"KEMALISM IS DEAD" : "KEMALİZM'İN MODERNİTEYLE İLGİSİ KALMADI"

Yazar Guardian – Radikal (Suçüstü)
Kemalism is dead
BY NICHOLAS BLINCOE (Turkey) 3 April 2008
NEWS that the supreme court of Turkey is to consider outlawing the ruling party sounds worrying, but in reality, this is the last act of a fatally wounded animal: the old guard of Turkey, who lay claim to being the heirs of the Kemalist revolution.
In an article for Cif yesterday, Stephen Kinzer wondered if the Justice and Development party — known as the AKP — is up for this new fight, but he should be in no doubt. The AKP has learned that aggression pays when confronted by this self-perpetuating elite of soldiers, secret policemen, bureaucrats and heads of industries.
Kemalism, the political doctrine associated with Kemal Ataturk, prides itself on being resolutely modern and western. Modern and western-looking, that is, as long as this is 1923, when Mussolini ruled Italy, Stalin was rising to power in Russia and Turkey’s Republican People’s party was formed.
There is no longer anything modern about Kemalism. As a doctrine, it is broadly socialist, with a strong emphasis on Turkish — and state-owned industries, and big state projects like the south-east Anatolian project.
It is also militaristic. The constitution guarantees power to the army, while absolving it from effective oversight, resulting in an industrial military complex almost as sclerotic as the one that has brought Pakistan to its knees. The other feature of Kemalism is an aggressive secularism that justifies attacks on religion by claiming that Turkish-ness transcends and embraces all other identities. This idea has never been accepted by the Assyrians, Arabs, Armenians, Greeks, Jews and Kurds that form the ethnic minorities of Turkey.
Kemalism finally lost its grip in Turkey in 2002 with the ascent to power of the AKP. But it has been a long slow death. The AKP has lived under constant threat of coups and judicial manoeuvres. However, leaders like Recep Tayyip Erdogan have served time in prison and this seems to have cured them of all fear. Erdogan, an ex-mayor of Istanbul, was imprisoned as recently as 1998 when his Welfare Party was outlawed. The modernisers of the Welfare party left the Islamist rump behind and formed the current AKP in 2001, winning the subsequent election. Since then, the party has scored impressive successes in the municipal elections of 2004 and the general election of 2007, called because of the refusal of the old elite to accept the AKP’s nomination for president, Abdullah G¸l.
The case of G¸l’s presidency is as good an illustration of the AKP’s fighting instincts as any. Far from running from confrontation, the party has looked for fights. It has used EU rulings as a stick to beat the Kemalists. The headscarf issue, for instance, has shown the party to be more in step with contemporary values such as freedom of expression and freedom of religion than its rivals. We should note, too, that the AKP has succeeded where Kemalism failed in building a far more multi-ethnic Turkey.
The municipal elections of 2004 reduced the Republican People’s party to eight cities in the pleasure grounds of Istanbul and Izmir. The AKP won 58 districts out of 81 and all of the big Arab and Kurdish cities of the south and south-east. The results show that the AKP is becoming the first choice with Turkey’s large Kurdish and Arab minorities.
The AKP’s most daring piece of politics was to ban the state security courts, which it did at the behest of the European Union. The courts were key to the army’s power in Turkey. Soldiers sat alongside judges; prosecutors were often serving officers; defence lawyers were not permitted to directly question witnesses; and the proceedings took place in private. The abolition of the courts in 2004 evidently caught the military and secret police by surprise. The AKP has a talent for picking fights, and these fights have given it political momentum. The old guard staked their identity on a modern Turkey, even if they had to outlaw or imprison everyone in the county to achieve it. The AKP is smart enough to win this latest fight with the judiciary, and I suspect the fight will strengthen its hand as it builds a genuinely modern, multi-ethnic Turkey.
Guardian News Service Kaynak: http://article.wn.com/view/2008/04/03/Kemalism_is_dead/


Kemalizm’in moderniteyle ilgisi kalmadı
Nicholas Blincoe 5 Nisan 2008
Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin iktidar partisini kapatma davasını görüşeceğine dair haberler endişe verici, fakat aslında bu, ölümcül yara almış bir hayvanın, yani ülkenin Kemalist devrimin mirasçıları olduğunu iddia eden eski muktedirlerinin son hamlesi.
New York Times’ın eski Ortadoğu büro şefi Stephen Kinzer geçenlerde yayımlanan yazısında, AKP’nin bu yeni savaşı göğüsleyip göğüsleyemeyeceğini soruyordu, fakat kuşkusu olmasın. AKP, askerler, gizli polis, bürokratlar ve sanayicilerden oluşan ve kendini ilelebet iktidar sayan bu seçkin tabakanın meydan okumasına karşı saldırganlığın işe yaradığını öğrendi. Atatürk’e atfedilen Kemalizm adlı siyasi doktrin, tavizsiz bir biçimde modern ve Batılı olmakla gurur duyuyor. Mussolini’nin İtalya’yı yönettiği, Stalin’in Rusya’da iktidara yükseldiği ve Türkiye’de CHP’nin kurulduğu 1923 yılında yaşıyor olsaydık, bu doğru olabilirdi.
Kemalizm modern ve Batılı olmakla gurur duyuyor. Bu 1923’te doğru olabilirdi ama şu an değil. Eski muktedirler, modern Türkiye’ye ulaşmak isteyen herkesi yasakladı veya hapse attı. AKP’yse savaşı kazanacak kadar akıllı; bu kavga modern, etnik çeşitliliğe sahip bir ülke inşasında partiyi güçlendirir.
Artık Kemalizm’in modernlikle bir alâkası yok. Bir doktrin olarak yaygın biçimde sosyalist özellikler taşıyor; devlete ve Türklere ait sanayilere, GAP gibi büyük devlet projelerine güçlü vurgu yapıyor. Anayasa fiili denetim imkânından muaf tutarak ordunun iktidarını garanti altına alıyor ve bunun sonucunda en az Pakistan’a diz çöktüren ordu gücü kadar kemikleşmiş endüstriyel bir askeri kompleks ortaya çıkıyor.
Kemalizm’in bir başka veçhesi, Türklüğün bütün diğer kimliklerin üstünde ve kucaklayıcısı olduğu iddiasıyla dine yönelik saldırıları meşrulaştıran saldırgan laiklik anlayışı. Türkiye’deki etnik azınlıkları oluşturan Asuriler, Araplar, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve Kürtler tarafından hiçbir zaman kabul edilmemiş bir düşünce bu.
Kemalizm Türkiye’deki hâkimiyetini 2002’de AKP’nin iktidara gelmesiyle nihayet kaybetti. AKP sürekli darbe tehditleri ve yargı manevraları altında ülkeyi yönetti. Ne var ki partinin Erdoğan gibi liderleri hapis yatmış insanlar ve görünen o ki bu da onları korkularından arındırmış durumda.
Eski İstanbul belediye başkanı olan Erdoğan, 1998 gibi yakın bir tarihte, üyesi olduğu Refah Partisi kapatıldığında hapse atıldı. Bu partideki modernleşme yanlıları İslamcı mirası geride bırakıp 2001’de bugünün AKP’sini kurdu ve bir yıl sonra yapılan seçimi kazandı. O zamandan beri AKP, 2004’teki yerel ve 2007’deki genel seçimlerde (ki eski seçkinlerin AKP’nin Gül’ü cumhurbaşkanlığına aday göstermesine karşı çıkması sonucu erkene alınan bir seçimdi bu) çarpıcı başarılar kaydetti.
AKP’nin mücadeleciliğini göstermek bakımından Gül’ün cumhurbaşkanlığından daha iyi bir örnek bulmak zor. AKP çatışmadan kaçmıyor, aksine çatışmayı arıyor. AB hükümlerini Kemalistlere vurmak için sopa olarak kullanıyor. Sözgelimi başörtüsü meselesi, partinin ifade ve inanç özgürlüğü gibi çağdaş değerlere hasımlarından çok daha yakın olduğunu gösteriyor.
Şunu da not etmeliyiz: AKP, Kemalizm’in etnik çeşitliliğe sahip bir Türkiye inşa etmeyi başaramadığı noktada başarılı oldu. 2004’teki yerel seçimlerde CHP ancak sekiz ili kazanabildi. AKP’yse 81 ilin 58’ini, ayrıca güney ve güneydoğudaki bütün büyük Arap ve Kürt şehirlerini (Diyarbakır hariç) kazandı. Sonuçlar AKP’nin Türkiye’deki büyük Kürt ve Arap azınlıkların birinci tercihi haline geldiğini gösteriyor.
AKP uygun kavgayı seçebiliyor
AKP’nin en cüretli siyasi adımı, AB’nin taleplerini gerekçe gösterip devlet güvenlik mahkemelerini kapatmasıydı. Bu mahkemeler ordunun iktidarı açısından kilit önemdeydi. Askerler yargıçların yanında oturuyor, savcılar genelde görevli subaylardan oluşuyor, savunma avukatlarına tanıklara doğrudan soru sorma izni verilmiyor ve duruşmalar kapalı yapılıyordu. Mahkemelerin 2004’te kapatılması ordu ve gizli polisi hazırlıksız yakaladı; tam da o sırada bir yıl önce Britanya konsolosluğuna düzenlenen saldırının onlarca zanlısını yargılamak üzereydiler. Mahkemeler artık var olmadıklarını anladıklarında, duruşmalar aslında başlamıştı.
AKP’nin uygun kavgayı seçme gibi bir yeteneği var ve bu kavgalar partiye siyasi ivme kazandırıyor. Eski muktedirler kimliklerini modern Türkiye düşüncesine bağladılar, fakat ülkede buna ulaşmak için gayret gösteren herkesi yasakladılar veya hapse gönderdiler. AKP yargıyla bu son savaşı kazanacak kadar akıllı ve bu kavga gerçekten modern, etnik çeşitliliğe sahip bir Türkiye inşa etmek konusunda elini güçlendirir.
Radikal (2 Nisan 2008) Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252143