İŞSİZLİK VE GÜVENCESİZLİĞE KARŞI ORTAK MÜCADELE

Yazar Özgür Müftüoğlu – Evrensel

FotoğrafımSözün özü: Güvencesiz çalışma, emekçiler için en az işsizlik kadar büyük bir tehdittir. Emekçiler kendilerine dayatılan işsizlik ile güvencesizlik arasında sıkıştırılmış bir yaşama en güçlü biçimde karşı koymalıdır. Bunun için de halen güvenceli bir işte çalışanların örgütlü olduğu sendikalar, güvencesiz çalışanları ve işsizleri de –mevzuata rağmen de olsa- örgütlemeli ve mücadele ortak zeminde yürütülmelidir(!)

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nin ekim 2010 verilerine göre işsizlik oranı 2008 krizinin başlangıcı kabul edilen ekim 2008’deki düzeyine gerileyerek yüzde 11.2 olmuştur. İstatistikler üzerinden yapılacak yüzeysel bir analize göre (Ki liberal iktisatçılar genellikle böyle yaparlar) 2008 krizinin emekçilere en önemli yansıması olan işsizlik problemi de ekonomideki diğer göstergeler gibi “Normalleşmiştir”. Hükümet yanlısı ekonomi yorumcularına göre bu durum AKP iktidarının küresel krizi aşma konusundaki başarısının bir sonucudur(!)

Rakamlar üzerinden yapılan bu analizler gerçekten doğruyu yansıtmakta mıdır? Daha açık ifadesiyle Türkiye’de emekçilerin durumu en azından 2008 krizi öncesindeki durumuna dönmüş müdür?

Pek çok emekçi için kafa karıştırıcı olan bu durumu değerlendirirken öncelikle belirtmek gerekir ki, TÜİK verilerinin güvenilirliği son derece tartışmalıdır. Özellikle emek piyasalarına ilişkin verilerin dayandırıldığı Hane Halkı İş Gücü Anketleri ve bu anketlerde işsizliğin belirlemesine ilişkin olarak uygulanan yöntemler, gerçek işsizliği ortaya koymaktan uzaktır. Ancak başka istatistiksel bir veri olmaması ve emek piyasalarına ilişkin olarak genellikle bunların kullanılması tüm şaibelerine rağmen TÜİK verileri üzerinden de bir değerlendirme yapılmasını zorunlu hale getirmektedir.

TÜİK verilerine göre krizin etkilerinin ortaya çıkmaya başladığı ekim 2008’de 2 milyon 730 bin olan işsiz sayısı şubat 2009’da 3 milyon 802’ye yükselmiştir. Yani krizin ilk 4 ayında çoğunluğunu işten çıkartılan emekçilerin oluşturduğu işsiz sayısı 1 milyon 72 bin artmıştır. 2009 yılının ikinci yarısından itibaren işsiz sayısı azalmaya başlamış ekim 2009’da 3 milyon 299 bine ekim 2010’da ise 2 milyon 901 bine gerilemiştir. Sadece rakamlar üzerinden bakıldığında ortaya çıkan tabloya göre; krizle birlikte işten çıkartılan emekçilerin bir kısmı yeniden işe alınmış ve ekim 2009 ile ekim 2010 arasında işsiz sayısı 398 bin kişi azalmıştır. Ancak krizin başlangıcı kabul edilen ekim 2008 ile ekim 2010 arasındaki 2 yılda işsizlik oransal olarak aynı düzeye gelmişse de ekim 2010’daki işsiz sayısı ekim 2008’e göre 171 bin kişi artmıştır.

Bu rakamsal ve oransal değerlendirmenin emekçilerin yaşadığı sorunları belirlemek açısından son derece yetersiz olduğu muhakkaktır. Soyut bir biçimde yüz binli, milyonlu sayılarla ifade edilenler emek gücünü satarak aldıkları ücretle yaşamaya çalışan insanlardır. Dolayısıyla emek piyasasında yaşanan hareketliliği sayısal olarak ifade etmek yanında emekçilerin yaşamlarına ne biçimde yansıdığına da bakmak gerekir. Bunun için de yapılabilecek en somut değerlendirme, işten çıkartılanların, kaybettikleri işlerde sahip oldukları haklarla yeniden işe alındıklarında sahip oldukları hakları karşılaştırarak yapılabilir.

Bu noktada ilk olarak ifade edilmesi gereken; özellikle 2010 yılında istihdamın hiçbir güvence sağlamayan ve ücretsiz aile işçiliğinin yaygın olduğu tarım sektörü ile kayıt dışılığın ve güvencesizliğin yaygın olduğu inşaat sektöründe artmış olmasıdır. Yine bu dönemde sanayide ve hizmetlerde yeniden artan istihdamda da güvencesizliğin hakim olduğu süreli sözleşme, taşeron çalıştırma, stajyer çalıştırma gibi esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştığı görülmektedir.

Sonuç olarak, teğet geçtiği iddia edilen 2008 krizi sonrasında TÜİK’nin şaibeli işsizlik rakamlarından bile yola çıkılsa işsiz sayısında önemli bir artış gözükmektedir. Ancak krizin işsizlikten daha çarpıcı olan yönü emekçileri daha düşük ücretle, daha kötü koşullarda, güvencesiz ve örgütsüz çalışmaya mahkum etmiş olmasıdır. İşsizliği önleme bahanesiyle hazırlanan Ulusal İstihdam Stratejisi ve bu çerçevede getirilen bir dizi düzenlemeyle güvencesiz çalışma biçimlerinin kamu çalışanlarını da kapsayacak biçimde yaygınlaştırılması hedeflenmektedir.

Sözün özü: Güvencesiz çalışma, emekçiler için en az işsizlik kadar büyük bir tehdittir. Emekçiler kendilerine dayatılan işsizlik ile güvencesizlik arasında sıkıştırılmış bir yaşama en güçlü biçimde karşı koymalıdır. Bunun için de halen güvenceli bir işte çalışanların örgütlü olduğu sendikalar, güvencesiz çalışanları ve işsizleri de –mevzuata rağmen de olsa- örgütlemeli ve mücadele ortak zeminde yürütülmelidir(!)