VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

KENAN EVREN VE DTP’NİN SESİ EMPERYALİZM VE YERLİ ORTAKLARININ SESİDİR

Yazar ll. Kuvayi Milliye Rüzgarı
  

Kenan Evren emperyalizmin ağzı ile konuşuyor… 12 Eylül darbesinin maskesi bir kez daha düştü… Sömürge faşizminin ayak sesleri… İç savaş => bögesel savaş planları…
Kenan Evren’in, “eyalet sistemi”, “Kerkük” ve “Kuzey Irak” konularındaki açıklamaları bazılarını şaşırtıyor, bazılarını da “tencere yuvarlandı kapağını buldu“ atasözü ile haklı tepkilere götürüyor.
Hatırlanacağı gibi 12 Eylül sabahı CIA istasyon şefi Paul Henze Türkiye’deki darbe üzerine “Bizim oğlanlar işi yaptı” (Our boys) diye sözler sarf etmişti. Şu anda da ABD’nin “oğlanları“ ve kukla rejimleri işlerini yapmaya devam ediyorlar. Asıl sahiplerine yeni hizmetler sunmak üzere kendilerine yeni “görev alanları” açıyorlar. “Durumdan görev çıkartmak”ın böylesine, ne değme Atatürkçüler ne de CİA ajanları şahit olmuştur. Emperyalizmin telinden çalan tüm “sivil toplumcular” ve etnikkışkırtma planında piyonluk yapanlar dün Özal’a bugün Evren’e alkış tutuyorlar. Dün Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda halkların birlikte mücadele ruhunun simgesi Kuvayi Milliye’ye bugün şiddetle karşı olduklarını kendi parti kongrelerinde ilan ediyorlar. Oysa kafatasçılık da, sahte ulusalcılık da (kendilerinin bağlı olduğu) sivil toplumculuk da aynı emperyalist güç merkezlerine bağlı işletiliyor. 12 Eylülcü Kenan Evren emperyalizmin federasyon tezini dile getiriyor. Kimi sahte ulusalcı ordu fosilleri, halkçı kuvayi milliyeye karşı kafatasçı sözde kuvayimilliyeyi pompalıyor. Bazı aklıevveller de bunu örnek gösterip halkı iç savaşa teşvik ediyor. Böyle bir ses ve söz birliği, böyle bir iş ve güç birliği; en kör gözlere ve en sağır kulaklara bile gerçekleri gösterip duyurtacak tarihi bir örnek… Ancak tüm bu örnekler artık sonun sonuna geldiğimizin belgeleri. Hrant Dink yurttaşımızın öldürülmesi ile bir taşla 5 kuş vurmayı amaçlıyorlardı. Henüz genel bir provokasyonda pek başarılı olabilmiş değiller. Şimdi daha büyük provokasyonlara mı ihtiyaçları var?! Örneğin Boğaz Köprüsü’nü havaya uçurma, insanların toplu bulundukları yerlere bombalı saldırı ya da bir İmralı baskını ile Apo’nun katledilmesi mi gündemde???!!! Dost-düşman herkes bilsin ki hiçbirisi Türkiye’de iç savaş çıkaramaz. Kimse boşa kan dökmesin, boşa gayret etmesin. Buna kimsenin gücü yetmeyecek…
Mossad-CİA bağlantılı sahte milliyetçiler, sözde vatanseverler olduğu gibi bugün ABD-Avrupa emperyalizminin kucağına oturmuş sahte solcuların da maskeleri böylece düşüyor. Artık yüzeysel düşmanlıklar yaratılarak ne gençliğimiz ne de halkımız kolay kolay birbirine kışkırtılıp horoz dövüşü oyununa gelmiyor. Gerçek vatanseverliğin ancak bilfiil üretken halkın yanında olmakla, gerçek demokrasinin ulusal gelirin adaletli bir şekilde dağılması ile oluşacağı görülüyor. Mevcut dışa bağımlı ekonomik ilişkileri savunmakla ulusalcılık – vatanseverlik olmuyor. Kuru bir etnik milliyetçilikle bu gerçeklerin üstü örtülmek isteniyor. Geçmişi kahramanlıklarla dolu ordumuzun vatansever subaylarının, ordu gençliğimizin, 12 Mart ve 12 Eylül’de olduğu gibi şerefi ile bir kez daha oynanmasına müsaade etmeyeceğine, içerisinden yeni bir “amerikan oğlanları” çıkmasına tarih ve ulus birliğimiz açısından fırsat vermeyeceğine inanıyoruz. Ulus dışına düşmüş, yabancı ortaklı “yerli“ finans oligarşisinin “parlamentarizm“ ya da “Çağdaş Atatürkçülük“ oyunlarına gelmeyeceğine inanıyoruz.
Hepimiz biliyoruz ki; gerçek vatanseverliğin ve ulusalcılığın ölçeği: vatanımızı ve halkımızı etnik ve dini kışkırtmalarla bölüp ülkemizi ebedi olarak sömürgeleştirmek isteyen emperyalist şirketlere ve yerli ortaklarına karşı tepkiye göre belirleniyor. Bu anlamda sormak gerekir: Mevcut parlamento çatısı altında bu vatansever ve ulusalcı yani anti-emperyalist tavrı koyan, koyabilen bir güç var mı? Ne yazık ki, birkaç milletvekili haricinde böyle bir güç yok. O halde halkımızın görmek istediği böyle bir yapılanmaya bugün dünden de çok ihtiyaç var. Artık bulanık suda balık avlamanın zamanı geçti. Emperyalizme ve yerli ortaklarına karşı direnen güçlerin en etkinleri Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer ve Ordu Gençliğimizdir. Özellikle bu iki Cumhuriyet kurumundan gelen az-çok kararlı duruş karşısında “yerli” işbirlikçiler açıkça olmasa da kıvrakça tepkilerini gösteriyorlar. Tarihsel benzerlik açısından ülkemiz 1919’lardaki kuşatılmışlıktan daha da vahim bir kuşatma altında. Bugün dış emperyalist sermaye ile et ve tırnak gibi birleşmiş olan TÜSİAD, MÜSİAD gibi kuruluşlar ve de onların iktidarlı muhalefetli siyasi uzantıları, açıkça emperyalist devletlerin stratejilerine uygun tavırları ile ulusal birliğimizin ve vatan bütünlüğümüzün dışına düşmüşlerdir. Şu an da açıkça AB ve BO projelerini, her yerde yayınlanan yeni Ortadoğu haritalarını destekliyorlar ve sanki demokratikleşme ancak AB ve Batılı devletlerle olurmuş gibi ”Dış Mihrak Muhipliği“ yapıyorlar. Batılı devletlerin etnik ve dini bölücülük oyunlarına karşı sessiz kalıyorlar. Ulusal çıkarlarımız ve vatan bütünlüğümüzün garantörü Cumhuriyet kurumlarını halktan koparmak ve sanki demokrasi karşıtıymış gibi göstermek için ellerinden geleni yapıyorlar. Vatanımızın bölünmezliği, halkımızın birliği onlar için hiç de önemli görünmüyor.
Bu anlamda tüm halkçı, ulusalcı ve samimi milliyetçi kesimlerin, Hrant Dinklerin öldürülmesine gerçekten karşı olan, gerçekten demokrasi ve adalet isteyenlerin, kendisini “siviltoplumcu” ya da “demokrat” hatta AB”ci kesimlere daha yakın bulan ve samimi olarak halkını ve ülkesini düşündüğü için bu görüşte olduğuna inanan, Hrant’ın cenazesine de bunun için katılan insanlarımızın, sendikaların, kooperatiflerin, meslek kuruluşlarının ve cumhuriyetçi kurumlarımızın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten örnek alarak yeniden Kuvayi Milliye Ulusal Halk Meclisini oluşturmaları ve halka gitmeleri gerekmektedir. Böylesi yeniden bir Kuvayi Milliye Seferberliği’nin önlenmesi için en son Mersin’de uygulamaya konulan sahte kuvayi milliyeciliğin kime hizmet ettiği bellidir…
Cumhurbaşkanımızın yetkileri, ulusal birliğimizi ve siyasi bağımsızlığımızı koruma konusunda açık ve nettir. Bu durumda mevcut parlamento milleti temsil edemediği için derhal lağvedilmelidir.
Ancak böyle bulanık suda balık avlamalar engellenir, halkımız “sivil toplumculuk” – “sahte ulusalcılık” cehennemine mahkum olmaktan kurtulabilir. Böylesi bir Demokratik Halk Meclisi dünyaya ve tüm mazlum halklara örnek teşkil edebilir, Türkiyemizin Ortadoğu’da, Asya’da ve dünyadaki saygın yerini güçlendirebilir. Vatansever aydınlarımızla, işçisiyle, mühendisiyle, çalışkan köylüsüyle, esnafı ve ulusal sanayicisi ile, yurtsever memuru, halktan yana polisi ve askeri ile, samimi solcusu, içten sağcısı ile, Kürdü, Arabı  tüm Türkiye Halkı bu yapılanmayı kendi kafasıyla ve eliyle gerçekleştirecek birikime ve beceriye sahiptir. Kimse’den, hele hele hiçbir Batılı devletten demokrasi dersine ihtiyacımız yoktur. Onların demokrasi ve reformdan ne anladıkları çok açık: BÖLÜNME, PARÇALANMA, ÖZELLEŞTİRME ve SÖMÜRGELEŞTİRME.
Ancak böylesi bir Ulusal Halk Meclisi, geçmişte vatanımızın, halkımızın, cumhuriyetimizin ve ordumuzun şerefini lekeleyenlerden hesap sorabilir. Vatanımızı ve halkımızı, halk içinde ve halk ile birlikte “çağdaş medeniyetler seviyesine” ulaştırabilir.
Gazi Mustafa Kemal’in, tüm Kuvayi Milliye şehitlerinin ve devrim şehitlerimizin toprakları bol, ruhları şad olsun.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et! Oku