VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

MUSTAFA SUPHİ' Yİ ÇOĞUMUZ BİLİRİZ DE, EŞİ VE YOLDAŞI MARİA SUPHİ'YİKAÇIMIZ DUYMUŞTUR?

Mustafa Suphi, 1882 yılında Giresun’da doğmuştur. Babası Konya Vilayeti eski valisi Ali Rıza Bey, annesi ise Samsun Belediye Reisi Halil Hilmi Bey’in kızı Memnun Hanım’dır. Babasının memuriyet görevi gereği ailenin farklı bölgelerde bulunması, M. Suphi’nin ilk eğitimini Kudüs ve Şam’da, orta öğrenimini ise Erzurum’da almasına neden olmuştu. Yüksek öğrenimini İstanbul’daki Mekteb-i Hukuk-i Şahane’de tamamlayan M. Suphi,Paris Ulum-ı Siyasiye Mektebi’nde de “Memalik-i Osmaniye’de İtibar-ı Ziraî Teşkilatı’nın Hâl ve İstikbali” başlıklı tezi ile yüksek eğitimini tamamlamıştı. Tezi, 1911 yılında Fransa Tarım Kongresi’nde incelenerek takdir edilmiş, daha sonra Roma Uluslararası Tarım Enstitüsü’nün bir toplantısında da okunarak enstitüye ait bir dergide yayımlanmıştı.

Paris’te bulunduğu sırada Tanin gazetesinin Avrupa muhabirliğini yapmış,İstanbul’a döndükten sonra da gazeteciliğe devam ederek Tanin, Servet-i Fünun ve Hak gibi gazetelerde yazılar yazmıştı.
M. Suphi aynı zamanda bir eğitimciydi. İstanbul’daki yıllarında Ticaret Mekteb-i Aliyesi’nde hukuk; Darulmuallimin ve Mekteb-i Sultani’de ise iktisat hocalığı yapmıştı. “İlm-i içtimai nedir? (Sosyoloji nedir) isimli bir tercüme ve “Vazife-i temdîn” (Medenileşme-Uygarlaşma Görevi) isimli bir telif kitabı yayımlanmıştır. 1912-13’te Türkler ve Türklüğün milli gelişimine hizmet etmesi hedefiyle bazı vekil, öğretmen ve gazetecilerle birlikte “Milli Meşrutiyetperver Fırkası”nı kurmuş, aynı hedef doğrultusunda “İfham” isimli bir gazete çıkararak gazetenin müdürlüğünü de yürütmüştür. 1913 yılında Mahmud Şevket Paşa suikastı sonrası çok sayıda kişiyle birlikte sürgüne gönderilmiştir.
M. Suphi, 1912 yılına kadar farklı siyasal bir kimlik ortaya koymayarak İttihat ve Terakki örgütlenmeleri içinde yer almaktaydı. Liberal eğilimleriyle ön plana çıkan Maliye Nazırı Cavit Bey’e yakın olduğunu hissettiren yazılar kaleme alırken, İttihat Terakki’nin 1911’de Selanik’te toplanan son gizli kongresine de Anadolu delegesi olarak katılmıştı. Söz konusu kongrenin sorunlara çözüm bulmaktan uzak kalması ve tartışmalarla geçmesi, Suphi’nin de 1912 yılıyla birlikte İttihat Terakki’ye muhalif bir kimliğe bürünmesine neden olmuştur.1912 yılında kurulan Milli Meşrutiyet Fırkası’nda da kurucu olarak görev almıştır. Bu fırka ideolojik olarak Türkçülüğün yanında, ekonomik alanda da liberal çizgileri olsa da devlete görevler yükleyen bir programa sahipti. Fırkanın gazetesi olan İfham hükümet baskısı nedeniyle kapanırken, onun yerine çıkarılan “Vazife” de hükümetin tepkisi sonrası kapatılmıştı. Suphi, İfham’daki yazılarında İttihat ve Terakki’yi yoğun şekilde eleştirmişti. İttihatçı rejimin halk düşmanı olduğu, partinin ileri gelenlerinin savaş hazırlıklarının ülke ve halkı uçuruma sürükleyeceği bu eleştirilerden bazılarıydı. 1913 yılında bu yazılarından dolayı mahkum olup Sinop Kalesi’ne sürgüne yollanmıştı.
Sinop’taki sürgün hayatı sırasında, 24 Mayıs 1914’te 9 arkadaşı ile Rusya’ya kaçmışlar, Suphi buradan da Kafkasya’ya geçmişti. Savaşın başlamasıyla Rus Hükümeti yabancıları ve düşman unsurlarını toplama kamplarına göndermeye başlamış, Suphi de 22 Ekim 1914’te 975 kişi ile birlikte Kaluga’ya sürülmüştü. Diğer esirlerle birlikte demiryolları ve tarlalarda işçi olarak çalıştırıldığı bu bölgede yetkililere yazdığı dilekçelerle politik kimliğinden, gazeteciliğinden, eğitimci yönünden, Jöntürk muhalifliğinden bahsedip kendisine siyasi göçmen pasaportu ve geçim parası verilmesini talep ediyordu. M. Suphi’nin talepleri kabul edilmemekle birlikte, Eylül 1915’te 741 diğer esirle Ural’a gönderilmişti. Sürgün aylarında sosyalist devrimcilerle, Bolşevikler ve diğer devrimci gruplarla tanışmış, sosyalizmi inceleme imkanı bulmuştu. Devrimci Marksizm’e doğru yönelen Suphi, Rusça öğrenip Bolşeviklerle temas kurmuş ve savaş esirleri arasında devrimci propaganda yapmaya başlamıştı. 1915 yılı içinde Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi saflarına katılırken, Petrograd’daki silahlı ihtilalin başarıya ulaşmasıyla hükümetin devrildiğini de burada haber almıştı. Ekim devrimi ile birlikte esirlikten kurtulup özgürlüğüne kavuşmuş ve Moskova’ya geçmişti. Daha 6 ay geçmeden Nisan 1918’de Yeni Dünya isimli gazetesini yayımlamaya başladı.
Stalin’in yönetimindeki Milliyetler Halk Komiserliği, Eylül 1918 tarihli raporuyla Mustafa Suphi ve Yeni Dünya çevresini şöyle değerlendirmektedir: (…) Yeni Dünya (Novıy Mir), tamamen küçük burjuva intelijensiyasının fikirlerini ve ruh halini yansıtmaktadır. Gazete, Müslüman realitesini milliyetçi bir bakış açısıyla ele almaktadır. Yeni Dünya yazarlarından hiçbiri Türk realitesini sınıfsal ve proleter bir bakış açısıyla aydınlatmaya çalışmamakta ve bunu arzu etmemektedir.(…) ” (…) Mustafa Suphi, Rus devrimini mutlakıyetçiliğin nesnel bir sonucu olarak görmektedir.
Devrim ve proletarya arasında herhangi bir bağ görmemektedir. Her şeyden önemlisi yazar, Prusya’yı övmektedir. Ona göre devrim Rusya’da, Fransa’da ve İngiltere’de mümkün ancak Almanya’da değil. Yazara göre Prusya’da kanlı despotizm yok, zira imparator ‘emekçi tabakaların’ kaderiyle ilgilenmektedir. Yeni Dünya gazetesinin saf sosyologu, hükümetin Prusya’da sınıf çıkarlarının uzlaşmasına yönelik faaliyetleri kendi başına yürüttüğünü, Almanya’da Sibirya gibi bir yerin olmadığını, siyasi cezaevlerinin olmadığını, buradaki cezaevlerinde daha çok adli tutukluların bulunduğunu, toplumsal düşünceye mensup her türlü kanat ve akımın özgürce hareket ettiğini ve Almanya’daki emperyalizmin gücünün burada yattığını ileri sürmektedir. Yazar sanki özel olarak Prusya emperyalizmi tarafından teşkil edilen kürek sisteminden hiç bahsetmemektedir. Alman proletaryasına mensup en iyi insanların cezaevinde azap çektiğini hiç dile getirmemekte ve susmaktadır.(…)”
(…) Mustafa Suphi, Alman emperyalistlerine methiyeler düzerek Türkiye’yi korkunç bir devrimden kurtaracak şeyleri zikretmeye heveslenmektedir. Bu nedenle Türkiye’de devrimin gerekli olduğuna, devrimin Türkiye’deki bütün emekçiler ve halklar için tek kurtuluş yolu olduğuna hiç değinmemektedir. Yazar, Türkiye’de büyük bir nüfusa sahip Türklerin çıkarlarını sadece öne almaktadır. Bu bakımdan Suphi’nin Türkçü (milliyetçi) dünya görüşü, devrimin karakteri ve yapısı ile ilgili aydınlatıcı bilgiler vermesine olanak tanımamaktadır.(…)”
Öyle görülüyor ki, Bilimsel Sosyalizm’i ancak Rusya coğrafyasında benimseyen Suphi’nin ideolojik – teorik yapısı, Bolşevik önderlerce yeterli görülmemektedir. Sekreterliğini üstlendiği “Turancı Sosyalist” (!) Sultan Galiyev konusu da ayrı bir çekince konusudur. Nitekim Doğu Halkları Kurultayı’nda da, Bolşeviklerin çeşitli eleştirileri ile karşılaşmıştır.
MARİA SUPHİ.
Coğrafyamız sosyalist çevrelerinde adı ancak son yıllarda anılmaya başlayan Mustafa Suphi’nin eşi ve parti yoldaşı Maria Suphi, 1895 yılında dünyaya gelmiştir. Mustafa Suphi Kırım’da bulunduğu dönemde, Kerç kentinde, bir dostunun evinde annesiyle birlikte misafir olarak bulunan Maria ile karşılaşmıştı. Ailesi Novorosisky kentinde yaşayan 25 yaşındaki Maria yüksek iktisat okulunu bitirmiştir..

Okul sıralarında Komsomol (Komünist Parti gençlik kolları) üyesi olmuş ve o dönemde de parti üye adayıdır. M. Suphi, arkadaşının, “güzel kız, üstelik senin fikrine de uygun. İstersen sana isteyelim” önerisi doğrultusunda düşüncesini Maria’ya açmış, genç kızın onayının ardından, anne ve baba da ikna edilmişti. Mariya, TKP içinde daha çok Meryem olarak anılacaktı.

Mustafa ve Maria‘nın nikahları, Bakü Doğu Halkları Kurultayı hazırlıkları sürerken, Novorosisky’te kıyılmıştı. TKP’nin kuruluş tarihi sayılan 10 Eylül 1920 günü Bakü’de başlayan 1. Kongre’de Merkez Komitesi’ne seçilenlere teknik olarak yardımcı olmak üzere atanan 11 kişinin müdürü sıfatıyla çalışacak kişi olarak Maria görevlendirilmişti . Maria, daha sonra, Anadolu’ya gidecek olan TKP heyetine daktilograf olarak katılacaktı. Bu onun yaşayacağı, trajedinin de başlangıcı olacaktı.
İttihat ve Terakki’nin reaksiyoner istihbarat örgütü Teşkilat-ı Mahsusa üyesi Trabzon Kayıkçılar Kahyası Yahya ve adamları, Mustafa Suphi ve 14 (?) yoldaşını Sürmene açıklarında katledip denize atarken Maria Suphi’nin onlarla birlikte olup olmadığı tartışmalıdır. Kimi bilgilere göre, Maria motora bindirilmeden Trabzon’da alıkonulmuş, kimi bilgilere göre ise, Suphiler katledildikten sonra motordan alınarak kıyıya getirilmiştir. Bundan sonra yaşananlar da karanlıktadır. Kimileri onun Samsun hapishanesine gönderildiğini ve orada öldüğünü öne sürerken, bazıları da Maria’nın Kahya Yahya’nın evinde tutularak seks kölesi olarak kullanıldığını belirtirler. Bu sava göre Kahya Yahya, Maria’yı bir süre sonra, Trabzon’un önde gelen ailelerinden Nemlizadeler’e “hediye” etmiş, oradan da Rizeli çetecilere gönderilmiştir. Bir alem sırasında direnen Maria bıçaklanarak öldürülmüştür. Başka bir iddiaya göre ise, yaşadıkları nedeniyle aklını yitiren Maria, yoksulluk içinde, 1960 lı yılların sonuna kadar Trabzon’da yaşamıştır. Seni hiç unutmayacağız Maria yoldaş !

Yazar : Ahmet H. Köse

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar