MALTEPE’DE ABİDİK GUBİDİK= EĞİTİM ÇALIŞTAYI…

Yazar: Alper Akçam

Bu sayfada daha önce duyurmuştun; afişini de silmedim… Maltepe Belediyesi’nin düzenlediği “Eğitim Çalıştayı”na davetliydim. Benim çağrım için arıcılık eden değerli öğretmenim Zübeyit Çelik’e önceki etkinliklerde de söylemiştim; tek başına konuşmacı olmadığım etkinliklere katılmıyorum diye… On dakika on beş dakika konuşma süresi için koskoca bir günlük zamanı yitirmenin ne demek olduğunu anlamıyor olabilir bazı insanlar… Çalışmalar aksıyor, eldeki işler kalıyor, yorgunluğu da cabası… Diğer konuşmacıların katılmadığım görüşlerini yanıtlama, toplantı bitiminde arka arkaya gelen korsan bildiriler, bilgiçlik taslayan konuşmalar senin o kısacık sürede vermeye çalıştığın tezi de gürültüye getirip eritiveriyor…
Hayır dedi, Zübeyit Çelik öğretmenim; ana konuşmacı sensin. İki kişi daha var ama biz senden Anadolu Rönesansı sunumu istiyoruz; gelecek genç insanları aydınlatma görevi senin…
Söz vermiş bulundum. Ankara’da sabahın beşinde yollara düşerek ve kitap imzası da yapacağız, yeni romanın da bekleniyor Anadolu Rönesansı yanında denildiği için, protezli eklemlerime aldırmadan ağır bir bavulu da ardımdan sürükleyerek (biletler de son gün alındı, program son gün geldi; kargo da kullanamazdım), merdivenler tırmanarak Ankara’nın yağmurlu şafağında üşüyüp titreyerek en şehrin güney ucundaki Ahlatlıbel tepesinden en kuzeydeki Esenboğa havaalanına, uçağa yetiştim…
Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nin büyük salonu ağzına kadar dolmuş, birçok insan da ayakta kalmıştı. Epeyce de genç vardı görebildiğim kadarıyla…
Önce sunucumuz aldı sazı eline. Adını moderatör diye de yazmışlar. Cumhuriyet’le yaşıt, Cumhuriyet koruyucusu rollerine soyunmuş bir partide “Yönetici,” “Sunucu”, “Kolaylaştırıcı” gibi ballı Türkçe sözcükler varken neden modetatör denildiğini sonradan anlayacakmışım meğer…
Sayın “moderatör” sazı eline alınca yarım saatten önce bırakmadı. Elindeki sayfaları çevire çevire eğitim üzerine öyle kallavi bir konuşma yaptı ki, eğitime ne gerekliyse hepsini hiç tartışmasız öyle bir saydı ki, dinleyenlerin itirazı mümkün olmayan bir şekilde ortaya konan bunca çözümden sonra artık bu çalıştaya malıştaya ne gerek var diyesi geliverdi…
Arkasından değerli dostumun açış konuşması, daha sonra CHP Genel Başkan Yardımcısının ajitatif ve oldukça uzun politik seslenmesi derken bir de sahneye Üstün Dökmen denen bir “stand up”çı çıktı…
Şahsın öğretmenler günü ve Eğitim Çalıştayı ile ilgisi olmamasına karşın salonu güldüren, eğlendiren konuşması da bir saati aşıp gitti…
En sonunda bana sıra geldiğinde, iki saat on beş dakika zaman geçmiş ve henüz çalıştay denebilecek bir işe adım dahi atamamıştık ki; salonun boşaldığını, kalan bir azınlığın da yorgunluktan kafasının şişmiş olduğunu gördüm.
Sahneye çıkarak, bir hekim olarak kalan insanlara işkence hakkımın olmadığını, konuşma hakkından feragat ettiğimi bildirdim, sahneden indim.
İstanbul’un değişik yerlerinden cendereye dönmüş onca trafiği aşarak beni dinlemek üzere oraya kadar gelmiş bir avuç insanın üzüntüsü ve sıcacık bakışları biraz azaltabildi mi, o bozgun havamı, bilemiyorum. Yeni kitaplarımı resimleyen, Kocaeli’nden kalkıp gelmiş Elif Akgöz’le orada tanışmak da belki biraz söndürdü öfkemi…
Gecenin bir yarısı kurşun ağırlığındaki kitap bavulunu da taşıyarak Ankara’ya döndüm. Madara oldum anlayacağınız…
Ama sonrasında düşündüm. Çok düşündüm bu notu yazıp yazmamak konusunda. Ağrıma gitti doğrusu. Yalayıp yutmak yakışmazdı bana…
Bir sosyal demokrat belediyenin, mutlaka para alıp da gelmiştir denilen bir gösteri sanatçısı ile bir siyaset adamının nutkuyla tamamlanmış bir salon toplantısını “Çalıştay,” diyerek tarihe yazdırmış olmasına itiraz ediyorum. O şahıs öğretmenlerimi ve oraya nasıl getirildiğini bilemediğim genç insanları güldürmek için o sahneye çıkarılabilirdi kuşkusuz; belki çok hoş da olurdu ama, o “Çalıştay” lafının ve Anadolu Rönesansı adlı araştırmasından söz edecek; günümüz eğitimi üzerine sorgulayıcı bir bakış açısı getirmeye çalışacak ben garibin orada ne işi vardı, onu anlayamadım.
Böylece Maltepe’deki “abidik gubidik” oyunu, oldu “Eğitim Çalıştayı”; Alper Akçam da şarlatanların, işi gücü gösteriş olanların oyuncağı…
Böyle mi kazanacaksınız genç kuşakları; böyle mi bilinçli kılacaksınız yurttaşları…
Ayıptır, yazıktır… Ve yazıklar olsun size…