VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

İstanbul Belediye seçimi; KÖZ ün “Pasif”, TKP nin “Sessiz” Boykotseçeneği üzerine

Seçimlere kısa süre kala, İstanbul Belediye Seçimine Troçkist Köz ün
önderliğinde “hızlı sol” sözde “aktif”, pratikte “pasif” boykot
çağrısını, anti-Troçkist TKP nin, “boykot ” çağrısız , “pasif boykot”
açıklaması takip etti. Bu seçimin, tüm ülke çapında genel bir seçim
olmadığı gerçeğini aklımızdan çıkarmadan, seçimlere uygulanan ML ”
boykot” taktiğinin içeriği üzerine değinerek iki yaklaşımıda
değerlendirelim.

Tüm devrim tarihi kanıtlamıştır ki, devrimci mücadele vermeden “devrim”
peşinde koşanlar için “hızlı sol” sloganlar, özde yatan pasifliğin
maskelenmesi için gerekli olan bir pratiktir. Ancak gene tarih
göstermiştir ki bu gerek teorik ve gerekse pratik “hızlı” lık arkasında
yatan pasiflik ve kaçınılmaz sonucu olan “gericilik”, ne kadar
gizlenmeye çalışılırsa çalışılsın, yüz üstüne çıkmak zorundadır. 
KÖZ ün çelişkisi ve Boykot taktiğinin içinin boşaltılması
Boykot u “hızlı solcu”, “ihtilalci” görünmeye ve “parlamenterizme karşı
olma” ya indirgeyen Troçkist yaklaşım özünde Leninizmin revizyonist bir
karikatürünü çizme pratiğinden, ve çelişkili yaklaşımlarından başka bir
şey değildir.  Çünki boykot, sınıf mücadelesinde onların büründüğü ve
büründürmeye çalıştığı,  direk olarak “sosyalist mücadelenin” değil, tam
da onların reddettiği ” demokratik mücadelenin” bir taktiğidir. “Boykot
sorusunun tam da kendisi” der Lenin, ” Burjuva demokrasisinin sınırları
içindedir. İşçi sınıfı direk olarak boykotla ilgilenmez, ama  burjuva
demokrasisinin daha devrimci olan bir kesimini desteklemekle kesinlikle
ilgilenir, siyasi ajitasyonu yaygınlaştırmak ve yoğunlaştırmak için
ilgilenir.” (1)
Rus devrim tarihini tamamen hafızalarından silen, ve kitlelerden
gizleyen Troçkist sözde “anti-parlamentocular”, boykot un
“parlamentoculuğa karşı ” bir eylem biçimi olduğunu da yazılarında sık
sık tekrarlayarak, Boykot un içeriğini ve Leninist yaklaşımı çarpıtan,
kendi içinde çelişkili yaklaşımlarını ortaya koyuyorlar. Boykotu
“parlamentoculuğa” karşı bir eğilime indirgeme konusunda Lenin şunları
söylüyordu; ” boykotculuk..bütün bunlar parlamenterizme ve sadece
parlamenterizme karşı tavır sorunu üzerine bir eğilimin oluşmasının
anlamını kendi içinde taşır. ..1907 de bu bölgede istisnasız bütün
sosyal demokratlar boykotcuydu, fakat Maximovun tersine 1908 de üçüncü
dumayı boykot da ısrar etmenin affedilemeyecek bir aptallık olduğunun
bilicindeydiler. “”(2) 
Parlamento  ve parlamento dışı mücadele, seçimlerin boykotu ve seçimlere
katılma, Rus devrim tarihinde tek düze şabloncu bir biçimde olmamıştır.
Devrime hazırlık, Devrim Yılları, Gericilik Yılları, Canlanma yılları,
Savaş yılları  ve Ekim devrimi dönemi, her biri kendine özgü ve hatta
kendi döneminde farklı biçimleri içinde taşımıştır.  Lenin in Rus
devrimi üzerine , genellikle revizyonistler tarafından gözardı edilen şu
değerlendirmesi unutulmaması gereken önem taşır; 
“Parlamenter mücadele biçimi ile parlamento-dışı mücadele biçiminin,
parlamentonun boykotu taktiği ile parlamentoya katılma taktiğinin, legal
ve illegal mücadele biçimlerinin değişimle birbirini izlemesi ve aynı şekilde aralarındaki karşılıklı ilişkiler ve
bağlar- bütün bunlar, olağanüstü zengin bir içeriğe damgasını vurdu.
Yığınlara ve önderlere, sınıflara ve partilere olduğu gibi– siyasi
bilimin temel ilkelerini öğretme anlamında, bu dönemin her bir
ayı,”barışçıl”ve”anayasal” gelişmedeki (eğitimde) bir yıla eşitdi. Eğer
1905’in “genel provası olmasaydı”, 1917 Ekim Devriminin zaferi imkansız olurdu. “  (3)  (4)

Genel olarak Troçkistlerin “sözde aktif”  boykot u  hızlı lafazanlıklar arkasında her zaman gericiliğe hizmet eden “pasif”likle buluşmuştur. Rus devrim tarihinden de görüleceği gibi,   nasıl ki devrim için  öznel ve nesnel şartların varlığı na bağlı ise, doğru ve başarılı Boykot taktiği , belirli öznel ve nesnel şartların varlığına bağlıdır. Lenin 1905 Boykotunun başarısını ve şartlarını şöyle özetler;

“Birinci durumu tahlil edersek görürüz ki, Bolşevikler, yığınların parlamento-dışı devrimci eyleminin (özellikle grev hareketinin) istisnai bir hızla büyüdüğü proletaryanın ve köylünün hiç bir kesiminin, hiç bir şekilde gerici iktidarı desteklemeyeceği, ve  devrimci proletaryanın grev mücadelesiyle ve köylü hareketiyle geri kalmış büyük yığınlar üzerinde etkisini sağladığı bir zamanda, bolşevikler, gerici bir iktidar tarafından  gerici bir parlamentonun toplanmasını önlemede başarılı oldular.”  (5) 

Leninistler için “boykot bir zamanlama sorunudur” ve “boykot için yeterli temellerin olması” gerekir. (6)  
Lenin, üçüncü Duma boykot taktiğinin yanlışlığını da şöyle açıklıyor;

“Üçüncü Duma’yı boykot taktikleri neden yanlıştı?

Çünkü sadece boykot şiarının “cazibesi”ne ve 3 Haziran “domuz ahır”ının kaba gerici ruhuna karşı nefrete dayanıyordu. Fakat nesnel durum öyleydi ki, bir yandan devrim çökme durumundaydı ve hızla geriliyordu. Devrimin yeniden yükselişe geçmesi için parlamento-dışı propaganda, ajitasyon ve örgütlenme araçları neredeyse yok gibi ya da çok güçsüz olduğundan (“ahır”ın içinde bile) bir parlamenter üs ün (oluşturulması),  çok büyük bir siyasi öneme sahipti. ” (7)

Sosyalist Devrimci mücadeleyi “parlamenterizme karşı” mücadeleye indirgeyen Troçkist Boykotcular, aynı zamanda, seçimlerin farklı “gericiler arası ” bir mücadele olmasını boykot a bir neden gösteriyorlar. Lenin  revizyonistlerin bu yaklaşımlarını şöyle teşhir ediyor;

Boykota, proletaryayı ve devrimci burjuva demokrasisinin bir kısmını, liberalizmin ve gericiliğin karşısına çıkaran bir taktik çizgisi olarak bakmak ta bir o kadar yanlış olacaktır.

Sorun, sanki Üçüncü Duma’nın aşırı-gerici doğasının, sadece bunun kendisinin, boykot gibi bir mücadele yöntemini ya da boykot sloganını zorunlu ve meşru kılarmış gibi sunuluyor.
Boykotun uygulanabilirliğinin tarihsel koşullarını değerlendirmesi
yönünde hiç bir  çaba göstermeyen böylesine bir iddianın yanlışlığı,
herhangi bir Sosyal-Demokrat için kesinlikle barizdir. Marksist duruşu
benimseyen Sosyal-Demokrat, boykot üzerine ulaşacağı sonuca, şu ya da bu kurumun gericiliğinin derecesinden değil,.. boykot olarak bilinen özel yöntemin uygulanmasına olanaklı kılan özel koşulların varlığına dayanarak ulaşır.. (8) 

Demokratik mücadelenin Sosyalist mücadeleye bağlantısını ele alarak, ve
farklı durumları da örnekleyerek Lenin aynı şekilde aktif boykot u şöyle
tanımlıyor; 

 “aktif boykot...Sosyal Demokratlar açısından sadece
genel, yaygın ve hızla yükselen, silahlı mücadele içine  dönüşmede olan
devrim koşullarında, ve mücadelenin ideolojik amaçlarıyla bağlantılı
olarak anayasal illüzyona karşı mücadelede  doğru bir taktiktir. … Boykot taktikleri sadece, sendikal mücadelenin devrimci saldırıya dönüştürme çabalarının başarıldığında uygun olabilir.  (9)

Boykot taktiği gerek devrimci hazırlanma, gerek devrimci dönemlerde ve
gerekse gerici dönemlerde gündemde olan acil sorunlara bağımlı olan,
somut şart ve durumların objektif değerlendirilmesini gerektiren  “bir
zamanlama” sorunudur. Lenin Avusturya Komünistlerine mektubundaki
açıklaması ezber bozucudur;

“Avusturya Komünist Partisi, burjuva demokratik parlamento seçimlerini boykot etmeye karar verdi.

Biz Komünistler, devlet iktidarını ele geçire­mediğimiz ve sadece
emekçi halkın burjuvaziye karşı kendi Sovyetleri için oy kullanacağı
seçimleri yapamadığımız sürece; burjuvazi devlet iktidarını kul­landığı
ve nüfusun deşişik sınıflarını seçimlere katılmaları çağrısında
bulunduğu sürece, sadece  pro­leterler arasında değil, bütün emekçi halk
içinde aji­tasyon yapma amacıyla seçimlere katılmakla yükümlüyüz.
Burjuva parlamentosu işçileri aldatmak için bir araç olarak kaldığı
sürece, ve “demokrasi” hakkında söylemler dolandırıcılığı ve her türlü
.. rüşveti gizlemek için kullanıldığı sürece, biz Komünistler
…..hepsini yorulmak bilmeden teşhir etmek için, bu (sözde halkın
iradesini ifade eden, fakat aslında halkın zenginler tarafından
aldatılmasını gizleyen) bu kurumun kendisi içinde bulunmakla yükümlüyüz.  (10) 

Kısacası boykot her döneme, her duruma uygun bir reçete değildir.
Taktikler içerikleri boşaltılarak her duruma uygulanamaz.
Revizyonistleri eleştirirken Lenin şunları söylüyor; 

“Anlamlarını kavramaksızın sadece birkaç slogan ezberlemiş olanlar, sadece eski söylemleri tekrarlayabilirler, ve dev­rimci sosyal-demokrat taktiklerin eski ilkelerini değişen koşullara uyarlamayamazlar.”   (11) 

Ve Bolşevik yaklaşımı ise Şöyle özetliyor;

Bu sorunu daima somut olarak ve somut bir politik durumla bağlantılı olarak sunduğumuzu unutmamak gerekir. … Boykot sorunu konusunda Devrimci Sosyal-Demokrasi ve oportünist Sosyal-Demokrasi arasındaki temel fark şöyledir: Oportunistler her koşulda kendilerini Alman sosyalizmi tarihindeki belirli bir dönemden kopyalanan klişeleşmiş yöntemi uygulamakla sınırlandırırlar … Devrimci Sosyal-Demokratlar, bunun tersine, ana vurguyu somut siyasi durumun dikkatli bir şekilde değerlendirilmesinin gerekliliğine dayandırırlar… gözlerimizi gerçeklere kapatmak saçmalık olur. (12) 

Şimdi Leninin Yukarda sıralanan değerlendirmelerini Türkiyedeki devrimci mücadelenin somut durumu temelinde somut şartlara uygulayalım.
Sanırım nüfusunun % 60 ının gerici % 99.9 unun hala parlamentodan umut
beklediğini gösteren son seçim verilerine bakarsak, seçimin iptal
edilmesinin hemen ardından liberal önderliğin ve kitlelerin protesto
yerine yeniden seçime sarılma pratiğinide göz önünde bulundurursak,
Leninist teoriler ışığında  ve Lenin in sözleriyle”“boykotta ısrar etmek affedilemiyecek bir aptallık olur “”” (13) 

Stalin ise Yunan Komünist partisinin içinde bulunduğu özgül dönemde Boykot kararına şunları söylüyordu;

” Boykot etmenin, seçimlerin yenilgisini sağladığı (seçimleri engellediği) sürece bir anlamı olur. Aksi taktirde Boykot etmek aptalca bir şeydir.“” (14) 

Bu genel seçimler boykotçuluk yaklaşımını, ve boykot öznel ve nesnel şartlarının varlığına bağlı olan “zamanlamasını”, özgül deki tek bir seçimle, İstanbul Belediye seçimlerine uygularsak, Troçkistlerin boykotunun  Lenin in deyimiyle “affedilemeyecek aptallık” olduğu konusunda hiç bir  şüphe kalmaz. Ancak
teorik olarak gericiliğin hizmetinde olan Troçkizm den farklı bir
pratik yaklaşım beklenilemeyeceği tarihi gerçeğini göz önüne alırsak,
amaç onların teşhiri, onların şu veya bu nedenle etkisi altında kalan ve
ya da onlarla ideolojik ilkesizliğin bir göstergesi olan ittifak
yapmanın eleştirisidir. Yani kimi dostların aldığı tavır, yanlış  teori
ve somut şartların yanlış değerlendirilmesi nedeniyle, kaçınılmaz
olarak, Troçkist Köz ün peşinde yanlış tavırdır.

Gelinen yerde ve durumdaki özgül şartlarda İstanbul Belediye Seçimlerinin boykot edilmesinin, Leninist “Boykot”anlayış ve pratiği ile hiç bir bağdaşığı yoktur, olamaz. Boykot kelimesinin başına “aktif ” kelimesi koyulayarak, boykot pratiği “aktif ” olamaz, “aktif”lik kitleleri aydınlatma, kitlelerle kaynaşma, onlara önderliği kazanma pratiğini içinde taşır. Yani “aktiff” lik, “yalnızlaşma” değil, düşmanı yalnızlaştırma, muhalefet ve devrimci kitleleri bütünleştirme, güçlendirme pratiğidir.
TKP  ve “Sessiz-utangaç” BOYKOTÇULUK
TKP ye gelince, seçimlere katılmayacağını, seçimlerde oy vermeyeceğini
belirten bir açıklama yaparak, doğru değerlendirmeden yanlış sonuca,
“utangaç boykot ” culuğu sonucuna ulaşıyor.
Seçimin iptali sonrası yazdığım yazıda şu değerlendirmeyi yapmıştım;

 “alınması gereken doğru tavır yapılan adaletsizliğe karşı tepki göstermek, kazanılmış olan seçimi savunmak, alınan adaletsiz karara karşı çıkıp kararın değiştirilmesi için kitleleri harekete geçirerek baskı yapmaktır. Çünki hemen “yeni seçime hazırlık” çağrıları, yapılan adaletsizliği kabullenmek, ona boyun eğmek ve kararı meşrulaştırmakla eşdeğer anlama gelecektir. Aynı zamanda bu boyun eğiş, iktidarın bu tavrını yenilemesini engelleyici değil, tekrarlaması için cesaret verici olma
pratiğini de içinde taşıyacaktır…… Ancak sistem içi bir parti nin,
hiç itiraz etmeden, karşı gelmeden, hemen, yapılan adaletsizliğe boyun
eğmesi, daha ikinci gün “yeni seçim”e evet demesi, şüphesizki bizleri şaşırtmadı.”” (15)

Gerçek şu ki , bir sürü yerel seçimlerde halkın iradesinin gasp edilip, seçilen belediye başkanlarının görevlerinden alınıp yerine kayyum atanmasına ilave olarak İstanbul da da mazbatası verilmiş durumdaki bir seçimin iptal edilmesi, otokrasiye muhalefet olan kitlelerde var olan  bu sistem altında hala “seçimlerden umut bekleme” hayallerini yıkamadı. 
Otokrasi altında boykot un ve genel grevin nesnel şartlarını sürekli
ortaya çıkarması, hızlandırması, o sistemin kaçınılmaz doğasal bir
sonucudur. Ancak “hayalciliğin ” hakim olduğu, öznel şartların, özellikle güçlü bir önderlik, ittifak vs, var olmadığı durumlardaki ; görev
öznel şartların yaratılması, – bir emekci halk birliğinin oluşturulması
(yani troçkist elit bir ya da iki grup yerine, eksiklikleri ve
hatalarıyla özünde Leninist olan parti ve hareketler, emekci ve köylü
kitlelerle, devrimci demokrat kurum ve örgütlenmelerle pratikte birliği
sağlama) yönünde yoğun çalışma, taktik; emekçi kitlelerden tamamen soyutlanacak,  onları tamamen burjuva liberallerin saflarına gitmeye zorlayan  pratiklere girmekten kaçınmak. 
TKP nin açıklamasının başlangıcından “”Türkiye Komünist Partisi
‘İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’dur’ derken onu ve
temsil ettiği siyaseti değil, gelişkin bir adalet anlayışını
savunuyordu. Bu anlayış, İmamoğlu’nun ve adayı olduğu ittifakın
yinelenen seçime katılma kararını görmezden gelip etkili bir boykot
çağrısı yapmamamızın da temel nedenidir.”” bölümü sonuna  kadar olan açıklamaları doğru yaklaşım ve tavırı yansıtıyor.
TKP “sessiz (ya da utangaç) boykot” kararını şöyle nedenliyor;

“TKP’liler, 23 Haziran’da birçok kişinin huzursuz olduğu ama şu anda
sesini çıkarmadığı bu mutabakata mahkum olunmadığını göstermek, seçimden
sonra ortaya çıkacak tehlikeli gelişmelere hazırlanmak, gericiliği meşrulaştırma çabalarına ortak olmamak için sandığa gitmeyecektir.”

 Bu bir boykot çağrısı değil, bir siyasi tutumdur. Partimiz,
Türkiye’nin emekçi insanlarının bu siyasi tutuma 24 Haziran’dan itibaren
daha fazla ihtiyaç duyacağı bilinciyle hareket etmektedir.”” (16)
Troçkistlerin Kalıplaşmış ezberci sloganlar dan yola çıkarak “boykot”
kararı almasına ters olarak,  TKP nin bu özgülle ilgili açıklamalı
yaklaşımı bir dereceye kadar kayda değer. Özellikle “seçimden sonra ortaya çıkacak tehlikeli gelişmelere hazırlanma” , “insanlarının bu siyasi tutuma 24 Haziran’dan itibaren daha fazla ihtiyaç duyacağı” doğru nedenler, değerlendirmesini güçlendiren nitelikte. Ancak, buna rağmen, TKP nin de ulaştığı sonuç ve bu temelde aldığı  karar pratik sonuçta, emekçi halklar ve mücadelenin çıkarları açısından“boykot” la  aynı yerde, buluşuyor. 
Her şeyden önce TKP “gericiliği meşrulaştırma çabalarına ortak olmamak için sandığa gitmeyece”” ğini belirterek, “adalet anlayış” ı temelinde aldığı birinci kararla, bu kararından vazgeçerek, çelişkiye düşmüş oluyor. İkincisi TKP 23 haziran seçimini, zaten burjuva liberal CHP nin meşrulaştırdığı adaletsizliği, konunun sadece bir yanı olan gericiliği meşrulaştırma” olarak görmüş oluyor. Boykot edilmesi
gerekirken, Liberal önderliğin beklenilen ihaneti sonucu yeniden – ve
büyük ihtimalle kitleler gözünde bir sürü açıdan son defa olabilecek
olan- 23 Haziran seçimlerinin hala “otokrasi” ye ve onun hayati çıkarlarına  karşı önemi olan diğer yanını göz ardı etmiş oluyor. Bu göz ardı, ancak otokrasi ye karşı mücadeleyi ön planda görmeyen bir değerlendirmeyle bağdaştırılabilinir.
Açıkçası, kendi eksikliğim olarak, TKP nin bu konudaki görüşü hakkında
fazla bilgim olmadığı için yorum yapamıyacağım. Eğer TKP Otokrasiye karşı mücadeleyi ön planda görmüyorsa, seçimi sadece “gericiliği meşrulaştırma” olarak görmesi – bu bakış açısı temelinde – doğru, ama diğer yandan Marksizm Leninizmin haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı ilgisiz kalmama temel ilkesine aykırı. Burada Lenin in “Bir Sosyal-Demokrat’ın “Stakhovichler”(soylular EA) in hoşnutsuzluğu ve başkaldırmaları karşısında kayıtsız kalmasına izin vermeyen tam da “sınıf bakış açısı”dır”  sözlerini ve gene “sınıf tavrını” ortaya koyan şu sözlerini hatırlatmakta yarar var. 

“Özellikle siyasi mücadeleye ilişkin olarak “sınıf bakış açısı”, proletaryanın her demokratik harekete bir itici güç sağlamasını talep eder. İşçi sınıfı demokrasisinin siyasi talepleri ilke olarak burjuva demokrasisininkilerden farklı değildir, sadece boyutlarında fark vardır. Sosyalist devrim için Ekonomik kurtuluş mücadelesinde, proletarya ilke olarak farklı bir temelde ve tek başına ayakta durur. Ama siyasi kurtuluş mücadelesinde  onlara karşı kayıtsız kalamayacağımız birçok müttefikimiz vardır. ….
proletarya geriye bakmaksızın sonuna dek ileriye doğru yürüyecektir.
…… Ancak unutmayacağız ki, eğer birisini ileri itmek istiyorsak,
ellerimizi sürekli onun omuzunda tutmalıyız. (17) 

Şimdi daha önemli iki konuya gelelim. TKP “Bu bir boykot çağrısı değil, bir siyasi tutumdur” diyor. Eğer TKP MK, üyelerini ve bir anlamda tabanını da  bağlayan bir şekilde “TKP’liler….sandığa gitmeyecektir”
dememiş olsaydı , bunun bir “boykot” çağrısı olmadığı söyleminde
-tartışmalı da olsa- bir iddiası olabilirdi. Hadi, TKP nin bunu “boykot
olarak” görmediğini varsayalım, ya da niyetlerinin boykot olmadığını
kabullenelim. TKP “bu..bir siyasi tutumdur” diyor. Bu söylemiyle Partinin bu özgül konudaki “siyasi tutumu” ile , Marksizm Leninizmin temel ilkelerini karşı karşıya getirmiş oluyor.
Seçime katılma, boykot, ya da “katılmama”, ilkesel konular değil, gündeme gelen ve önem taşıyan siyasi durumların öne çıkardığı , değerlendirilmesi ve tavır alınması gereken konulardır. Temel ilke olarak Marksist Leninistlerin bütün kararları ve pratikleri işçi sınıfının sınıf mücadelesine tabidir ve işçi sınıfının mücadelesinin çıkarlarından kaynaklanır.
Eğer TKP bu seçime katılmamanın işçi sınfının çıkarlarına ve mücadeleye
faydası olacağı değerlendirmesini – bizim elde edemediğimiz verilere
dayanarak –  yaptıysa kendi açısından haklı olabilir. Ancak Leninistler , özellikle böylesine ciddi konularda, bilinmeyenlere değil, bilinen somut verilere dayanarak somut değerlendirme yapar ve bu temelde tavır alırlar.  
Sonuç


Sınıf mücadelesinin ciddi öneme sahip taktiklerinden biri olan Boykot
un, gerek içeriği ve gerek şartlarını hesaba katmadan, her duruma uygun
bir “sol” pratik olarak ve durmadan kullanmak, onun önemini ve
ciddiyetini anlamayan “sol sapma” ların ve sol maskesi arkasına saklanan
gericilerin bir pratiği haline geldi. Bu yersiz ve duraklamasız boykot
çağrıları, emekçi kitlelerde “boykot” söylemlerine karşı öylesine bir
“ilgisizlik” yarattı ki, “çobanın yalancılığı hikayesi gibi”, öznel ve
nesnel şartlar oluştuğunda yapılacak bir “boykot” çağrısının etkisinin
ne olabileceği konusunda bir ön-değerlendirme  yapma olanağı ortadan
kalktı. Boykot üzerine lenin in aşağıdaki açıklaması, konuya biraz daha
derinlik sağlıyor.

“Her boykot, özgün bir kurumun çerçevesi içerisinde değil, ama o kurumun ortaya çıkışına, daha genel söylemek gerekirse, onun etkin hale gelmesine karşı bir mücadeledir. …. Eğer her 
boykot, özgün bir kurumsal çerçeve içerisinde kalmaksızın, onun ortaya
çıkışının engellenmesine yönelik bir mücadele ise, Bulygin Duması
boykotu, her şey bir yana, bütün monarşist-anayasal tipi kurumlar düzeninin ortaya çıkışının önlenmesinin mücadelesidir. Bu nedenle  Bulygin Dumasının boykot sloganı, monarşist-anayasal yol a karşı direk devrimci mücadele yolunun bir sloganı idi.

Blankistler, manifestolarında, ne tür olursa olsun hiçbir uzlaşmayı
kabul etmediklerini yazmışlar. Engels, bu manifestoyla dalga geçmişti. “Sorun” diyordu Engels, ” koşulların bizi mahkum ettiği (ya da koşulların bizi “mecbur ettiği“) uzlaşmaları reddetme sorunu değildi. Sorun, proletaryanın gerçek devrimci hedeflerini açık bir şekilde gerçekleştirmesi, ve bunları her koşul, zikzaklar ve uzlaşmalar yoluyla yaşama uygulamayı  becerebilmesidir. Sadece bu açıdan, kitlelere hitab eden bir slogan olarak boykot un basitliğini, dolaysızlığı nı ve anlaşılırlığını takdir edebiliriz. ” (8)

Seçime bir hafta kadar bir süre kalmasına rağmen, ne bu seçimin olacağı, ne de sonucunda otokrasi kaybederse seçimin yok sayılmayacağı konusunda hiç bir garantinin olmadığı bir dönem içinde yaşıyoruz. Muhalif, demokrat kitlelerdeki “kazanacağız” duygusu hem kitlelerin hala seçimlerden umut beklentisi içinde olduğu, hemde kitlelerin ciddi bir şekilde harekete geçirilmeye hazır olduğu gerçeğinin göstergesidir. Seçimlerin yeniden iptali, kitlelerdeki bu hayalciliği yıkan son darbe olma niteliğini taşıyabilir. Kaçınılmaz olan oyunlar ve sahtekarlıklarla seçimin kaybedilmesi de, aynı derecede olmasada, seçimlerden umutsuzluğu yaygınlaştıracaktır. İşte tam da bu nedenle alınacak pratik tavır, seçimlerin, özellikle küçük bir marjinle kaybedilmesi olasılığında, burjuvazinin kitleleri hala seçim hayalciliği içinde tutmak için bir “suçlu” gösterme olasılıklarını ortadan kaldırma yönünde olması gerekir.
Kitle tabanı olmayan – ve olamıyacak olan –  Troçkist örgüt- lerin
boykotculuğunun seçime katkısı ya da katkısızlığı ciddiye alınmayacak
derecede. Ancak İstanbulda 10 bin civarında oy alan TKP bu “boykot çağrısı olmayan” boykot u nedeniyle, küçük
bir marjinle seçimin kaybedilmesi sonucunda,  kendisini emekçi
kitlelerden tecrit etme olasılığı ile karşı karşıya getirme, ve Liberal burjuvazinin “suçlu işaretinin hedefi olma” riskini almış oluyor.
Tam tersi, gerek kitlelerin yaygın muhalefeti – ve  bir olasılık olarak
sermaye içi çelişki ve çatışmaların bir sonuç katkısı olarak – İmamoğlu nun seçimi kazanması , kitlelerin gözünde “Boykotcular ” a bakış açısını değiştirmeyecektir. Şüphesizki bu demek değildir ki ” her şey çok güzel olacak” . Bu burjuva Liberallerin, emekci halkın muhalefetinin
ve gelişmelerin  kontrol altında tutulup sınırlanmasını hedef alan
hayalcilik yayma pratiğini aşmayan, ancak kitlelerce kucaklanan, içeriği
liberaller tarafından gerçekleştirilemeyecek hayalci bir slogan. 
İşte tam da tartışılan bu nedenler temelinde gündemde olanın boykot değil,”Gündemde acil olanın emekci halkların birleşik cephesini oluşturulması, ve buna bağımlı olarak süreç içinde Gündeme getirilmesi gerekenin  Boykot ve Genel Grev olduğu” değerlendirmesini yapmıştık. Otokrasi kitlesel hareketlerin zorlaması olmadan, seçimlerle yenilemez. Seçimlerde İmamoğlunun desteklenmesi emekci halkların ve mücadelenin çıkarları yönünde taktiksel içeriği olan bir yaklaşımdır. Seçimler kaybedilse de, – kitlelerin otokrasi dışında her hangi bir suçlu gösterememesi  nedeniyle , teoriler ve söylemler yerine kendi öz tecrübeleriyle yaşayarak otokrasi altında seçimlerin bir çözüm olmadığını kavraması- kazanılsa da – “yetersiz olsa da” bazı demokratik hakların kazanılması, otokrasinin gücüne şu ve ya bu ölçüde bir darbe – bu taktiksel yaklaşım her iki sonuçta da mücadelenin çıkarına kazanımla sonuçlanacaktır. 
Erdoğan A
Haziran 17, 2019

Çevirisi Yapılan Alıntılar ve Notlar
(1) Lenin, THE BOYCOTT OF THE BULYGIN DUMA,AND INSURRECTION August 1905
Bulygin Dumasının Boykotu ve ayaklanma
Otzovitz destekcileri fraksiyonu ve tanrı yapıcılığı
(3) Lenin,  The years of revolution (1905–07) – 
BOLŞEVİZM TARİHİNİN ANA AŞAMALARI
(4) Lenin,  “LEFT-WING” COMMUNISM, AN INFANTILE DISORDER 1920
Sol Çocuk Hastalığı
(5) Lenin,  Should We Participate in Bourgeois Parliaments? 1920
Burjuva Parlamentolarına katılmalımıyız
(6) Lenin,  How History is Written.. November 1906
Tarih nasıl Yazıldı
 (7) Lenin,  FROM A PUBLICIST’S DIARY THE MISTAKES OF OUR PARTY September 22, 1917
Bir Yazarın Notları- partimizin Hataları

(8) Lenin,  Against Boycott 1907
Boykota Karşı


 (9) Lenin,  Attitude of the Social-Democratic Labour Party to the Third Duma July 1907
Sosyal Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Dumaya Tavrı


(10) Lenin, Letter to Austrian Communists August 1920
Avusturya Komünistlerine Mektup


(11) Lenin,  The Liquidation of Liquidationism July 1909
Tasfiyecilerin Tasfiyesi

(12) Lenin,  THE BOYCOTT August 1906
Boykot


(13) Lenin,  THE FACTION OF SUPPORTERS OF OTZOVISM AND GOD-BUILDING 1909
Otzovitz destekcileri fraksiyonu ve tanrı yapıcılığı


(14) Stalin, Dimitrovun Günlüğü Eylül 2, 1946

(17) Lenin, Political Agitation and “The Class Point of View”

Siyasi Ajitasyon ve Sınıf Bakış Açısı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.