İŞ STRESİ ÖLÜME SÜRÜKLÜYOR (CGT TEMSİLCİSİ İLE FRANSA – RENAULT’DAKİ İNTİHARLAR ÜZERİNE SÖYLEŞİ)

Yazar sendika.org ITUC* (Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu), Fransız CGT sendikasının Renault grubundaki mühendisler ve beyaz yakalı işçilerden sorumlu olan yetkilisi Vincent Neveu ile konuyla ilgili bir röportaj yaptı.

Renault’nun Fransa’daki Technocentre adı verilen araştırma merkezinde sonbahardan bu yana üç işçi intihar etti. Fransa’da ITUC ile işbirliği içinde çalışan kurumlar intiharların sorumlusunun strese neden olan çalışma koşulları olduğunu açıkladı. Mayıs başında sağlık sigortası ve sosyal güvenlik kurumu bu ölümlerden birini iş kazası olarak tanımıştı. CGT’nin grubun bünyesinde çalışan mühendislerden ve beyaz yakalı işçilerden sorumlusu olan Vincent Neveu’ye bu olayları nasıl gördüğünü sorduk.

Renault Grubunun araştırma tesisinde altı ayda üç intihar yaşandı, arka arkaya gelen bu felaketleri siz nasıl açıklıyorsunuz?

Size vereceğim bir rakam bu tesisteki işçilerin durumunu her şeyden daha iyi açıklayacaktır. Yönetimin kendi açıklamasına göre her bir çalışan yılda ortalama 40 izin gününü hedeflerini zamanında tamamlayamadığı için şirkete “bağışlıyor”.

Birkaç yıl önce Renault yılda dört yeni model üretiyordu. Ama şimdi daha az çalışanla ve daha az kaynakla ve daha az eğitim bütçesiyle, Technocentre’ın 12000 çalışanı yılda altı araba tasarlamak zorunda. İşçilerin üzerindeki baskı bundan daha yüksek olamazdı. Amacına ulaşmak için şirket yönetimi çalışanlara sürekli olarak eğer kendi görevlerini tamamlamazlarsa şirketin bunun bedelini ödeyeceğini ve tesisin bazı kişileri işten çıkarmak zorunda kalacağı vs. gibi şeyler söylüyorlar. Geçtiğimiz aylarda kendini öldüren üç kişi de yeni modellerin tasarımında çalışıyordu. Bu kişiler kendilerini işlerine adamış, ellerinden gelenin en iyisini yapan ve sorumluluklarını yerine getiren kimselerdi. Bu tesiste mühendislere, orta düzey yöneticilere ve teknisyenlere nasıl davranıldığını hayal etmek bile güç. Grubun devasa karına rağmen ( geçen yıl 3 milyar dolar), ikramiyeler ve ücretler üzerindeki baskı sık sık kullanılıyor.

Bu kötü bir yönetim biçimi o zaman?

Evet en hafif deyimiyle bir yönetim biçimi. Şirket yönetimi tarafından tercih edilen yöntem çalışanların sürekli olarak birbirleriyle rekabet içinde olmalarını teşvik ediyor. Guyancourt tesisinde önceden belirlenmiş hiçbir zaman yok, resmi bir mesai başlangıç saati veya bitiş saati yok. Maaş zamları çalışanların bireysel hedeflerine ulaşmalarına bağlı olarak belirleniyor ve bu hedefler de sürekli olarak artıyor. Herkes daima daha fazlasını yapmaya ve geri kalan herkesten daha iyi yapmaya zorlanıyor. Bu dehşet verici bir yaklaşım, dayanışmaya veya mola vermeye imkan tanımıyor. Finansal baskıdan, bölümünü değiştirme tehditlerine, ve işçinin yalnızlaştırılmasına kadar her şey işçinin sürekli olarak daha fazlasını ve daha fazlasını vermesine neden oluyor, ta ki işçi çökene kadar. Kırk yıl önce Renault Fransa’da 110 000 kişi çalışıyordu, ama şimdi sadece 45 000 kişi çalışıyor ve kişi başına o zamankinden dört veya beş araç daha fazla üretiyorlar. Teknoloji değişti tabii ki, ama yönetim biçimi de değişti ve bununla beraber çalışanların mesai arkadaşlarını rakipleri olarak görmelerini sağlayan ve işçilerin kendilerinin daha iyi bir ücret alacakları umuduyla bir arkadaşlarının başarısızlığına sevinmelerine neden olan “performansa dayalı ücret” politikası geldi.

Sağlık sigortası şirketinin bu intiharlardan birini iş kazası olarak değerlendirmesi sizin anlattıklarınız teyit eder nitelikte mi?

Evet, ben öyle düşünüyorum. Çeşitli etkinliklerde tesisteki sendikalar arasında yapılan tartışmalar gösterdi ki herkes aynı şeyi düşünüyor. Technocentre’daki çalışma koşulları aşırı derecede stresli ve çok tehlikeli sorunlara neden oluyor. Davanın, grubun iş sağlığı ve güvenliği konusunda yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi “ mazur görülemez bir yönetim hatası” olarak kabul edilmesi için ailenin yürüttüğü mücadeleyi desteklemeye devam edeceğiz. Ayrıca bu yılın başlarında hayatlarına kendi elleriyle son veren diğer iki arkadaşımız için de adaletin yerini bulması amacıyla çalışacağız. Bunlar, 22 Ocak’da tesisin yanındaki gölde boğularak hayatını kaybeden teknisyen ile Şubat ortasında şirketteki problemleri ile artık daha fazla başa çıkamayacağını söyleyen bir not bıraktıktan sonra kendini evinin yakınlarında bir yerde vuran diğer bir arkadaşımız. İşyerindeki sorunları konuşmayı engelleyen tabudan kurtulmamız gerekiyor artık. Sendikal hareket bu soruna cevap üretmekte oldukça yavaş davrandı. Bu kayıp zamanı telafi etmek zorundayız. Biri bir işyerinde kendini öldürmeye kalkışınca, bu tüm işçilere çok güçlü bir mesaj vermeli. İlk intiharı iş kazası olarak tanımlayarak Fransız sosyal güvenlik sistemi bunu onaylamış oldu. Şimdi bu tarz başka trajedilerin bir daha yaşanmamasını sağlamak bize kalıyor. Dünya Sağlık Örgütüne göre Ukrayna ve ABD’den sonra işle ilgili depresyon konusunda en yüksek rakamlara sahip ülke Fransa. Tüm sendikacılar bu sorunu acil bir mesele olarak ele almalı.

Nasıl?

Son intihardan sonra çalışma saatlerinin düzenlemesini talep ettik.Yıl sonunda uygulanan işçilerin değerlendirme yöntemlerinin gözden geçirilmesini ve şirket içi iletişim politikasında bazı değişiklikler yapılmasını istedik. Yönetim konuşma tonunu değiştirmeli ve sürekli olarak işçilere baskı yapmayı bırakmalı. Ayrıca daha iyi çalışma koşulları oluşturulmasını talep ettik. Şimdi tesiste çalışan işçilerle bir anket yapmayı düşünüyoruz, umarız bunu yapmamıza izin verirler. O sonuçlanınca daha detaylı bilgi verebileceğim. Daha genel olarak işçilerle ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Eğer tesisle daha yakın çalışıyor olsaydık ve yönetimi uyarabilseydik, bu dramatik olaylar yaşanır mıydı?

Mühendislerin, orta düzey yöneticilerin ve teknisyenlerin nasıl tepki vereceğini düşünüyorsunuz?

Bunun kolay bir şey olmadığını biliyorum. Pek çok çalışan, özellikle de gençler, işlerini korumak için taviz vermeyi normal bir şey olarak görüyorlar. Nasıl ilerleme kaydedebiliriz? Çalışma arkadaşlarımıza körü körüne taleplerimizi tekrarlayıp, bizi takip etmelerini yada başlarına gelecekleri hak etmiş olacaklarını söyleyerek ikna edemeyiz. Onlara baskı yaparak ve kendilerini suçlu hissetmelerini sağlayarak, eleştirdiğimiz yönetim metodunu biz uygulamış oluruz. Bizim böyle bir şey yapmaya ne hakkımız var? Biz işçileri eleştirmeyeceğiz. Geçen sonbaharda karşılaştığımız bir olayı hatırlıyorum da, o zaman yönetim çalışanlardan evlerinden çalışmalarını talep etmişti. Bu öneriyle ilgili pazarlıkların başladığını duyduğumuzda, CGT önce tehlikeli bulduğumuz bu fikri reddetti. Ama çalışanlar arasında bu fikre duyulan ilgiyi görünce şaşırdık, özellikle de genç mühendisler ve kadın çalışanlar çok ilgi gösterdiler.

Sonra biz de bunun yerine öneriyle ilgili bazı taleplerin listesini yaptık, bu yolla çalışma zamanı ve iş yükü gibi konuların bir değerlendirmesini yapmış olduk. Bizim yaklaşımımız buydu ve bu yaklaşım sayesinde mühendisleri ve orta düzey yöneticileri daha da izole edecek gibi görünen bir sistemde bir takım garantiler almayı başardık. Şimdi çalışma koşulları ve çalışma saatleri ile ilgili aynı yöntemi deneyelim. Somut konulara bakalım. İşçilerle iş yüküyle ilgi konuşalım, böylelikle bir takım gelişmeler elde edilebilir ve işlerin daha da kötüye gitmesi engellenebilir.

Yönetim şirketteki mevcut problemlerin ağırlığını kabul etti mi?

Öyle sanıyorum. Üçüncü intiharın hemen ertesi günü tesisin ve Renault Grubunun yönetimi, Technocentre işçilerinin “durgunluklarını” atlatmaları gerektiğini ve “güven” duyarak, “çalışmaktan tekrar zevk” almaya başlamaları gerektiğini söyledi.Bizim daha önce duyduğumuz her şeyden daha farklı bir mesajdı bu. Başlarda her şeyi reddettikten sonra yönetim her şeyi olduğu gibi kabullendi ve mühendislik bölümü için yeni bir müdür atadı. Mayıs başında sağlık sigortasının ve sosyal güvenlik kurumunun kararını kabul etti. Şüphesiz, Renault grubu bu problemle ilgilenmeye hazırlanıyor. Ama stresin varlığını kabullenmek somut olarak bu konuya çözüm üretmekle aynı şey değil. Biz hala daha çalışan sayılarının artmasını ve çalışma koşullarının daha iyiye gitmesini bekliyoruz. Technocentre’da halen daha düzeltilmesi gereken çok şey var ama en azından insanlar bu konuları konuşmaya başladı, bu da önemli bir adım.

* ITUC 153 ülkede toplam 168 milyon işçiyi ve 304 sendikayı temsil ediyor.