demokratik yapıya) kavuşacak. Bütün eğitmen, öğretmen ve profesörler; KENDİ  SENDİKALARI’nda kişiliklerini ve çıkarlarını koruyacaklar. Hükümetin yetkileri, bir öğretim kanunu ile, öğretim kollarını, öğretmen vasıflarını, okul masraflarını belirtmekle sınırlı kalacak ve özel müfettişleriyle o kanunun uygulanmasını kontrol edecek. İdare, hiçbir şekilde, öğreticilerin yaşam, düşünce ve faaliyetlerine karışmayacak (özerklik).
16- Özelde ya da kamuda çalışan tüm sanatçılar sendikalarında, meslek örgütlerinde ve sanat üretim kooperatiflerinde örgütlenecekler. Çalıştıkları kurum ya da kuruluşun sevk ve idaresinde söz ve karar sahibi olacaklar. Özerk ve demokratik yapıdaki bu kurum ve kuruluşlar kamu ödenekli olarak ya da devlet yardımı ile düzenli ve ilkeli olarak desteklenecekler.
17- ÖĞRETİM SİSTEMİ kol işiyle kafa işi arasındaki uçurumu giderme hedefini güdecek. İLKÖĞRETİM çevre üretimlerinin tarla veya fabrika vs sistemine göre… TEKNİK ve ORTAÖĞRETİM ülke sanayi plânında ayrılmış o yerin pratik ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına göre programlanacak. YÜKSEK ÖĞRENİM Yabancı yayınları aşırma ve kürsü bağımlılığı yerine; ülkemizin yeraltı, yerüstü, insan, hayvan, bitki bütün varlıklarını inceleyerek, ekonomi ve üretim şartlarımızı fiilen geliştirmeyi amaçlayan, özgün emeği yaşama geçirecek; lâboratuvarını tarlalarımıza ve atölyelerimize bağlayarak BİLİM YAPMA görevini sınaî kalkınma atılımımızla taçlandıracak.
18- Öğretim DEMOKRATİKLEŞTİRİLECEK. Eğitimi verenlerin örgütlülüğünün yanında eğitim alanların ve velilerinin de eğitim kooperatiflerinde örgütlenmesi sağlanacaktır. Halkçı milli eğitim bakanlık ve müdürlükleri temsilcileri, sendikalarda ve birliklerde örgütlü öğretmen ve öğretim üyeleri temsilcileri, değişken ortaklı eğitim kooperatiflerinde örgütlü öğrenci temsilcileri; ulusal eğitim ve öğretim sistemimizi oluşturacak olan temel unsurlarımızdır.
Ezberciliğe değil, güçlükler karşısında çözüm yolları bulma, yani hafıza yerine yaratıcı zekâyı işletme, eğitim ve öğretimin ana ilkesi olacak. Her öğrenciye, kişiliğine özgü eğitim sağlanacak. “Fazla diplomalı bize gerekmez” kaygısı ile, sınavlarda öğrenci kıyımı yapılmayacak. Dersane vurgunculuğu ve soygunu önlenecek. Dönen öğrenci oranıyla öğretmenin, öğretim sisteminin ve öğretim araçlarının nicelik ve nitelikleri karşılaştırılacak. Sistem ve araçlar sorgulanacağı gibi öğretmen de, gerektiğinde testlere girecek. Öğretimin her kademesine her yaş ve cinsten her vatandaş sınav vermek şartı ile girip belge alabilecek. Gerekli yerlerde ve konularda, gece-gündüz işleyen nitelikli HALK ÜNİVERSİTELERİ kurulacak. Bölgelerdeki etnik diller ile ilgili enstitüler bu dillerde eğitim ve öğrenimin alt yapısını oluşturacaklar. Eğitim ve öğretim genellikle Türkçe olacak.
19- Halk örgütleri ve ilgili cumhuriyet kurumlarının temsilcileri öncülüğünde özerk bir yapıda Dirimsel Enerji Enstitüsü kurulacaktır. Bu kurum; dirimsel ve cinsel enerjiyi, yaşam enerjisini araştırma, inceleme görevini üstlenecek. Sağlıklı ve özgür insan yetiştirebilmek için, özellikle 0-7 yaş arasında olmak üzere yaşamın her aşamasında insanlar, aileler ve eğitim kurumları ile organik bütünlük içinde çalışarak pilot yaşam laboratuvarları kuracaktır.
ÖZGÜRLÜĞÜN DENETİMİ:
ilkeli basın – yayın – televizyon
20- Kanunlar, hiç bir ilke ve fikir tartışmasını önleyemeyecek. Medyada küfür ve kişiliğe saldırıyı, en yaşamsal konularda bile gerçeği saklamayı (susuş kumkuması) ve çarpıtmayı gidermek üzere ilk önlem: Bütün yazarlar, yapımcılar, haber ve yorumcular, spiker ve kameramanlar vb. sendikal örgütlülüğe ve iş güvencesine kavuşturulacak, halk hizmeti gören medya kuruluşlarının yayın ilke ve politikalarının oluşturulmasında ve idari organlarında yönetime katılacaklar. İlâncılık ve reklamcılık millileştirilecek. Özel basın-yayın organlarında (Radyo, Televizyon dahil) çalışanlarının ve halk kuruluşlarının yönetime katılımı sağlanacak. Cinayet, dövüş gösterileri ve seks pazarlaması ve edebiyatı durdurulacak, oradan tasarruf edilen ulusal enerji insancıllığa ve ülkücülüğe yönlendirilerek, üretim hayatımızı, iş kahramanlarımızı tanıtan ve ödüllendiren programlar teşvik edilcek.
ÖZGÜRLÜĞÜN UYGULAMASI:
halkçı cumhuriyet – hoşgörü – sağlık
21- HÜKÜMET TARZI; Milli Mücadele’nin ilk yıllarındaki eleştiriye katlanma ruhuna sadık kalacak. Çamuratma ve umacı politikası ile yıldırma usülleri kaldırılacak. Bakanların kanunüstü durumlarına son verilecek; aylık ve ödenek Milletvekilininkinden farklı olmayacak, yolluk orta bir memura verilenden yukarı çıkmayacak. Birinci Büyük Millet Meclisi’nde olduğu gibi, her bakan Meclis önünde sorumlu olarak seçilecek.
22- MEMUR’ların kendi kendilerini yetiştirip, çıkarlarını koruyacakları grevli toplu sözleşmeli MEMUR SENDİKALARI kurulacak. DEVLET Mensuplarının karınları ve kafaları doyurularak halk hizmetinde verimleri arttırılacak. Memurla sivil vatandaş arasında adalet ikiliği ve hak uçurumu kaldırılacak.
23- Çok eski zamandan kalma VALİ, KAYMAKAM, NAHİYE MÜDÜRÜ gibi saltanat makamları kaldırılacak. Yerlerine, Batı demokrasilerindeki gibi veya muhtarlarımız gibi, halk tarafından seçilmiş mahalli idareciler geçecek; mahalli polis o seçilmiş idarecilerin emrine verilecek. Ülkede halkçılık ve demokratik merkeziyetçilik ilkesine, ulusal birliğe sıkı sıkıya bağlı yerel halk meclisleri güçlendirilecek. Kuvayı Milliyeci Kent Konseyleri kurulacak.
24- ANAYASAMIZIN kamu hukuku maddeleri ile, İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ hükümleri, kısıntısız olarak, kitaptan hayata geçirilecek.
25- Komşularımız ve tarihi yoldaşlarımız olan Ortadoğu, Avrasya ve Ortaasya halklarıyla her alanda işbirliğine gidilecek.
26- SAĞLIK işleri; kültür ve adaletimiz gibi, başlı başına bir kanunla hekim ve hasta bakıcı sendikaları yardımı ile, bağımsız ulusal iradeye kavuşacak. AİLE HEKİMLİĞİ kurumu kurulacak. Her yuva doğal abone sayılıp genetik-biyolojik-sağlık koruması geliştirilecek. Koruyucu Toplum Hekimliği etkinleştirilip yaygınlaştırılacak. Hastaneler tıp ve halk kuruluşlarının kontrolu ve seçimiyle idare edilecek.
27- SPOR: Kulüplerimize ülke ve dünya ölçüsünde tam hareket serbestliği tanınacak. Spor, kalbi ve öteki iç organları yıpratan, zekâ aleyhine kas urlaşmasına yol açan ve birkaç “kahraman” yetiştirmek için yüz binlerce kişiyi seyirci durumunda bırakan kumarlaştırılmış şeklinden çıkarılacak. Kitlesel sporla hareketlerimiz şiirleşecek, zekâmız sosyalleşecek, yaşamımız kollektifleşecek. Milyonlarımızın Beden ve Beyin uyumunu arttırmak için, her çağda ve her sağlıkta vatandaşa spor alanı, âleti ve imkânı sağlanacak.
28- Kent varoşlarını sağlıksızve yetersiz barınma, beslenme, eğitim ve sağlık koşullarından kurtarmak amacıyla, diğer demokratik kitle-meslek örgütleriyle eşgüdüm içinde çalışacak Gecekondu Enstitüleri kurulacaktır.
ÖZGÜRLÜĞÜN GÜCÜ:
ulusal(cı), demokratik, halkçı ordu
29- Modern orduda her tek erin bilinci zaferi yarattığına göre: bilfiil çalışanlar askere gidince, geride kalanlarına en az geçim endeksine eşit yardım yapılacak. Terhis edilince makul tazminat ödenecek. Hizmet ocağı, toplumcul+teknik+Kuvayimilliyeci okul haline getirilecek.
Her zamankinden daha çok bugün, dünyada sömürünün kaldırılabilmesi, nihayi barışın ve halkların kardeşliğinin kurulabilmesi, korunup geliştirilebilmesi için, bizim gibi ülkelerde, halkın ordulaşması, ordunun da halk(çı)laşması yaşamsal bir zorunluluktur.
“Silahsızlaştırma”, “askersizleştirme”, orduların tasviyesi, ulusal güvenlik yerine küresel “çekiç güç”lerin geçirilmesi, ordunun profesyonelleştirilmesi ve özelleştirilmesi projeleri Batılı’lar tarafından dayatılmaktadır. Tüm bu dayatmalar, çoğu zaman “sivil”, “barışçı”, “militarizme karşı”, “çevreci”, sözümona insan, çocuk ve kadın hakları savunucusu, “nükleer karşıtı” gibi, son duruşmada gene batılılarca finanse edilen ve desteklenen örgütlerce, “masum” ve “ikna edici” biçimlerde dile getirilmektedir. Ne yazık ki bir çok iyi niyetli aydınımız bu tip 5. kol propagandanın etkisinden kendisini kurtarabilmiş değildir.
Oysa yakın tarihimizde ve bugün yaşadığımız olaylar bize; ekonomik ve sosyal kurtuluş için, ülkemizin ve halkımızın ulusal çıkarlarını savunabilmemiz için, evrensel barışın ve kardeşliğin geri dönüşsüz olarak kurulabilmesi için sadece silahlı kuvvetleriyle değil, halk olarak tümüyle ordulaşmamız gerektiğini göstermiştir.
Bu nedenlerle, hiçbir önyargıya kapılmadan, karşı propagandadan ve “militarist” suçlamasından etkilenmeden, yalnız doğal afetlerden korunmak, bombardıman, nükleer serpinti vs’nin zararlı etkilerini azaltmak gibi pasif mücadele için kurulmuş olan sivil savunmayı, gönüllülük temelinde, ulusal güvenliği de kapsayacak biçim ve özde, aktif bir kuruluş olarak yeniden örgütleyeceğiz. Küçük yaşlardan başlayarak her yaş grubuna sosyal, kültürel, pedagojik ve psikolojik özelliklerine göre sivil savunma eğitimi, yetki ve sorumluluğu verilecek, bu etkinlik; Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmaybaşkanlığı ve Sivil Savunma Başkanlığı eşgüdümünde, ülke geneline yaygınlaştırılacaktır.
ÖZGÜRLÜĞÜN SEMBOLÜ:
vicdan – inanç
30- Her yurttaş, yer, içerken olduğu gibi, dinî ve manevî ihtiyaçlarını giderirken ya da gidermezken devlet, kurum, kuruluş, örgüt veya kişi karışmasına uğramayacak. İnanmak kadar inanmamak da özgür olacak.
ÖZGÜRLÜĞÜN DÜNYASI:
gerçekçi dış siyaset
31- Hiç bir soyut fikre, dogmaya ve kuruntu duyguya kapılmayacağız. Kim, ağır sanayi hamlemizi hakkıyla desteklemek üzere, en az faizle en uygun yardımı yaparsa (Yabancı Sermaye maddesi) onunla dost olacağız.
Herkese ILO’nun anatüzük girişini hatırlatacağız:
“Fukaralık nerede bulunursa bulunsun, herkesin refahı için bir tehlikedir.”
ÖZGÜRLÜĞÜN RAKAMI:
sosyal istatistik
32- Türkiyemizde sorunları gizleyip çözümleri felce uğratan en eski işkencelerden biri de ‘RAKAMLARIN İSTİBDADI’dır. İstatistiklerimizde halk kesimlerimizin geçim seviyeleri, gelir basamakları, üretim, teknik, aile ve örgütlülük durumları belirtilecek. Böylelikle hem çağdaşlaşma aşkımız özentilikten kurtarılacak, hem hükümetimiz kör yoklamaları ile bocalamayacak, hem de milletimiz alın yazısını düzeltme çarelerini kavrayacak.
II. BÖLÜM:
EKONOMİ
Bugün bin vatandaşımız içinde dokuzyüz doksan altısının uykusunu kaçıran iki müzmin illetimiz var:
1 – İşsizlik,
2 – Pahalılık.
BİRİNCİ ÇİZİ: İŞSİZLİK
 GEREKÇE: İşsizlik “KÖTÜLÜKLERİN ANASI”dır. Yarım milyon sanayi işçimiz varken: “Bütün yurt mahkemelerine bir yılda bir milyona yakın iş gelmekte” idi. (Ulus, 21.12.1946) Bugün, açık işsizlerimizin sayısı 15 milyonu geçti. Mahkemeler ve hapishaneler dolup taşıyor. Ayrıca tütün tüketiminde dünya rekorunu kırıyoruz. Bakanlarımız bile, açıkça: “Millet kendini içkiye verdi” diyor. Suçlar hızla artmakta. Bu durum, işsizliğin millete dayattığı taksitli intihardır. Hapishaneyi “cennet” sayan işsizler ülkesindeyiz. Onun için, can düşmanımız işsizliğe karşı ulusal seferberlik ilan edeceğiz.
1- Ülkemizin bütün yetkili ve sorumluları, kitle iletişim araçlarından, şu büyük ulusal gerçeği her gün haykıracaklar:
“Tarlada, fabrikada, karada, denizde, havada çalışmak: masa başında; salonda, sarayda oturmaktan çok daha üstün ve şereflidir!..”
2- İŞSİZE SES VE YARDIM: En büyük şehirlerimizin en kıyı mahallelerinden, en ücra köyümüzün dağ başına kadar, her nerede bir tek yurttaş işsiz kalırsa, o işsizimize iş bulununcaya kadar, özel, resmî, bütün iletişim ve ulaşım araçları derhal, ücretsiz olarak o yurttaşa açık tutulacak. Masraflar belediyelerce karşılanacak.
İşsizliğe karşı mücadele için, köylere kadar otomatik işleyen bağımsız halk teşekkülleri kurulacak. Hükümetin birinci görevi: hırsız yakalamak, anarşist ve bölücü avlamaktan önce, işsize iş bulmak olacaktır.
3- İŞSİZE TAZMİNAT: İşsizlik, toplum halinde yaşayan hiç kimsenin tek başına “suçu” olmadığı için, her işsize iş bulamayan ilgili teşekkül ve kurumlar, en az geçime elverişli bir ücret ve tazminat ödeyecek. Bu konuda ihmali görülenler, başta Cumhurbaşkanı ve Bakanlar gelmek üzere, tüm devlet görevlileri, zincirleme kendi ceplerinden işsizlik tazminatını ödemeye (sembolik de olsa) katılacaklar.
4- İŞSİZE İŞ: Ülkemizden her yıl ihraç edilen üzüm, incir, tütün, hatta maden ve benzeri birçok ilk ve ham maddeler, dış pazarlara gitmeden önce kendi işçilerimizce âzamî derecede işlenecek, standardize edilecek. Böylece; kalitesi yükselmiş olan mallarımıza daha çok ve kolay müşteri bulunurken, pahalılığı arttırmakta ağırlıklı rol oynayan döviz açığımız kapanacak ve de yeni iş alanları açılıp işsizlik önlenecek.
İKİNCİ ÇİZİ: PAHALILIK
GEREKÇE: Pahalılık, fiyat rakamının şu veya bu olması değildir. Pahalılık: Vatandaşın gerçek gelirinin az, alım gücünün düşük olması; buna karşılık para (faiz) ve emlak (irat) rantının yüksek, devlet giderlerinin fazla olmasıdır. Bu nedenle:
1- GELİR POLİTİKASI: Ülkenin her bölgesi için özel GEÇİM ENDEKSLERİ çizilecek. Endeksler, yalnız bakanlık veya ticaret odaları tarafından değil; işçi, memur, esnaf, aydın, kadın ve köylü kuruluşlarının da katılımıyla hazırlanacak. Her vatandaşın EN AZ GELİRİ o geçim endekslerine göre belirlenecek.
2- FİYAT POLİTİKASI: Vatandaş ihtiyaçlarından hangi bölümünün, vatandaşın enaz gelirinden ne kadarı ile karşılanacağı, barometrenin ibresi gibi, gözönünde tutulacak. Örneğin: Kira, ısıtma, aydınlatma, su, elektrik masraflarını içine alan BARINMA giderleri, vatandaş gelirinin en çok 10’da birini; yiyecek, içecek masrafları en çok 6’da birini; devlet masrafları ve vergiler en çok 10’da birini geçmeyecek. Bugünkü hesaba göre: geçim endeksine kadar olan gelirlerden vergi kesilmeyecek, tüm kiralar enaz beşte bire indirilecek.
3- İRAT POLİTİKASI: Kiralar iki cins akara (yani, kira getiren mülklere) göre ayarlanacak.
a) İhtiyaç akarı: İşçi, memur ve esnafın aile tasarrufu ile kurdukları yapılardır. Bunlarda bütün kiralar, geçim endeksine ulaşıncaya kadar, serbest bırakılacak.
b) İrat akarı: Geçim endeksinden yukarı gelir sağlayan kira yerleridir. Bu akarın kira hadlerini evkadınları temsilcileriyle tüketici kuruluşları belirler. Yıllık kira, gerçek bina maliyetinin %1’inden yukarı çıkamayacaktır.
4- DEVLET POLİTİKASI:
a) Vasıtalı vergiler; ilk hedef olarak yarıya indirilecek.
b) Vasıtasız vergiler; geçim endeksi derecesine kadar olan gelirlerden alınmayacak: Ondan yukarısında, katlamalı artan ilerleyici vergi alınacak.
c) Bütçedeki, her tek milyon masraf, fiyatları iki milyon yükselttiğine göre, bütçeyi ilk aşamada beşte bir azaltarak,  fiyatların en az üçte bir düşmesi sağlanacak.
d) Enflasyon: Fazladan kâğıt para basılmayacak.
e) Devletin ürettiği mallar: İşverenlere maliyetinden ucuz, halka pahalı satılmayacak.
5- CUMHURİYET  POLİTİKASI:
a) Örgütlü Halk: İşçi, köylü, memur, teknik ve idari personel, esnaf, aydın bütün meslek kesimlerimiz Merih yıldızından uzman getirtmeyi beklemeden, kendi girişim ve güdümleri ile ÜRETİM, TÜKETİM ve HİZMET KOOPERATİFLERİnde örgütlenecekler.
b) Fiyat Kontrolü işi; memur ve tüccarlardan alınıp, halk ve kadın temsilcileri ve kuruluşlarına verilecek.
c) Mesken işi: Evsizlere imece yoluyla inşaat seferberliği bir çeşit gönüllü ulusal spor olacak. Maliyeti çok, ömrü az, sağlığa aykırı gecekondu izbecikleri yerine, yeşil alanlı, parklı, bahçeli, ucuz, konforlu, çok katlı konutlar: Halk kuruluşları, belediyeler ve devletçe desteklenecek yapı kooperatifleri ile yürütülecek.
Emlak Bank; konut kooperatifleri ve mimarlar odası gibi kuruluşların öncülüğüyle kurulacak konut kooperatifleri bankasına dönüştürülecek.
d) Büyük Vurgunla ve Yolsuzlukla Mücadele: Esnafcık 1 liralık malı 5’e satınca, memurcuk 3 kuruşu zimmetine geçirince nasıl mahkemeye düşüyorsa, tıpkı öyle; ihracatçı tüccarın bir kalemde 6-7 şer trilyon kazanması, milyonlarca fındık üreticisine yarı fiyat verilip, bir avuç tüccara ve ihracatçıya iki misli kâr ettirilmesi, bir kaç bankanın 1 günde söylenti ile 4-5 trilyon vurması, 30 milyon köylünün buğdayından 3 yabancı, 3 yerli firmanın trilyonları ele geçirmesi, banka hortumlamaları, enerji ve iletişim sektöründeki yerli-yabancı talan, soygun, vurgun ve rüşvetler de normal ticaretin gereği sayılmayarak adalete teslim edilecek.“Aman sermaye yatırım yapmaz kaçar!”, “sanayici ve işadamlarına yargısız infaz yapılıyor!” gibi sözümona “vatansever” ve “insancıl” demokrasi havariliklerine izin verilmeyecek. Onların ‘yatırımcı sermayedar’ veya ‘sanayici işadamı’ olmadıkları, yerli-yabancı ortaklı finanskapital tefecileri ve kan emicileri oldukları unutulmayacak, unutturulmayacak.
BİRİNCİ SONUÇ: SANAYİLEŞME
GEREKÇE: İşsizliği bir numaralı düşman ilân etmek, pahalılığı karantinaya almak, ortadan kaldırmaya yetmez. Her iki sorunun kökü: Sanayileşme tempomuzun yavaşlığında gizlidir. Üretimdeki azalma işsizliği, işsizlik çalışanların ücret düşüklüğünü peşinden sürükler. O zaman halk, işsizlik ile pahalılık cenderesinde ezilir.
1- PAHALILIKTAN EN AZ ETKİLENENLER SANAYİLEŞMİŞ ÜLKELERDİR: İkinci Emperyalist Savaşta (1939-1942) pahalılık: Savaşa giren İngiltere’de %17, Almanya’da %8 iken, Türkiye’de %500’ü buldu. Macaristan’da %44, Bulgaristan’da %54 idi. Savaşa girmemiş vatanımızın, savaş görmüş küçük komşularından 8-10 kat, büyük batılılardan 30-60 kat fazla pahalılığa boğulması; dizginsiz bezirgân ve tefeci ilişkileri gibi ekonomik ve sosyal bir çok nedenler yanında, özellikle üretimimizin modernleşmemiş olmasından ileri gelir.
2- İŞSİZLİĞE ÇARE BULMAK İÇİN İŞ HACMİNİ GERÇEKTEN GENİŞLETMELİYİZ: Bizde yapıldığı gibi, işsizlik tehdidi altında bir kısım çalışanları günde 13 saat yıpratırken, öteki kısmını yarım gündelikle kısmî işsizliğe mahkûm etmek, işsize iş bulmak sayılamaz. Bir yumurtayı 10 kişiye taşıtmamak veya işçiyi, gücünü aşıp ezmemek için tek çare, ülkede iş hacmini gerçekten genişletecek hızlı sanayileşmedir.
Batının 400 yılda aştığı basamakları biz birkaç 4 yılda atlamak zorundayız. Bu zorunluluğa inanarak, ulusal(cı) sosyal sınıf, zümre ve tabakaların en vatansever, en namuslu, en canlı ve en ileri unsurlarını özveri ile ve gönüllü içine alan genel bir ulusal seferberlik başlatmak zorundayız. Birinci Emperyalist Savaştan sonra bağımsızlığımızı kurtarmak için nasıl demir çarık, demir asâ, Batılı sömürgenlere karşı Birinci Kuvayı Milliye hareketimizi başardıysak, aynı inançla bugün de geleceğimizi kurtarmak için; en son teknolojiyi, çağın gereklerine uygun, yeni ve gelişkin üretim, paylaşım ve tüketim ilişkilerini kurmayı amaçlayan ekonomik ve sosyal bir İkinci SINAİ KUVAYI MİLLİYE hareketi yaşamsal bir zorunluluktur.
Türkiye’nin sanayileşmesine 5hiçbir parti karşı değil. Ancak, bütün kurulu partilerden ayrıldığımız iki ana ilke var:
– TEMELDE: Diğer partiler, yabancı uzmanlara uyup, küçük sanayi, montaj, paketleme ve kozmetik ile çöplenmemizi, makineleri dışarıdan getirmemizi, gelişmiş sanayilere entegre olmamızı yeterli buluyor. Kuvayı Milliye Partisi ULUSAL AĞIR BÜYÜK SANAYİİ ve ULUSAL ELEKTRONİK BİLİŞİM TEKNOLOJİSİni modernleşmemizin temeli ve ana halkası sayar.
– YÖNTEMDE: Diğer partiler, yukarıdan, kırtasiyeci, müteahhit bezirgânlığına ve rantiye tefeciliğe yaslanarak  gidişimizi yeterli buluyor. Partimiz, birkaç yılda çağ değiştiren Kuvayı Milliyeci geleneğimize lâyık bir atılım ile, çalışan halkımızın özverili dinamizmini hareketimize motor yapmak istiyor. Kuvayı Milliye Partisi; iktidara gelinceye kadar cek-cak politikaları ile halkı oyalayan, iktidara gelince politikayı halka yasaklayan mevcut siyasetleri reddeder; halkımızın politik duyarlılığını ve örgütlülüğünü etkin, yaygın, sürekli tutmayı ekonomik ve sosyal hayatımızın özü sayar.
Tarımımızı ilerletmek için AĞIR SANAYİ yaşamsal zorunluluktur. Çünkü: Makine ve tasarım yapan ve patent hakkını tekelinde tutan, yapamayanı haraca bağlayabilir. Sonra, bizde ağır sanayi mümkündür de. 1950 yılında sanayi üretimimiz; ihtiyaçlarımızın 3’de ikisini, çelik, makine ve kimya üretimi, ihtiyaçlarımızın 3’te birini karşılıyordu. Ne yazık ki; sanayileşmemiz 1938 yılı yüzde 15,6 iken, 1952 yılı 12,9’a, 1974 yılı 11.2’ye düştü ve bugün büyümemiz ve sanayi leşmemiz ancak (-) rakamlarla ifade edilebiliyor. Borsa, repo ve hisse senedi gibi hiçbir karşılığı olmayan, üretim dışı kumarhane bataklığında, yabancı para egemenliği altında her geçen gün daha da yoksullaşıp borçlanıyor, ülkemizi ve geleceğimizi ipotek ediyoruz.
ELVERİŞLİ SERMAYE
1- ÖZEL SERMAYE: Vergi kaçakçılığı uğruna, üretimimizi tahta perdeciklerle bölük pörçük eden, verem yuvası işletmeleri toplum bünyemizde çıban gibi açan BESLEME SANAYİ, yedek parça ‘sanayi’ ve montaj ‘sanayi’, himaye değil tasfiye edilecek. Bizde “sanayi” deyince %99 yabancı otomobil yedek parçası satan dükkanlar akla geliyor. Vatanımıza en modern ve gerçek sanayii getirecek özel teşebbüs teşvik görecek.
2- YABANCI SERMAYE; siyasî müdahale ve ekonomik imtiyaz istemeyecek. Ağır sanayimize tekniğin son sözünü getirecek. Geldiği ülkedekinden düşük ücret ve çalışma şartları öne sürmeyecek. İleri ülkelerdeki rayiçten üstün faiz ve kâr almayacak. 10 yıl sonunda, (amortismanını bitirip) işletmeyi halkımıza devredecek.
BİLİNÇLİ TİCARET
3- DIŞ TİCARET: Yalnız malımızı alanın değil, malımızı değeri ile alanın malı, uluslararası eksiltme yoluyla alınacak. Ömrü altı ayı geçmeyen ve ticari dengemizin bozukluğuna katkıda bulunan, vurgunculuğun balık avladığı bulanık su haline gelmiş dış ticaret rejimleri terkedilecek. Zorunlu gereksinimlerimizin ithalinde, sanayileşme plânımızın gereklerine uygun istikrarlı oranlar konacak, TAHSİSAT keyfî idaresi olanaksızlaştırılacak. Lüks ithalat durdurulacak. Yabancı fatura hileleri, dış ticaret ataşelerimizle sıkı kontrol edilecek. Hilenin önüne geçilemeyen branşlar, millileştirilecek. Dış ödemeler dünyanın en pahalı değil, en ucuz dövizi ile yapılarak tasarruf sağlanacak. Döviz kaçakçılığını besleyen acentelikler kamulaştırılarak ödeme açığımız kapatılacak. Demir, çelik ve makine ithalâtı kamulaştırılarak uluslararası eksiltme yoluyla ithalâtçı ve toptancı kârı ağır sanayimize aktarılacak: Devlet tekelindeki ürünlerin ihracatı, üretmen sendika ve teşekküllerinin kontrolu altında devlet eliyle yapılarak, hem bitmez dedikodular durdurulacak, hem de ihracatçı kârı gene sanayimize yatırılacak. Böylece, dış ticaret kanalıyla yapılacak tasarruf da ulusal sanayi kalkınmasına yarayacak.
4- İÇ TİCARET: Ulusal varlığımızı çarçur eden başıbozuk gereksiz harcamalar önlenecek. Her yıl, milyarlarca liramızı üretim dışı bırakan reklâm masrafları yerine, en ekonomik tanıtma ve satma cihazı olan kooperatifler kurulacak. Küçük tasarruflar, büyük üretime teşvik edilecek. Tefeciliği, iratcılığı ve aracıyı, tüccarı koruyan gelenekler ve yasalar terkedilecek, bununla ilgili usul ve kanunlar tüketiciler lehine değiştirilecek. Her köşe başında emlâk ve arazi havaoyunu, döviz, menkul ve gayrimenkul yatırım ve ikramiye kumarını kışkırtan köşe dönücülük mekanizmaları ve sektörüne ağır vergiler konacak.
DEVLET BANKALARI: Alanlarına göre örgütlenmiş kooperatif bankalar halinde reorganize olacaklar. Bir taraftan ulusal sanayileşme plânımızı desteklerken, diğer taraftan, küçük şehir ve köy üretmenlerini üretim kooperatiflerine çeken ilk madde ve apre istasyonlari ile (hammadde, tohumluk, gübre vb. merkezleri ile) destekleyecekler.
ÖZEL BANKALAR’dan her biri, mevduatlarını, kendi seçecekleri üretim dallarında kullanacak, para sahipleri için de daha istikrarlı bir verim sağlayacak olan üretim seferberliğimize destek olacaklardır.
UCUZ DEVLET
5- UCUZ İDARE: Devlet, belediye, özel idare ve her türlü mahalli bütçelerle, her türlü devlet ve yarı-resmi ekonomi kuruluşlarında gereksiz, kırtasiyeci lükse, mirasyedice israflara son verilecek. Masraflar en az dörtte bir kısılacak; her yıl yaklaşık bir kat artarak fiyatları ikiye katlayan bütçe usûlü kaldırılacak. Denk bütçe yapılacak.
6- VERİMLİ MEMUR: Milli Mücadele’yi zafere götüren hükümet kadroları bütçemizin %3 ilâ 5’ini tuttuğuna göre, bu ilk Kuvayı Milliyeci devlet geleneğimiz ideal sayılacak. Para enflasyonu ile atbaşı giden MEMUR ENFLASYONU durdurulacak. Fiili üretimde çalışana daha yüksek hayat standardı sağlanarak, esasen ezici çoğunluğu üretimden sunî olarak koparılmış bulunan memurlara gönüllü olarak katılacakları büyük sanayi cephemizde gerçekten yaratma alanı açılacak. Memurların hem bedenleri “salla başını al maaşını” illetinden korunacak, hem de ruhları olumlu değer yaratıcılığının manevî mutluluğu ile yücelecek.
Başta bakanlar gelmek üzere, büyük memurlara, İsveç’in tramvayda ölen Başbakanı; karısı hem öğretmenlik, hem ev işleri görürken, kendisi de her sabah bisikletle Bakanlığa giden Savunma Bakanı örnek tutularak, barem yapılacak. Büyük memurlar lehine küçüklerin tırpanlanması usulleri kaldırılacak. Tek tek memurların aylıklarında ulusal gelire göre meydana gelen alçalma önlenecek.
Böylelikle, kafa ve mideleri doyurulan memurların rüşvet ve zimmet suçları işlemeleri önlenecek. Memurun yükselme ve gönenmesinde kaliteye önem verilecek; puanlama ve test usulü esas alınıp memur sendikalarının görüşü alınarak, görevden alma ve göreve atamalarda kişisel ve duygusal etkiler önlenecek.
7- Programımızda öngörülen “Ucuz İdare – Verimli Memur” ilkeleri ile 1980’li yılların başından beri “DEVLETİ KÜÇÜLTME”, “EKONOMİYİ SİYASETTEN ARINDIRMA”, “özelleştirme”, “verimlilik” adlarıyla dayatılanlar birbirleriyle taban tabana zıttır. Bu dayatmalar yeni de değildir. Bugünün “merkezi devletin küçültülmesi” ve yerel yönetimlere ağırlık verilmesi tezleri; Osmanlı’nın son dönemindeki Prens Sebahattin’in “ademi merkeziyetçilik”idir. Şimdiki “demokratikleşme”, “şeffaflaşma”, Helsinki ve Kopenhag zorlamaları, Osmanlı Sultanı’nın borçlarını milletin borcu yapıp sağlama almak isteyen batılılarca yüz yıl önce dayatılan tanzimat, meşrutiyet ve mandacılık politikalarıdır. Bu oyunlara son verilecektir.
BÜYÜK SANAYİ
8- İKTİSADİ HALK KURULUŞLARI: Büyük sanayimizde çalışanların %50’sini istihdam eden Kamu İktisadi Teşekkülleri’nin (KİT’lerin) yönetimine, bugün olduğu gibi finanskapital tekelleri ve bankalarının temsilcileri değil Halk Kuruluşları katılacak. Hesapları Sayıştay vizesinden geçecek. Her işletmenin teknik ve idari güdümünde, İşçi Temsilcileri çoğunlukta olacak.
Halk Bankası, ulusal küçük sanayici ve esnafın örgütlü öncülüğünde kurulacak kooperatif bankasına devredilecek.
9- PLANLI BÜYÜK SANAYİ: Ucuz devlet, bilinçli ticaret kanallarından ve toprak reformundan doğacak tasarruf ve döviz fonlarına dayanarak, bir Meclis devresi olan her 4 yıl için bir Ağır Sanayi Plânı kurulacak. Şimdiki bütçemizin en az %10’u ile motor, modern elektronik, bilişim ve iletişim teknolojisi, tersane, demiryolu, traktör, tarım ve sanayi makineleri fabrikaları kurulacak. 2’nci dört yılda sanayiye elverişli nükleer enerji santralleri, kimya işletmeleri, elektrik santralları kurulacak. Uluslararası eksiltme yolu ile, hiçbir ön ve bönyargıya kapılmadan, gerekli yabancı teknoloji ve sermayeye açık olunacak, sermaye gelmediği zaman patent ve ihtisas parayla satın alınacak.
İKİNCİ SONUÇ: İŞÇİ SORUNU
GEREKÇE: Üretimimizin modernleşmesi, yalnız makina ve usullerimizi ele almakla gerçekleşemez. İyi aletsiz ve teknolojisiz insan çalıştırmak nasıl geriliği ebedileştirirse, tıpkı öyle, insanı bilinçsiz makine gibi kullanmaya kalkışmak da, en değerli ulusal zenginliğimizin, yani işgücümüzün önce verimini azaltır; sonra da asıl korkulan tehlikeyi: Makine düşmanlığını getirir. Netekim, yıllardan beri tarım ve sanayide makineleşmeyi ilerletemeyişimizin baş nedeni: Şehirde, köyde mutlak sömürüyü; az ücretle çok çalıştırmayı kaldıramamış olmamızdır. Batıda, işçilerin mutlak sömürüye karşı direnmeleri başladıktan sonra, işverenler daha mükemmel makinelerle üretim yapmaktan başka çare bulamamışlar ve işçi zoruyla, bugünkü sanayi toplumları yükselebilmiştir. Onun için, hükümetimizin de dahil bulunduğu ILO’nun Birleşmiş Milletler Sosyal ve Ekonomik Konseyi’ne verdiği raporda şöyle denir: “Çalışan sınıfların hayat şartlarının düzeltilmesi iktisadî kalkınmanın birinci hedefidir. İş şartları, ekonomik ve sosyal şartlar düzelmedikçe, yeni malzemeler verilmesi ve en iyi üretim teknolojilerinin kullanılması beklenen sonucu vermeyecektir… Birçok kimse için adaletsizlik, yoksulluk ve yokluk içeren iş şartları, öyle bir hoşnutsuzluk yaratır ki, bu durum barışı, dünya dengelerini tehlikeye sokabilir.”
1- SİYASET: Nüfus artışımızın 20 misli çabuklukla artan, en uyanık, örgütlenmeye ve örgütlemeye en yetenekli sosyal kümemiz: İŞÇİ SINIFIMIZ, siyasetimize kuyruk değil, BAŞ olacak. Halkımız; siyaseti günlük ekmeği kadar ciddiyetle benimseyen işçi evlâtlarına, bütün demokratik haklarla beraber, ekonomik hayatımızı da aşağıdan kontrol etme özgürlüğünü vererek, ulusal sanayimizin verimini artırıp gelişimini sağlayacak.
2- SENDİKA: Türkiye’de bir sendikalar meselesi değil, sendikalar faciası vardır. Sendikalar devlet içinde özel bir devlet haline getirilmiştir. Sendikaya yazılan işçi, ömür boyunca o sendikanın “teb’a”sı durumuna giriyor, sendika ağalarının müşterisi oluyor. Kuvayı Milliye Partisi, bu vurguncu sendika gangsterliğine ve sendika faciasına son verecek. Sendika: İşçi sınıfımızın kültür ve bilincini yücelten bir HAYAT OKULU, Ulusal ve Evrensel Mücadele Örgütü olacak. İşçi sigortaları başta gelmek üzere, iş ve işçi hayatımızı ilgilendiren bütün tesisleri kontrol edecek. Ücret kesintileri, tazminatlar, süre uzatmaları ve işten çıkarmalar, sendikaların rızası dışında yapılmayacak.
3- İŞÇİ TEMSİLCİLERİ BİRLİKLERİ: Sendikasız ve sosyal güvenliksiz tek bir işçi kalmayacak. Bu sağlanıncaya kadar sendikasız işçiler de, seçtikleri temsilciler vasıtası ile, gerek kendi çıkarlarını gerekse ulusal üretimimizin ekonomik çıkarlarını güden İşçi Temsilcileri Birlikleri kuracaklar.
4- ESNAF OLMAYAN İŞÇİLER: Esnaf statüsünde gösterilen ancak gerçekte işçi olan vatandaşlarımız, bağımsız ve hür işçi sendikaları kuracaklar.
5- DANIŞMA: Ekonomik ve sosyal kanun tasarıları, yalnız ticaret ve sanayi odalarından değil, işçi kuruluşlarından da geçecek.
6- İŞ KANUNU; yalnız göstermelik “Teşviki Sanayi” kuruluşları ile sınırlandırılmayacak. Özel, resmî, küçük, büyük bütün sanayi işletmeleri gibi, tarımın, ticaretin, kredinin her koluna yaygınlaştırılacak.
7- BÜYÜK İŞÇİLER KONGRESİ; her yıl toplanacak. Bu kongreye sendikalar gibi İşçi Temsilcileri Birlikleri ve Siyasî Partiler de katılacak. Orada, iş hayatımızı ilgilendiren bütün mevzuat ve sorunlarla ilgili teklif ve dilekler hazırlanacak.
8- TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ: Batı Avrupa’nın sömürgelerinde bile 1939’dan beri uygulanan toplu ve yazılı iş sözleşmeleri, işçi sendikaları eli ile ve az işçili yahut sendikasız yerlerde temsilci birlikleri, yoksa en yakın sendika aracılığı ile yapılacak. İşverenlerle gangster sendikacılar arasında geçen Yahudi pazarlıklarında işçinin iki yıllığına köle gibi alınıp satılmasına son verilecek.
9- ULUSLAR ARARASI MEVZUAT: Türkiye’nin de imzaladığı İLO”nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) 1914’den beri işsizlik, sağlık, azami süre, asgarî ücret, kadın, çocuk, sigorta vs. hakkındaki kararları ciddiye alınacak ve uygulanacak.
10- İŞ MÜFETTİŞLERİ; Tabipler Birliği’nin belirleyeceği hekimler arasından İşçi Temsilcileri Birlikleri ve sendikalarca gösterilen adaylar içinden, bağımsız Hâkimler Kurulu kararı ile seçilecekler ve azledilecekler. Tek işçi vatandaş bile müfettişlere dava açabilecek.
11- SÜRE: Çabuk yıpranma, damar sertliği, tansiyon, kalp krizlerine karşı tavsiye edilen 5 günlük hafta genelleştirilecek. Haftada azamî 35 saatlik çalışma süresi uygulanacak. Yılda enaz bir ay ücretli tatil verilecek. Emeklilik: işin ağırlığına ve cinsiyete göre hakça uygulanacak. Kadınlarımız: en çok 20 yılda, erkeklerimiz, ençok 25 yılda emekliliğe hak kazanacaklar.
12- ÜCRET; işçi sendikaları ve ilgili kuruluşlar tarafından belirlenen asgari beslenme, giyim, barınma, eğitim, sosyal ve kültürel faaliyetler için gerekli tutarın altında olamaz. Ücretler üretimimizin verim artışı  oranında yükseltilecek. İşgücünün ve ulusal verimliliğin zararına olan prim ve akort usulü kaldırılacak. Genel tatil günleri tam ücretli olacak. O günlerde çalışana üç gündelik verilecek. İşyerlerine gidiş-dönüşte geçen zaman iş süresinden sayılacak (bu uygulama aşamalı olarak 5 yılda tamamlanır), günde fiili 7 saati geçen çalışmalar %100 zamlı ödenecek. Kadın, çocuk, din, ırk, tutukluluk farklarına bakılmaksızın: AYNI İŞİ görene AYNI ÜCRET verilecek.
13- GREV: İşverenin kısmî veya tam, gizli ya da açık lokavtlarına bugüne kadar hiçbir yasanın engel olamadığı herkesçe bilinir. İşçilerimizin alınyazıları arz ve talep kanununa bağlı kaldıkça, grev, işçilerimizin biricik meşru nefsi müdafası olacaktır. Grev; bir taraftan ekonomik ve sosyal adaleti sağlarken diğer taraftan işletmelerimizi mutlak sömürü yerine makine kullanmaya sevkederek, ulusal ilerlemeye ve refahın artmasına katkıda bulunur. Bu kadar önemli bir hak hiçbir alanda, hiçbir bahane ile kısıtlanamayacak, geciktirilemeyecek ve ertelenemeyecektir. Lokavtlar yasaklanacaktır.
14- SAĞLIK ŞARTLARI: İş; yalnızca yaşamak için bir zorunluluk olmaktan çıkıp yaşamanın en anlamlı şartı ve kişinin yaratma mutluluğu haline getirilecek. İşçilerimizin yalnız işyerleri değil, barınma yerleri de iş müfettişi hekimler tarafından gözetilip denetlenecek ve iyileştirilecektir. GECE işinin başlaması ve bitmesi, yazın 18.00 – 08.00, kışın 17.00 – 09.00 arası olacak. Gece zammı % 50 den az olmayacak. Part-Time ve esnek çalışma gibi işveren tarafından tek taraflı dayatılan yasa dışı uygulamalara son verilecek. İşçi sendikaları ve ilgili kurumların görüşü alınarak daha demokratik ve adaletli uygulamalar başlatılacak. SSK özerk ve demokratik bir yapıya kavuşturulacak.
15- ANALIK: Kadın işçilerimizin her türlü aşağılanması, vatana ihanet sayılacak. Doğumdan üç ay önce ve üç ay sonrası için ücretli izin verilecek. 6. aya kadar, mesai içinde, günde bir kez emzirme izni verilecek, ulaşım işveren tarafından sağlanacak. Bütün işyerlerinde, biri yetişemezse birkaç işletme birleşerek, bir tek anne için bile kreş ve çocuk yuvası kurulacak.
16- ÇOCUK: Sanayi büyüdükçe okul yerine işe giden çocuklar, esnaf çırağı durumundan kurtarılacak. Çalıştıkları yerde yetiştirilmeleri için, yarım gün normal ücretle fabrika okulunda veya en yakın sanayi bölgesi okulunda öğretim görecekler.
17- İŞSİZLİK SİGORTASI: Önce yasal işgüvencesi sağlanacak. İşsizliğe karşı sigortalanma, işveren hesabına ve ulusal ölçüde kurulacak.
18- KISMİ İŞSİZLİK: Onarım, temizleme ve hizmet gerekçeleriyle ya da başka gerekçelerle asıl mesleğinden farklı alanda çalıştırılma, sendikaların rızası dışında part-time ya da esnek çalıştırmak, ücret kesintileri yaptırmak gibi, kısmî işsizlik yaratmak da suç sayılacak.
ÜÇÜNCÜ SONUÇ: KÖYLÜ SORUNU
GEREKÇE: Dünyamızın beşte dördünü tutan geri tarım bölgelerinin ortalama tarım işçisi verimi, ileri ülkeler tarım işçisinin altıda biri kadardır. Amerika’da 1 tarım işçisi, tarım dışında çalışan “13-14 kişiyi besler”. Türkiye’nin tarımda çalışan altı kişisi, tarım dışında çalışan ancak bir kişiyi besleyebilir. Yani tarımımızın verimi, Amerikadakinin 72 ilâ 84’de biri demektir.
Bir ilimiz kadarcık Belçika’da Türkiye nüfusunun 1/6’’sı yaşıyor. Adam başına iki dönüm toprak ekilebildiği halde Belçika, tarımcıl besinin onda sekizini kendisi yetiştiriyor, hatta bir kısım tarım ürününü ihraç ediyor.
Biz, Belçika’nın 25 katı toprağımızla, hâlâ buğday ithal ederek açlıktan zor kurtuluyoruz. Bu rakamlar, toprak faciamızın dehşetini göstermeye yeter, sanıyoruz.
Amerika’da 19. yüzyıl sonunda yapılan toprak reformu ile, bugün yalnız boş duran tarlalarımız işlense, üretim en az %50 artar. Ulusal gelirimizin ziraat bölümü iki katından fazla çoğalır. Fazla ürünün yarısı ihraç edilse, bugünkü bütün ihracatımızdan fazla gelir getirir. O dövizle dünyanın muazzam fabrikalarını kurarız. İç pazarlarımızın milyarlarca artan talebi, kurulan yeni sanayimize geniş müşteri olur. Onun için, modernleşmemizin temeli olarak Büyük Sanayimizin tutunmasında ilk koşul: İŞÇİNİN ÖZGÜRLEŞMESİ ise, sonraki koşul: tarımımızın gelişmesi için de zorunlu olan KÖYLÜNÜN ÖZGÜRLEŞMESİ’dir.
KÖYE CUMHURİYET VE DEMOKRASİ
1- KÖY KONSEYLERİ, hükümet veya yerel egemenlerin etkisi dışında, özgür seçimlerle kurulacak. Seçilen muhtar ve konsey üyeleri, seçmenlerin beşte birinin isteği ile her zaman değiştirilebilecek. Halkın seçtikleri yukardan vali ya da kaymakamca azledilmeyecek. Karakol iletişim ve ulaşım araçları, köy konseylerinin de iletişim ve ulaşımını sağlayacak.
2- JANDARMA ve MEMUR’ların devlet nüfuzunu kişisel amaçlarla kullanmaları ve “misafirlik” vb. angaryalar şiddetle yasak edilecek. Köylünün karakol veya memurdan şikâyeti tekrar karakola veya memura havale edilmeyecek.
3- HER MİLLETVEKİLİ yüz köyün sırdaşı olacak. O köyler halkıyla mektuplaşıp, sık sık buluşacak. Sorunları yerinde inceleyip sonuçlandırmaya çalışacak.
4- KÖY GEÇİM ENDEKSİ’nden aşağı seviyeli, fakir köylü ailelerinden vergi alınmayacak. Köylü üreticiler, vergilerini kooperatiflerine yatıracaklar.
5- BİNDİRİLMİŞ MAHKEMELER her türlü ulaşım aracından yararlanarak, şikâyetlere ve dâvalara yerinde, çabuk usulle bakacak. Yalnız suç ve cinayetleri takiple kalmayacak, toprak meselelerini, borç hadlerini, toprak ve su kiralarını kontrol edecek; tefecileri ve vurguncuları koğuşturacak.
6- KANUNLAR: Köy hayatını ilgilendiren mevzuat tasarıları, ziraat odalarından geçtikleri gibi, aynı yetkilerle donatılmış Köylü Kuruluşlarından, Sendikalarından ve Kooperatiflerinden de geçecek. HALK OYLAMASI (Referandum) usulü; şehirler gibi, köyler için de canlı ve işler hale getirilecek.
7- BİNDİRİLMİŞ SAĞLIK EKİPLERİ; eczaneyi, ameliyethaneyi ve hekimi, hemşireyi ve hastabakıcıyı köylünün ayağına götürecek. Köy kanununun sağlık maddeleri hekim sendikaları ve odalarınca, köyün ev, su vs. imar işleri mimar, mühendis odaları ve tarım kuruluşları ile köylü birlikleri tarafından hazırlanıp şeffaf olarak uygulanacak.
8- BİNDİRİLMİŞ KÜLTÜR EKİPLERİ: Yarısı okuma yazma bilmeyen köylünün ayağına bütün ülke için sistemli bir plân dahilinde sinema, tiyatro, kütüphane, mevsim okulu vs. götürülecek. Böylece hem işsizlikten kırılan aydınlara yararlı iş, ülkü ve gelir bulunacak; hem köylümüzün en başta üretim bilgisi gelmek üzere, özgürlük eğitimi, hayat aşkı ve siyaset bilinci geliştirilecek.
9- KÜLTÜR GÖNÜLLÜLERİ: Okulların tatil aylarında, 500 den yukarı nüfuslu 8000 köyümüze üçer üniversiteli, 500 ilâ 150 nüfuslu 16.000 köyümüze birer üniversiteli ile ikişer liseli gönüllü olarak, belli programlarla yazlığa gönderilecek. Kültür erlerinin geçimleri, asker nafakası ayarında devlet ve belediyelerce ödenecek. Böylelikle, aydın gençliğimiz maddî-manevî sağlık kazanarak halkı tanıyacak ve ülkeye bağlanacak. Köye boğaz tokluğuna bilgi, teknik, heyecan ve sevgi götürüp, köyün sorunlarını kentlerde dile getirecek.
10- DİLEDİĞİ YERE GİDEBİLME, DİLEDİĞİ YERDE ÇALIŞMA VE YERLEŞME: Köylüyü, köy sınırları içerisinde hapseden kast ruhlu kültür ve idare sistemleri kaldırılacak. Herkes gibi köylü de vatanın dilediği köşesine gidip, istediği işe katılabilecek. Belediyeler, sendikalar ve diğer halk kuruluşları köyden şehire gelenleri belli bir plân ve hazırlıkla karşılayacak.
ÖRGÜTLENME ve EKONOMİ POLİTİKASI
11- TARIM İŞÇİLERİ SENDİKALARI: Sayıları milyonları aşan yanaşma, götürücü, yarıcı, aylıkçı rençberler ve tarım işçileri iş mevzuatına göre özel sendikalarda örgütlenecekler. Çalışma koşulları, süreleri, yerel geçim endekslerine uygun enaz geçim endeksleri belirtilecek.
12- TOPRAKSIZ KÖYLÜ BİRLİKLERİ; Toprak reformunda anarşiyi ve bürokrasiyi önleyecek temel örgüt olacak.
13- TARIM KOOPERATİFLERİ; Köylünün kendisi tarafından kurulup kendisi tarafından kontrol edilecek. Bugünkü gibi bir kaç bin imtiyazlı kişinin tekelinde, bir çeşit şirket yavrusu olmayacak; milyonlarca üreticiyi dağınıklıktan kurtaracak. Şehirle köy arasındaki uçurumu gidermeye çalışacak. Kooperatifler, hükümet veya tüccar emrindeki birlikler olmaktan kurtarılacak. Büyük Sanayi rekabeti karşısında el ve ev sanayiini kaybeden köylüye, büyük çiftliklere kıyasla daima daha pahalıya malolan malzeme, alet ve eşyaları ucuza mal edecek. Ortaklarına piyasadan pahalı mal satmayacak. Birbiri ile rekabete düşüp zarara uğramamaları için küçük ekincilerin mallarını değeri ile satacak. Ortaklarının malını ölü fiatına almaya kalkışmayacak. Küçük ekinciyi modern üretime (bilim ve tekniğe) kapalı kalmaktan kurtaracak.
ULUSAL BİRLİKLER; bütün tarımcıl meslek birlikleri, kooperatifler, sendikalar, federasyonlar yurt çapında birlik, merkez birliği ve konfederasyonlar kuracaklar.
Devlet Üretme Çiftlikleri ve Atatürk Orman Çiftliği gibi kuruluşlar üretim, araştırma ve laboratuvar kooperatifleri şeklinde örgütlenecekler. Et ve Balık Kurumu ve Süt Endüstrisi Kurumu, kamu destekli üretim ve dağıtım kooperatifleri şeklinde yeniden kurulacaklar. Ziraat Bankası; kooperatifler, ziraat mühendisleri ve köylü birliklerinin öncülüğünde kurulacak Kooperatifler Bankası’na devredilecek.
14- KREDİ: Bizim güzel geleneğimize göre, tefecilik ve faizcilik toplumsal haram ve suç olarak en sıkı koğuşturmaya uğratılacak. Bugünkü banka faizleri, köy işletmesi kooperatifleştikçe en az haddine indirilecek; büyük çiftlikler için arttırılacak, küçük ekinciye düşürülecek. Böylelikle faizci borçlarıyla köylünün sömürülmesi önlenecek. Üretim Kooperatifleri kanalıyla verilen kredilerin taksitleri, ürün alınınca ödenecek. Kredi, büyük köylülerden çok küçük köylüye sağlanacak. İpotek ve teminat yerine, kooperatif ve Köy Birliklerinin kefaleti ve sorumluluğu geçecek.
15- FİYAT POLİTİKASI: Tarım ürünleri aleyhine sanayi ürünlerinin fiyat artışı durdurulacak. Köy ürünlerinin gerçek köylü kooperatifleri eliyle ihracatı kolaylaştırılacak; ofisin idare ve kontrolü Köylü Birliklerine bırakılacak. Ofis, kurtlu malları pahalıya satan bir kuruluş olmaktan çıkarılacak.
Köylümüzün yarısı topraksızlıktan buğday satın almak zorunda kaldıkça derebeği artığı büyük toprak sahipleri ile tüccar vurgunculuk yapmaktadır. Bunlara göz yumulmayacak. Modern üretim küçük ekincilere kadar götürülerek tahılın maliyet fiyatları indirilecek.
KÖYLÜYE TOPRAK
16- TUTUM: Küçük ekincilerimiz, cılız olan sermayelerini toprak satın almaya harcarlarsa, üretim girişimlerini gerçekleştiremeyeceklerdir. Bu nedenle, Amerika’nın 1862 “Homestead kanunu” usullerine göre, öncelikle topraksız ve yarı göçebe nüfusumuz, orta halli üreticiler durumuna getirilecektir.
17- SÜRE: Faiz düştükçe pahalılaşan topraklar, tarım makineleştikçe büsbütün pahalılaşacağından, toprak dağıtımını vurgunculuktan kurtarmak için, daha fazla zaman yitirmeden devlet elindeki boş topraklar en geç altı ay içinde Köylü Birlikleri ve kooperatifler öncülüğünde istimlâk edilecek. Boş topraklar en geç bir yıl içinde kooperatif ortağı üretici köylüye dağıtılacak.
18- ŞEKİL: Tarım Bakanlığı’nın belirleyeceği topraksız köylülerimizin doğrudan doğruya seçecekleri TOPRAKSIZ KÖYLÜ BİRLİKLERİ kurulacak ve bu teşekküller BİNDİRİLMİŞ MAHKEMELERİN gözetimi altında, yukarıki süreler içinde, arazi kooperatiflerinde örgütlenmiş üreticilere toprak dağıtımını gerçekleştirecekler.
19- BOŞ DEVLET TOPRAKLARI: Son günlerde çokça tartışılan kamu arazileri ve bankaları halkımızın öz varlıklarıdır. Bu nedenle, halkımızın demokratik-örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümünde yeniden yapılandırılmalıdır. Ayrıca, hazine arazilerinin ve kamu bankalarının satışı, ulusal güvenliğimizi yakından ilgilendirir. Kamu arazilerimiz; TMMOB, konut kooperatifleri, küçük sanayici siteleri ve üretici köylü kooperatifleri ile birlikte üretim ve istihdama yönelik değerlendirilecektir.
İlgili oda ve meslek kuruluşları, ilgili halk kesimlerimizin ve ilgili kamu kuruluşlarımızın temsilcileri; kamu ya da hazine arazilerimizi özelliklerine göre gruplandıracaktır. Konut, sanayi, tarım, orman, hayvancılık, akarsu-göl-deniz kıyısı, madencilik, petrol, turizm, tarih, arkeoloji vs. Bu topraklarımız; konularına göre kurulmuş – kurulacak özerk ve demokratik kooperatifler ve birlikler ile, üretime yönelik ve verimli olarak işletilecektir. Bu doğrultuda yasal ve anayasal değişiklik öncelikle ve ivedilikle gerçekleştirilecek, ilgili bakanlıklar, yerel yönetimler, il özel idareleri, il genel meclisleri ve il imar müdürlükleri harekete geçirilecektir.
Özellikle GAP’ta kamu destekli kooperatifleşme seferberliği başlatılacak.
Devlet elindeki milyonlarca dönüm boş arazi, kooperatifleşmiş topraksız ve az topraklı her rençber ailesine, verimlilik derecesi gözönünde tutularak 40 ilâ 60’ar dönüm bedava dağıtılacak. Böylelikle milyonlarca ton  fazla tahıl ürünü ulusal gelirimize katılacak ve devlete aynı oranda gelir sağlayacak.
20- BOŞ ÖZEL TOPRAKLAR: Birkaç bin büyük toprak sahibinin ve beyinin elindeki arazi, 2,6 milyon köylü ailesi topraklarının yaklaşık 2,5 misli fazla iken, bu arazinin 30-40 milyon dönümü kullanılmamaktadır. Bu topraklar, rayiç vergi veya kira bedelleri ile köylü birlikleri, kooperatifler ve devlet tarafından istimlâk edilecek. Kooperatif ortağı topraksız ve az topraklı köylü ailesinden her birine 40 ilâ 50’şer dönüm dağıtılacak. Böylelikle yılda (çayır, bağ hariç), milyonlarca ton fazla hububat ürünü ulusal zenginliğimize katılacak. Bu topraklar, 50 yıl vadeli ve faizsiz taksitlerle ödenecek. Aile başına 50 dönümden fazla yer için 10 sene vade ile yıllık %10 faiz konulacak.
 21- GASPEDİLMİŞ YERLER: Osmanlı toprak düzeninde “mirî”, “vakıf”, “metruk”ı, “mevat” sayılmış yerleri gayri meşru emrivakilerle tasarrufuna geçirmiş olan aşiret reisi, mütegallibe gibi derebeği artıklarının durumları, Bindirilmiş Mahkemeler ve Topraksız Köylü Birliklerince mahallinde incelenecek. Haksız iktisaplar, sahiplerine veya köy tüzel kişiliğine geri verilecek.
22- EK DÜZEN – Cinayet nedeni olmuş tarla ve köy sınırları, kadastroyu beklemeden, köylü kuruluşları tarafından, bindirilmiş mahkemelerin gözetiminde belirlenecek. Büyük arazi tekeli yüzünden hayvan yetiştiriciliği yapamayan köylülere, her köy için yeterli OTLAK ve BALTALIK verilecek. Kır suları, adaletle üleştirilip, gerçek ihtiyaca göre sıraya konacak.
EKİNCİLİĞE TEKNİK
GEREKÇE: Büyük çiftliklere göre her ayrı küçük ekinci için modern tarım tekniğini ve malzemesini elde etmek ve benimsemek çok pahalı olacağından, şimdiye kadar yurdumuzda denenmiş teknoloji ve makinalaşma usullerimizin olumlu ve mükemmelleştirilmiş uygulanışı bütün yurda yaygınlaştırılacak.
Tarım, orman ve hayvancılığımız; üretici köylü kooperatiflerinin, birliklerin, Ziraat Mühendisleri Odası, Ziraat Odaları ve üniversitelerin katılımıyla Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından demokratik ve MERKEZİ olarak, bölge özellikleri, iklim, toprak cinsi,  bitki ve hayvan cinsi vb. özellikler göz önünde tutularak ulusal planlama ile geliştirilecek.
1994 yılında çıkarılan bir Kanun Hükmünde Kararname ile hükümet; birliklere değil, taban fiatını belirlediği tarım ürününün çifçisine bireysel kredi verme usulünü getirmişti. Fakat bu uygulama, bugüne kadar hiç bir gerçek üreticiye kredi olanağı sağlıyamadığı gibi Türkiye’de tarımsal kooperatif ve birliklerin çöküşünü hızlandıran önemli nedenlerden biri olmuştur. Kredi alabilenlerin hemen tamamı büyük toprak sahibi olup, aldıkları kredileri amaç dışı (spekülatif ve kayıt dışı) alanlarda kullanmışlar ve geri ödememişlerdir.
En az destekleme alımı kadar hayati önem taşıyan düşük faizli kredilendirme; destekleme alımlarından önce ve mutlaka TARIMSAL KOOPERATİF ve BİRLİKLERE verilecektir. Ecevit-Bahçeli-Yılmaz-Dünya Bankası koalisyon hükümetinin yürürlüğe koyduğu “bireysel destek” ve “Endüstri Bölgeleri” tarımımızı ve hayvancılığımızı tamamen çökertir.
Özellikle pamuk, ayçiçeği, fındık, şeker pancarı, buğday, incir, üzüm, ipek böceği, gül gibi ürünlerin üreticilerine ve büyük-küçükbaş, kümes ve su hayvancılığına prim ve destekleme sağlanacak. Böylece bir yandan ulusal tarımımızı ve hayvancılığımızı yok olmaktan kurtarırken diğer yandan prim belgeleme sisteminin doğal bir sonucu olarak; tüm bu sektörlerdeki ve onlarla doğrudan-dolaylı ilgili olan alanlardaki kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması sağlanabilir, milyarlarca Dolarlık (*) vergi kaçağı önlenebilir.
Örneğin pamukta: Türkiye’de yakın zamana kadar 2 milyon ton civarında işlenmemiş pamuk üretilmekte idi. Üreticiden çırçırcıya, iplikçiye, dokumacıya, tüccara, konfeksiyoncuya, toptancıya, ihracatçıya ve perakendeciye kadar uzanan zincirleme alım-satımların hemen tamamı faturasız yapıldığı için 2001 yılı vergi kaybı 1 katrilyon 200 trilyon Türk Lirasını aşmıştır. Oysa 2000 yılında kilo başına örneğin 100 bin Lira prim verilseydi, bu, devlete 200-220 trilyon Lira’ya malolacaktı. Buna karşın, üreticiden başlayan faturalandırma, çırçırcıya, iplikçiye, dokumacıya, konfeksiyoncuya, tüccara, toptancıya, ihracatçıya ve perakendeciye kadar uzanan bir vergilendirme sistemini hayata geçirecekti. Prim için ödenen örneğin 200 trilyon Lira düşüldükten sonra bu yıl devlete net 1 katrilyon Liralık ek bir gelir sağlanacaktı… Bu da yaklaşık 1 milyar Dolarlık (*) ek bir gelir demektir. Sadullah Usumi bu gerçekleri yıllarca haykırmıştır.
(*) Televoleci ‘ekonomist’ler, İMF ve Dünya Bankası’ndan kaç milyar Dolar borç alınırsa krizin aşılacağını her yarım saatte bir milletin kafasına çakmaya çalışmaktadır. Yerli-yabancı holdinglerin kaç milyar Dolar vergi kaçırdıkları, hangi bankaların kimler tarafından kaç milyar Dolar hortumlandığı, kimlerin devalüasyondan bir gün önce Merkez Bankası’ndan kaç milyar Dolar çektiği gizleniyor. Gerçekten Dolar’a ihtiyaç varsa, neden öncelikle bunlar dile getirilmez?..
23- TARIM KOMBİNALARI (Kuruluşlar bütünü): İşlenebilir topraklarımızın 5’te dördü boş kaldığına göre, İkinci Dünya Savaşı kıtlığımıza çare olan ve kısa zamanda mevcut orta ve büyük arazi sahiplerimizin tümü kadar ürün yetiştirerek, harp sonu yurdumuzu buğday ihracatçısı yapan TARIM KOMBİNALARI, özel bir kanunla bağımsız iktisadî halk kuruluşları halinde geliştirilecekler. Ülkesini seven ziraat mühendisi ve teknisyenleri ile kooperatiflerin, ilgili odaların ve tarım işçi sendikalarının yönetiminde ve devletin yalnız yasal denetimi altında, tarımsal kalkınmamızın modern kaleleri ve örnek çiftlikleri haline getirilecekler.
24- DEVLET TEKNİĞİNDEN FAYDALANMA: Tarım kombinaları ile devlet çiftlikleri, komşu köylerin en yoksul ekincilerinden başlayarak, orta köylüsüne kadarki aile topraklarına sürme, ekme, gübreleme, tohum islâhı ve bilimsel metod yardımlarında bulunacaklar. 1941 yılı 1060 traktörle yalnız kombinalar zirai çevrelere 10’da bire yakın fiili yardımda bulunabildiler. Ülkeye bunca traktör, biçerdöver vs girdi. Bu makinaların sayısı bugün milyonlara ulaşmıştır. 4’te 3’ü boş yatan bu makinalarla, köydeki tarımsal üretimimiz, tamamen yeni teknik araçlarla donatılıp verimlendirilecektir.
25- ZİRAİ DONATIM KURUMU: Temsilciliklerinin çoğu  üreticiden değil tüccardan seçilmesi gelenek haline gelen bu kurumun gerçek işlevine kavuşturulabilmesi ve modern tarım tekniğinin kolayca ve ucuzca küçük ekincilerimize kadar ulaşabilmesi için, Donatım Kurumları bezirgân tekelinden çıkarılacak. Bilfiil üretici ekincilerle Topraksız Köylü Birliklerinin gerçek temsilcilerinin emrine verilecek. Önce 500 nüfustan yukarı 8000 köy arasından en uygunları etrafında yüzer traktörlü modern teknik istasyonları ile işe başlanacak. Orada kazanılan kuvvetlerle, ikinci ve üçüncü merhalelere geçilecek. İstasyonlara yakın daha küçük köyler, dilerlerse, Kurum ağı içine katılacaklar.
26- BİLİM ve TEKNİK TEŞKİLATI: Tarım Bakanlığı, tarım işletmelerinde fiilen çalışan tarım uzmanları ile organik örgütlülük halinde reorganize edilecek. Hayvan, sebze, orman, sınai tarım, meyvalı bitkiler, süs bitkileri ve her çeşit tahıl için ayrı ayrı Bilim ve Teknik İSTASYONLARI gerek devletçe gerek diğer kuruluşlarca kurulacak. ÜNİVERSİTE, ve ENSTİTÜ’ler özellikle bitki, hayvan ve toprak islâhları için araştırmalar ve uygulamalı bilim yapacaklar. Ulusal gelirimize her yıl büyük zararlar veren zararlı hayvanlara ve tarım hastalıklarına karşı Tarımcı ve Baytar müfettişler, BİNDİRİLMİŞ TARIM EKİPLERİ halinde çalıştırılacak.
27- ORMAN İDARESİ: Köylerimizin 4’te birine yakını orman içinde veya civarında yaşadıklarından, orman işletme ve koruma görevlerini, bindirilmiş mahkemelerin kontrolü altında, ormancılık uzmanları ile bilfiil üretici köylü kuruluşları ve ormancılık kooperatifleri üslenecekler. Orman idaresi ya da müteahhit-taşeron tarafından dağınık, verimlilikten uzak, sosyal güvenliksiz, sendikasız ve boğaz tokluğuna çalıştırılan “Tahtacı” ya da diğer aşiret gruplarından yurttaşlarımız her türlü iş ve sosyal güvenceye kavuşturulup kendilerinin ve ülke ormancılığının çıkarları doğrultusunda sendika ve kooperatiflerde örgütlenecekler. Orman kooperatifleri geliştirilip güçlendirilerek ormancılığımızda söz ve karar sahibi yapılacak.
Her yılın bir tatil (dinlenme) günü, başta Cumhurbaşkanımız gelmek üzere, eli çapa tutan her vatandaş bir ağaç dikerek AĞAÇ BAYRAMI’nı kutlayacak.
28- TOPRAKSIZ BÖLGELERE SANAYİ: Toprağı kıt veya tarıma elverişli olmayan bölgelerde, sınai tarım ve tarımsal sanayi refah getiremeyecekse Ulusal Üretim Seferberliği plânımız gereğince, sanayi ile geçim imkânları sağlanacak.
Programa Ek
Küresel köleliğe, vatan-millet satıcılığına, özelleştirmeye, bürokratik KİT’lenmeye hayır!
Demokratik-merkeziyetçi Kuvayı Milliye Reorganizasyonu
AMAÇ:
* Sınıfsız, zümresiz, ayrıcalıksız bir halk, halk-devlet, tek halk-tek parti…
* Programdaki SENATO’ya toplumsal dayanak…
İLKE: Parti halk içinde, halk parti içinde…
Türkiye Kuvayı Milliye Meclisi
KENT KUVAYI MİLLİYE MECLİSLERİ  (Kent Konseyleri)
OLUŞUMU: Mahalle, Köy ve İlçe Meclisleri’nden başlayarak, aşağıdan yukarıya…
* Fabrika işçilerinin semt bazında seçecekleri İşçi Temsilcileri,
* Memurların seçecekleri Kamu Çalışanları Temsilcileri,
* Bölge veya semt küçük sanayici, esnaf ve hizmet gruplarının seçecekleri Esnaf Temsilcileri,
* Bölge veya semt çocuk ve gençlerinin seçecekleri Gençlik Temsilcileri,
* Üniversite Gençliği Temsilcileri,
* Sivil Savunma Temsilcileri,
* Asker Temsilcileri,
* Kooperatiflerin ve Birliklerin Başkan veya Temsilcileri,
* İşçi sendikaları ve konfederasyonlarının başkan veya temsilcileri,
* TMMOB, TTB, TEB, ADD, Barolar Birliği, Mülkiyeliler Birliği, Öğr. Üyl. ve diğer demokratik kitle ve meslek örgütleri, esnaf teşkilatları başkanları veya temsilcileri,
* İlk ve ortaöğretim Öğretmen Temsilcileri,
* Ulusal, demokratik, halkçı, devrimci, laik ve tam bağımsız cumhuriyet ilkelerine inanan muhtar, belediye meclisi üyesi, belediye başkanı, vali, parlamenter ve bakanlardan oluşabilir.
* Meclis üyeleri, her Belediye Meclisi ve İl Genel Meclisi toplantısına katılabilir.
* Kent Kuvayı Milliye Meclisi; ilk toplantısında, belli bir görev süresi için, örneğin 21 kişilik Yürütme Kurulu’nu ve diğer gerekli çalışma birimlerini oluşturur.
* Meclis, bir veya iki yılda bir kez Genel Kurul için, üç ayda en az bir kez de koordinasyon ve durum değerlendirmesi için toplanır.
* Kent Kuvayı Milliye Meclisi’nin geniş bir katılımla bir an önce kurulabilmesi için, kentteki demokratik kitle ve meslek örgütleri temsilcileri ve ilgili kişi ve kuruluşlar; bir KUVAYI MİLLİYE KURUCU MECLİSİ oluşturur. İllerin Kurucu Meclisleri’nin bir yıl içinde oluşturduğu Kent Kuvayı Milliye Meclisleri, Türkiye bazında birleşerek TÜRKİYE KUVAYI MİLLİYE MECLİSİ’ni oluşturabilirler.
Yapılacak bir anayasa değişikliği ile bu meclisten bir SENATO oluşumu için yararlanılabilir.
GÖREVLERİ:
Doğayı ve toplumu ilgilendiren tüm alanlarda…
* Belediye Başkanı’nın, Vali’nin, diğer resmi kuruluşların ve Parlamento’nun bütün karar ve icraatını denetleyen Kent Kuvayı Milliye Meclisi; gölge ya da alternatif yasama, yürütme ve yargı faaliyetlerini yürütür, gerekli görürse bölgesel ve kentsel referandumlar yapar.
* Meclis, her türlü doğal afete, ekonomik ve sosyal felakete ve halkımıza ve ülkemize yönelik iç ve dış saldırılara karşı etkin, hızlı ve yaygın bir sivil savunma örgütlenmesini gerçekleştirir.
* Grev, boykot, direniş ve gösterilerde veya normal zamanlarda bir kısım polisin, demokrasi düşmanı güçlerin ve uzaktan kumandalı kukla-anarşist çetelerin; işçilerimize, kamu çalışanlarımıza, öğrenci gençliğimize ve diğer halk kesimlerimize karşı anti-demokratik uygulamalara ve provakatif cinayet operasyonlarına giriştikleri herkesçe malum. Tüm bu baskı, kötü muamele, işkence, resmi-gayrıresmi yargısız infazlar, ve kışkırtmalar; Kent Kuvayı Milliye Meclisi’nin yerinde ve anında müdahalesiyle önlenir. Gerçek suçlular, provokatörler ve failler kamuoyuna açıklanır.  Bütün olup bitenler, çıkarılacak bültenlerde rapor edilir.
* Kent Kuvayı Milliye Meclisi Genel Kurulu; Belediye Başkanlığı için, Başkan’ın 1. görev yılı sonunda 3/4 çoğunlukla, 2. görev yılı sonunda 2/3 çoğunlukla, 3. görev yılı sonunda salt çoğunlukla erken seçim talebinde bulunabilir.
* Meclis Genel Kurulu; salt çoğunlukla, Valilerin değiştirilmesi talebinde bulunabilir ve bunun için kent bazında referandum kararı alabilir ve uygular.
* Meclis; işverenlerin, devletin ve onların uzantılarının anti-demokratik, yasadışı baskı ve uygulamalarına, insan haklarına aykırı tutum ve davranışlarına, tarihi, toplumu ve doğayı katletmelerine karşı demokratik direniş, teşhir, bölgesel-kentsel referandumlar ile her türlü önlemi alır ve uygular.
* Meclis; özelleştirilen ve özelleştirilmesi düşünülen işletme ve kurumların, kamu arazilerinin ve bankalarının, gerçekten kamunun idaresine yani halk ilgili kesimlerinin demokratik-örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümüne devredilmesi için alternatif programlar önerir ve gerçekleştirir.
* Kent Kuvayı Milliye Meclisleri koordinatörlüğünde, ilgili birlik ve kooperatiflerce kurulacak KOOPERATİF BANKALARI birleşerek MERKEZ BİRLİĞİ örgütlenmelerini gerçekleştirirler. Böylece; üretim-maliye dengesizliği, bütçe ve kamu açıkları, toplumsal üretimden ve katma değerden kopuk finans ve rant egemenliği ve enflasyonun önlenmesi için ilk ve sağlam adımlar atılabilir ve de demokratik bir cumhuriyetin alternatif bankacılığının ilk örnekleri filizlenebilir. Kent Kuvayı Milliye Meclisleri Merkez Birliği’nin koordinatörlüğündeki Kooperatif Bankaları Merkez Birliği; üreticilerin ve tüketicilerin vergilerini kendi birlik ve kooperatiflerine ödemeleri, Halk Bankası, Ziraat Bankası, Emlak Bank gibi kuruluşların ilgili halk kesimlerimizin demokratik-örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümünde, gerçekten birer Kamu Kuruluşu olmaları doğrultusunda alternatif programlar geliştirip bunları hayata geçirmek için mücadele eder.
* Halk örgütlerinin eylemlerini destekleyip koordine eden Kuvayı Milliye Meclisleri, Gecekondu Enstitüleri’nin bir an önce kurulması için kamu kuruluşlarını ve halk örgütlerini harekete geçirir.
* Bütün bunlar zamanla, Kuvayı Milliye Meclisleri’nin anayasal ve yasal hak ve yetkileri haline getirilecektir. Yasama, yürütme ve yargı ile Kuvayı Milliye Meclisleri arasındaki ilişkilerin yasal olarak belirlenmesi, yasama-yürütme-yargı (devlet) organları ile Kuvayı Milliye Meclisleri (halk) arasında demokratik bir dengenin sağlanması; sorunların çözümünü kolaylaştırır. İdare ile bu iletişim, demokratik bir cumhuriyetin vazgeçilemez temel niteliğidir.
* Kent Kuvayı Milliye Meclisi’nin asıl görevi, halk örgütleri arasında koordinasyon, dayanışma ve iletişimin de ötesinde; yaşanabilir bir doğa ve toplum yaratabilmek için kollektif düşünce ve davranışı örgütlemek ve de yerel ve ulusal platformlarda, diğer Kent Meclisleri ile birlikte, her yerde ve her zaman işsizlik ve pahalılığa karşı savaşmaktır.
1- Kent Kuvayı Milliye Meclisleri öncülüğünde
ÜRETİCİ KOOPERATİFLERİ
İl merkezleri ve çevrede kurulmuş ve kurulacak;
a) Küçük sanayiciler, imalat ve hizmet sanayii esnafları üretici kooperatifleri,
b) Küçük sanayi siteleri yapı kooperatifleri,
c) Sebze-meyve üreticileri kooperatifleri,
d) Besi hayvanları üreticileri kooperatifleri,
e) Kültür-sanat kooperatifleri,
f) El sanatları kooperatifleri,
g) Bağcılık, kuru üzüm ve şarap üreticileri kooperatifleri,
h) Arıcılar kooperatifleri,
i) Su ürünleri kooperatifleri,
j) Zeytin üreticileri kooperatifleri,
k) Pamuk üreticileri kooperatifleri,
l) Ormancılar kooperatifleri,
m) Pancar üreticileri kooperatifleri,
n) Tarım, orman, petrol, kimya, demir-çelik, enerji, elektronik, kömür, madencilik, dokumacılık vb. sanayi dallarında faaliyette bulunan TDÇİ, TKİ, PETKİM, PETLAS, SÜMERBANK, SEK, EBK, TEKEL, ÇAYKUR, ŞEKER-YEM-GÜBRE SANAYİİ, SEKA,  gibi KİT’lerimizi devralmak üzere kurulmuş ve kurulacak üretici kooperatifleri,
o) Özerk-demokratik bir yapıya kavuşturulmuş, nicelik ve nitelikçe geliştirilip yaygınlaştırılmış Tarım Kredi, Tarım Satış, Tarım İşletme Kooperatifleri Birlikleri, ilgili üretici kooperatiflerine devredilmiş DÜÇ, AOÇ gibi kurum, kuruluş ve işletmeler, Köy Kalkınma Kooperatifleri,
p) Tarım Hizmet Kooperatifleri; Makine Kullanma, Sulama, Damızlık Yetiştirme, Yapay Tohumlama, Tarımsal Muhasebe, Yonca Kurutma, Soğuk Hava, Köy Elektriklendirme, Köy Sağlık ve Cenaze Kaldırma Kooperatifleri,
r) Öncelik ve ivedilikle “GAP”da hayata geçirilmek üzere Toprak ve Tarım Reformu Kooperatifleri,
s) Ve diğer üretici kooperatifleri;
alanlarına ve konularına göre Bölge Birliği ve Merkez Birliği örgütlenmelerini gerçekleştirecekler. Bu Merkez Birlikleri; ithalat, ihracat, kredilendirme, paketleme ve işleme dahil her konudaki üretici sorunlarıyla uğraşacak, yeni kooperatif fabrikaları ve işletmeler kurup, çalıştıracak, mevcutları geliştirecek.
ş) Ayrıca, Arazi Kullanma Kooperatifleri kurulacak ve Merkez Birliği örgütlenmesini gerçekleştirecektir.
2- Kent Kuvayı Milliye Meclisleri koordinatörlüğünde
EĞİTİM KOOPERATİFLERİ
a) İlköğretim Kooperatifleri: Göstermelik okul koruma dernekleri ve okul aile birlikleri yerine her ilköğretim okulunda, velilerin ortak olacağı bir İlköğretim Kooperatifi kurulacaktır. O kooperatifin yönetim kurulu, öğretmen sendikalarının o okuldaki temsilcileri ve okul müdürü; o okulun yönetiminde yetkili ve sorumlu olacak.
Bir ilde kaç ilköğretim okulu varsa o kadar birim kooperatif oluşturulup il birliği kurulacak. İl milli eğitim müdürü, ildeki öğretmen sendikasının temsilcisi ve ilköğretim kooperatifleri il birliğinin temsilcisi; o ildeki ilköğretimin yönetiminde yetkili ve sorumludur. İlköğretim kooperatifleri il birliklerinin birleşmesiyle Türkiye İlköğretim Kooperatifleri Bölge Birlikleri kurulur. Bölge Birliklerinin birleşmesiyle kurulacak olan Merkez Birliği’nin, M. E. Bakanlığı’nın, öğretmen sendikalarının ve Dirimsel Enerji Kurumu’nun temsilcileri; ulusal ilköğretim politikasını oluştururlar.
b) Anaokulu ve Okul Öncesi Kooperatifleri,
c) Lise ve Meslek Okulları Kooperatifleri ve
ç) Üniversite ve Yükseköğrenim Kooperatifleri de il birlik ve merkez birliklerini kurarak aynı şekilde çalışmalarını sürdürürler. YÖK iletişim ve koordinasyon kurulu olarak reorganize edilir.
d) Öyle görünüyor ki; kâr amacıyla kurulmamış ve kamuya ait eğitim ve öğrenim kurumlarının nicelik ve nitelikçe yeterli konuma geldiği, öğretmenlerin ve öğretim üyelerinin insanca yaşam koşullarına kavuştuğu bir ortam yaratılıncaya kadar özel okullar ve dersaneler varolmaya devam edecek. O güne kadar, dersane ve özel okul öğretmen ve öğretim üyelerinin kuracakları kooperatif dersaneleri ve kooperatif okullarıyla; bu alanda egemen olan kâr amaçlı yaklaşımlardan doğan yıkım ve dejenerasyon göreceli olarak azaltılacaktır.
Tüm eğitim ve öğrenim kurumlarımızda, özer-demokratik bir yönetim ile eğitim ve öğrenimin birliği sağlanmadan bilimsel eğitimden bahsedilemez.
3- Kent Kuvayı Milliye Meclisleri koordinatörlüğünde
SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARI
a) İlgili halk kesimlerimizin örgütlü inisiyatif ve güdümünde birer kooperatif gibi özerk-demokratik kamu kuruluşları olarak yeniden yapılandırılmış SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı,
b) Kent Meclisleri’nin ilgili birimlerinin inisiyatif ve güdümünde, özerk ve demokratik kamu hastaneleri olarak reorganize edilmiş SSYB ve üniversite hastaneleri,
c) Eczacı kooperatifleri, Tarım Sigorta Kooperatifleri, Köy Sağlık Kooperatifleri; konularına göre Bölge Birlik ve MERKEZ BİRLİK’lerini kuracaklar.
Sanayi ve tarım sektörlerinde çalışanların tamamının sosyal sigortalar kapsamına alınması ve tüm diğer sorunların çözülebilmesi, işsizlik sigortasının gerçekleştirilmesi; bu Merkez Birlikleri’nin başlıca görevleridir.
4- Kent Kuvayı Milliye Meclisleri öncülüğünde
Yaşamın Özgürleştirilmesi ve DİRİMSEL ENERJİ KURUMU
“Sevgi, çalışma ve bilgi; canımızın ana kaynaklarıdır. Öyleyse, yaşama onlar yön vermelidir.” (Wilhelm Reich)
Bu ilkenin ışığında, halk örgütleri ve ilgili cumhuriyet kurumlarının temsilcileri öncülüğünde özerk bir yapıda kurulan bu enstitü; dirimsel ve cinsel enerjiyi, yaşam enerjisini araştırma, inceleme görevini üstlenir. Sağlıklı ve özgür insan yetiştirebilmek için, özellikle 0-7 yaş arasında olmak üzere yaşamın her aşamasında insanlar, aileler ve eğitim kurumları ile organik bütünlük içinde çalışan Kurum, pilot yaşam laboratuvarları kurar.
5- Kent Kuvayı Milliye Meclisleri öncülüğünde
TÜM TÜKETİM MALLARI KOOPERATİFLERİ
İllerde kurulmuş ve kurulacak her konudaki tüketim kooperatiflerinin ve TANSAŞ, BEL-KO gibi kuruluşların özerk-demokratik bir yapıya kavuşturulmasıyla oluşan tüketim kooperatiflerinin kuracağı Bölge Birlik ve Merkez Birlikleri; modern, büyük alışveriş merkezleri kurar ve halkımıza taze, ucuz, taksitle, kaliteli her türlü mal ve ürünü sunar. İthalat, ihracat ve diğer konularda Üretici Kooperatifleri Merkez Birliği ile dayanışma, iletişim ve organik bütünlük içinde çalışır. Kent Meclisleri’nin ilgili birimleriyle birlikte; kalite kontrol, fiyat kontrol, tüketiciyi koruma, asgari ücret ve asgari geçim endeksini tesbit birimleri oluşturur.
6- Kent Kuvayı Milliye Meclisleri öncülüğünde
KONUT YAPI KOOPERATİFLERİ
İl merkezleri ve çevrede kurulmuş ve kurulacak yapı kooperatiflerinin ve Bölge Birlikleri’nin, Türkiye bazında Merkez Birliği örgütlenmesini gerçekleştirmesi; konut problemi ve çarpık yapılaşmayı, altyapısızlığı, tarih-toplum-doğa gaspını ve çapulunu önleme yolunda yaşamsal bir gerekliliktir.
Belediyelerin ve hazinenin elindeki kamuya (yani halka) ait arsa ve arazilerin bilimsel değerlendirmesini yapıp modern, kendi kendine yeterli Örnek Kentler kurmak için çalışmalar yürütecek olan Konut Yapı Kooperatifleri Merkez Birliği; demokratik kitle ve meslek örgütleriyle yardımlaşma, dayanışma ve iletişim içinde, projelendirmeden konut ve tesis üretimine, yurtiçi-dışı kredi olanakları bulup kullandırmaya kadar her alanda faaliyet gösterir. Böylece, sosyal dayanışmayı ve unutulmuş imece geleneklerimizi yeniden özendirip canlandırarak, asırlardır bu alanda doğaya ve insana karşı işlenmiş suçlara son vermek üzere her türlü sosyal, ekonomik ve kültürel çalışmayı yürütür.
7- Kent Kuvayı Milliye Meclisleri öncülüğünde
TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFLERİ
Amaç: Turizmi; aracıların ve yabancı ortaklı şirketlerin kâr amaçlı doğa, toplum, tarih gaspı ve çapulu olmaktan kurtarmak ve halka yaptırtmaktır.
Geçimini turizmden sağlayan halk kesimlerimizin il merkezleri ve çevrede kuracakları çeşitli dallardaki turizm kooperatifleri, konularına göre Bölge Birlik ve Merkez Birliği örgütlenmesini gerçekleştirecekler. Öncelikle;
a) Bünyesindeki aile pansiyonculuğu kooperatiflerini destekleyip yaygınlaştırmak, yurt içinde ve yurt dışında tanıtarak doluluk oranlarını artırmak, eğitim, kültür, sağlık, rehberlik vb. konularda geliştirmek,
b) Çeşitli turistik ve sosyo-kültürel amaçlı tesisleri, tatil köylerini projelendirip hayata geçirmek,
c) Çeşitli turistik hizmet, deniz ve kara turlarını, rehberlik hizmetlerini yapmak,
d) Danışma, döviz bozdurma, kara, deniz ve hava taşıtları kiralatma ve turistik alışveriş merkezleri açmak,
e) TC Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Turizm Geliştirme Kooperatileri Ana Sözleşmesi’ndeki diğer amaç ve hedefleri gerçekleştirmek,
f) Bu alanda faaliyet gösteren TURBAN gibi KİT’lerimizin hizmet ve turizm kooperatifleri olarak reorganizasyonu; bu Merkez Birliği’nin başlıca görevleridir.
8- Kent Kuvayı Milliye Meclisleri öncülüğünde
KARA-HAVA-DENİZ-DEMİR YOLLARI YÜK, POSTA
VE YOLCU TAŞIMACILIĞI KOOPERATİFLERİ
Kurulmuş ve kurulacak sözkonusu kooperatifler ve birlikler, bu alanlarda faaliyet gösteren TCDD, THY, TDİ, PTT gibi KİT’lerin reorganizasyonuyla oluşacak iletişim ve ulaştırma kooperatifleri ve onların birlikleri; MERKEZ BİRLİĞİ örgütlenmelerini gerçekleştirecekler. Böylece; gerek yük, kargo ve posta gerekse de yolcu taşımacılığında standartlaşma, güvenilirlik, kendi kendine yetiş ve sosyal dayanışma sağlanacaktır.
9- Yapı-Koop. ve Tur.Glş.Koop. Merkez Birlikleri’nin,
TMMOB ve Kent Kuvayı Milliye Meclisleri’nin
gözetim, denetim ve katkılarıyla;
a) PROJE İMECESİ: Bir yandan mevcut yapılaşmanın, diğer yandan yeni yapılaşmaların; tarihi, doğal ve sosyal amaçlılık doğrultusunda reorganizasyonu için projeler üretirken, konu ile ilgili seminer, konferans ve proje yarışmaları düzenler.
b) İNŞAAT İMECESİ: İnşaat malzemeleri teminini, üretimini ve her türlü konut ve tesis üretimini gerçekleştirir.
c) İŞGÜCÜ İMECESİ: İnşaat işçi ve taşeronlarının kuracağı, işi paylaştırma ve işbölümü amaçlı bir işgücü dayanışma birimidir.
d) Her üç birim de, bölge veya şantiye alanları sayılarına göre artış göstereceğinden, EKİPLER (İMECELER) MERKEZ BİRLİĞİ’nin koordinatörlüğü gereklidir.
10- Kent Kuvayı Milliye Meclisleri koordinatörlüğünde, ilgili kooperatiflerce kurulacak KOOPERATİF BANKALARI da birleşerek; ULUSAL KOOPERATİFLER MERKEZ BANKASInı oluşturur. Hatta, bu Kooperatif Bankaları Merkez Birliği; İsviçre’deki gibi, Uluslararası üst örgütlenmelere de gidebilir.
Müzminleşmiş pahalılık demek olan enflasyonun önlenebilmesi; bankacılık ve finans sistemimizle toplumsal üretim, dağıtım, paylaşım ve tüketimimizin organik bir ilişki içinde, ulusal bazda planlanmasına ve yeniden örgütlenmesine bağlıdır. Bu nedenle de Kooperatifler ve Kooperatif Bankaları hayati önem taşımaktadır. Böylece, ileri ve demokratik bir toplumun alternatif bankacılığının ilk örnekleri filizlenecektir.
Son günlerde çokça tartışılan kamu arazileri ve bankaları halkımızın öz varlıklarıdır. Bu nedenle, halkımızın demokratik-örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümünde yeniden yapılandırılacaktır. Ayrıca, hazine arazilerinin ve kamu bankalarının satışı, ulusal güvenliğimizi yakından ilgilendirir.
Kamu bankalarımız, kuruluş amaçlarına ve işlevlerine uygun, üretici halk kesimlerimizin örgütlü-kollektif inisiyatif ve güdümünde bir yeniden yapılanma ile verimli hale getirilecek. Halk Bankası; küçük sanayici ve esnafımız için vardır. Ziraat Bankası köylü üreticilerimizindir. Milyonlarca evsizimizin konut sorunun çözümünde Emlak Bank’tan yararlanacağız.
– HALK BANKASI; Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği (USİAD), Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kefalet Kooperatifleri Merkez Birliği, TESK, Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu gibi örgütlerin öncülüğüyle kurulacak ESNAF KOOPERATİFLERİ BANKASI’na devredilecek,
– ZİRAAT BANKASI; Köy Koop, Tarım Kredi, Tarım Satış ve diğer tarım-hayvancılık kooperatifleri Merkez Birlikleri’nin, Ziraat Mühendisleri, Ziraat Odaları ve diğer üretici köylü örgütlerinin öncülüğüyle kurulacak TARIM KOOPERATİFLERİ BANKASI’na devredilecek,
– EMLAK BANK; Konut Yapı Kooperatifleri Merkez Birliği ve TMMOB’nin öncülüğüyle kurulacak KONUT KOOPERATİFLERİ BANKASI’na devredilecek,
– ETİBANK, İLLER BANKASI, VAKIFBANK, ŞEKERBAK gibi kamu banka, tasarruf, yatırım ve kredi kuruluşları; ilgili halk kesimlerimizin kuracağı Kooperatif Bankaları’na devredilecek…
Kısaca özetlersek; tarım, sanayi ve hizmet gibi tüm alanlarda faaliyet gösteren bütün KİT’lerin, özelleştirilen ve özelleştirilmesi düşünülen tüm işletme ve kurumların gerçekten birer Kamu Kuruluşu olabilmeleri için, benzer biçimde, çalışanların ve ilgili halk kesimlerimizin demokratik – örgütlü – kollektif inisiyatif ve güdümündeki HİZMET, BANKACILIK ve ÜRETİCİ KOOPERATİFLERİNE devri gerçekleştirilecektir…
11- Gene Kent Kuvayı Milliye Meclisleri öncülüğünde her kentte Sivil Savunma birimleri kurulacak, mevcut sivil savunma teşkilatı, ulusal savunmayı da kapsayacak biçim ve özde reorganize edilerek ulusal bazda halka dayalı, çağdaş ve gerçek bir sivil savunma örgütlenmesi gerçekleştirilecektir.
SONUÇ
Halk örgütlerimizin yapacağı iş ve hizmetlerin ayrıntılarıyla tesbiti, bölge ve şehir özelliklerine göre somut plan ve programların nasıl gerçekleştirilebileceği, önceliğin ve ivediliğin hangi iş ve hizmet gruplarında olabileceği; kurucu İl Kuvayı Milliye Meclisleri’nin düzenleyeceği seminer, açık oturum ve panellerde tartışılarak kararlaştırılacak ve halkımızın bir an önce işi ele alması sağlanacaktır.
Uluslararası banka ve holdinglerin etki ve telkinleriyle atanmış bürokrat bağımlılığına karşı ulusallığı, demokratikliği, halkçılığı ve bağımsızlığı savunan bir özerklik; ve despotik-bürokratik merkeziliğe karşı demokratik-merkeziyetçilik doğrultusunda hazırlanmış-hazırlanacak rapor, yönetmelik ve yasa tasarıları, zaman kaybetmeden tartışılıp netleştirilecek, bunlar bir an önce yasallaştırılıp yürürlüğe sokulacaktır.
Böyle bir reorganizasyonda çıkabilecek aksaklıkların ve eksikliklerin tesbiti için “PİLOT” uygulamalar başlatılmalıdır. Bu uygulamalarda, amaçdan sapılıp özelleştirme, yerinden yönetim, federasyonlaşma, otonomlaşma, bölgecilik, bölünmüşlük ve ulusal, demokratik, halkçı, laik sosyal hukuk cumhuriyeti ilkelerinden sapılmaması için özerkliğin yanında demokratik-merkeziyetçiliğin de hayata geçirilmesi vb. önlemler alınması gerekir.
Bu tip yeniden yapılanmalardaki tehlikelerden biri de POPÜLİZMdir. Bürokrasiden ve aşırı devlet müdahalesinden kurtulalım derken; yetkili-yetkisiz, ilgili-ilgisiz, bilgili-bilgisiz ayırımı gözetmeden, sırf “katılımcı” ve “demokratik” olsun diye MEDİOKRASİYE; ORTA KARAR, VASAT çoğunluğun yönetime abanmasına da göz yumulmamalıdır.