KUVAYİ MİLLİYE KURUCU MECLİSİ

Yazar Kuvayi Milliye Dergisi-Nezih Gençler
  

(Kuvayı Milliye dergisinin temmuz-ağustos 1998 tarihli 11. sayısından)
Kuvayı Milliye Kurucu Meclisi
İşçi ve köylü üreticilerimizin,
memur ve esnafımızın temsilcileri
diğer demokratik-kitle meslek örgütleri temsilcileri,
ulusalcı ve cumhuriyetçi sanayicilerin temsilcileri,
ulusalcı ve cumhuriyetçi T.C. Kurumları’nın temsilcileri
Kuvayı Milliye Kurucu Meclisi oluşturmalıdır
Bu Meclis, bu Anayasa, bu seçim sistemi, bu partiler yasası ve bu partiler ile; hele böylesine bir iç ve dış gelişmelerin yaşandığı bir süreçte, “demokrasi ve parlamentarizm gereği” diye seçime gidilirse, Türkiye’de demokrasiyi, cumhuriyeti ve parlamentoyu yok edecek bir kaos ortamına düşülebilir. Böyle bir dönemde Türkiye’yi seçime götürmek, iç ve dış savaşa çanak tutmaktır.
Dünyada Türkiye, Türkiye’de dünya:  Türkiye’nin jeopolitik durumu, emperyalist güçlerin stratejik ve taktik planlarının ana halkası’nı oluşturuyor.O ana halkayı ele geçiren güç; Ortadoğu ve Avrasya’ya ve de giderek dünyaya ağırlığını koyacak.Anadolu anahalkası %100 emperyalizmin ve dünya finans-kapitalinin eline geçtiği gün; dünyamız ve insanlık yeni bir karanlık çağın içine yuvarlanır. Ekmeği, suyu, güneşi, ormanı, sevgiyi ve özgürlüğü unuttururlar insanlığa.
Ancak, Anadolu anahalkası, yaşanabilir bir doğa ve toplum kurmaya aday halk güçlerinin elinde, dünyanın tüm mazlum halklarıyla birlikte dünyaya ebedi barışı ve özgürlüğü getirebilecek bir lokomatif görevini de yerine getirebilir.
Evet! Böylesine bıçak sırtı bir yol ayrımındayız. Emperyalizmin teorisyenlerinin dediği gibi “The West. And the rest of the West”. “For the West or for the rest of the West”.
Batı da tek ve bütün değil. Bir yanda Amerika-İsrail, diğer yanda Almanya’nın başını çektiği Avrupa. “Batı” iki başlı. Hatta bu iki baştan her biri kendi içinde bölünmüş: İsrail, Amerika’ya rağmen bölgesel projeler geliştirmekte. İngiltere, Almanya’ya rağmen, Amerikan etkisiyle 3. Yol projelerini yeniden gündeme getirmekte. Rusya, Japonya ve Çin ise “Doğu”nun üç ana etkeni. Ama bu 7 gücün ana ilgi odağı Ortadoğu ve Avrasya. Bu iki coğrafyanın da merkezi Türkiye.
21. Yüzyıl, başta Türkiye olmak üzere, dünya mazlum halklarının kurtuluş mücadelelerinin yüzyılı olacak. Önümüzdeki yüzyıl; dünyamızı “Medeniyet denen tek dişi kalmış canavar”dan kurtarmak ve 100 binlerce yıllık insanlık tarihinde ancak son 4500 yıldır bir virüs gibi insanlığı kemiren kâr ve sömürüye dayalı sistemlere son vererek yaşanası bir doğa ve toplum düzeninin ulusal coğrafyalarda kurulmaya başlayacağı yüzyıl olacaktır. Böyle bir sürece hazırlıklı olmalıyız. Ve bu süreçte tarihin bize yüklediği misyonu yerine getirmeliyiz. Bu dünyada yaşayabilmenin başka bir yolu ve çaresi kalmamıştır.
Her canlı yaşama güdüsüyle, yaşam araçlarını ve ortamını bulur ve dengelerini kurar. Bitki güneşe ve toprağa yönelir yaşayabilmek için. Hayvanlar, dişleriyle ve tırnaklarıyla çabalar yaşayabilmek için. Artık bizlerin de bitki ve hayvanlardan örnek almamızın zamanı geldi de geçiyor bile. Bu yaşanmaz doğa ve toplum şartlarını ve onları yaşanmaz kılan etkenleri ortadan kaldırmalıyız ki bildiğimiz evrende insan soyu yaşamaya ve gelişmeye devam edebilsin. Aksini düşünmek ve yokedip yokolmaya boyun eğmek insanlığa yakışır mı? En basit canlı organizma bile, amip ya da terliksi hayvan bile yaşamak için çırpınırken, insan, yaşanabilir bir doğa ve toplum için mücadele etmesin! Olur mu böyle bir terslik?
Tüm bu nedenlerle; 1997’nin Haziran ayında yaptığımız öneriyi bir kez daha tekrarlıyoruz:
Ülkemizde, 1930’lardan beri hızlandırılan sömürgeleştirme ve özelleştirme çapulu; Osmanlı’dan “miras” kalan feodal, tefeci ve tüccarların irtica kışkırtmasıyla katmerlenmiş, bölücülük, gericilik ve şovenizm; emperyalizm ve yerli ortakları tarafından palazlandırılmıştır.         Uluslararası ortaklı holdinglerinin kârlarını ulusal çıkarlarımızın üzerinde tutan yerli egemen zümreler ve onların siyasi uzantıları; sadece “gaflet, dalalet ve hiyanet içinde” olmakla kalmadılar, “şahsi menfaatlerini” emperyalist tefecilerle birleştirip halkımızı ve ülkemizi sömürgeleştirmekle de tatmin olamıyorlar.
Bir kısmı, başta Alman emperyalizmi olmak üzere Avrupa Mandacılığına, diğer bir kısmı da Amerikan-İsrail mandacılığına hizmet ediyor.
Daha düne kadar kendi elleriyle besleyip azdırdıkları irticai ve şovenist çetelerin maskeleri düşüp gerçek yüzleri açığa çıkınca ne yapacaklarını şaşırdılar. “Ne yardan ne serden” vazgeçebiliyorlar. Bir yandan emperyalizme uşaklıklarını “çağdaşlık”, CIA ajanlıklarını “vatanseverlik”, Susurluk çetelerini “milliyetçilik” diye yutturup gizlemeye kalkıyorlar; diğer yandan demokrasi ve cumhuriyet düşmanı şeriat-tarikat-irtica şebekelerini, “demokratik parlamenter sisteme bağlıyız! Elimizden birşey gelmiyor!” demagojisiyle kollamaya çalışıyorlar.
Cumhuriyet kurumları ve halkımız; Cumhuriyet ve demokrasi ilkelerine sahip çıkıp irtica karşısında ağır basarsa bu tarafa, irtica ağır basarsa karşı tarafa geçecekler. Böylece her “yol” gene “Roma’ya” çıkacak. Kirli ve kârlı ellerini halkın kanıyla yıkamaya kalkacaklar. İki yıl önce; “Hükümeti şu veya bu parti kurmuş, bizim için önemli değil. Refahlı da olur Refahsız da. Önemli olan istikrar, istikrar, istikrar.” (Buradaki “istikrar” sözcüğünün anlamı “KÂR”dır.) diyenler şimdi de Ecevit’i Cumhurbaşkanı, Baykal’ı Başbakan yapıveriyor. Bu arada sağ da toparlanacakmış… Amaçları “istif-kâr”.
Bir yandan özelleştirme, küreselleşme, 2. cumhuriyet, sivil toplumculuk, anarşizm, bölücülük, mandacılık sözümona demokratlık, yeni Sevrcilik, yeni solculuk;  diğer yandan mafya – şeriat – tarikat ve cinayet çeteleri; emperyalist güç odaklarının işgal kuvvetleri olarak görev yapıyor.
Kuvayı Milliye soruyor:
          Kârdan başka birşey düşünemeyen zümrelerin ve onların siyasi uzantılarının kayıtsız şartsız egemen olduğu parlamentomuz, sömürgeciliğe, irticaya ve çetelere hergün güvenoyu vermekten başka ne yapabiliyor? Ne yapabilir?
          Halkımız, bu Meclis’e ve oradaki partilere ne kadar güveniyor? Ya da güveniyor mu?
          Bu Meclis Cumhuriyet Meclisi mi? Milletvekilleri, Cumhuriyet milletvekilleri mi? Ettikleri yemine bağlı kalabilmiş kaç milletvekili gösterebilirsiniz?
          Bu Meclis, halkımızın hangi temel sorununu çözebilmiş? Ya da çözmeye kalkmış? Böyle bir niyeti var mı?
          Cumhuriyetimizin, “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” ilkelerine karşı hergün işlenen suçlar bu Meclis’i ne kadar rahatsız ediyor? Ya da hiç rahatsız ediyor mu? Bu Meclis’te, bu ilkelerin değiştirilmesine karşı çıkabilecek milletvekilleri var mı? Yoksa milletvekillerinin büyük çoğunluğu “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” bu ilkelerin tamamına veya bir kısmına zaten karşı mı?
          Cumhuriyetin Devrim Kanunları ayaklaraltına alınmışken, hatta bu ağır suçlar T.B.M.M.’nin bahçe ve salonlarında işlenirken bu Meclis bir yaptırım uygulayabilir mi? Ya da nasıl bir yaptırım uygulayabilir?
          Bu Meclis’te şeriat oylansa, milletvekillerinin büyük çoğunluğu “şeriata evet” mi der? Yoksa cumhuriyet kurumlarının ve halkın demokratik baskısıyla “fifti-fifti” takiye mi çıkar bu oylamadan?
          Sonucu 50 yıl sonra açıklanacak bir gizli oylama olsa, milletvekillerinin yüzde kaçı Atatürk, demokrasi ve cumhuriyet için “evet” der?
          Bu Meclis’teki birçok milletvekili, bakan ve hatta başbakan bizzat irticai faaliyetlerde bulunmadı mı? Aynı kişiler, “asıl cumhuriyetçi ve Kuvayi Milliyeciler bizleriz!” demiyorlar mı?. Demokrasimizin ve cumhuriyetimizin zaaf ve eksiklerini bahane ederek, “kurtarıcı” edasıyla milleti kandırmak, ülkeyi ortaçağ karanlığına sürüklemek istemiyorlar mı? Gene aynı kişiler, bu zaaf ve eksiklikleri kullanarak cumhuriyet ve demokrasiye, ağıza alınmaz küfürler savurmuyorlar mı?
          Başbakanlık da yapmış bir parti başkanının ve diğer bazı milletvekillerin; Amerikan haberalma örgütü CIA ile, “şerefli, vatansever katiller” ile, “namuslu silah ve eroin kaçakçıları” ve Susurluk çeteleriyle ilişkisi var mı? “Son sosyalist devleti yıkıyoruz” diyenler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyetinden başka neyi kastediyorlar?
          Tüm bu ve benzeri sorulara verilecek yanıtlardan nasıl bir sonuç çıkar? Bu sonuç, yeni bir soruyu; bu Meclis’in meşru bir cumhuriyet Meclisi olup olmadığı sorusunu gündeme getirmez mi? Yanıtlar, bu Meclis’in cumhuriyeti savun(a)madığını gösterirse, bu Meclis ya da milletvekilliklerinin çoğunluğu kendiliğinden “münfesih” sayılmaz mı? Bu Meclis’in ya da milletvekili çoğunluğunun, cumhuriyetin temel niteliklerine göre yok sayılması gerekiyorsa, “asıl olan millet” bu Meclis’i tanımama; kendi halk örgütleri ve cumhuriyetçi kurumlarıyla birlikte oluşturacağı yeni bir Kurucu Meclis, yeni bir anayasa, seçim sistemi, partiler yasası vb. yapma hakkına sahip değil midir?
          1919 Kuvayi Milliyeciliğimiz ve ilk meclisimiz, aynı gerekçelerle oluşmadı mı? Şimdiki “ahval ve şerait” çok mu farklı? Seçimlere kadar görev yapacak bir Kuvayi Milliye Kurucu Meclisi önermek; “anayasayı tebdil ve tağyir” etmek ya da 146’lık bir suç mudur?
          Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, ilk Kuvayi Milliyeciliğimizin, 1919 Halkçılık Programı’nın ve 1961 Anayasası’nın ışığında geri dönüşsüz ulusal, demokratik, halkçı, bağımsız, laik, sosyal hukuk cumhuriyeti ilkelerine, ekonomik ve sosyal adalete dayalı bir anayasayı, seçim yasasını, partiler yasasını vb. yaşama geçirecek olan böyle bir Kuvayi Milliye Meclisi; Türkiye Cumhuriyeti’nin “ülkesi ve ulusuyla” bir bütün olarak korunup geliştirilebilmesi için son şans değil mi? Bu demokratik halk inisiyatifinin doğal müttefikleri; özellikle, Kafkaslardan Çin’e kadar uzanan Kardeş Halklar ile dünyanın tüm mezlum halklarıdır.
          Parlamento içindeki, ulusal, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk cumhuriyetinden ve tam bağımsızlıktan yana olan milletvekilleri, gene aynı nitelikteki bilim adamları, sosyalist partilerin liderleri, halkçı, cumhuriyetçi ve ulusalcı diğer siyasi eğilimlerin ve yayınların liderleri, sendikaların, meslek odalarının, Mülkiyeliler ve Barolar Birliği’nin, Anayasa Mahkemesi’nin, demokratik kitle meslek örgütlerinin, gazetecilerin, ulusalcı sanayicilerin ve askerlerin temsilcilerinden oluşacak böyle bir Kuvayi Milliye Kurucu Meclisi yaşamsal bir gereksinim değil mi?
          Örneğin; Mümtaz Soysal gibi milletvekillerine, Alpaslan Işıklı, Anıl Çeçen gibi bilim adamlarına, parlamento’da grubu bulunan ve programında ulusalcılık ve halkçılık ilkeleri olan sosyalist, sosyal demokrat ve demokratik sol partilerin liderlerine, halkçı ve ulusalcı diğer siyasi eğilimlerin ve yayınların liderlerine, işçi konfederasyonlarımızın temsilcilerine, Harb İş, Petrol İş, Oleyis, Genel İş, T. Maden İş, G. Maden İş, Tes İş, Tez Koop İş, Selüloz İş, Çimse İş, T. Denizciler, T. Gıda İş, BASS gibi sendikalarımızın genel merkez ve şubeler düzeyindeki temsilcilerine, meslek odalarımızın temsilcilerine, TESK, T. Bakkallar ve Bayiler Federasyonu, ADD gibi kitle örgütleri liderlerine, Köy Koop Merkez Birliği gibi üretici köylü örgütlerimizin liderlerine, Attilâ İlhan, İlhan Selçuk, Deniz Som, Işık Kansu gibi kuvayı milliyeci gazetecilere, Anayasa Mahkemesi, Barolar ve Mülkiyeliler Birliği temsilcilerine, Türkiye Cumhuriyeti Ordusu’nun, halkçı, ulusalcı ve cumhuriyetçi nitelikteki temsilcilerine ve aynı nitelikteki sanayicilere böyle bir Kuvayi Milliye Kurucu Meclisi’nde görev alıp alamayacaklarını sorup bu öneriyi desteklemelerini istesek; ukalalıkla veya işgüzarlıkla ya da hayalcilikle, hatta (daha kötüsü) delilikle mi suçlanırız? Alaycı kahkahalarla “siz de kim oluyorsunuz?” denebilir.
Buna rağmen denemeye değer diyoruz ve halkımızın, halk idaresini (cumhurun, cumhuriyeti); Kuvayı Milliye Kurucu Meclisi ile yeniden ele almasını öneriyoruz.
 
Halkımız; “Bu Meclis’e de” böyle seçime de HAYIR! dedi…
kuvayı milliye
Başkent Ankara ve birçok il ve ilçe merkezinde yaptığımız anketlerde halk, bu şartlarda seçim istemiyor; “Böyle seçime HAYIR, kuvayı milliyeci bir Kurucu Meclis’e EVET” diyor.11 sorulu anketimizin ilk 6 sorusuna verdiği yanıtlarla, bu meclisi cumhuriyet meclisi olarak görmeyen halk, 11. soruya verdiği yanıtla, kendi cumhuriyetinin meşru müdafasını gerçekleştirecek “Kuvayı  Milliye Kurucu Meclisi”ni yaşamsal bir hak ve görev olarak değerlendirmektedir.
Tüm anket sonuçlarını yayınlıyoruz: Ankara’da Kızılay’da 338, Ulus’ta 307 ve Batıkent’te 361 kişi olmak üzere toplam 1006 vatandaşımıza aşağıdaki soruları yönelttik:
1- Bu meclis; Atatürk’ün öngördüğü Cumhuriyet’in meclisi mi?
2- Milletvekillerinin çoğunluğu ettikleri yemine bağlı, kişisel çıkarlarını düşünmeden, halkımızın ve ülkemizin çıkarları için mi çalışıyor?
3- Bu meclisin; halkımızın ve ülkemizin temel sorunlarını çözmek gibi bir niyeti var mı?
4- Bu meclis,  Cumhuriyetimizin değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilkelerini koruyabilir mi?
5- Bu meclis ve milletvekili çoğunluğu ulusal, demokratik, halkçı, laik bir sosyal hukuk cumhuriyetinin prensiplerine ve tam bağımsızlık ilkesine bağlı mı?
6- Bu mecliste sonucu 50 yıl sonra açıklanacak bir gizli oylama olsa, milletvekillerinin büyük çoğunluğu Atatürk ilke ve devrimlerine, demokrasi ve cumhuriyet ilkelerine evet der mi?
7- Bu meclisin cumhuriyetimizi savunamadığına inanıyorsanız, sizce, bu meclis ya da milletvekillerinin çoğunluğu kendiliğinden münfesih sayılmaz mı?
8- Bu meclisin ya da milletvekili çoğunluğunun, Cumhuriyetimizin temel niteliklerine göre yok sayılması gerekiyorsa, asıl olan millet bu meclisi tanımama; kendi halk örgütleri ve cumhuriyetçi kurumlarıyla birlikte oluşturacağı  yeni bir Kurucu Meclis ile 1919 ve 1961 ruhuna uygun, ekonomik ve sosyal adalete dayalı demokratik bir anayasa, seçim sistemi, partiler yasası vb yapma hakkına sahip değil mi?
9- 1919 Kuvayı Milliyeciliğimiz ve ilk meclisimiz aynı gerekçelerle oluşmadı mı? Şimdiki ahval ve şerait de o zamankini andırmıyor mu?
10- Ulusal, demokratik, halkçı, laik bir sosyal hukuk cumhuriyetinden ve tam bağımsızlıktan yana olan milletvekilleri; gene aynı nitelikteki bilim adamları, demokratik kitle-meslek örgütleri liderleri, ulusal ve ulusalcı sanayici ve askerlerin temsilcileri biraraya gelip seçimlere kadar 8. sorudaki görevleri gerçekleştirmek üzere bir Kuvayı Milliye Kurucu Meclisi oluştursalar destekler misiniz?
11- Seçimlere kadar görev yapacak böyle bir Kuvayı Milliye Kurucu Meclisi önerisi, sizce anayasayı tebdil ve tağyir etmek ya da 146 ya muhalefet etmek midir
İlk 6 soru:
Kızılay’da 338 kişi içinden en az “hayır” yanıtı 6. soruya verilmiş. Bu soruya 249 kişi “hayır” demiş. En fazla “hayır” yanıtı ise 2. soruda: 291 kişi. Bu sorulara “hayır” yanıtı verenlerin ortalaması 270 kişi: (%79,9).
İlk 6 soruya cevap vermek istemeyenlerin, soruları saçma bulup bizi “resmi ideolojiyi savunmak”la suçlayanların ve “evet” diyenlerin ortalama sayısı 68 kişi: (%20,1).
Ulus’ta:
307 kişi içinden en az “hayır” 5. soruya verilmiş: 142 kişi. En fazla “hayır” yanıtı verilen soru ise gene 2. soru: 280 kişi. Ulus’taki “hayır”lar ortalaması 211 kişi: (%68,7). “Evet” diyenler ve diğerlerinin ortalaması ise 96 kişi: (%31,3).
Batıkent’te:
361 kişi içinden en az “hayır” 4. soruya: 272 kişi. En fazla “hayır” ise 6. soruya: 298 kişi. Batıkent’te ilk 6 soruya verilen “hayır”lar ortalaması: 285 kişi: (%79). “Evet”ler ve diğerleri ise 76 kişi: (%21).
Ankara genelinde:
11. soruya: 1006 kişi içinden 393 kişi “hayır” (%39); 265 kişi “evet” (%26,3); 299 kişi “duruma ve uygulamayı kimin yapacağına bağlı” (%29,7); 49 kişi de “yasalardan anlamam” (%5) diye yanıtlamış.Bu sorularda olduğu gibi 7, 8, 9 ve 10. sorularda da, semtler arasındaki farklılık %10’un altında.
Ankara genelinde 1006 kişi üzerinden:
7. soruya 698 kişi “evet” yanıtını vermiş: (%69,4). 122 kişi; “duruma ve gücün kimde olduğuna bağlı” demiş: (%12,1). 186 kişi “hayır” demiş: (%18,5).
8. soruya 617 kişi “evet” demiş: (%61,3). 202 kişi; “Evet desek ne olacak, güçlüysen hakkını alırsın, bu soruya evet diyecek gücü kendimde bulamıyorum” gibi yanıtlar vermiş: (%20,1). 187 kişi “hayır” demiş: (%18,6).
9. soruya 757 kişi “evet” demiş: (%75,2). 249 kişi “hayır” demiş: (%24,8).
10. soruya (şimdi sıkı durun) 1006 kişiden 897 kişi “evet” yanıtını vermiş: (%89,2). 29 kişi “çekimser kalırım” demiş: (%3). 80 kişi “hayır” demiş: (%8).
Ankara genelinde 1006 kişi üzerinden:
1. soruya 785 kişi “hayır” demiş: (%78). 221 kişi “evet demiş: (%22).
2. soruya 856 kişi “hayır”  yanıtını vermiş: (%85,1). 150 kişi “evet” demiş: (%14,9).
3. soruya 825 kişi “hayır” demiş: (%82). 181 kişi “evet” demiş: (%18)
4. soruya 672 kişi “hayır” demiş: (%67). 334 kişi “evet” demiş: (%23)
5. soruya 702 kişi “hayır”demiş: (%70). 59 kişi “kısmen” demiş: (%6). 245 kişi “evet”demiş:  (%24).
6. soruya 637 kişi “hayır” demiş: (%63,3). 85 kişi bizi demokrasi dışılıkla ve resmi ideolojiyi savunmakla suçlamış: (%8,5). 284 kişi de “evet” demiş: (%28,2)
Ortalama %74,23’ü ilk 6 soruya “HAYIR” diyerek bu meclise tarihi bir yanıt veren halk; “Bu meclisi istemiyorum” demekle kalmamış, sorunu kökten çözecek seçeneği de açık-seçik saptayıp talep etmiştir: “Er ya da geç gerçekleşecek seçimlere kadar görev yapacak; ekonomik ve sosyal adalete dayalı bir anayasayı, seçim sistemini ve partiler yasasını yaşama geçirecek KUVAYI MİLLİYE KURUCU MECLİSİ istiyorum” demiştir.Halkımızın bu meşru ve demokratik talebi; “böyle seçim istemiyorum, olası bir içsavaşta olan gene halk çocuklarına olur” gerekçeli, hakların en kutsalı olan yaşama hakkına dayalı evrensel ve yaşamsal bir taleptir.Hiçbir yasa, kural ve kurum halkın yaşama hakkını elinden alamaz. Hiçbir yasa, kural ve kurum “genoside” denen insan soyunu yoketmeye direkt ya da dolaylı hizmet edemez.”Asıl olan millet” soruna el koymuştur. Açıkça iradesini beyan etmiştir. Daha ne isteniyor ya da bekleniyor? Daha elle tutulur istatistiklere meraklı olanlar için son bir önerimiz daha olabilir:
REFERANDUM
1- Bu meclisle ve mevcut yasalarla seçime gidelim.2- Ekonomik ve sosyal adalete dayalı bir anayasayı, seçim sistemini ve partiler yasasını yaşama geçirecek KUVAYI MİLLİYE KURUCU MECLİSİ ile seçime gidelim.Var mısınız? Hodri meydan!