Kerbela

Yazar Eren Erdem   

 

kerbelaTarihin “en nitelikli direniş sahnelerinden biridir Kerbela”

Burjuvazi cennetindeki isyanın yansıması vardır o kanlı havzada…

Her makaleme aynı düzlemde eleştiriler geliyor, “sen yeni bir din mi üretiyorsun?’’.
Aynı cevabı vermekten sıkılsam da yineliyorum ; “ben sizin yıktığınız dini, sizin zırvalarınızdan arındırmaya çalışıyorum!!’’
Nedense, makalelerimizi ilmi düzlemde çürütemeyenler, hakaret yoluna başvuruyor. E normal tabiî ki, kedi uzanamadığı ciğere “mundar’’ dermiş…
Milleti, Batı Emperyalizminin, Haçlı bezirganlarının dudak arasına mahkum eden “din elbisesini tersten giyme ve giydirme şebekesine çağrım’’, yüreğiniz yetiyorsa, getirin   Kuran dışında feyz aldığınız kitaplarınızı, hoca efendilerinizi ve kıt ilminizi…
Değerli okurlar,
“Kerbela Savaşı’’ bizlere anlatıldığı gibi, bir “biat savaşı’’ falan değildir. Tamamen sosyal, tamamen devrimin dinamikleri ile doğrudan ilintili bir ölüm-kalım savaşıdır. Kerbela savaşı sonrası, “Selam Devrimi büyük bir darbe almıştır”.
Benim derdim, tarihte vuk’u bulmuş bir hadiseyi “otobiyografi üslubunda sunmak değil”, çağımızın hastalıklı toplum yapısını diriltecek “yeni bir düşünceyi tanıtmaktan ibarettir’’.
Aslına bakarsanız, ideolojiler bataklığına dönmüş zihinlerdeki “ezber ve tabular’’ buna pek müsaade etmemekte, sürekli önceden sezdiğimiz önyargılar ile yargılanmaktayız. Anlattıklarım, insanlık tarihinin başından beri var olan gerçekleri “düzgün bir mercekle süzmek itibari ile’’, bize ait olanların yaşamımıza sunabileceği katkıları göstermek dışında bir amaç barındırmamaktadır.
“Değişim mi?’’ Onun zamanı var!
Kerbela’yı, Kerbela sonrası inşa edilmiş din algısı merceğinden anlamak “imkansızdır”.
Kerbela’yı, ancak Kerbela’da ölüme yürüyenlerin din algısı ile anlayabilirsiniz. Günümüz mezhepçi-ruhbancı, Kurandışı ve Emperyalizm ile çelişmeyen bir din algısının, Kerbela’yı, Karmati İsyanını, Şeyh Bedrettin’i doğru analiz etmesi imkansızdır.
Şimdi tarihsel bir yolculuk yapalım…
Kerbela öncesi durum özeti
Mekke’de var olan sistem, orada bulunan avam halk için adeta bir zulüm ve işkenceden ibaretti. Yolda dahi yürüseniz, efendi olan, mertebe olarak yüksek bir sınıfta olan birinin herhangi bir davranışına katlanmak zorunda kalırdınız. Efendiler, kölelerinin kızlarının ırzına geçiyor, kızları kendilerine cariye yapıyorlardı. Özgür kadınların başları örtülü, kölelerin ise örtüsüzdü. Sınıflar arasındaki ayrım güçleniyor, efendiler “et’’ yerken, köleler “hurma’’ dahi bulamıyordu.
Öyle ki, artık köleler “kız çocuklarının namusu için, yeni doğan kız bebekleri diri diri gömer hale gelmişti”. Bir kölenin, hayatı boyunca, kendisine ait bir toprağa sahip olmasının imkanı olmadığı gibi, ailesine bir öğün yemek yedirmesi dahi olanaksızdı. Mekke güçleniyor, putlar sayesinde kurulan Rejim, dünyada yaygınlaşıyordu. Sürekli birilerinin kesesi doluyor, halk sefalet içinde sürünmeye mahkum bırakılıyordu.
İşte tam bu sırada, mülkiyeti yasaklayan, para biriktirmeyi yasaklayan, her şeyi halka arz edilmesini öngören biri çıktı, adı “Allah’ın Elçisi Muhammed” idi.
Allah’ın elçisi Muhammed’in düşünceleri hızla yayılmaya başladı, Gıffar kabilesine bile ulaşmış, dünyanın farklı bölgelerinden “sömürülenler’’ O’nun mescid/karargahına gelmeye başlamışlardı. Büyük çileler, büyük sıkıntılar, egemen Rejimin güçlerine karşı verilen mücadele başarıya ulaştı, ve egemenlik Allah’a/halka teslim edildi.
Mülkiyet Allah’a, yani halka ait kılındı. Kölelik kaldırıldı, toplumsal sınıfların oluşmasına imkan tanıyan iktisadi altyapı yıkıldı ve “infak toplumu üretildi’’. Yukarıdaki bilgilerin detayları için lütfen ” www.bagimsizyorum.com ’’ adresindeki makalelerimi, ya da Ocak 2010’da çıkacak “Gayya’’ adlı kitabımı inceleyin.
Evet, Devrim “bozuk düzeni sildi süpürdü’’, yerine “HACC ruhunu yansıtan’’, sınıfsız, düzlemsiz bir toplum üretildi. Bu toplum, bilime ve düşünmeye sevkedildi.
Daha sonraları, yıkılan rejimin kadroları, yeni sistem içine girdiler. Çünkü bu sistemin adı: “SELAM’’, yani ; “Barış, Esenlik, Güvenlik ve Adalet’’ sistemi idi. Dolayısı ile, bu sistemin af ruhuna sığınarak sistem içine girdiler ve eski rejimlerini, bozgun ve sömürü sistemlerini yeni sistem içinde diriltmeye karar verdiler.
Bu devrimin öncüsü “Allah Elçisi Muhammed’in’’ vefatı ile, sızmalar arttı, ortalık kaos ortamına gebe kaldı. Halifelerin sıkıntıları ciddi noktalara vardı. Halk arasında 4000 dirhemden fazla para biriktirenin malına el koyacağını söyleye Halife Ömer şehid edildi. Muhammed’in yol arkadaşı Ali, hunharca katledildi.
KERBELA

 Ardında miras bırakmayan, sınıfsal ayrılıkları yok eden bir öncünün yaydığı düşünce sistemi, zamanla değişmeye, sarayların, saltanatların, soy ve nesep bağlarının, mal yığmanın, altın ve parası olanlara imtiyaz tanımacılığın merkezine dönüştü.Bu süreçte hayatta olan, Allah Elçisi Muhammed’in torunları, gidişatın “yozlaşma ve yıkılma’’ olduğunu görerek, ağırlıklı olarak “Mekke’de ki putperest sistemin ağır taşlarından olan Ebu Süfyan’ın torunu Yezid’in’’ hilafet mücadelesine tepki gösterdi. Çünkü, halk fakirleşiyor, saraylar yapılıyor ve eski sistem “din elbisesi giydirilerek’’ ayağa kaldırılıyordu.

İşte Kerbela, Eski sistem ile Yeni sistem arasındaki son savaşlardan biridir. Bedir ve Uhut’tan farklı hiçbir yönü yoktur…
10 Ekim 680 (10 Muharrem 61) tarihinde bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbela şehrinde, Selam sisteminin öncüsü Muhammed‘in torunu Hüseyin bin Ali‘ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi Halifesi I. Yezid‘e bağlı ordu arasında cereyan etmiştir.
Savaşın bir tarafı “Selam’’, diğer tarafı ise “şirk/bölücü/putperest’’ taraftır.
Savaşın neticesinde ;
Ailesinden oluşan bir birlik ile gittiği Kufe’de İmam Hüseyin, Yezid’in 4500 kişilik ordusu karşısında yenilmiş, birlikteki bütün erkekler şehit edilmiştir.
Bu olayın  ardından egemenlik “Emevi soyuna geçmiş’’, halk fakirleşmeye, sermaye sahipleri artmaya, eski sistem yükseltilmeye başlamıştır.
Peygamber adına sayısız uydurma hadis üretilmiş, mal biriktirme ve mülkiyet serbestleştirilmiştir.
İslam dini, mistik zırvaların ve masalların dini haline gelmiş, Salat yok edilmiş, Hacc basit bir tavaf konumuna indirgenmiştir.
Devrime ve sisteme ait ne varsa, hızla yozlaştırılmış, mezhepsel bölünmeler, Yahudilerin ulemalaştırılması, altın ve paranın tedavülden çekilerek “köleliğin yeniden toplumsallaşması’’ yolu açılmıştır.
Yani İslam gitmiş, İslam elbisesi giydirilmiş bir “putperestlik’’ getirilmiştir.
Günümüzdeki egemen din algısı da bu istikamettedir.
Ancak, elbette tarihte olduğu gibi, yine doğrular yanlışlara galip gelecek, zalimler kaybedecektir.
Muharrem ayına girdiğimiz şu günlerde, kısaca değinmek istedim.
Açıkçası, büyük bir hüzün içerisindeyim. Neden mi ?
Hüseyin’in vefatına değil elbette, Hüseyin’in uğrunda öldüğü davanın yitirilişine…
TEKRAR BAŞIMIZ SAĞOLSUN!!!       Saygılarımla