“NE BU BÖYLE DİPTEN GELEN”*

Yazar E. Bülent Yardımcı
  

Bazen kendiyle bir vuruşma, hesaplaşma isteği egemenleşir edebiyatçıda. Yüzeyde sis çoğalmıştır. Yüzeyde görüş mesafesi denilen şey azaldıkça, dipten gelen yoğunlaşır; içsel bir konuşma gereksinimi pekişir; “-miş -mış –lar’la” geçmiş zaman ve o zaman içindeki an’lar anımsanır, sorgulanır, düşünülür ve şimdi’ye notlar düşülür…

Böylesi süreçlerde kendinden başlayıp kendine gider ilgi insan; yüzeyden dipten gelene bir yolculuk başlar. “Dipsiz yüzeyler olabilse de dipler olmasaydı yüzeyler olabilir miydi, diye düşünemezlik edemeyiz.” diyor Nermi Uygur.
İnsan, “-miş –mış –lar’la” anlamlı anlamsız, yararlı yararsız, değerli değersiz onca şey’le kuşatılmış. Hep yüzeyde olduğunu sanıp, hep görünür olanla yetiniyor çoğu insan. Yaşamın geneli bir dipsiz yüzeyler paydası sanki.
Edebiyatın tüm kollarındaki amaç, belki de o paydayı değiştirip dönüştürme isteğidir. Edebiyatçıyı diğer insanlardan farklı kılan da bu isteğin yarattığı eylemlilik halidir belki de.
Yaşam çok yönlü bir karmaşa. Gün, insanın yöneldiği, zorunda kaldığı, zorunda hissettiği “tek tek amaçlardan” oluşmuş bir gündemle paldır küldür geçip gidiyor. Hem o tek tek amaçlar, hem de iletişim araçlarının sinsi bombardımanı altında esrar kabağına dönüştürülüyor insan beyni; algı zayıflatılıyor. “Ayık bakış” dumura uğratılıyor.
Yazarların, şairlerin toplumsal önemi özellikle böylesi günlerde ortaya çıkıyor. Haz alınacak duygular üretmekten öte bir anlama ulaşıyor edebiyat.
MMazhar Alphan’ın “Oku Dedim Kendime” adlı şiir kitabı bir “ayık bakış”olarak nitelendirilebilecek düzeyde. Kitabın ilk ve son bölümü sunu ve sonuç bölümleri olarak düşünüldüğünde “Oku Dedim Kendime” ırmak bir şiir. Soluk almadan okunabilen; ama onlarca, yüzlerce yılın içinden seçilmiş iz’lere akılcı ve duygusal bir yaklaşımla parmak basan ırmak bir şiir. Özü biçimini yaratmış. Biçemi özgün. Şairaneliklerden uzak yalın bir şiir dili eşliğinde “neyim”sorusu sarıyor benliği. Şairin hayata düştüğü izdüşüm’ler içsel bir sorgulamayı kaçınılmaz kılıyor. Bildiğim kadarıyla, biçem bağlamında Türk Şiiri’nde bir ilk.
Bence bu kitap sözcükle yaratılmış, insan hallerini konu edinmiş, evrensel ve ulusal insanlık değerlerine taraf bir senfoni.
Şairin ilgi kitabında uyguladığı mantık ve felsefi kurguyu şu dizelerinden anlayabilmek olanaklı:
“indim Eflatun / çıktım Karl Marks”… “düştüm / zaman tüneline”… “tetiklemeyecekse / kıvılcım olma söze”
Zaman tünelinden geçmeyen, bir anlamda kendiyle yüzleşmeyen insan nedir ki? Çoğunluk kendinden başladığını sandığı bir hayatın peşinde, kendilerine uygun gördükleri sıfatların ardında debelenip duran maskeli bir topluluk.
Her yanda egemenleşmeye başlamış sahtecilik. Şairin bu duruma itirazı var. İşte, onun yüzümüze tuttuğu ayna ve o aynadan yansıyanlar:
Spartaküs ol / sen baksın / içindeki Prometheus’u / gör dedim / oku”
ve
“-miş –mış–lar’ı bırak / Şeyh Bedrettinleri / düşün / Börklüce Mustafaları / Torlak Kemalleri / daha kimleri / vurulduk ey halkım unutma bizi / kulak ver / dedim”
M.Mazhar Alphan, evrensel değerlerle, ulusal değerleri iç içe geçirerek işlemiş şiirini. Kendi zaman tünelinde yaptırttığı yolculukta Prometheus, Eflatun, Spartaküs, Karl Marks ile Şeyh Bedrettinleri, Mustafa Kemal’i, Uğur Mumcuları ve “daha kimleri” okuruyla buluşturmuş.
İşkence, filistin askısıyla dile getirilirken, düşüncenin tutuklanamaz oluşuna, cumartesi annelerine, fişlemelere, adaletsizliklere, katliamlara velhasıl memleket hallerine duyarlık yaratan vurgular yapıp göndermelerde bulunuyor ve ekliyor:
“dedim/ her başkaldırı / bir şarkı / düzene isyan / aşk ancak / bu kadar yakışır / özgürlüğe / sustum”
Şairin bu kitabıyla yaptığı şey, bir şairin yaşam savunuculuğunda; yaşama, düşünme zamanı ayırmaktır. Önemli bu. Hangimiz kapitalizmin çürüttüğü böylesi bir dünyada; yaşama, düşünme zamanı ayırıyoruz. Hangimiz ben’den yola çıkıp ben’i olabildiğince sorguluyoruz, hangimiz kendimize kurduğumuz tuzakların farkındayız. Neyim, sorusunun yanıtını aramaya hangimiz kıyışıyoruz.
Kitap, insanın nasıl bir karmaşa olduğuna dair düşünmeye bir çağrı. Ateşi insanlığa armağan ettiği için sonsuz bir işkenceye mahkûm edilenPrometheus ve ateşi Sivas’ta kendinden utandıran bir vahşet. Bir yanda bizi var eden anneler kutsallığı öte yanda “Cumartesi Anneleri” işkencesi. Bir yanda sevginin ışığı öte yanda dipsiz karanlık… ve hepsinde insan eli. Alphan’ın dediği gibi:
 “bir yarımız /ışığa hallaç’tır / diğer yanımız / yağlı urgana”
Yanıtını arayan soru: Neyiz biz? Şairin ilgi konudaki saptamasını aktaralım:
“düşüncenin mimarı / insan, sebebi de / dedim / ya nefsin / kabukla yara arası / kıldan ince”
Nermi Uygur, bu konuyu öylesine önemsiyor ki; onun konuya ilişkin düşüncesini olduğu gibi aktarmak gerekiyordu.
“Yaşama az buçuk düşünme zamanı ayırabileceklerin apaçık önüne serilen bir gerçek var. Birbirlerine bağdaşmaz görünümler, kımıldanışlar gerektirir yaşam değerleri; insanı uğraştırsa da, bu uğraşlar yaşamın tadı tuzudur. Uğraşlar olmasaydı uyuşup gider, sönüp biterdi yaşam.”(1)
M. Mazhar Alphan, bu bağlamda bir insan olarak, bir şair olarak üzerine düşeni yapmış. Ama… düşünme fukaralığının kol gezdiği bir ortamda, bezirganlığın egemenleştiği bir yüzeyde, şairin söylediği gibi “kör, sağır ve dilsiz bir gökyüzü”altında, yaşam üstünde düşünmeye çağrıya, dipten gelen bu seslenişe “Ne bu böyle!” diyecekler çoğunlukta olacaktır. Çünkü onlara “Oku Dedim Kendime” ile bir anlamda suçüstü yapılmıştır.
Çünkü “bu kitap” “tüm suçlara karşıdır.”
Şairin bir dileğiyle bitirelim yazıyı.
Susma.”
SONUÇ
Susuzluğumuzu
Güneşten gideririz

Açlığımızı
Toprağımızın
Terini soyunuruz
Emeğimizin
Bir yarımız
Işığa hallaç’tır
Diğer yarımız

Yağlı urgana 
Tüm suçlara
Karşıdır
Bu kitap
Susma!
M. Mazhar Alphan
Notlar
*N. Uygur’un bir yazısında kullandığı başlık.

(1) Nermi Uygur, “Dipten Gelen) YKY. 2.Baskı.İstanbul