MEVSİMLİK AMA BAHARSIZ…

Yazar alınteri.org

Polatlı’da yaptıkları grevle işçi sınıfını gönendirenlerden biri, bir kadın işçi sesleniyor:Mevsimlik ama baharsız

Tarlada soğan toplayanlardanım. Gün boyunca tamı tamına 16 saat.


Hangi sorunumdan tutup anlatayım. İşçi olup emek verip emeğimin karşılığını alamayışımı mı? Kadın olup, kadınlığımın farkına varamayışımı mı? Yaşadığım bu enkaz halindeki hayatımı mı? Hangisini anlatayım?
İşçiyiz, aynı zamanda emek vereniz. Lakin hiçbir hak hakkı tanınmamış bize, varsa da sadece sözde ya da yazıda diyelim.
Ben bir mevsimlik işçi olarak, tarlada soğan toplayanlardanım. Gün boyunca tamı tamına 16 saat iş için ayakta kalıyoruz. Sabah saat 4, akşam saat 8.
Sabah saat 4 olunca bir yaşını bitirmemiş bebek dahi kamyonların kasalarına hayvan misali doldurulup 1,5 saat yol giderek; 8 torbası 15 YTL’ye çalışıyor. Bu bir çalışma stili değil, bu bir işçilik değil, bu bir hayat, bir yaşam biçimi değil ve olmaması da gerekiyor.

Başka bir zorluk: Kadın olmak!

Bu işin yanı sıra yaşadığımız (evimiz diyelim doğrusu) olan çadır hayatı tarlada yaşanan zorluktan sonra gelen bir ikinci zorluk.
Su yok, 70 hanelik bir ırgat sadece bir çeşmeden su alıyor. O çeşmenin başındaki izdihamı herhalde hayal edebiliyorsunuz. Yemeğinizi, çayınızı, banyo ve çamaşır yıkamak için yakacak toplamanız gerekiyor. Yani benim bu işçilik hayatından çıkardığım şu cümle var: “İşçi çeker cefasını, patron sürer sefasını.”
Bunun yanısıra başka bir sorun daha kadın olmak, yaşadığım bunca işkence erkekle birlikte çekiliyor. Bunun dışında kadın bir de ekstradan çekiyor. Ev halkına ve erkeğe hizmet.
Bu kadınlar saat 8’de geliyorlar, o yorgunlukla yemekmiş, suymuş, çaymış, çocukmuş, çamaşır yıkamak, banyo yapmakmış hepsi kadının omuzunda ve buna rağmen kadın aile içinde yani erkeğine karşı hiçbir söz hakkına sahip değildir. “Sen kadınsın yerini bil” denir. Yahutta “kapı orda, babanın evine gidebilirsin”.


Polatlı’nın mevsimlik hayatları DTP vekillerine dert yanarken

Biz kadınlar mecburmuyuz hem bedenen hem de ruhen ezilelim.

Çadır hayatına son!

Bizim çadır hayatımız bir kamp değil, hele bir hobi hiç değil, sadece ve sadece yaşamak için, çocuklarımızın karnını doyurabilmek için.
Çadır hayatında herşeyden mahrum olarak yaşıyoruz. Yemek, içmek, giyinmek, bilgi, teknoloji, sosyalleşmek ve sayamadığım daha bir çok şey.
Düşünebiliyor musunuz, günümüzde hayatı kolaylaştıran bu şeylerden bu denli uzaksak sağlıklı ve yararlı birer vatandaş olabilir miyiz? Tam tersine, cahil, bilgisiz, kendi aile fertlerine hak tanımayan bireyler toplumu kirletirler. Oysa ki bizim çocuklarımızın her biri öyle birer fidandır ki ekersen öyle güzel ormanlar çıkar ki. Şu anda bizim düşünemediğimizi, yapamadığımızı, onlar ilerde çok rahat ve kolaylıkla yapabilirler.
Ama ve yine ama diyorum bir çadır hayatında bunlar çok kısıtlıdır.

Yarına ışık tutalım, bizim geleceğimiz bu değil

Ya öyle şeyler görüyorum ki çocuklarımızda; hani derler ya kız anneyi, erkek çocukta babayı taklit eder diye ve gerçekten öyle. Evcilik oynuyorlar çadırlardaki çocuklar, birkaç kişi ameliye oluyor, biri çavuş, biri şoför, tarlada çalışır gibi oynuyorlar. İşte ama bizim geleceğimiz bu değil, yarının geleceğine bunu aşılamamalıyız. Biz ailelere düşen, çocuklarımızın yarınlarına ışık tutmalıyız. Evcilik oyunlarında artık öğretmencilik, doktorculuk oynasınlar.
Bunu, bütün var olan gücümle, bilgimle değiştirmeye çalışacağım.
Bazı çocuklarımıza eğitim hakkını tanımışsak da hep cimri davranıyoruz. Hep bazı şeylerini kısıyoruz. Örneğin yaz tatili boyunca bir kitap okumaları gerekiyorken, zayıf olan bir derslerini oturup çalışmaları gerekiyorken, maalesef çalışıyorlar.
Diğer bir sorun daha, okuldan erken alınıp, geç gönderilmeleri. Bu da derslerinden geri kalmalarına neden alıyor. Buda temellerin sağlam olmayışına.
Bunların hepsi bitecek ama!?…