KAPİTALİZMİN GELİŞİMİ VE ORJİNALİTEMİZ

Yazar İbrahim Utku Nar 
  

Sample Image19.Y.Y.’ın ortalarından itibaren üretim ve sermayede görülen yoğunlaşmanın maksimum düzeye varması, Banka sermayesinin Sınai sermaye ile kaynaşarak Mali Oligarşiyi oluşturması vb. koşullar dahilinde yapısal değişikliğe uğrayarak “Serbest Rekabetçi” konumundan “Tekelci” (Monopolcü) bir yapıya evrilerek Emperyalizm aşamasına geçen “Kapitalizm”, yörüngesi dahilinde olan ülkelerde de büyük değişikliklere yol açtı.
Bugün ki anlamıyla “Merkez Ülkeler” olarak adlandırılan, sanayi kapitalizminin gelişkin olduğu Emperyalist metropoller, yalnız kendi anayurtlarındaki halkı sömürmekle yetinmezler. Kendi halkını sömürürken, onlarda oluşan hoşnutsuzluğu ve isyanı amorti edecek kertede yüksek hayat standardını sağlamak için yeryüzünde diş geçirebildiği ülke ve bölgeleri “sömürge” ve “yarı-sömürge” yahut “nüfuz alanı” haline sokarlar. Bu durum Kapitalist devletler arasında bölgesel yahut evrensel savaşlara ve ekonomik-politik krizlere yol açar…
Yüzlerce yıldır pençelerini geçirdikleri sömürgelerinden, Türkiye gibi yarı-sömürge biçiminde yörüngesine soktukları daha geri ülkelerin vahşi kapitalizm koşullarında alt sınıf ve toplumsal katmanların insafsızca sömürülmesinden elde ettiği artı değerle vb. birçok politik ve ekonomik etkenlerle EVRENSEL PAZAR oluşturup çığ gibi “Sermaye birikimi” sağlarlar.


Böylece sınırsız mal ile sermaye ihracına dayalı zenginlik birikim modeliyle Dünya üzerindeki hâkimiyetini oluşturan bu “Merkez Ülkelerde”(Emperyalist metropollerde) yaşanan niteliksel ve niceliksel gelişmeler, mevcut sistemin yapısal normları üzerinde de büyük değişim ve dönüşümlere yol açmıştır.
*******************
Daha eskiye gidip tarihi gelişmelere bir göz atarsak mesele daha iyi aydınlanır. Sanayi devrimi ve Fransız devrimi ile birlikte, Dünya’nın yörüngesinde meydana gelen kökten değişimin büyük etkileri, ilkin özellikle Batı Avrupa’da yoğun bir şekilde hissedildi.
Kapitalizmin beşiği İngiltere’dir ve bu yüzden Kapitalizmin yörüngesine giren ilk ülkeler de, ona en yakın olan Avrupa ülkeleri olmuştur.
Kapitalizm, toplum biçimi ve ekonomik-politik düzen olarak ilk defa İngiltere gibi Derebeyliğin henüz iyice taşlaşmadığı, sapa bir adada, İlkel Komuna gelenekleri en diri kalmış bir toplumda biçimlenmeye başladı. Oradan Avrupa’nın kıta ülkelerine sıçrayıp dünyaya yayıldı.  (“Kapitalizmin” kılcal damarlarına dek “ciğerini okuyan” anıt eserlerden, Engels ustanın “İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu” adlı eserini ve Marks ustanın da büyük eseri “Kapital”i orada yazmış olmaları “tesadüf” değildir. )
Kapitalizmin bir DÜZEN ve TOPLUM biçimi olarak doğup şekillenmesinin EKONOMİK temeli ve gelişimi şu olaya dayanır:  
Ekonomik, sosyal, Tarihcil olarak İlkel Komuna geleneklerinin en diri olduğu; en elverişli unsurların ve şartların bulunduğu İngiliz Adalarında, ilk defa “GENİŞ YENİDEN-ÜRETİM” (Marks) biçimi ortaya çıktı ve gitgide gelişerek, çağlar boyunca sürüp gelen “BASİT YENİDEN-ÜRETİM” (Marks) biçiminin yerini aldı.
O güne dek bütün Kapitalizm-öncesi toplumlar dünyasında: yalnız “günlük ihtiyaç” ölçüsünde, sırf “Tüketmek amacıyla” yapılan “Basit Yeniden Üretim Biçimi”egemendi. Eski Derebeyi Bezirgân ekonomisinde de, Kapitalizme gelinceye dek böyle sırf günlük ihtiyacı karşılayacak kadar, yalnız “Tüketim” amacıyla yapılan“Basit Yeniden Üretim biçimi” egemendi. Kapitalizmle birlikte: “küçük, dar, basit” karakterli Antika Üretim yordamıyla taban tabana zıt, tüketicilerin “günlük ihtiyaç ölçüsünün” gözetilmediği; gerektiğinden ve tüketilenden çok fazla; tüketmek değil kazanç elde etmek ve rekabete direnmek amacıyla; sırf satılıp alınacak Metalar (Mallar) üretimi yapmak anlamına gelen “Geniş Yeniden Üretim Biçimi” egemen oldu.
Kapitalizmin DÜZEN ve TOPLUM biçimi olarak POLİTİK temeli ve gelişimi de, “Yeniden Üretim Biçimi”nde gerçekleşen bu karakter değişiminden kaynaklanır. 
Toplumun ekonomik temelinde Antika Basit Yeniden Üretim biçiminin yerini alan Modern Geniş Yeniden Üretim yordamı geliştikçe, toplumdaki eski sınıflar ve tabakalar içindeki insanlardan kimilerini geniş yeniden üretim yapan ve SERMAYE biriktiren işyeri sahibi BURJUVALAR; kimilerini de o işyerlerinde İŞGÜCÜNÜ satarak geçinen İŞÇİLER haline dönüştürüyor. Geniş Yeniden Üretim biçimi giderek bir yandan yaygınlaşırken, bir yandan da kendi karakterine uygun olarak gerçekleşen organik işbölümü ve emek birliği sayesinde sosyalleşiyor. İşte Kapitalizm, eski toplumun bağrında giderek yayılıp gelişen Geniş Yeniden Üretim biçiminin yarattığı bu yeni SOSYAL SINIFLAR ve yeni (Ekonomik-Sosyal-Politik-Kültürel) alt ve üst yapı ilişkileri üzerinde gelişiyor.
İngiliz Kapitalist Sınıfı, zincirleme birbirine bağlı olarak bütün bu gelişmelerle ortaya çıkan yüzlerce yıllık birikim üzerinde, ancak 1600’lerde kendi Burjuva karakterli Sosyal Devrimini bilince çıkaracak ve yapacak güce ulaşıyor. O zamana kadar iktidarda olan Dünya ve Din Derebeylerinin ayakta tuttuğu Krallık saltanatına son verip kendi Sınıf egemenliğini kuruyor. Fransız İşveren Sınıfı bile onu epeyi geriden izlemiştir.  Batıda Kapitalizmin gelişimi ile ilgili olarak aşağıda andığımız bütün gelişmeler bu “ana temel” üzerinde gerçekleşmiştir.
 *****************
İngiltere’de başlayan sanayileşme hamlelerinin kök salması, Kapitalist Sınıfın yaptığı kendi Burjuva Devrimi sayesinde ulusal ekonomisini ve ulusal pazarını oluşturarak güçlü bir ticaret ve sanayi ülkesi haline gelmesi “Kapitalizm’in” oluşumunun yapıtaşlarındandır. Önce Avrupa kıtasına sıçrayan bu sürecin, daha sonra bütün dünyada yaygınlaşarak genişlemesiyle birlikte Kapitalizm yerküredeki yeni ve egemen üretim tarzı olmuştur.
En başta İngiltere (Klâsik Ekonomi-politik), Fransa (Klâsik İhtilal doktrini) ve Almanya (Klâsik Alman Felsefesi) gelmek üzere bilim, felsefe, politika, sanat vb. alanlarda burjuvazinin zihin yapısında gelişen akımlar dahilinde ortaya çıkan ‘Modernizm’ (Kapitalist ilişkilerin maddi ve manevi yansımaları), üstyapı kurumlarında önemli değişikliklere yol açarak, toplumsal ve siyasal alan başta olmak üzere evrensel çapta yeni bir hukuki ve siyasi organizasyon yapısının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Toplum temelinde gelişen Kapitalist Geniş Yeniden Üretim yordamı ve mülkiyet ilişkileri, üst yapı kurumlarını da yaratıyor…
Tıpkı Osmanlı toplumunda olduğu gibi Doğu ülkelerinde Kapitalizme geçiş imkan ve şartlarını boğan Antika tarihin egemen güdücü sınıfları Tefeci-Bezirgân Sermaye, kökleri henüz Doğu’daki kadar derinlere inememiş bulunduğu için Kapitalizmin normal gelişimine elverişli bulunan Batı Avrupa’da, bu yeni süreçte gücünü kaybederek, yeni üretim ilişkileri ölçeğinde, egemen konumlarını Sanayi Sermayesi ve Mali Sermayeye devretmek zorunda kalmışlardır. Batı’da Rant ile geçinen Büyük Toprak ve Mülk Sahipleri sınıfı ise çarçabuk yeni Kapitalist üretim ilişkilerinin kalıbına girerek İngiliz Lortları gibi burjuvalaşmışlardır.
19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Sanayi ve ticaret Burjuvazisinin gölgesinde kalan Mali sermaye, Finansal sermayenin gelişmesi ve genişlemesiyle birlikte egemen bir konuma yükselmiştir.
“Kapitalizmin özelliği, genel olarak, sermaye sahipliğini, bu sermayenin sanayide uygulanışından (dolayı): para-sermayeyi, sınaî ya da üretken sermayeden; yalnızca para-sermayeden elde ettiği gelirle yaşayan rantiyeyi, sanayiciden ve sermayenin yönetimi ile doğrudan ilgili herkesten ayırır. Bu ayrılma, geniş ölçülere ulaştığı zaman, mali-sermayenin egemenliği ya da emperyalizm, kapitalizmin en yüksek aşama çizgisine gelir. Mali-sermayenin bütün öbür sermaye çeşitlerinden üstünlüğü rantiyenin ve mali-oligarşinin egemenliği anlamını da taşır; mali yönden “güçlü” birkaç devletin bütün öbür devletler karşısındaki üstün durumunu da açıklar.” (1) Lenin-Emperyalizm
Bu süreçle birlikte sistemin ana ekseni “Mal İhracı”ndan, “Sermaye İhracı”na doğru kaymıştır: “SERBEST rekabetin tam olarak hüküm sürdüğü eski kapitalizmin ayırdedici niteliği META ihracıydı. Tekellerin hüküm sürdüğü bugünkü kapitalizmin ayırdedici niteliği ise, SERMAYE ihracıdır.” (1)
Kıvılcımlı konuyu daha da açarak Emperyalizm çağında Meta ihracının yerini Sermaye ihracının almasını 2 temel nedene bağlıyordu;
– İç pazarın daralması,
– Memleketler arasında yapılan gümrük savaşımları. (2)
Teknolojinin gelişmesiyle üretim sürecinde kullanılan tekniğin gelişmesi ve üretimde rasyonalizasyonun artması, işgücü verimini arttırdığı ölçüde aynı zamanda işçinin bu verimden aldığı payı azaltıyordu. Azalan ücretlerin alım gücünü düşürmesi, piyasaya sunulan metaların talebini olumsuz bir şekilde etkilemekteydi. Tekel fiyatlarının artması ve Paranın züyuflaştırılması da (enflasyon) iç pazarı önemli ölçüde daraltan etkenlerdendi.
“İç pazarın daralması bahsinde gördüklerimizle birlikte, bizzat tekelci kapitalin, gerek üretim, gerekse tüketimde yaptığı olumsuz etkilerdir. Kapital tekelleştikçe, şehirde ve köyde çalışkan yığınların yoksulluğu artar. Tüketicilerin yoksulluğu, metaların sürümünü azaltır. Kapital tekelleşip büyüdükçe, endüstri ile ziraat üretimleri arasındaki gelişim eşitsizliği çoğalır. Endüstrinin her gün biraz daha artan ilk madde ihtiyacı, dengesiz kapitalist ekonomisinin ziraatı tarafından gittikçe kapatılamaz olur. O zaman kapital, yeni sürüm ve ilk madde kaynaklarına doğru adetâ itilmeğe başlar.”(2)Bu kapitalist ülkelerin anayurtları dışında bir sermaye birikimi edinmesine( Finansal ve Ticari pazarını genişletmesine) ve zirai ve sinai sanayileri için gerekli olan hammadde kaynaklarına daha ucuz bir yoldan erişmesine neden olmuştur.Aynı zamanda “emek-yoğun” üretimin maliyetinin, geri kalmış ülkelerde daha az maliyetli oluşu da üretim-dağıtım tesislerini bu ülkelere doğru kaydırmıştır.
Geri kalmış ülkelerin hakim sınıfları içinse, Kapitalist metropollerden gelen bu sermaye arzı, bulunmaz bir hint kumaşı olmuştur. Ekonomik ve sosyal kalkınmasını gerçekleştiremeyen yani Modern Kapitalist Üretim Tarzına bir türlü geçemeyen ve Pazar ekonomisine dahil olamayan ülkelerin, Batı’dan gelen “Kapital” ile kalkınma hulyaları ve asalak yapılı Burjuvazilerinin acenteliğe soyunarak kapılarını açması, Tekelci Kapitalizm için bir yaşam alanı oluşturmuştur.“Geri memleketlerin gittikçe uyanarak kapitalistleşmeye özenmeleri ve her gün genişleyen büyük demir yolları gibi inşaat, anavatandan itilip çekilen kapitalin, dışarılara doğru akın etmesini icabettirir: “Paranın kokusu yoktur.” Bütün metalardan daha kolaylıkla gümrükleri aşan biricik meta, para (kapital) dır.”(2)
 ********************
Kapitalist sistemde yaşanan bu gelişmelerin Osmanlı Devletine izdüşümü pek parlak olmamıştır.
Uzun bir tarihsel sürecin ardından Avrupa’nın kendine özgü dinamiklerinin ve birçok nesnel-öznel etkenin sonucunda: sanayileşmeye paralel olarak Kapitalizm’in, modernleşmeye paralel olarak Milli-Devlet ve/veya Modern (Çağcıl) Devlet yapısının ortaya çıkması, geri bir üretim tarzına ve yönetim şeklinde sahip olan Osmanlı Devleti’ni yoğun bir şekilde etkilemiştir.
Savaşlarda kaybedilen topraklar, ticari ve mali yönden dışa bağımlılık ve yarı-sömürge konumuna gelinmesi ve diğer birçok nedenin yarattığı olumsuz tablodan sıyrılmak isteyen Osmanlı Devlet erkini yönetenler, Batı ile aradaki mesafeyi kapatmak için düşündükleri ekonomik, siyasi, hukuki bir takım reformları içeren Tanzimat Fermanını 1839 yılında Gülhane Parkında okuyarak ilk adımı atmıştır.. Bu adımı daha sonra Islahat Fermanı gibi çalışmalar izlemiştir. Genel hattı itibariyle kabaca Batı Taklitçiliği’nin ilk adımı olarak nitelendirebileceğimiz bu reform çalışmaları sonuç olarak Osmanlı’yı daha da içinden çıkılmaz bir duruma sokmuştur.
Avrupalı Devletlerle imzalanan “Kapitülasyon” şartları içeren antlaşmalar gereği siyasi ve ekonomik birçok imtiyaz elde eden ve Batı Finans Kapitali’nin yerli birer şubesi olarak faaliyet gösteren gayri-müslim (Rum, Ermeni, Levanten) kesimin, Galata Bankerlerinin (Yerli Sermaye) oluşturduğu Asalak bir yapıya sahip olan Komprador Burjuvazi ve Antika çağlardan kalma olan Tefeci-Bezirgân sermaye, Osmanlı’nın son döneminde hâkim olan unsurlardır...
“….Batı finans kapitalinin amacı Türkiye’de modern sanayi kurdurtmaksızın, kendisine acentelik edecek bir müttefik kapitalist sınıfını uşaklaştırmaktır.”(3)
Modern üretim tarzına geçemeyen yani modern sanayisini kurup, modern sosyal sınıfların oluştuğu ve ona mukabil üstyapısal değişikliklerin gerçekleştiği Burjuva Devrimi’ni bir türlü gerçekleştiremeyen Osmanlı’nın çöküş sürecinin hızlanması ve yarı-sömürge durumuna düşmesinin birçok içsel ve dışsal nedeni vardır.
Tarihimizin en büyük sosyal gerçeklerinden birisi olan “İnsan-Tarihi Üretici Güçlerinin” konumu bu nokta da önemlidir.
Anadolu’ya ilk gelen Gazi, İlb, Horasan Erenlerinin taşıdıkları “göçebe demokrasisine” ait gelenek-görenekler ve kandaş örgüt yapısının dirlikçi-eşitlikçi muhtevası, günümüze kadar gelen tarihsel momentlerde belirleyici bir etken olmuştur.
Osmanlı Devleti’nin kamu mülkiyetine dayalı dirlikçi düzeninin zamanla derebeyileşmesi ve Tefeci-Bezirgân sermayenin ekonomik ve sosyal ilişkilerin soysuzlaşması karşısında ilk isyan bayrağını, ilkel komuna gelenek-görenekli Kolektif Aksiyon Güçleri (İnsan-Tarihi Üretici Güçleri) çekmiştir.
Osmanlı’nın orijinalitesinde var olan “Devlet Sınıfları” geleneğimizin İlmiye-Seyfiye kesimi, özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki yenileşme hareketlerinde önemli rol oynamıştır. Genç Osman, 3.Selim, 2.Mahmut zamanında, Tanzimat ve Islahat fermanlarında, 1908 Devriminde gerçekleşen reform ve yenileşme çabaları, yukarıda bahsettiğim kolektif aksiyon güçlerinin “aydın eylemciliğinin” bir ürünüdür. 1923 Devrimini yaratan dinamizmin kökeninde de bu güçler yatmaktadır.
Kapitalizm ile birlikte modern sınıfların ortaya çıkışı, üretim ilişkilerinde köklü değişikliklerin gerçekleşmesi ve tüm bunlara mukabil yepyeni bir toplumsal formasyonun evrensel çapta geçerlilik kazanmasıyla birlikte “Sosyal Devrimler” çağı başlamıştır.
Bizim orijinalitemizde de Tarihsel Devrimciler, değişimlerin vurucu gücü olmuştur. Fakat kendileri modern anlamda bir Sosyal Sınıf olmadıkları için, Sosyal Devrimler çağında kendi başlarına rol oynayabilecek bir Modern Sosyal Sınıf pusulasına sahip olmayan bu güçler, egemen sınıfların tuzaklarına kapılarak onların değirmenine su taşımak zorunda kalmışlardır.
1908 2.Meşruiyet devrimi, “Jöntürk” gelenek-görenekli 1.Kuvai Milliyeciliğimizin önderliğinde gerçekleştirilen Cumhuriyet Devrimimizin, kısa zamanda çözülerek Batı gericiliği (Finans-Kapital) ve Doğu gericiliğinin (Tefeci-Bezirgân Sermaye) esiri olması bu yüzdendir.
 KAYNAKLAR :
(1) Lenin: Emperyalizm
(2) Dr. Hikmet Kıvılcımlı: Emperyalizm-Geberen Kapitalizm
(3) Dr. Hikmet Kıvılcımlı : Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi