"NE BU ŞİDDET BU CELAL"

… Geçelim hükümetleri, muhalefetleri; yüksek yargı organları bile, yeraltı ve yerüstü tüm değerler ve ülke açık eksiltmeyle satılırken, egemenlik, sosyal hukuk, sosyal adalet, eğitim, sosyal güvenlik, kamusal çıkarlar yukarda alıntı yaptığımız mevcut anayasaya bile aykırı olarak yok edilirken sessiz kalmayı hatta onaylamayı tercih edebiliyorlar. Tüm bu anayasal ve yasal suçlar işlenirken sessiz kalan veya onaylayan kurumlar, iş laikliğe gelince birdenbire aslan kesilmiş görünüyorlar. Halkçılık, ekonomik ve sosyal adalet, egemenlik, bağımsızlık, mevcut demokrasi ve cumhuriyet kazanımları “son sosyalist devlet”i yıkma operasyonuna tabi tutulurken, anayasal güvence altındaki işçi, köylü, kamu çalışanları ve halk örgütleri birer birer zayıflatılıp ortadan kaldırılırken seyirci kalanlar, hatta onaylayanlar, bunlar olmadan laikliğin savunulamayacağını bilmiyorlar mı? Laikliği de kazanılmış ekonomik, demokratik ve sosyal hakları da cumhuriyet kazanımlarını da ancak örgütlü halk savunabilir, geliştirebilir. Anayasa Mahkemesi, özellikle son yıllarda hükümetlerin çıkardığı çok önemli yasaları onaylayarak mevcut anayasanın bile dışına düşmüştür. Hükümetler ise ta başından beri mevcut anayasalara göre bile münfesihtir. Şimdi nedir bu laiklik ve turban çıkışları diye sormak hepimizin hakkıdır…

TC ANAYASASI (1982)
“BAŞLANGIÇ (Değişik: 23.7.1995-4121/1 md.)
Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;
Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedî varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;
(Değişik: 3.10.2001-4709/1 md.) Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.
BİRİNCİ KISIM
Genel Esaslar
I.  Devletin şekli
MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II.  Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III.  Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.
IV.  Değiştirilemeyecek hükümler
MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
V.  Devletin temel amaç ve görevleri
MADDE 5. – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
VI.  Egemenlik
MADDE 6. – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
VII.  Yasama yetkisi
MADDE 7. – Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.
VIII.  Yürütme yetkisi ve görevi
MADDE 8. – Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. 
IX.  Yargı yetkisi
MADDE  9. – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
X.  Kanun önünde eşitlik
MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek: 7.5.2004-5170/1 md.)Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
(Değişik: 9.2.2008-5735/1 md.) Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
XI.  Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
MADDE 11. – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz…”
Yukarda ilk bölümlerini aktardığımız, mevcut 12 Eylül Anayasası’na göre bile hem Meclis hem de Hükümet çoktan münfesih olmuş, yasallığını ve meşruiyetini kaybetmiştir.
Bu kaybetmişlik yeni de değildir. 1923 İzmir İktisat Kongresi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri sulandırılmaya çalışılmıştır. Bu ekonomik karşı-devrim girişimi, 1930’larda ilk kuvayimilliyeciliğimizin heyecanı ve dinamizmini taşıyan devrimci kadrolarca durdurulmaya çalışılmışsa da, önce devletçi yoldan palazlandırılan sermayedar sınıfların etkisiyle, 1940’lardan itibaren “dış yardımlar”a tutunarak iktidara gelen siyasi iktidarlar anayasaları çiğneyerek gayrimeşru duruma düşmeyi gelenekleştirmişlerdir.
27 Mayıs Siyasi Demokratik Devrimi ile kuruluş aşamasındaki varlık temellerine aşı yapılmaya ve siyasi erke hukuksal ve anayasal denetim getirilmeye çalışılmıştır. 60’lı yıllardaki siyasi iktidarlar da tıpkı öncekiler gibi üzerine yemin ederek iktidara geldikleri kendi koydukları anayasal ve yasal kuralları bile halkımıza çok görmeyi sürdürmüşlerdir.
Hele 12 Mart ve 12 Eylül gibi emperyalist güçlerin güdümüyle gerçekleşen “müdahale”lerden sonra kurulan iktidarlar sosyal hukuk devletini elit sosyetenin guguk devletine çevirerek anayasa ve yasadışı duruma düşmeyi sürdürmüşlerdir. Ancak işin ilginç yanı, mevcut yasalar ve anayasa kuralları ile kurulan yüksek yargı organları, halkın ve ülkenin çıkarlarını koruma adına siyasi iktidarları denetleme ve dizginleme görevlerini yapamaz duruma düşürülmüşlerdir.
Özellikle 80’li yıllarda “globalleşme-küreselleşme” ile başlayan süreç, uluslarüstü finans-kapital ve “yerli” ortaklarının kayıtsız şartsız sömürü ve egemenlik düzenini doğurmuştur. Ekonomik ve sosyal adalet bozukluğu, işsizlik, gelir dağılımındaki uçurum hızla artmış, egemenlik, sosyal hukuk devleti, toplumun, kamunun ve insanın hakları tamamen rafa kaldırılmıştır. Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek yargı organları ya kararlarına uyulmayarak ya da çifte standart kararlar verir hale getirilerek işlevsizleştirilmiş, en az hükümetler kadar onların da gene anayasal ve yasal olarak belirlenmiş varlık nedenleri ve meşruiyetleri ortadan kalkmıştır.
Geçelim hükümetleri, muhalefetleri; yüksek yargı organları bile, yeraltı ve yerüstü tüm değerler ve ülke açık eksiltmeyle satılırken, egemenlik, sosyal hukuk, sosyal adalet, eğitim, sosyal güvenlik, kamusal çıkarlar yukarda alıntı yaptığımız mevcut anayasaya bile aykırı olarak yok edilirken sessiz kalmayı hatta onaylamayı tercih edebiliyorlar. Tüm bu anayasal ve yasal suçlar işlenirken sessiz kalan veya onaylayan kurumlar, iş laikliğe gelince birdenbire aslan kesilmiş görünüyorlar. Halkçılık, ekonomik ve sosyal adalet, egemenlik, bağımsızlık, mevcut demokrasi ve cumhuriyet kazanımları “son sosyalist devlet”i yıkma operasyonuna tabi tutulurken, anayasal güvence altındaki işçi, köylü, kamu çalışanları ve halk örgütleri birer birer zayıflatılıp ortadan kaldırılırken seyirci kalanlar, hatta onaylayanlar, bunlar olmadan laikliğin savunulamayacağını bilmiyorlar mı? Laikliği de kazanılmış ekonomik, demokratik ve sosyal hakları da cumhuriyet kazanımlarını da ancak örgütlü halk savunabilir, geliştirebilir. Anayasa Mahkemesi, özellikle son yıllarda hükümetlerin çıkardığı çok önemli yasaları onaylayarak mevcut anayasanın bile dışına düşmüştür. Hükümetler ise ta başından beri mevcut anayasalara göre bile münfesihtir. Şimdi nedir bu laiklik ve turban çıkışları diye sormak hepimizin hakkıdır.
“Laik – Müslüman”, “Alevi – Sünni”, “Türk – Kürt” … “Ulusalcı – Siviltoplumcu” ayrımları ve gerilimleri zorlanarak yapılmak istenen bellidir. En “iyi niyetli” bir “yorum” ile; Sosyal Hukuk Devleti ve anayasanın diğer değiştirilemez maddelerinin değiştirilmesine onay veren Anayasa Mahkemesi sonuçları sebeplerle karıştırıp; işsizliği, yoksulluğu, sömürüyü gizlemek, çocuklarımızın geleceğinin yok edilişinin üstünü örtmek için toplumda yaratılmak istenen suni gündem ve hedef şaşırtmalara alet olmaktadır. AKP Hükümeti de “ip”in diğer ucundaki asılanıdır. Halkımız; “40 katır mı 40 satır mı” açmazına mahkum edilmek isteniyor. Amerika, Avrupa ve İsrail emperyalist güç merkezleri ve uluslarüstü finans-kapital, “yerli” ekonomik ve siyasi ortakları aracılığıyla halkımızı, ülkemizi, bölge kardeş halklarımızı ve bölgemizi kayıtsız –şartsız teslim almak istiyor.
Başta işçi sınıfımızın olmak üzere köylü üreticilerimizin, kamu çalışanlarımızın, küçük sanayici ve esnafımızın, ekonomik ve sosyal adaletsizliği, işsizliği, yoksulluğu ortadan kaldırmak üzere yaşama geçireceği örgütlü birliği olmadan, bu temelde bir halkçılık ve egemenlik mücadelesine girişilmeden ne laiklik ne de mevcut cumhuriyet kazanımları savunulamaz, geliştirilemez. Mevcut “cumhuriyet kurumları”nın “kurtarıcılığı”nı beklemek, ölü gözünden yaş beklemektir. Gerçek kurtuluş; halkımızın eli, aklı ve örgütlü gücüyle gerçekleşecektir. Bu, tarihte, bizde de başka ülkelerde de hep böyle olmadı mı?

Yazar Vatan Postası