VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Myanmar – Askeri darbe, Muhalefet ve konuya yaklaşım üzerine

Konulara ve olaylara “Eleştirel akıl “ yaklaşımı ile, özellikle burjuva tarafından öne sürülen açıklama, değerlendirme ve yorumları doğru olarak kabullenen “köle akıl” arasındaki en önemli fark, “köle aklın” -düşünme ve eleştirel yaklaşımdan yoksun olduğundan- konulara ve olaylara “ya siyah ya beyaz” gibi kafasında oluşturulmuş “ön yargılar” çerçevesi içinde bakması, algılaması ve sonuçlandırması, bunun tersi olarak, “eleştirel akıl” konulara ve olaylara yaklaşımında “görüldüğü”, “anlatıldığı” içeriğinden daha derinlere inerek, bir bütünlük içinde algılamaya, değerlendirmeye ve yorumlamaya çalışmasıdır.

“Ön yargılı”  değerlendirmeler, devrimci yaklaşımın değil, her sokaklara dökülmelere, ayaklanmaya “ilerici”, her darbeye “gerici” damgalama pratiği,  “köle aklın” yaklaşımının örneğini gösterir. Libya da ve Suriye’deki “ayaklanmalar” ve bunları başlangıçta “ilerici” olarak tanımlama hataları, “her darbeye karşıyız” reformist anlayışın Afrika’daki ilerici askeri darbeleri göz ardı etmeleri, bu yaklaşımın “köle aklı” olduğunun kanıtlayıcı örnekleridir.

“Eleştirel akıl” olayları sadece kendi içinde ve kendisi ile ilgili olarak ele almaz. Her olayı genel dünyadaki durum ve gelişmelere direk bağımlı olarak verili, özgül konu ya da olayı bir bütünlük içinde ele alır. Dünya da Ukrayna’dan, Afrika ya, Orta Doğudan Asya ya -Hong Kong ve şimdi Myanmar – bu gelişmelerin, çatışmaların hiç birisi kendi içinde, kendi başına, dünyadaki gelişmelerden soyut olaylar değildir. Bu olaylar Çin-Rusya ile ABD-İngiltere- İsrail arasında, -özellikle Çinin “bir kemer, bir yol”(OBOR) projesinin sonucu doğan çıkar çatışmaları ve “stratejik ortaklıklarda” yeniden yapılanma eğilimlerinin ortaya çıkmasını hızlandırdığı – çatışmalardan soyut değil, tam tersine bu çatışmaya direk bağlantılıdır.

Gerek “kültürler arası çatışma” yeni emperyalist teori ve Pratik çerçevesi içinde ve gerekse Çin’in ekonomik bir güç haline gelmesiyle birlikte, Çin’in kuşatılması ve kontrol altına alınması ve ABD’nin Asya’daki üstünlüğünün yeniden vurgulanması ABD’nin Asya’ya uyguladığı stratejisinin merkezini oluşturdu. Pentagon Belgelerinde açıkça ortaya koyduğu gibi bu uzun vadeli politika, Sovyetlerin dağılmasından sonra hızlandırıldı.

Ancak Çinin gerek kara ve gerekse deniz yoluyla uygulama girişimine başladığı, her ülke burjuvazisinin ağzını sulandıran trilyon dolara yakın – belki de fazla- yaptığı ve planladığı yatırımlar genelde ve özelde Asya’da bir sürü ülkenin “stratejik ortaklık” konusunu yeniden gözden geçirmeye zorladı.  Bu nedenledir ki ABD’nin “zora” dayanan Güneydoğu Asya’daki siyasi düzenleri değiştirme dış politika girişimleri ve tartışmalı ve popüler olmayan Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) serbest ticaret anlaşmasını zorlama girişimleri çoğu ülkede geri tepti, Hong Kong da başarılı olamadı, Myanmar da ne olacağı belirli değil. Gelişmeler ABD’nin, Asya’daki Amerikan üstünlüğünü yeniden oluşturma yerine, Çin’e karşı kullanmayı umduğu bölgedeki birçok ülkeyi askeri, ekonomik ve politik iş birliği için Pekin’e yönelmeye itti.

Darbeden önce Myanmar

On yıllarca süren bir çatışmanın sonucunda askeri yönetim altında olan Myanmar’da ABD ve Avrupa Çıkarlarının Temsilcisi olan San Suu Kyi ve Ulusal Demokrasi Ligi (NLD) hükümeti iktidara gelmişti. Suu Kyi ve NLD, ABD, İngiltere ve Avrupa’dan on milyonlarca dolarlık yardım alıyordu. Myanmar’ın kurumlarını zayıflatmak ve onların etkenliğini ortadan kaldırmak için sivil toplum kuruluşları (STK’lar) olarak görünen cephe ağları oluşturulmuştu. Bu desteğin ve finansmanın kapsamı, “Burma Halkını yenilgiye mi mahkûm ediyoruz? başlıklı 36 sayfalık 2006 raporunda kendisinin ve Amerikalı meslektaşlarının Suu Kyi’nin Myanmar’da etken siyasi egemenliğini nasıl inşa ettiklerini kapsamlı bir şekilde ayrıntılarıyla anlatıyor.

Rapor Açıkça şunları söylüyordu;

“Ulusal Demokrasi Vakfı (NED), 1996’dan beri Burma’da demokrasiyi ve insan haklarını geliştirmeye yönelik program çabalarımızın ön saflarında yer almıştır. 2003 mali yılında Dış Operasyonlar mevzuatında Burma alanında $2.500.000.00 fon sağlıyoruz. NED, bu fonları bir alt-hibe programı aracılığıyla Burmalı ve etnik azınlık, demokrasiyi destekleyen örgütleri desteklemek için kullanacak. Finanse edilen projeler, Burma’nın demokratik gelişimini destekleyen bilgiyi yaymak, demokratik altyapılar ve kurumlar oluşturmak, Burma ordusu tarafından insan hakları ihlalleri hakkında bilgi toplanmasını geliştirmek, demokrasinin yeniden kurulmasını desteklemek için kapasite oluşturmak için tasarlanmıştır.”

“Hem Amerika’nın Sesi (VOA) hem de Özgür Asya Radyosu (RFA) Burma da yayın yapıyor. VOA günde üç kez 30 dakikalık uluslararası haber ve bilgi karışımı yayınlıyor. RFA, günde iki saat Burma ile ilgili haberleri ve bilgileri yayınlamaktadır. VOA ve RFA web siteleri ayrıca Burma ve İngilizce ses ve metin materyalleri yayınlıyor. .. RFA’nın web sitesi, 27 ve 29 Mayıs 2003 tarihli San Suu Kyi’nin konuşmalarının sesli versiyonlarını yayınladı. …”

Bu Batı kuklası siyasi bloğun gelecekteki liderlerinin doktrine edilmesi ve eğitilmesiyle ilgili olarak rapor şöyle diyor:

(ABD) Dışişleri Bakanlığı, Aung San Suu Kyi ile yakın bağları olan ortak bir kuruluş olan “Prospect Burma” aracılığıyla 2001/02 yılı fonunda genç Burmalılara burs sağlamak için $ 150.000.00 sağladı.

Açık Toplum ve Myanmar’ın iç siyasetine müdahale etme konusundaki rolü ile ilgili olarak raporda şunlar belirtiliyor:

Açık Toplum Enstitüsüne (OSI) (2004 yılına kadar) yaptığımız yardım, Burma’dan kaçan ve eğitimlerine lisans veya lisansüstü düzeyde devam etmek isteyen Burmalı mülteci öğrencilere burs verilmesi için bir programa kısmi destek sağlıyor. Öğrenciler tipik olarak sosyal bilimler, halk sağlığı, tıp, antropoloji ve siyaset bilimi alanlarında derece alırlar. Ülkenin demokratik ve ekonomik reformu için Burma’ya dönme veya mülteci topluluklarında çalışma isteğini ifade eden öğrencilere öncelik verilir.

Wikileaks aracılığıyla sunulan bir ABD diplomatik telgrafı, bu tür bir eğitimin şu anda Myanmar’ı yöneten ABD kukla devletini inşa etmede ne kadar önemli olduğunu ortaya seriyor.

Kuzey Tayland kaynaklı Birmanya Medya Kuruluşlarına Genel Bakış” başlıklı 2007 tarihli raporda şunlar belirtilmektedir :

Burma’nın ötesinde olan bazı diğer kuruluşlar da Burmalı gazeteciler için eğitim fırsatlarına katkıda bulunuyor. Örneğin, Chiang Mai merkezli Indochina Media Memorial Foundation, geçen yıl Burmalı katılımcıların da dahil olduğu Güneydoğu Asyalı muhabirler için eğitim kurslarını tamamladı. Bölgedeki gazetecilik eğitim programları için büyük fon sağlayanlar arasında NED, Açık Toplum Enstitüsü (OSI) ve birkaç Avrupa hükümeti ve hayır kurumu yer almaktadır….

… Bazı aktif medya eğitim programları, bir haftadan bir yıla kadar değişen gazetecilik kursları için sürgünleri ve Burma’nın içinden Chiang Mai’ye kadar olanları cezbetmektedir. Bu eğitim programları, Burma’daki “topluluklarda” ve Tayland’daki STK’larda aktif olan muhtemel gazetecileri tespit eder ve bölgedeki Burma medya kuruluşlarıyla haberci pozisyonlarını güvence altına almalarına yardımcı olur. Eğitim programları, gelecek nesillerin mevcut organizasyonların kurucularının başarıya ulaşmasını sağlamaya yardımcı olur.

Telgraf aynı zamanda ABD fonlarını, bu tür fonlardan yararlananlar tarafından benimsenen, tahmin edileceği gibi, “Amerikan yanlısı” tutumlarına bağlamaktadır:

Yabancı medyayla etkileşime giren ABD’li diplomatlar için canlandırıcı bir yorumda, buradaki sürgün gazeteci topluluğu kararlı bir şekilde Amerikan yanlısı olmaya devam ediyor. DVB ve “The Irrawaddy” gibi gruplar ABD yetkililerinden sürekli olarak daha fazla bilgi istiyor ve USG web sitelerinde yayınlanan röportajları, basın açıklamalarını ve ses kliplerini sık sık kullanıyor. ABD’li bir diplomatla yapılan canlı röportaj, ödüllü bir metadır, hatta bir röportaj yapabilmek için rakip haber kuruluşları arasında sağlıklı bir rekabeti tetikleyebilir. EAP DAS Eric John ile 2006 yılında yapılan bir Irrawaddy röportajı birçok makaleye dönüştü ve sürgün topluluğu ve ana akım medyada geniş çapta dağıtıldı.

USG finansmanı bu iyi niyette bir rol oynuyor …

Suu Kyi ve hükümeti içinde üst sıralarda yer alanların, onlarca yıllık ABD-İngiltere ve Avrupa desteğinin, eğitiminin ve telkinlerinin ürünü olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.

Kanıtların da gösterdiği gibi Suu Kyi’nin giderek güçlenen destekçileri, Rohingya krizinin başlıca tetikleyicileriydi. Batı medyası, ordunun şiddetin arkasında olduğunu göstermeye çalışırken, asıl saldıranlar, katliamlarla yakmaya çalıştıkları Rohingya köylerinden ve mülteci kamplarından ayırmak için müdahale eden, genellikle ordu olmuştu. Rohingya vatandaşlığı verme sürecini ilerletmeye, hızlandırmaya çalışan, askeri liderliğindeki hükümetti. Bu çalışmaya Suu Kyi’nin siyasi partisi ve destekçileri tarafından şiddetle karşı çıkıldı ve Suu Kyi iktidara geldiğinde Rohingya vatandaşlığı konusu tamamen terk edildi.

Bu dönemde Batı medyası, Arakan eyaletindeki polis ve askeri birimlere çok sayıda büyük çaplı saldırı düzenlediği bildirilen Rohingya ile bağlantılı militanların ortaya çıktığı konularına dikkat çekiyordu. Bilindiği gibi önemli siyasi, askeri ve maddi desteğe sahip olmayan bu yapıda hiçbir militan grup olamaz. Libya, Suriye, Yemen ve Filipinler’de siyasi açıdan uygun diğer çatışmaların patlak vermesi gibi, ABD-Suudi finansmanı Myanmar’daki şiddet olaylarının patlamalarında da açıkça görülüyor.

Rohingyaların maruz kaldığı şiddetin kaçınılmaz olarak şiddetle tepkiye yol açması kaçınılmazdır, ancak silahlı isyanlar kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bu nedenle, kitlelerden kopuk şiddet eylemleri, sınırlı kapasiteye sahip örgütlü grupların oluşması olasıdır, ancak Batılı Medyanın tanımladığı şiddet “tepki” değil, “tepki” adı altında faaliyet gösteren, dış kaynaklı, siyasi kaynaklı militanlıktır.

Amerikan parası ve desteğiyle yaratılan ve sürdürülen Myanmar kukla hükümeti, Amerika’nın Orta Doğu’daki en yakın müttefiki Suudi Arabistan tarafından finanse edilen ve organize edilen cihatçılarla kasıtlı olarak karşı karşıya getiriliyordu- Bir itfaiyecinin bir binaya benzin ve ateşi bir arada kundaklaması ve devamında “kurtarıcı” olarak müdahale etmesi gibi.

Myanmar ın özelliği Rakhine eyaletinin, Çin’in Tek Kemer Tek Yol projelerinden birinin başlangıç ​​noktası olduğu unutulmamalıdır – burada bulunan Sittwe Limanı, Myanmar üzerinden Çin’in güney şehri Kunming’e giden altyapıya bağlanmaktadır. Bu nedenledir ki ABD medyasında bu çatışmaların Çin’in OBOR projelerini nasıl sekteye uğrattığını hevesle anlatıyor. Rakhine eyaletindeki çatışmalar sadece Çin’in çıkarlarını tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda ABD’nin doğrudan askeri müdahalesi için bir bahane oluşturmaya da yardımcı oluyordu. Bu şekilde ABD’li politika yapıcıların onlarca yıldır gerçekleştirmeye çalıştığı ABD’nin askeri varlıklarını doğrudan Çin sınırındaki Güneydoğu Asya’da bir ülkeye yerleştirme amacı pratiğe uygulanıyordu. ABD Dış işleri Suu Kyi’nin Ulusal Demokrasi Birliği’nin iktidara gelmesinden sonra ve Suu Kyi’nin Myanmar’daki Çin liderliğindeki, barajlar, yollar, limanlar ve boru hatları dahil – altyapı projelerini protesto ve engellemede oynadığı rolden bahsetmekten çekinmeye gerek duymuyordu.

Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi (PNAC) 2000 tarihli “Amerika’nın Savunmasını Yeniden İnşa Etmek” başlıklı makalesinde Güneydoğu Asya’da daha geniş ve kalıcı bir askeri varlık oluşturma niyetini hiç çekinmeden açıklıyordu; “… Güneydoğu Asya’daki Amerikan kuvvetlerinin varlığını artırmanın zamanı geldi.” Bunu detaya indirmekten de çekinmiyorlardı;

Güneydoğu Asya’da Amerikan askeri kuvvetleri, artan güvenlik gereksinimlerini yeterince karşılayamayacak kadar seyrek. 1992’de Filipinler’den çekilmesinden bu yana, Amerika Birleşik Devletleri Güneydoğu Asya’da önemli bir kalıcı askeri varlığa sahip değildir. Kuzeydoğu Asya’daki ABD kuvvetleri de Güneydoğu Asya’da-kesinlikle Kore’deki taahhütlerini riske atmadan- kolayca faaliyet gösteremez veya hızla konuşlanamaz. Deniz kuvvetlerinin rutin devriyeleri dışında, bu stratejik açıdan önemli ve gittikçe artan çalkantılı bölgenin güvenliği, Amerikan ihmalinden zarar görmüştür.

Raporda şu sözler vurgulanmaya değer nitelikte;

Bu, çeşitli ulusal duygulara duyarlılık gerektiren zor bir görev olacak, ancak bölgede yeni demokratik hükümetlerin ortaya çıkmasıyla daha da zorlayıcı hale geldi. ABD, Doğu Asya’daki mevcut müttefiklerimizin ve yeni demokratik ulusların güvenliğini garanti altına alarak, Çin’in yükselişinin barışçıl bir yükseliş olmasını sağlamaya yardımcı olabilir. Nitekim bölgedeki Amerikan ve müttefik gücü, zamanla Çin’in kendi içindeki demokratikleşme sürecini teşvik edebilir.

Makalede “bölgede yeni demokratik hükümetlerin ortaya çıkması” na yapılan atıf, Amerika Birleşik Devletleri tarafından kendi çıkarları adına yaratılan kukla devletlere bir atıftır, ABD’nin gerçek “demokratik hükümetler” oluşturduğu görülmemiştir. Görüldüğü gibi ilk etapta bölgedeki ABD askeri varlığına karşı çıkan “ulusal duygulara” sahip insanların çıkarlarını temsil ettikleri algılamasını yaratmayı hedef alıyorlar.

2000’de ABD’nin, Myanmar’da Suu Kyi, Tayland’da Thaksin Shinawatra ve Malezya’da Anwar Ibrahim dahil olmak üzere ortaya çıkan birkaç muhtemel kukla rejimi vardı. O zamandan bu yana bu “demokratik hükümetlerden” Shinawatra ve kız kardeşi yurt dışına kaçmıştı ve İbrahim hapishaneye atılmış, geriye Myanmar,  sadece Suu Kyi kalmıştı.

Wikileaks tarafından açıklanan başka bir ABD telgrafına göre, ABD’nin Çin liderliğindeki geliştirme projelerini engellemek için Kachin’deki cepheleri finanse ettiği de doğrulanmıştı. Kachin savaşçılarının temsilcilerinin kuzeydeki Chiang Mai kentinde komşu Tayland’daki ABD diplomatlarıyla temas halinde olduğu ortaya çıkmıştı.

ABD’nin Çin’in yükselişini engelleme arzusunu anlamak, hem Myanmar’ın kendi içinde hem de bir bütün olarak Güneydoğu Asya’da birbiriyle bağlantılı başka türlü farklı çatışmalar gibi görünen şeylerin nedenlerini ortaya koyar.

Bu bağlantı içinde Myanmar-Burmadaki “askeri darbe” ve “muhalefet” konusunu ele alalım.

Myanmar’daki askeri darbeden sonra “ayaklanan” muhalefet, ABD’nin “tanıyacağı” ve aslında “tasarladığı” , tam da 2011’de Libya ve Suriye’dekine benzer olaylar geliştirerek doğrudan Çin’in ve Tayland’ın sınırlarında sorunlar yaratıp, askeri destek sunacağı bir “hükümet” ilan etti.

ABD destekli hükümet karşıtı protestocularla bağlantı kuran silahlı grupları, onlarca yıldır Batı tarafından silahlandırılan ve eğitilen -İngilizler tarafından Burma’yı işgal etmek için kullanılan sömürge güçleri de dahil olmak üzere – ABD destekli kuklalar temsil ediyor.  Amaç, aynı İngiliz sömürgesi altında olduğu gibi “ucuz yerel ve ithal paralı askerlerle” Myanmar’ı bölmek, barış ve istikrarı ortadan kaldırmak ve Çin, Tayvan ve Tayland da dahil olmak üzere bölgede istikrarsızlığı ve sürekli çatışma ortamını sağlamaktır.

Myanmar yakın Tarihine bakarsak ABD ve İngiltere Myanmar’ın tarihinde ilk Başbakanı Aung San Suu Kyi’ye destek oluşturan siyasi muhalefet cephelerini oluşturmak için onlarca yıl ve milyonlarca dolar harcadı. Bu destek, ülke çapında Müslüman katliamı çağrısı yapan ve destekleyen bir “Monk-keşiş” ittifakı ile daha da güçlendirildi. Myanmar’daki Rohingya -Müslüman azınlığa karşı işlenen katliamların en ön saflarında yer alanlar bu Aung San Suu Kyi destekçileri ve keşiş-ittifakı olmuştur.

Rohingya’lılara karşı yıllarca süren bu zulüm ve katliamlar başlangıç yıllarda batı Medyası tarafından kasıtlı olarak hiç ele alınmadı. Silahlı çatışmalar başlayınca ise emperyalist medya kuruluşları, Rohingya’ya uygulanan katliamlara kimin önderlik ettiği konusunda gene kasıtlı olarak bir muğlaklık, belirsizlik algılaması yaratmayı hedef aldı. Bu bilinçli muğlaklık zulüm ve katliamları ile gerek ahlak ve gerekse siyasi olarak iflas etmiş olan Suu Kyi’nin iktiddarını sağlamlaştırma aynı zamanda bölgede “gerilim stratejisini” pratikte uygulama ve ABD’nin Asya’daki jeopolitik özlemlerini gerçekleştirmeyi kolaylaştırmayı hedef alıyordu.

Katliamların, göçlerin artık saklanması imkânsız hale geldiğinde, Emperyalist Medya, temelde katliamları aklayan “Rohingya isyanı” nı üretti. Her zamanki “göz alıcı” deyimleri kullanarak “Burma’nın Rohingya Müslümanlarını kötüye kullanması şiddetli tepki yaratıyor” başlıkları atmaya başladılar. Bu tanımlama tesadüf müydü? Hayır. Afganistan’dan, Orta Doğuya, Afrika ya kadar her yerde uygulanan, kendi yetiştirdikleri ucuz asker ve yasal sorumluluk taşıma tehlikesi olmayan “Cihatçılara” yeni çatışma sahaları açmak için tipik “isyan olmayan yerde isyan yaratma” taktik uygulamasıydı. Verili kayıtlara göre Rohingyalılar hiçbir zaman radikalleşmiş bir nüfus olmadı ve toplumun çoğunluğu, yaşlıları ve dini liderleri her zaman şiddetten kaçtılar. Nasıl ki IŞİD Tüm Sünnileri Temsil etmiyorsa,  Suudi destekli “Rohingya Militanları” da tüm Rohingyaları temsil Etmiyor. Rohingyalara karşı algılanan ve benimsenen yorumların çoğu, Myanmar’daki ABD destekli gruplardan olduğu gibi kopyalanıp tekrarlanıyor. Rohingya” teriminin basit bir uydurma olduğu, Rohingyaların aslında yasadışı Bengaliler olduğu ve Myanmar’dan zorla çıkarılmaları gerektiği iddiaları, yıllardır Suu Kyi’nin “Safran keşişi” destekçilerinin temel iddiaları oldu.

Bu gerçeklere rağmen “Wall Street Journal şöyle diyordu; “Dünyanın en yeni Müslüman isyanı, Suudi destekli Rohingya militanlarını Burmalı güvenlik güçleriyle karşı karşıya getiriyor. Hükümet birlikleri sivillerden intikam alırken, Rohingya’ya, savaşa katılmak için daha fazla ilham verme riski taşıyor.”” Bu “çağrı” taktiği ayni makale içinde kendini teşhir ediyordu. Makale şöyle diyor;

 “İnanç Hareketi” anlamına gelen Arapça Harakah al-Yakin olarak adlandırılan grup, Mekke’deki Rohingya göçmenlerinden oluşan bir komiteye ve uluslararası gerilla olarak savaşma deneyimi olan yerel komutanlardan oluşan bir kadroya yanıt veriyor. Son kampanya Suudi Arabistan, Pakistan, Emirlikler ve diğer yerlerdeki din adamlarının fetvaları tarafından onaylandı.”

Buradaki ikilem bir taraftan Suu Kyi’nin katliamları gizlenirken ya da bir tepki olarak gösterilmeye çalışılırken, aynı zamanda kitlelerin Myanmar’a ihraç edilen “Cihatçı” silahlı militanların sadece Suu Kyi’ye, hükümetine ve takipçilerinin Rohingya’ya uyguladığı vahşetine karşı “mücadele etmek” için oraya gönderildiklerine inanılması yönünde algılanma yaratılma çabası. Gerçekte ise, Suudi Arabistan ve onun arkasındaki ABD-İngiltere-İsrail destekçilerinin sadece jeopolitik açıdan avantajlı durum olduğunda müdahale ettikleri tarih tarafından kanıtlanmıştır

ABD’nin Ortadoğu’daki en eski ve en yakın müttefiki Suudilerin Rohingya krizini daha da alevlendirmeyi amaçlayan silahlı militanları desteklemesi ve “askeri darbe” ile ABD’nin ülkede askeri müdahale girişimi için bahane yaratılmış oldu. ABD aynı “terörizm” ile mücadele bahanesiyle Filipinler’e askeri olarak yerleşmesi ve bir daha çıkmaması gerçeğinde olduğu gibi, bir noktada birisinde karar kılacağı Myanmar’daki ikilemli güçlerle birlikte Amerikan askeri varlığını Myanmar’da oluşturmaya çalışıyor. Bu amaca ulaşıldığında gelecek Myanmar hükümeti kim olursa olsun bu askeri varlığı kaldırmak zor olacak, politikasını ABD lehine yönlendirecek olan askeri bir baskı ile karşı karşıya kalacak. Çin ise kendisini sınırı boyunca uzanan bir ABD askeri varlıkla karşı karşıya bulacak. Bu taktiğin farkında olan Çin’in alacağı tavır sadece Myanmar özelini ve Asya’yı değil,  genelde dünyayı ilgilendiren bir öneme sahip.

Birkaç ay önce Bangladeş merkezli “Rohingya” lideri Dil Mohammad’in Myanmar’da uluslararası topluma “her ne pahasına olursa olsun demokrasiyi yeniden kurması” için yalvaran açıklaması, bu Cihatçı grubunun rejim değişikliği yapmak için kukla olarak kullanıldığını doğrulayan nitelikte.

Görünüşe göre ABD emperyalist kampın amacı Myanmarda var olan kimlik gerilimlerinden yararlanarak, Güney ve Güneydoğu Asya’nın kesişme noktasında yeni bir ülke kurmak amacıyla “Rohingya” muhalefetini silahlandırmak “Rohingya vatanı” olarak tanımlamaya başladıkları bu yeni “devletçiği”, potansiyel olarak ABD’nin bölgesel askeri operasyonlarının merkezi olarak hizmet veren  “Kosova” ya benzer bir işlevle kullanmak.

ABD nin , gerek ABD içinde gerekse yurt dışındaki ülkelerde ,  O ülkenin vatandaşlarından “ülke temsilcileri” oluşturup, örgütleyip, “dışta hükümet” kurma pratiği yeni bir olgu değil. Aynı taktik Myanmar için, ABD ve Batı da bulunan, kendi-çıkarı peşinde koşan kuklalarının savaş çığırtkanlığı pratiklerinde kendisini göstermekte.

Myanmar’ın bu tip ülke dışı kuklaların önderliğinde, sözde “demokrasi yanlısı”  “müdahale”, “işgal” çağrıları ABD bloğu için stratejik fırsatlar yaratacak; “Rohingya’da Güney Asya Kosovası” senaryosunun hayata geçirilmesinin zeminlerini hazırlayacaktır. Bunun gerçekleştirilme olasılığı – Çin in sınırında bir ülkede- şüphesiz ki tartışma konusudur.

Ancak bu yönde medyanın da büyük katkılarıyla kitlelerde “algılama” yaratma ve “tavır alma talebi” oluşturma faaliyetleri bütün hızıyla devam ediyor. Dünyanın dört bir yanındaki ABD destekli sahte- devrimlerde yaygın olduğu gibi, Batı medyasının olayları anlatımı, cihatçı ve besleme muhalif grupların şiddet eylemlerini ta ki “başka seçenek tanınmadığından isteksiz bir şekilde silaha sarılarak iç savaşa kaydığını “ belirtene kadar, mümkün olduğunca uzun süre örtmeye çalışacaktır. Şüphe götürmez gerçek, Libya ve Suriye’den Yemen ve Ukrayna’ya kadar her yakın tarihteki örneklerde şiddet, başından beri ABD destekli siyasi yıkımın bir parçası olmasıdır. ABD destekli protestocuların sokaklarda Myanmar’ın polisi ve ordusuyla savaştığı Güneydoğu Asya’daki Myanmar da durum farklı değildir.

Libya ve Suriye’de vb., uygulandığı gibi, Batı medyası bir kez daha “aktivistler diyor ki” habercilik yöntemine güveniyor – kendilerini gerçek, nesnel ve olgusal gazetecilikten kopartıyor ve bunun yerine çatışmayı, kendilerini kurban kurban olarak ve Myanmar’ın yeni hükümeti acımasız ve baskıcı olarak tasvir etmek için her türlü motivasyona sahip Batı destekli muhalif grupların bakış açısından bildiriyor.

Myanmar’dan diye yayınlanan bütün haberler ve raporlar neredeyse tamamen ABD hükümeti tarafından National Endowment for Democracy (NED) aracılığıyla finanse edilen yerel medyadan – The Irrawaddy, Mizzama, DVB (Burmanın Demokratik Sesi) gibi kanalların yanı sıra Assistance gibi Siyasi Mahkumlar Derneği (AAPP) “izleme gruplarına” dayanıyor.

Batı’nın muhalefetin uyguladığı şiddet ve vahşeti örtbas etme girişimleri sonunda her iki muhalif grubun da şiddet yanlısı olduğu gerçeğine yol açtığı Suriye ve Ukrayna’da olduğu gibi, Myanmar’da protestocuların kullandığı şiddet hakkındaki gerçekler de ortaya çıkmaya başlıyor.

Bangkok Post’ta yayınlanan “KNU, Myanmar darbesini protesto eden Karen için koruma sözü verdi” başlıklı bir makale, Myanmar’ın merkezi hükümetine karşı kanlı bir ayaklanma başlatan silahlı bir grup olan Karen Ulusal Birliği’nin askeri hükümete karşı protestocuları koruma sözü verdiğine değiniyor.

Ağır silahlı militanların protesto alanlarına giderken yolda konvoylarla seyahat eden görüntüleri Asya’da medyada dolaşıyor – ancak bu haberler hala Batı medyasında kasıtlı olarak yer almıyor. Benzer taktikler Libya ve Suriye hükümetlerinin “barışçıl protestoculara” acımasızca davrandığına dair algılatmalar, 2011 yılında Libya ve Suriye’de de uygulanmıştı.

Myanmar cuntasının “Geröek Haberler” bilgi servisi tarafından yönetilen bir Facebook sayfası, Facebook un onu şiddeti kışkırtmakla suçlamasının ardından platformdan kaldırıldı. Açığa çıkan şey, Facebook’un açıkça silahlı olan ve şiddet uygulayan ve ABD merkezli sosyal medya devini ülke içindeki faaliyetlerini koordine etmek ve yurtdışına yanlış bilgi yaymak için kullanan KNU dahil muhalefet gruplarına karşı tepkisizliğidir.

Dikkatle düzenlenmiş videolar, Myanmar’ın polisinin ve ordusunun neden güç kullandığına dair herhangi bir bağlam sağlanmadan, yalnızca güvenlik güçlerinin yanıt verdiği anı gösteriyor.

Myanmar sokaklarındaki protestocular, İngilizcede “R2P” veya “koruma sorumluluğu” talep eden pankartlar sallamaya başladığında, akla 2011’de Libya da  “R2P” çağrı pankartlarının Batı medyası tarafından yoğun bir şekilde yayınlanmış olması benzer gerçeği gelmelidir.

2011’de Libya’daki şiddet olayları, muhalif grupların, sivil toplum örgütleri (STK’lar) gibi görünen cephelerin ve hatta ABD tarafından desteklenen ve yıllar önceden bir bölgeyi yürütmek için hazırlanan silahlı grupların yer aldığı daha geniş ABD tarafından tasarlanmış “Arap Baharı” nın, ve geniş çaplı istikrarsızlaştırma, rejim değişikliği, askeri müdahale ve işgal kampanyasının bir parçası olduğu gerçeğini bir defa daha kanıtladı.

O zamanlar, ABD Senatörü John McCain de dahil olmak üzere birçok kişi, “Arap Baharı” nın kasıtlı olarak ve Washington’un İran, Rusya ve Çin’in siyasi ve ekonomik düzenlerini kuşatma, kontrol altına alma ve nihayetinde alaşağı etme arzusunun bir parçası olarak yayılacağına söz vermişti.

The Atlantic gazetesi, “Arap Baharı:” Moskova ve Pekin’e Saldıracak Bir Virüs “başlıklı 2011 tarihli bir makalesinde, şunları not ediyordu:

“Bir yıl önce Ben Ali ve Kaddafi iktidarda değildi. Assad önümüzdeki yıl bu zamanlarda iktidarda olmayacak. Bu Arap Baharı, Moskova ve Pekin’e saldıracak bir virüstür.

ABD destekli Suu Kyi hükümetinin ve onun Ulusal Demokrasi Ligi’nin (NLD) bu yılın başlarında devrilmesine yanıt olarak Myanmar’daki protestolar şiddetli bir şekilde başladı. Bunlar, yıllar önce Rohingya topluluklarına saldıran, bölge sakinlerini katleden , evleri ve işyerlerini yerle bir eden siyasi grupların aynısıydı. Protestoların şiddet içeren doğasını gizlemeye yardımcı olmak için, Batı medyası, ölü ve tutukluların temelsiz “hesaplarını” sağlayan Siyasi Mahkumlar İçin Yardım Derneği (AAPP) gibi sahte insan hakları gruplarına büyük ölçüde bağlı kaldı. Batı medyası, AAPP’nin ABD hükümeti tarafından Ulusal Demokrasi Vakfı aracılığıyla finanse edildiğinden ve AAPP’nin kurucusu ve genel sekreteri Ko Bo Kyi’nin NED de önemli bir yeri olduğundan bahsetmez.

Önümüzdeki günlerde, haftalarda ve aylarda – Myanmar hükümeti bu krizin üstesinden gelemezse ve kriz büyümeye devam ederse – Batı medyası muhalefetin silahlı ve şiddet içeren doğasını görmezden gelmenin giderek zorlaştığını görecektir. Aşırı derecede şiddetli muhalefet gruplarının aniden barışçıl protesto taktikleri benimsemeleri pek olası değil, tam tersine Medyadaki resimler, protestocuları vücut zırhı taktıklarını, kalkan tuttuklarını ve bazı durumlarda sopalar ve metal çubuklarla polis ve askerlerin pozisyonuna ilerlediğini gösteriyor – bu eylemler, dünyanın herhangi bir yerindeki güvenlik güçlerinden gelen şiddeti kışkırtacak niteliktedir.

Batılı medya kuruluşları, Libya ve Suriye’deki muhalefeti, muhalif grupların savaş silahları (tanklar dahil) ile görüntülerinin ortaya çıkmasına kadar “barışçıl” olarak göstermeye çalıştı. Muhalefetin ne kadar ağır silahlı ve örgütlü olduğu hakkında kamuoyu bilgisi olduktan sonra – ve ABD ve müttefiklerinin onları açıkça silahlandırıp destekleme zamanı geldiğinde – Batı medyası “barışçıl protestocuların” neden “başka seçeneği olmadığını”” ve silaha sarılmak zorunda kaldığını açıklamaya başladı.

Aynı anlatı şimdi Myanmar’da da oynanıyor.

Bu “rejime muhalif güçler”, sivil toplum örgütleri gibi görünen cepheler aracılığıyla ABD’den on yıllardır fon, ekipman ve silah alan silahlı etnik grupları içeriyor – bunların çoğu ABD hükümetinin kendi National Endowment for Democracy web sitesinde listelenmiştir.

Tıpkı Libya ve Suriye’de olduğu gibi – Batı medyası ve “Myanmar Now” gibi ABD tarafından finanse edilen propaganda kuruluşları – gerçekte – açıkça güdülen silahlı muhalefet yanlılarından oluşan “özgürlük savaşçılarının” “demokrasi yanlısı” gücü fikrini satmaya çalışıyorlar. Gerçekte – açıkça ABD tarafından Myanmar’ı bölmek için onlarca yıldır kullanılan etnik kimlik tarafından yönlendirilen silahlı muhalefetlerden oluşuyor. Ve eğer bu gruplar Myanmar hükümeti ile mücadelesi sürecinde başarılı olursa -devamında birbirleriyle- ölümcül, uzun süren çatışmada ulusu yerle bir etmeye, ABD’ye teslim etmeye mahkûm kılınacaktır.

ABD de kurulan “Myanmar Hükümeti” (ABD de kurulan Venezuella Hükümeti gibi) CRPH – önümüzdeki günlerde ve haftalarda – şüphesiz ABD ve müttefikleri tarafından Myanmar’ın “meşru” hükümeti olarak tanınacak ve böylece ABD ve diğerlerinin silahlanma, fon sağlama ve başka şekillerde onlara yardım etmesini, onların ülke üzerindeki toplam gücü ele geçirmelerini mümkün kılmaya çalışacaklardır. (Aynen Venezuella da olduğu gibi)

ABD’nin, tıpkı Libya’da yaptığı ve  (ve kısmen)  Suriye’de yaptığı gibi, Myanmar’ın hava kuvvetlerinin savaş silahlarıyla donatılmış muhalif gruplara karşı kullanılmasını gerekçe göstererek, sınırlı askeri müdahale önerme fırsatı da olacaktır. “Uzaktan Hükümet” ABD ordusunu Myanmar’ın topraklarına “davet edebilecek” – bu, özellikle birliklerini doğrudan Çin sınırındaki bir ülkeye yerleştirerek -ABD’nin ordusuyla Çin’i kuşatmak için umutsuz bir rüya senaryosu.

Sonuç olarak “eleştirel akıl” aynen bir resme bakıp “bu yağlı boya bir resim” demekle kalmayacağı gibi, özeli ve geneli böylesine ciddi bir şekilde ilgilendiren bir olayı , “askeri darbe” tüh kaka, “biz askeri darbelere karşıyız”, öyleyse bu askeri darbeye karşı olan” her hareket ilericidir, desteklenmelidir” gibi “köle akılcı” bir tavır almaz.

Köle akıl için her şey “ya siyah ya beyaz”dır, gerisi onu ilgilendirmez, zaten ilgilendirse de, oluşturulmuş ön yargısı temelinde kaynağını seçer, ezberler, tekrarlar.

Myanmar la ilgili olarak “askeri darbe” olgusunun dışına çıkmamak, “muhalefetin niteliğini” incelememek, dünyada gerçekte neler olduğundan ve olabileceğinden  “habersiz” olmayı tercih etmekle eş değerdir- ve kesinlikle bir devrimcinin yaklaşımı olamaz, ne kadar sol lafazanlıklarla süslense de, burjuva medyanın korosuna “soldan” katılmakla sonuçlanır.

Erdogan A 18 Nisan 2021

Yazı Global Research de Myanmar üzerine T. Cartalucci, J. Thomas, A. Korybko, B, Berletic in yazıları kaynak alınarak hazırlanmıştır.

Yorumlar